• Anasayfa
  • HABERLER
    • Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Bizler bugün en önemli işimizin, “HDP barajı geçer mi geçmez mi” diye zar atmak değil, HDP’nin barajı geçmesi için atılması gereken adımlara yoğunlaşmak olduğunu düşünüyoruz.

      Şimdi barajı aşma, başka bir Türkiye’nin kuruluşu için mücadele etme zamanıdır.

      Bilgi için: DSİP Seçim Kampanyası

  • DESTEKLEDİĞİMİZ YAYINLAR
  • DESTEKLEDİĞİMİZ KAMPANYALAR
  • KÜTÜPHANE
  • LİNKLER
  • VİDEOLAR

Pz05282017

Son güncellemePzt, 22 May 2017

Back KÜTÜPHANE BROŞÜRLER Martin Empson: Marksizm ve Ekoloji - Kapitalizm, Sosyalizm ve Gezegenin Geleceği

KÜTÜPHANE

Martin Empson: Marksizm ve Ekoloji - Kapitalizm, Sosyalizm ve Gezegenin Geleceği

Marksizm ve Ekoloji

Kapitalizm, Sosyalizm ve Gezegenin Geleceği

Martin Empson

Çeviri: Doğan Tarkan

 

Giriş

İnsan ırkı daha önce hiç yaşamadığımız bir çevre kriziyle karşı karşıya bulunuyor. Bu krizin merkezindeyse iklim değişimi yer alıyor. Dünyanın atmosferindeki karbondioksit gibi gazların ısıyı hapsetmesi "sera etkisi" olarak biliniyor ve bu etki olmadan dünyada yaşam imkânsız olurdu. Ancak kömür, petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıtları yakmanın sonucu olarak atmosfere giderek daha fazla sera gazı salıyoruz. Atmosferin yapısı değiştikçe, çok daha fazla miktarda ısı atmosferde hapsoluyor ve gezegen ısınıyor. Bu süreç dünyamızı şimdiden önemli ölçüde değiştirdi. İklim gazetecisi Fred Pearce "Eğer iklim değişiminin ilk aşamasının nasıl geliştiğini bilmek istiyorsanız, 1998 yılına bakmak yeterli olacaktır." diye yazmıştı. 1998 20. yüzyılın en sıcak yılıydı. Bunun sonucunda da "olağanüstü sert hava koşullarının" yılıydı. Tüm yeryüzünde milyonlarca insan zarar gördü.

Yeni Gine'nin bir yüzyıldır gördüğü en kötü kuraklıkta binlerce insan açlıktan ölme noktasına geldi. Orman yangınları Brezilya, Endonezya, Peru ve Tanzanya, Florida ve Sardinya'da yüzbinlerce dönümlük bir alanı yok etti. Tibet'te son 50 yılın en kötü kar yağışı yüzlerce kişinin ölümüne yol açtı. Peru'daki seller yüzünden bir milyon kişi evsiz kaldı. Quebec ve New England'da yaşanan buz fırtınaları 30 kişinin ölüme sebep olurken binlerce kişinin haftalarca elektriksiz kalmasına neden oldu. Kahve ve pamuk rekolteleri düştü. Pasifikte yakalanan balık sayısı düştü ve ısınan suyun etkisiyle mercan resiflerinde ölümler görüldü.1

Bu sadece başlangıç. Dünya ısındıkça çevresel ve insani felaketin etkileri de artacak. 1,5 derecelik bir sıcaklık artışı su stresi çekenlerin sayısını 400 milyon, açlık çekenlerin sayısını ise 5 milyon kişi arttıracak. (Su stresi: Araştırmacıların suya erişimin zorluğunu ifade etmek için kullandıkları kavram. Bir yılda kişi başına 1700 metreküp sudan daha az bir miktarda suya ulaşılabilen bölgeler su stresi çektiği kabul edilir) Hint Okyanusu'ndaki mercan resiflerinin soyu tükenecek. Dünyanın flora ve faunasının %18'i ölecek.2 Maalesef, bu olayların gerçekleşmesi çoktan yapılan emisyonun sonuçları oldukları için engellenemez. Dünya Sağlık Örgütü her yıl 150.000 kişinin iklim değişimi nedeniyle öleceğini söylüyor.

