• Anasayfa
  • HABERLER
    • Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Bizler bugün en önemli işimizin, “HDP barajı geçer mi geçmez mi” diye zar atmak değil, HDP’nin barajı geçmesi için atılması gereken adımlara yoğunlaşmak olduğunu düşünüyoruz.

      Şimdi barajı aşma, başka bir Türkiye’nin kuruluşu için mücadele etme zamanıdır.

      Bilgi için: DSİP Seçim Kampanyası

  • DESTEKLEDİĞİMİZ YAYINLAR
  • DESTEKLEDİĞİMİZ KAMPANYALAR
  • KÜTÜPHANE
  • LİNKLER
  • VİDEOLAR

Prş07202017

Son güncellemeCts, 08 Tem 2017

Back KÜTÜPHANE BROŞÜRLER Martin Empson: Marksizm ve Ekoloji - Kapitalizm, Sosyalizm ve Gezegenin Geleceği

KÜTÜPHANE

Martin Empson: Marksizm ve Ekoloji - Kapitalizm, Sosyalizm ve Gezegenin Geleceği - İnsanlar ve Doğal Dünya

İnsanlar ve Doğal Dünya

Marx basit ancak geniş kapsamlı etkisi çoğunlukla görmezden gelinen bir noktayı vurgulayarak başlar. Hiçbir insan toplumu etrafındaki doğal dünya ile ilişkilenmeden var olamaz: "İnsanoğlu siyaset, bilim, sanat ve dinle meşgul olmadan önce, ilkin yemeli, içmeli, barınmalı ve giyinmelidir."5

Bu ilkel ihtiyaçları karşılamak için doğayı etkilemek amacıyla aletlere biçim verilmesi insanoğlunun kendisi kadar eskidir. Arkeolog Francis Pryor'a göre daha sonra Britanya Adaları olarak anılacak adalarda yaşayan ilk insanlar 650.000 yıl önce çakmaktaşından aletler ve el baltaları yapıyordu. Bu aletler Afrika'daki arkeolojik kazılarda bulunan ve bir milyon yıl öncesine tarihlenen aletlerle benzerlik gösteriyor. Bu aletlerden çok sayıda üreterek yemek için hayvan avlamakta, barınmak ve yakmak için odun kesmekte, hayvanların derilerini yüzerek kürk elde etmekte kullandılar.6

Engels'in ifade ettiği şekliyle, "hiçbir şekilde, başka bir topluluğa egemen olan bir fatih, doğa dışında bulunan bir kişi gibi, doğaya egemen değiliz; tersine, etimiz, kanımız ve beynimizle ondan bir parçayız, onun tam ortasındayız."7

Toplumun üretimi nasıl organize ettiği iki ayrı faktöre bağlıdır. Alex Callinicos Marx'ın tezinin yararlı bir özetini sunuyor:

Üretimin maddi ve toplumsal olmak üzere iki yönü vardır. Birincisi erkek ve kadınların doğa üzerinde etki ederek ve onu dönüştürerek ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştıkları etkinliktir. Bu, üretimin organizasyonu, uygun aletlere sahip olmak, vb. demektir. İkincisi, üretim, insanların ihtiyaç duyduğu şeyleri üretmek için işbirliği yaptığı toplumsal bir süreçtir. En kritik aşamaları üretim sürecinin kontrolü ve ürünlerin dağıtımı olan bu süreç, içinde yer alan insanlar arasındaki toplumsal ilişkileri kapsar. Marx, birincisine, maddi yöne, üretim güçleri ve ikincisine, toplumsal yöne, üretim ilişkileri adını verir.8

İnsan toplumunun çoğu hayatta kalmak için ihtiyaç duyduğundan biraz fazlasını ürettiği küçük topluluklar olarak yaşadı. Marx'ın onları adlandırdığı şekliyle bu "ilkel komünist" toplumlarda üretim araçları ortaklaşa muhafaza ediliyordu.

Ancak toplum ihtiyaçtan fazlasını üretme becerisini kazandığında, bazı insanların durup dinlenmeden çalışmak zorunda olmadan da yaşaması mümkün hale geldiğinde, bir azınlık üretim araçları üzerindeki kontrolde hak iddia edebildi. Toplum, yaşam için gerekli olan temel ihtiyaçları doğrudan doğruya üretenler ve onları sömüren egemen sınıf olarak sınıflara ayrıldı.

Yönetenler toplumdaki pozisyonlarını üretimin belli bir tarzda organize edilmesine borçluydular ve bu yüzden mevcut durumun sürdürülmesinden çıkarları vardı. Üretim ilişkilerini değiştirebilecek ve kendilerinin altını oyabilecek değişimlere direndiler. Tarih toplumlarının örgütlenme şeklini değiştirmeyi istemeyen ya da bundan aciz olan ve sonuçta sosyal yıkıma uğrayan pek çok toplumun örnekleriyle doludur.

