• Anasayfa
  • HABERLER
    • Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Bizler bugün en önemli işimizin, “HDP barajı geçer mi geçmez mi” diye zar atmak değil, HDP’nin barajı geçmesi için atılması gereken adımlara yoğunlaşmak olduğunu düşünüyoruz.

      Şimdi barajı aşma, başka bir Türkiye’nin kuruluşu için mücadele etme zamanıdır.

      Bilgi için: DSİP Seçim Kampanyası

  • DESTEKLEDİĞİMİZ YAYINLAR
  • DESTEKLEDİĞİMİZ KAMPANYALAR
  • KÜTÜPHANE
  • LİNKLER
  • VİDEOLAR

Cts07222017

Son güncellemeCts, 08 Tem 2017

Back KÜTÜPHANE BROŞÜRLER Martin Empson: Marksizm ve Ekoloji - Kapitalizm, Sosyalizm ve Gezegenin Geleceği

KÜTÜPHANE

Martin Empson: Marksizm ve Ekoloji - Kapitalizm, Sosyalizm ve Gezegenin Geleceği - Kapitalizm

Kapitalizm

Kapitalizm ilk olarak Avrupa'nın batı kıyısında ortaya çıktı ve hızla tüm dünyaya yayıldı. Toplumun örgütlenmesinin bu yeni yöntemi daha önceki sosyal organizasyon yöntemlerinden radikal bir kopuşu gerektiriyordu. Kapitalizmden önce Avrupa'daki topluma egemen olan biçim feodalizmdi. Zengin derebeyleri köylü nüfusunun ezici bir çoğunluğunu sömürüyordu. Köylülerin çoğu kendi derebeylerinin toprağına bağımlıydı. Toprağın kontrolü Ortaçağ boyunca yaşanan sayısız savaşın arkasındaki itici güçtü. Derebeyleri kendi topraklarını savunmak için ya da diğerlerinin topraklarını ele geçirmek için savaştılar.

Feodalizmin merkezindeki sömürü kesinlikle acımasızdı; köylülerin hayatı pastoral bir kır yaşamından çok uzaktı. Hayat kısaydı ve insanlar doğdukları bölgeyi nadiren terk ediyorlardı. Hayata yıpratıcı bir çalışma hâkimdi ve bu çalışmanın, köylünün emeğinin ürününe derebeyi tarafından el konuluyordu. Ancak derebeyinin gerçekleştirdiği bu sömürü büyük oranda kendi tüketimi içindi.

Serflerin uğradığı sömürünün sınırı derebeyinin ve maiyetinin ihtiyaçlarıydı. Bu çoğu zaman ölçüsüz ve dikkat çekici bir tüketim olsa da, feodal toplumun merkezindeki sömürü derebeyinin yiyebildikleri ile etkili bir şekilde sınırlanıyordu.

Kapitalizm altında, bu durum kökten bir değişime uğradı. İnsanların büyük bir çoğunluğu toprağa bağımlı yaşamıyorlardı ve Ortaçağ'daki serflerden farklı olarak kapitalizmin altında işçiler, işlerine ve topraklarına bağlı değillerdi. Çalışmalarının meyvesinin bir kısmını patronlarına vermek yerine, kapitalizmde işçiye belirli bir işi yapmasının karşılığında ücret ödenir. İşçiler yaşamak için gerekli olanları edinebilmek için çalışma yeteneklerini -emek güçlerini- satmalıdırlar.

İşçilerin sömürülmesinin arkasındaki ana neden, egemen sınıfın ya da tek tek patronların tüketimi değil, (ancak yine de, bunu da gözden kaçırmamak gerekir) daha çok kar uğruna, bitmek bilmeyen kar etme arayışıdır. Karl Marx'ın sözleriyle, "Biriktirin, biriktirin! Musa da böyle der, peygamberler de!".11

Üretim birbirleriyle rekabet eden ayrı şirketler yoluyla organize edilir. Her şirket rakiplerinden önde olmak amacıyla hareket eder ve rakiplerinin onu geçmesi korkusuyla yaşar. Hiçbir kapitalist hareketsiz durmanın maliyetini karşılayamaz. Onlar, -zaten karın asıl kaynağı olan- çalışanlarının sömürüsünü arttırmak için sürekli yeni yollar bulmalıdırlar. Her makul toplumda, yeni makinelerin ortaya çıkışı yaşam koşullarının iyileşmesine ya da haftada çalışılan günlerin sayısının azalmasına yol açardı, ancak kapitalizmde bu gibi gelişmeler sadece sömürüyü maksimize etmek ve rekabette geriye düşmemek için kullanılıyor.