Sıcaklık artmaya devam ederken, durum kötüleşecek. Gezegenin atmosferinde daha fazla enerji tutuldukça, hava gittikçe daha tahmin edilemez bir hale gelecek. Yapılan çalışmalar kasırgaların sayısının ve şiddetinin artacağını öngörüyor. Deniz seviyeleri çarpıcı biçimde yükselmeye başlayacak, bu da milyonlarca insanı evlerini terk etmeye zorlayacak. Buzdağlarının sağladığı içme suyuna bağımlı milyonlarca insan kendilerini susuz kalmış halde bulacaklar. Ülkeler arasında su kaynaklarının kontrolünü korumak için yapılacak savaşlar yayılacak. Sıtma gibi hastalıklar daha önce hiç görülmedikleri bölgelerde ortaya çıkacak.

Ancak iklim değişimi tedrici değişimlerin durumu kötüleştirdiği, düzenli ve kademeli bir süreç değil. Daha sıcak bir dünyanın doğal süreçlerinin serbest kalması sera etkisini kötüleştirecek. Örneğin Sibirya'daki permafrost son buz çağından bu yana milyonlarca ton sera gazını tutuyor. Ancak permafrost erimeye başladığından bu gazların serbest kalmaya başladığını görüyoruz. (Permafrost: İki veya daha fazla yıl suyun donma derecesinde veya daha altındaki bir sıcaklıkta kalan, sürekli donmuş toprak) Dünyanın kutup buzundan şapkaları dev aynalar olarak işlev görüyor ve güneşin enerjisinin bir kısmını geriye yansıtıyor. Buz eridikçe daha çok enerji atmosferimizce tutuluyor, bu da dünyanın daha çok ısınmasına neden oluyor ve daha çok buz eriyor. Bilim insanları bu süreçlere "geri besleme mekanizmaları" adını veriyor.

Eğer küresel ısınmanın hızlanmasının kontrolden çıkıp, tam da hem insanlığın, hem de gezegendeki diğer canlı organizmaların varoluşunu tehdit edeceği noktaya, iklimsel bir "dönüşü olmayan nokta"ya gelinmesini engelleyeceksek, daha fazla emisyonu sınırlandırma görevi kritik bir önemde.

Ama iklim değişikliği karşı karşıya geldiğimiz çok daha geniş bir çevresel krizin sadece en keskin ifadesi. İnsan toplumu tarafından dokunulmamış kalan neredeyse hiçbir ekolojik alan yok. Denizlerin derinliklerindeki kirlilikten, en yüksek dağların zirvelerindeki karların erimesine, dünyadaki hayal edilebilecek her ekosistemin ya temeli çürütülüyor ya da yok ediliyor.

Atmosferdeki karbondioksiti emme konusundaki can alıcı önemine rağmen Amazon ormanlarının bir milyon hektardan fazla bölümü her yıl "kesilip yakılıyor". (Slash and burn: Ormanlık bir arazide ağaçları kesilmesinden sonra köklerin yakılarak ekilebilir hale getirilmesi işlemi) Toplumumuzun ürettiği çöp doğal dünyanın öyle bir düzeyde tıkanmasına neden oluyor ki bugün Pasifik okyanusu deniz yaşamı için çok önemli olan hayvansal planktondan altı kat fazla plastik çöp içeriyor.

Çevre krizinin çoğalan işaretleri, insanların kendi çevrelerindeki dünya ile olan ilişkilerine olan ilginin yenilenmesine neden oldu. Bazıları için bu kendi bireysel hayatlarımızın yarattığı etkiyle ilgili. Dünya ile daha uyumlu bir şekilde yaşamaya, geri dönüşüm yapmaya, yeniden kullanmaya, gezegene zarar vermemek için hareketlerimizi sınırlandırmaya teşvik ediliyoruz. Ancak bizim bireyler olarak yarattığımız etki, çok uluslu firmaların ve hükümet politikalarının yarattığı zararla kıyaslandığında solda sıfır kalıyor. Bir bütün olarak toplumuzun, kendisinin bağımlı olduğu doğal dünyayla arasındaki ilişkiyi incelememiz gerekiyor.

Yine de krizin nasıl çözüleceğine dair büyük siyasi partilere, sendikalara, STÖ'lere ve hükümetlere egemen olan görüş bunun var olan toplumsal yapı içinde, reformlarla yapılması yönünde. Bu nedenle az çok aynı şeyi savunuyorlar; tam da şu an yaptığımız gibi davranmamıza izin verecek teknik ve ekonomik mekanizmalar bulmak, belki küçük düzeltmeler yaparak, ama gerçekte pek az şeyi değiştirerek. Sorunun tam da toplumumuzun doğası nedeniyle ortaya çıktığı değil, işlerin nasıl yürütüldüğünün belirli yönlerinden kaynaklandığı düşünülüyor.