Yani Marksistler için insan toplumu doğal dünyaya ayrılamaz bir şekilde bağlıdır, ancak insanlar da bu dünyayı etkilerler. İnsanların çevrelerine olan etkilerinin ölçüsü üretimin hangi yöntemle organize edildiğine bağlı olduğundan, doğal dünyada gerçekleşen değişimin büyüklüğü tarih boyunca değişim farklılaştı.

İnsanlar antik araçlarla bile olsa, çevrelerini sürekli olarak değiştirebilirdi ve değiştirdiler. Örneğin arkeologların Clovis Avcıları olarak adlandırdığı insanlar 12.000 yıl önce, çevresel değişimin yaşandığı bir zamanda Kuzey Amerika'daki mamutların soyunun tükenmesine katkıda bulunmuş olabilir.9

Yine de bu, daha sonraki insan toplulukları tarafından yaratılan değişimlerle kıyaslandığında önemsiz kalıyor. Çakmaktaşından baltalarla ve ağaçtan mızraklarla silahlanmış ilk insanlar doğal dünyasında meydana gelen değişimler yüzünden çoktan zayıflamış bir türün yok olmasına katkıda bulunabilirdi ancak ince bir dengede bile olsa geniş çaplı bir ekosistemde kökten bir değişim yaratamazlardı.

Sonraki toplumların bunu yapabilecek gücü vardı çünkü sosyal örgütlenme şekilleri onların hem kaynaklarını daha büyük ölçekli projelerde değerlendirmelerini hem de daha etkili araçlar yapmaları sağladı. Pek çok toplum ormanların hammadde ya da tarım için kesilmesiyle uğraştı. İlk toplumlarda sadece bir süre sonra doğal olarak eski haline dönecek olan küçük alanların temizlenmesine ihtiyaç duyuldu.

Daha üretken uygarlıklar değişimleri sürekli hale getirebildiler. Antik Yunanlar ormanlık alanlarını tarım alanı açmak için kesip temizledikleri için toprağın erozyona uğramasına neden oldular, bu yüzden limanları alüvyonla doldu. Ortaçağlar sırasında nüfusun artması nedeniyle Avrupa'nın çoğu ormansızlaştırıldı. Bu süreç Avrupalı güçlerin kolonici hırslarını ilerletmek için geniş ahşap donanmalar inşa etmeye başladıkları 15. yüzyılda hızla ivme kazandı. 18. yüzyıla gelindiğinde Avrupa'daki kereste o kadar sınırlıydı ki, köle ticareti yapmak için gereken gemilerin yapılması için Birleşik Devletler'deki ormanların temizlenmesi gerekmişti.10

Ancak kapitalizmin ortaya çıkışı yeni ve potansiyel olarak çok daha tehlikeli bir durum yarattı. Bazı erken uygarlıklarda insanların çevrelerinde yarattığı etki, kimi durumlarda değişen iklim ya da doğal çevreyle etkileşerek bu toplumların yok olmasına yol açtı. Jared Diamond Collapse adlı kitabında Güney Amerika'daki Mayalardan, Paskalya Adası'nda yaşayanlara ve Grönland'daki Vikinglere, çeşitli toplumların çevrelerindeki doğal dünyanın değişmesi ve buna uyum sağlamayı başaramamaları üzerine nasıl ortadan kalktıklarını gösteriyor. Ama bu vakalarda sadece yerleşik toplumlar, geride arkeologlara araştıracakları kalıntılar dışında bir şey bırakmadan yok oldular.

Kapitalizm altında, doğal dünyada bizim medeniyetimiz tarafından yaratılan değişimlerin bütün ekolojik sistemleri tehdit ettiği bir noktaya ulaştık. Bugün, iklim değişikliği nedeniyle insan uygarlığın varlığının devamından şüphe ediliyor.

TEMEL FİKİRLERİMİZ

ONLAR YÜZDE 1
BİZ YÜZDE 99'UZ

KÜTÜPHANE

DSİP Broşürü
BROŞÜRLER - KİTAPLAR

İLETİŞİM ADRESLERİ

DSİP ÖRGÜTLERİ -
ANTİKAPİTALİST ÖĞRENCİLER

FOTO GALERİ

KOŞ, ARKANDA ESKİ DÜNYA VAR

BİZİ TAKİP EDİN

DSİP'i Facebook'ta takip edin Facebook
DSİP'i Twitter'da takip edin Twitter
DSİP'i Youtube'da takip edin YouTube
feedburner Feedburner
DSİP'i RSS'den takip edin RSS