You are hereKürtlere karşı nasıl davranılacağını kavrayabilmek... - Doğan Tarkan

Kürtlere karşı nasıl davranılacağını kavrayabilmek... - Doğan Tarkan


DTP kapatıldı. DTP’li milletvekilleri sine-i millet kararlarını açıkladılar ve her zaman olduğu gibi Türkiye solunda hararetli bir dönem başladı. İnsan, önce herkesin DTP’nin kapatılmasına karşı sokaklara döküldüğünü düşünür. Nerdee! Üst üste basın toplantıları, basın açıklamaları ve internet ortamında yazılar... Türklerden sokağa çıkanlar çok ama çok küçük bir azınlık. Dersim katliamına ilişkin miting öncesi, 'DTP Kapatılmasın İnisiyatifi' çağrı yaptı, “DTP halktır, susturulamaz” diyerek 'DTP ile birlikte yürüyelim' dedi ve küçük bir grubun dışında kimse gelmedi. Geliriz diyenler de gelmedi. Yürüyüşe gelen bol bayraklı çeşitli siyasal gruplardan ise DTP’ye ilişkin tek bir ses çıkmadı.

Türk solcuları iki noktayı tartışıyor. Birincisi, DTP’nin meclise geri dönmesi, ikincisi DTP’nin kapatılmasının yarattığı yeni koşulu değerlendirerek yeni bir “Türkiye Partisi” kurmak ve/veya “şiddete kesinlikle karşı olan Kürtleri de kapsayan yeni bir parti kurmak”.

Bu iki tartışma konusu üzerine bir şeyler demeden önce sorunun ismini koyalım: Kürt sorunu.

Neden ortaya çıktı? Çünkü Türk devleti kurulduğu günden beri Kürt ulusunun kimliğini reddetmekte...

Türkiye’de politika Kürtlerin kimliği yok sayılarak yapılmakta.

Kürt sorunu nasıl ortaya çıktı? Yaklaşık 25 yıl önce son isyan başladı. O günden bugüne isyan bütün iddialı laflara rağmen bitirilemedi.

İsyanı başlatan ve hâlâ sürdüren Kürt Hareketi’nin temel talebi nedir? Kürt kimliğinin tanınması. Yani, Kürt ulusunun tanınması.

Bu hedefe ulaşıldı mı? Bazı küçük kazanımlar elde edildi, ama Kürt kimliği hâlâ tanınmadı. Devlet hâlâ Türk devleti ve Kürtler yok. Mutlu olan sadece Türkler, Kürtler değil.

İşte bu sorunun sonucu olarak sonuncusu DTP olan bir dizi parti kapatıldı. Kim ki, Kürt kimliğinin tanınmasını ister, o kapatılır, cezalandırılır.

Devletin tutumu budur.

On yıllardır Türklere, “Ne mutlu Türküm diyene” denerek propaganda yapılmıştır ve koyu milliyetçi, şoven ve zaman zaman ırkçı bir Türk toplum oluşturulmuştur. Türk milliyetçiliği bu ülkede daima iş yapmıştır. Bütün parlamenter partiler Türk milliyetçiliğini, Türk ırkçılığı ile birlikte kullanagelmiştir.

DTP, Kürt kimliğini savunduğu için ve haklı olarak bize oy verenler (21 milletvekilini seçenler, 29 Mart yerel seçimlerinde DTP’nin Kürt bölgelerindeki neredeyse bütün belediyeleri kazanmasını sağlayanlar) !PKK’ye sempati duyanlardır' dediği için kapatıldı. Parlamentoda Kürt kimliğinin, Kürt ulusunun tanınması için mücadele eden bir partinin olması istenmedi.

Anayasa Mahkemesi’nin kararı kimilerinin sandığı gibi hukuki değil, bütünüyle siyasaldır. Hukuki olan tek yanı, 12 Eylül Anayasası’nın bu mahkemeye parti kapatma yetkisini vermiş olmasıdır. Mahkeme, kararını 11-0 almıştır, DTP milletvekilleri de 21-0 TBMM’yi terk etme kararı almıştır.

