'Yetmez ama evet' ve 'boykot'

Bu anayasa değişikliğinde bana yanlış gelen bir şey yok. İçerdiği her bir madde değiştirilen eski maddeye göre daha olumlu. Anayasa paketinde en çok tartışılan maddeler aslında 2 tane. Anayasa Mahkemesi’nde (AYM) ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda (HSYK) yapılan yapısal değişiklikler. Kimileri bu değişiklikleri sivil diktatörlüğe doğru adımlar olarak görüyor, bazıları ise sivil (AKP) vesayeti olarak değerlendiriyor. Böyle düşünenler referandumda hayır oyu verecekler.
AYM 27 Mayıs Darbesi ile kuruldu. HSYK ise 12 Eylül’de askeri cuntanın başındaki 5 general tarafından kuruldu, sonra anayasaya katıldı. Yani tamamen darbe ürünü.
Her iki kurumun da asıl görevi, TBMM’nin üzerinde bir irade oluşturmak. Son zamanlarda AYM’nin esasa ilişkin yaptığı müdahaleler bunun açık göstergesi. AYM, TBMM’ye “sen yasa yapamazsın, benim onayım gerekir” diyor.
AYM ve HSYK üst yargının denetimi altında. Burada yuvalanmış olan Kemalistler bu iki kurumun yapısını belirliyorlar. Referandum’da oylanacak olan değişiklikler bunu değiştiriyor. AYM ve HSYK’nın yapısı değişecek, Kemalist/darbeci hegemonya kırılacak. Bunda karşı çıkılacak bir nokta yok.
Kimileri, 'ama AKP güç kazanıyor' diyecek ve zaten diyor. Ama bunun cevabı çok açık. Bugün AKP en büyük parti, yarın bir başkası en büyük parti olabilir. Bu kadar telaşlanmayın, AKP ebediyen en büyük parti olmayacak, umutsuzluğa düşmeyin AKP de yenilebilir ve yeneceğiz.
Nükleer santrallları protesto eden aktivistler serbest bırakılsın

Bugün Ankara’da TBMM önünde nükleer yasasayı protesto eden, Türkiye’nin her yerinden gelen 70 nükleer karşıtı gözaltına alındı. Aralarında 12 DSİP üyesinin de bulunduğu 70 nükleer karşıtı aktivist polis tarafından yerlerde sürüklenerek Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.
Nükleer enerji pahalı, tehlikeli ve ölümcüldür.
Nükleer santral nükleer silah içindir.
Akkuyu’da ve Sinop’ta nükleer santral kurmak halka karşı bir girişimdir.
Gözaltına alınan aktivistlerini çağrısını tekrarlıyoruz: Milletvekilleri nükleer yasaya “red” oyu verin, bu suça ortak olmayın.
Gözaltına alınan arkadaşlarımızın derhal serbest bırakılmasını istiyoruz.
Nükleere hayır!
Başka bir enerji mümkün!
DSİP Genel Başkanı Doğan Tarkan
Katil İsrail’i durduralım
Katil İsrail’in Gazze’ye insani yardım taşıyan gemilere saldırısı ve gerçekleştirdiği katliamı protesto ediyoruz.
Türkiye hükümetini, İsrail’le olan her türlü anlaşmayı yırtmaya çağırıyoruz.
İsrail’e derhal yaptırımlar uygulanmalıdır.
İnsani yardım götürürken yaşamlarını yitiren barış aktivistlerini saygıyla anıyor ve ailelerine baş sağlığı diliyoruz.
İsrail tarafından zorla alıkonulan barış aktivistleri derhal İstanbul’a gönderilsin.
Tüm savaş karşıtlarını, Filistin’in dostlarını, Ortadoğu’da ve dünyada kalıcı barış isteyen herkesi sokağa çıkmaya çağırıyoruz.
Katil İsrail, Filistin’den defol!
Gazze halkı yalnız değildir!
İsrail’le işbirliğine son!
Yaşasın küresel intifada!
Doğan Tarkan
DSİP-Devrimci Sosyalist İşçi Partisi Genel Başkanı
Tek ve kitlesel 1 Mayıs için birleşelim!