Bu bakış açısı en net olarak İklim değişikliğinin iktisadı üzerine Stern Raporu'unda gösterildi. 2006'da basılan rapor İngiltere hükümetinin görevlendirilmesiyle hazırlandı ve bu tür çalışmalar içindeki en geniş kapsamlı ve ayrıntılı çalışmalardan biri olma özelliğini koruyor. Lord Stern için, "İklim değişikliği iktisat için benzersiz bir meydan okuma niteliği taşıyor: bu gördüğümüz en büyük ve yaygın piyasa aksaklığı."3

Stern Dünya Bankası'nda baş ekonomist ve genel başkan yardımcılığı görevlerinde bulundu ve çevre hareketinin içindeki bazılarının umduğunun aksine bu açıklama onun serbest pazar yanlısı düşüncelerinden vazgeçtiği anlamına gelmiyordu. Bundan ziyade onun pazar mekanizmalarına iklim değişikliğiyle uğraşacak yeteri kadar alan verilmediği düşüncesini yansıtıyordu. Stern'in çözümlerinin merkezinde emisyonları düşürmekte hiçbir işe yaramadığı ortaya çıkan, ancak onunla uğraşan şirketlerin muazzam karlar yapmasını sağlayan "karbon ticareti" olarak bilinen serbest pazar mekanizmaları bulunuyor.4

Sosyalistler bugün tanık olduğumuz çevresel yıkımın, içinde yaşadığımız özel bir politik ve ekonomik sistemin sonucu olduğunu savunur: Kapitalizm. Kapitalizmin en büyük muhalifi Karl Marx ve onun hayat boyu ortağı Frederick Engels kapitalizmin açıkça sürdürülemez olduğunu öne sürdüler. Bütün hayatlarını toplumun devrimci dönüşümüne, doğal dünyanın bir yandan etkilenir ve değerlendirilirken aynı zamanda korunacağı ve el üstünde tutulacağı, karı değil ihtiyaçları temel alan yeni bir dünyanın yaratılmasına adadılar.

Marx ve Engels için insan toplumu doğal dünyadan ayrı düşünülemezdi; kapitalizm insanoğlunu sömürüyor ve harap ediyordu, ama aynı zamanda çevreyi de yakıp yıkıyordu. Bu düşünce onların kitapları ve makaleleri boyunca izlenebiliyor. Bir buçuk yüzyıl önce yazmış olan Marx ve Engels bugün yüzleştiğimiz çevresel krizin devasa büyüklüğünü tahmin edemezlerdi ama onların fikirleri, kapitalizmin şimdi neden insan toplumun varlığının ta kendisini tehdit ettiğini anlamak için çok önemli bir çerçeve sunuyor.

Ne yazık ki insanoğlunun doğal dünyayla ilişkisini anlamaya yönelik Marksist katkı gezegeni kurtarmak isteyenlerin pek çoğu tarafından büyük ölçüde unutulmuş ya da üzerinde düşünülmemiştir. Bu durum kısmen Marx ve Engels'in adına yönettiğini iddia edenlerin, özellikle Sovyetler Birliği'nde işlediği –ve çevre suçlarını da kapsayan- suçlardan kaynaklanıyor. Ancak bu tutuma aynı zamanda çoğu iklim aktivistinin, devrimci bir değişime inanmaktansa gezegeni var olan sistemin sınırları içerisinde kurtarabilme umudu neden oluyor.

Bu broşürde Marx ve Engels'in fikirlerinin, tarihimizin farklı aşamalarında insan toplumunun çevreyle ilişkisini nasıl açıkladığını, kapitalizmin çevreye neden bu kadar zarar verdiğini inceleyeceğim. Kendimizi pek yakındaki ekolojik yıkımdan korumak için bize nasıl bir toplum gerektiği tartışmasının merkezine neden Marksist fikirleri koymak gerektiğini tartışacağım.

TEMEL FİKİRLERİMİZ

ONLAR YÜZDE 1
BİZ YÜZDE 99'UZ

KÜTÜPHANE

DSİP Broşürü
BROŞÜRLER - KİTAPLAR

İLETİŞİM ADRESLERİ

DSİP ÖRGÜTLERİ -
ANTİKAPİTALİST ÖĞRENCİLER

FOTO GALERİ

KOŞ, ARKANDA ESKİ DÜNYA VAR

BİZİ TAKİP EDİN

DSİP'i Facebook'ta takip edin Facebook
DSİP'i Twitter'da takip edin Twitter
DSİP'i Youtube'da takip edin YouTube
feedburner Feedburner
DSİP'i RSS'den takip edin RSS