Partileri kapatılan Kürt milletvekillerinin hâlâ demokrasicilik oynaması anlamsızdır. Yeni bir parti grubu kurmaları anlamsızdır. Şimdi Kürt muhalefeti başka türlü gelişecektir. Bunu bugüne kadar Kürt hareketini desteklemeyen her türlü politika elele yaratmıştır, Anayasa Mahkemesi sonuçlandırmıştır.

DTP milletvekillerinin artık TBMM’de yapabileceği bir şey yoktur.

Bu arada kimileri DTP’nin Kürtlerin tek temsilcisi olmadığını söylüyor. Öyleyse istifaları kabul edin ve ara seçime gidin ve bakalım Kürtler kime oy veriyor, görelim. Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk yeniden seçilebiliyor mu? İstifa edenlerin yerine başkaları milletvekili olabiliyor mu? Madem Kürtlerin temsilcisi DTP değil, korkmayın, ara seçim ilan edin...

Gelelim “şiddete karşı Kürtleri içeren yeni bir Türkiye partisi” anlayışına. Bu anlayış birçok açıdan çok tehlikeli. Öncelikle bağımsızca örgütlenecek Kürt partilerini 'terörist' olarak damgalayacaktır. DTP’nin yerine geçen BDP bu iddia ile şimdiden 'terörist olarak' damgalanmıştır.

Kürtleri 'terörist' ve 'terörist olmayan' diye bölmenin devlet politikası olduğu açık değil mi? DTP’nin kapatılmasının zaten nedeni bu değil mi? Böylece devletten ve DTP’nin kapatılması kararından yana tutum alınmış olmayacak mı?

İkincisi, bütün seçimler ve son olarak 29 Mart ara seçimleri bölgede AKP dahil hiçbir siyasi örgütlenmenin şansı olmadığını göstermedi mi? “Şiddet karşıtı Kürtler” denen ne olduğu belirsiz kesimin Kürtler arasında bir etkisi var mı? 29 Mart, Kürt ulusu içinde DTP çizgisinin gücünü göstermedi mi?

Türk sosyalistlerine düşen görev, Türk emekçilerinin en iyi dostu olan Kürt Hareketini koşulsuz desteklemektir. En temel görev, Türk emekçileri arasında milliyetçiliğe, ırkçılığa, şovenizme karşı mücadele etmektir. DTP kapatıldığında DTP’ye akıl vermek yerine, DTP’nin kapatılmasına karşı, Türk milliyetçiliğine karşı bildiri çıkarmak, sokakta dağıtmak, yürüyüş, miting düzenlemek, afiş asmaktır. Yani mücadele ederek Kürtlerin yanında tutum almaktır. Ne yapacaklarına Kürtler kendileri karar verir. Bu kadar yetkin olduklarını, 25 yıldır yenilmemiş olmalarından, Kürt Açılımı’nı Türkiye’nin gündemine sokabilmiş olmalarından ve son olarak DTP’nin aldığı oy desteğinden görmek mümkün. Türk solcularının başarısına gelince... Galiba söyleyecek söz yok. Yani Kürtlere akıl vermektense, onlara bakıp öğrenmek daha doğru olur.

Bir arkadaşım anlattı. DTP’nin kapatılması Anayasa Mahkemesi’nde görüşülmeye başlandığında DTP İstanbul İl Örgütü’ne gitmiş. Ne yapabilirim diye, kızgın, üzüntülü ve çaresiz. Binadan ayrılırken DTP’li arkadaşlar ona “Sizin için ne yapabiliriz?” diye sormuşlar. Siz, Türk sosyalistleri, Kürt sosyalistlerinden, Kürt Hareketi’nden ne yapmanız gerektiği konusunda hiç öğüt aldınız mı?

Biraz düşünün ve lütfen Kürtlere karşı tutumunuzda biraz daha dikkatli olun. Kürtler sizi eleştirmez; ama bu, yerden yere vurulmanız gerekmediği için değil, sosyal şoven olmadığınız için değil, Kürtlerin Türk sosyalistlerinin 'gerçek desteğine', gerçekten ihtiyaçları olduğu içindir. Ufak da olsa bir umutları var çünkü...

Dostlarımız