1 Mayıs tartışmaları yeniden başladı. Şimdi yine hangi alanda nasıl bir 1 Mayıs mitingi yapacağımızı uzun uzun tartışacağız. Yıpratıcı tartışmalara girmek yerine, bugünden 1 Mayıs’ın hangi alanda ve nasıl kutlanacağı açıkça ilan edilmelidir.
Bizim önerimiz, emek örgütlerinin birleşik ve tek 1 Mayıs kutlaması yapmaları yönündedir. Yani tek bir 1 Mayıs gösterisi olmalıdır ve o da İstanbul’da, Taksim alanında yapılmalıdır. Aksi takdirde 1 Mayıs’ta Taksim çağrısı yapıp birçok kentte sona irili ufaklı onlarca 1 Mayıs gösterisi örgütlemek Taksim çağrısını sabote etmektedir.
Faşistler, ırkçılar, ulusalcılar işçinin dostu olamaz!
Özlük hakları korunarak kamu kurumlarında çalışmak isteyen Tekel
işçilerinin haklı direnişini destekliyoruz. Tekel işçilerini destekler
gibi gözüküp bu haklı mücadeleyi istismar edenlere, ırkçılara,
faşistlere, darbecilere karşıyız.
İstanbul'da gerçekleşen Tekel işçileriyle dayanışma eylemine faşistler
pankartla, ırkçı sloganlarla katıldı. 1970'lerde Cevizli Tekel
Fabrikası önünde işçilere kurşun sıkan MHP'liler şimdi işçi dostuymuş
gibi ortaya çıkıyor.
Tüm tarihi sendikacıları öldürmek, grevlere saldırmak, grev
çadırlarına kurşun sıkmak ve işçileri bölmek olan faşistlere emek
mücadelesinde yer yok!
Eşcinsellik lobisi değil insan hakları!

Kadın ve Aileden sorumlu Devlet Bakanı Aliye Kavaf’ın “eşcinsellik biyolojik hastalıktır” şeklinde homofobisini ifade ettiği açıklamalarına, dini referanslarla destek veren “insan hakları örgütleri” haklar perspektifini yerle bir eden tutumlarıyla üzerinde yükseldikleri alanı yok saymaktadırlar.
İnsan hakları, her ırktan, her dilden, her inançtan ve tabii ki her cinsiyetten insan için değişmez temel hakları kapsar. İnsanların cinsel yönelimleri “sapkın”, “insan fıtratına aykırı” gibi sıfatlarla aşağılanamaz. Bir Müslüman kadına örtünme hakkını veren Evrensel Haklar, bir eşcinsele de kendini ifade etme ve istediği hayatı yaşama hakkını tanır.
Kimseyi Sınırdışı Edemezsiniz
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Bakın benim ülkemde, 170 bin Ermeni var; bunların 70 bini benim vatandaşımdır. Ama yüz binini biz ülkemizde şu anda idare ediyoruz. E ne yapacağım ben yarın, gerekirse bu yüz binine hadi siz de memleketinize diyeceğim, bunu yapacağım. Niye? Benim vatandaşım değil bunlar. Ülkemde de tutmak zorunda değilim” diyerek CHP ve MHP’nin ırkçılığından farklı olmadığını kanıtladı.
Söz konusu olan Ermeni sorunuysa, Türkiye Cumhuriyeti devletinin tüm kademeleri için gerisi teferruattır. Hepsinin ağzı bozulur, omuzları kalkar ve ses tonlarındaki tehdit dozajı Ermeni sorununu konuşmaya başladıklarında artmaya başlar.
Tayyip Erdoğan da devlet erkânının önemli bir parçası olarak bu geleneği aynen sürdürüyor.












