• Anasayfa
  • HABERLER
    • Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Bizler bugün en önemli işimizin, “HDP barajı geçer mi geçmez mi” diye zar atmak değil, HDP’nin barajı geçmesi için atılması gereken adımlara yoğunlaşmak olduğunu düşünüyoruz.

      Şimdi barajı aşma, başka bir Türkiye’nin kuruluşu için mücadele etme zamanıdır.

      Bilgi için: DSİP Seçim Kampanyası

  • DESTEKLEDİĞİMİZ YAYINLAR
  • DESTEKLEDİĞİMİZ KAMPANYALAR
  • KÜTÜPHANE
  • LİNKLER
  • VİDEOLAR

Sal07252017

Son güncellemeCts, 08 Tem 2017

Back DESTEKLEDİĞİMİZ YAYINLAR MARKSİST.ORG Kürdistan'ın bir köyü, Ziyaret köyü

MARKSİST.ORG

Kürdistan'ın bir köyü, Ziyaret köyü

HDP heyeti, Kobanê ile dayanışma çadırlarına dün TSK tarafından şiddetli bir saldırıda bulunulan Ziyaret köyü yakınındaki noktada incelemelerde bulundu.

Heyette yer alan DSİP Eş Başkanı Şenol Karakaş, izlenimlerini Marksist.org'a aktardı:

"2013 yılında Paris'te katledilen PKK'li 3 kadın devrimcinin cenazesi için Diyarbakır'a gitmiştim. Dün, bu kez bir katliamdan kıl payı kurtulan arkadaşlarımızı ziyaret etmek için oluşturduğumuz HDP heyetiyle önce Urfa'ya, ardından Suruç ve Birecik'e gittim.

Medyanın gözü kulağı kapalı Birecik'te sınırda olanlara.

Bizim, olayların yaşandığı Ziyaret köyüne gidişimizden saatler önce, 22 Temmuz sabahı, polis ve jandarma, barış çadırı kuran insanlara benzersiz bir vahşilikle saldırmış. Konuştuğumuz herkes bu vahşiliği, bu hırsı merak ediyordu.

10 araçlık bir konvoy oluşturduk. Bölgeye kimseyi almıyorlardı. Heyette HDP Eş Başkanı Figen Yüksekdağ, milletvekilleri Ayla Akat Ata ve Sebahat Tuncel, İstanbul'dan seçim çalışması için Kürdistan'a gelen arkadaşlarımız ve Birecik ve Suruç DBP ve HDP yöneticileri, üyeleri vardı.

Kısa bir yolculuktan sonra, jandarma önümüzü kesti. 'Daha fazla ilerleyemezsiniz, burada olay yeri inceleme var' dedi komutanları olduğunu tahmin ettiğimiz mavi bereli bir asker. Gideriz, gitmeyiz tartışması uzun sürdü. Hem milletvekilleri hem de Figen yoldaş, olayın yaşandığı alana insanları sokmamanın çok keyfi bir tutum olduğunu söylediler ve bir savcılık kararının yazılı bir şekilde tebliğ edilip edilmediğini sordular. 'Jandarma biz sosyalistiz'deki jandarmaya pek de benzemeyen asker, olay yeri incelemenin devam ettiğini ve sadece milletvekillerinin olay yerine girebileceğini söyledi. Israrlarla olayın yaşandığı yere kadar gidebildik. Bütün bölgede ilk dikkat çeken, yerdeki gaz bombası kapsüllerinin sayısı ve bölgenin askeri işgal altında bulunmasıydı. Çok fazla asker ve çok fazla askeri araç vardı. Etrafı dolaştıkça, sabaha karşı yaşanan vahşi saldırının boyutları daha da anlaşılır oldu. Beş araç uçurumlardan aşağı atılmış ya da parçalanmıştı. Su tankları; çadırlarda nöbet tutan insanların su ihtiyacını karşılamak için köylülerin getirdiği su tankları uçurumdan atılmıştı. Tepede -ki bir yanı müthiş nehire, bir tarafı Suriye'den göç eden sığınmacılar için yapılan prefabrik yapılara, bir yanı ise hemen Suriye sınırına bakıyordu- berbat bir gaz bombası kokusu vardı. O kadar çok gaz atılmıştı ki, insanların üzerinde etkisi hâlâ devam ediyordu. Çadırdan, daha doğrusu çadırdan arda kalan yığından hâlâ duman tütüyordu. Devlet o kadar hırslanmış ki, hızını alamayıp çadırı ateşe vermiş. Tam o anda aklıma Gezi'de yakılan çadırlar ve hemen ardından da her eylemde 'Hımmm, bu eylemde Kürtler neden yok acaba?' diye soran gazeteciler ve ulusalcılar geldi. Türkiye sınırları içinde bir yerde devlet yine çadır yaktı baylar bayanlar, siz neredesiniz, bırakalım #direnbirecik diye eylem yapıp yapmamanızı, bir satır yazmadınız, sahi neredesiniz?

Çok önemli değil bunlar. Önemli olan çözüm sürecinin, batıda yaşayan bizler farkında bile olmadan, çok önemli bir sabotajı atlatmış olması. Çünkü o kadar gaz bombası kapsülünün bir kişiyi bile öldürmemiş olması mucize. Bir kişi bile ölse, barışçıl, sivil, çadır eylemi yapan Kürtlerden birisi bile, sürecin sabote edilmesi için gerekli şartların oluşacağı çok açık.

Çadırlara saldırı emrini her kim verdiyse, çözüm sürecinin en tehlikeli düşmanı odur.

Hükümet yetkilileri, bir çözüm sürecinin böyle yol alamayacağını görmüyorlar mı? IŞİD adı verilen örgütün geçiş yollarından birisinde çadır nöberi tutulmuş olması, hükümeti rahatsız ediyor belli ki. Günlerdir süren çadırlara hemen her yede bu kadar hırsla saldırılması, hükümetten bağımsız düşünülemez.

Ziyaret köyü, İstanbul'dan çok uzakta. Sadece kilomete olarak değil, İstanbullularının ilgi alanı açısından da çok uzakta. Ama köy direniyor, Kürtler direniyor; onlarca yaralı olmasına rağmen, tek bir arkadaşımızın yüzünden yılgınlık akmıyordu. Direnişin temel hedefi, IŞİD'in Rojava'ya saldırmasını engellemek. Ama Ziyaret köyü o kadar uzakta ki, batının düşünce ve duygu alanından, orada ne olduğundan kimsenin haberi yok. Hatırlatmakta fayda var. Bölünmesinden öcüden korkar gibi korkulan yerlerin başında geliyor. Bu açıdan bile ilgi çekmiyor. IŞİD söz konusu olmasına rağmen ilgi çekmiyor, çadır yakılmış olmasına rağmen ilgi çekmiyor, kahrolsun bağzı şeylerin birçoğu kahretmesine rağmen ilgi çekmiyor.

Kürtler, IŞİD'e karşı, kendi haklarını ve halklarını savunuyor. Devlet ise belli ki çözüm sürecindeki muhatabının değil, IŞİD'in taleplerini önemsiyor.

Besbelli ki, Kürdistan'da göremediğimiz, duyamadığımız böyle onlarca olay yaşanıyor. Bu, çözüm sürecinin Kürdistan'da her gün sırat köprüsünden geçtiği anlamına geliyor.

Hükümet karar vermeli, çözüm sürecinin bir ucunda ve ayakta duran bir halkın sinir uçlarıyla oynamaya devam edip etmeyeceğini karara bağlamalı.

Eğer çözüm sürecini devam ettirecekse, ilk iş, sınırda sabaha karşı yapılan vahşi saldırının emrini verenleri, hemen görevden almalı."

TEMEL FİKİRLERİMİZ

ONLAR YÜZDE 1
BİZ YÜZDE 99'UZ

KÜTÜPHANE

DSİP Broşürü
BROŞÜRLER - KİTAPLAR

İLETİŞİM ADRESLERİ

DSİP ÖRGÜTLERİ -
ANTİKAPİTALİST ÖĞRENCİLER

FOTO GALERİ

KOŞ, ARKANDA ESKİ DÜNYA VAR

BİZİ TAKİP EDİN

DSİP'i Facebook'ta takip edin Facebook
DSİP'i Twitter'da takip edin Twitter
DSİP'i Youtube'da takip edin YouTube
feedburner Feedburner
DSİP'i RSS'den takip edin RSS