İnsanların ihtiyaçlarını karşılamak için değil, sadece bunu yapmış olmak adına zenginlik biriktirme ihtiyacına sahip olması kapitalizmin doğal dünya ile olan ilişkisini önceki toplumlardan farklı bir şekilde kurduğunu gösteriyor. Bu, Marx ve Engels kapitalizmin doğal dünyayı nasıl sömürdüğü konusunda yazarlarken açıkça belirledikleri bir durumdu:

İlk kez, doğa insanlık için sadece bir nesne haline gelir, sadece bir kullanım meselesi olur; artık kendisi için bir güç olarak tanınmaz ve özerk yasalarının teorik olarak keşfedilmesi sadece doğanın insan ihtiyaçlarına tabi kılınması için bir hileye dönüşür, ya bir tüketim nesnesi ya da bir üretim aracı olarak.12

Kapitalizm altında doğal çevre sadece kar için sömürülecek bir şeydir ya da sistemin istenmeyen yan ürünleri için bir çöp sepetidir. Nükleer atıklardan, kanalizasyon pisliğine kadar her şeyin nasıl okyanuslara atıldığına, ya da ormanların nasıl kesildiğine, ekilebilir arazi kısa dönemli tarım uygulamaları nedeniyle eriyip giderken, sera gazlarının nasıl atmosfere pompalandığına bakın. Kar elde etme yarışında sadece kısa dönemli kaygılar önem taşır. Engels'in dediği gibi:

Kapitalistler, doğrudan doğruya kâr için üretim ve değişim yaptıklarından ilk planda yalnızca en yakın, en dolaysız sonuçlar hesaba katılmalıdır. Bir fabrikatör ya da tüccar, ürettiği ya da satın aldığı metaı normal bir kârla satarsa, durumdan hoşnuttur ve metaın ve alıcısının sonradan ne olacağı onu ilgilendirmez. Bu faaliyetlerin doğal etkileri için de aynı şey geçerlidir.

Küba'da dağ yamaçlarındaki ormanları yakarak en verimli kahve ağacının bir kuşağına yetecek gübreyi bunların külünden sağlayan İspanyol tarımcılarını, sonradan şiddetli tropikal yağmurların artık korunamayan üst toprak tabakasını alıp götürmesi ve geriye yalnız çıplak kayalar bırakması ilgilendirir miydi?13

Ancak tek tek işadamları ya da endüstriler için rasyonel olan kısa dönemli eylemler sık sık tüm gezegen için uzun dönemli irrasyonel sonuçlar ortaya çıkarırlar. Örneğin devam etmekte olan petrol yakımı, çok uluslu petrol şirketlerinin karlarına kar katıyor, ama uzun dönemde sera gazları şeklindeki çöp yan ürünler iklim değişimini hızlandırma tehdidi yaratıyor. Ağaçları mümkün olduğu kadar kısa zamanda kesmek sürdürülebilir bir orman oluşturmaktan daha çok kar getirebilir fakat uzun dönemli sonuçlar feci olabilir.

Belki daha etik olmak için daha çok harcayarak, ya da daha sürdürülebilir uygulamalara yatırım yaparak bundan kaçınmaya çalışan her şirket, daha düşük maliyetlerle mal ya da hizmet üreten rakiplerine göre dezavantajlı olacak ve eğer onlarda işin kolay kaçmaya hazır değillerse iflasla yüz yüze geleceklerdir.

İnsanlar her zaman çöp ürettiler ancak kapitalizmde çöpün miktarı şaşırtıcı bir düzeye ulaştı. Heather Rogers "Birleşik Devletler'de geçtiğimiz 30 yılda üretilen çöp miktarının iki katına çıktığını" vurguluyor. Bugün ABD ürünlerinin neredeyse %80'i bir kez kullanıldıktan sonra çöpe atılıyor.14

Atık problemlerini üreten tam da kapitalizmin kendisidir. Daha önceden insanlar ya sahip oldukları pek az şeyi tekrar ve tekrar kullanacak kadar fakirlerdi ya da sahip oldukları ürünler sürekli kullanılmak için tasarlanmıştı. Ürünler yeniden kullanılıp yenisi alınmayınca, şirketler hayatı kolaylaştırdığını söyleyip, daha fazla mal satmak ve daha fazla para kazanmak için tek kullanımlık ürünleri icat ettiler. Bunun mantıksal sonucu üretilmiş demodelik oldu; ya ürün birkaç yıl sonra çalışmaz hale geliyor ya da demode oluyor.

1920'lerde, malların bu sürekli satın alınması süreci "hayat dolu bir etkinlik" olarak pazarlanmaya başladı. O zamanki bir pazarlama uzmanına göre:

Bugün sunulan, büyüleyici ve heyecan verici bir çeşitliliğe sahip mal ve hizmetleri satın almak vasıtasıyla daha büyük bir insani doyuma tırmanmanın merdiveni olarak eskiyen eşyalarını yenisini almak hemen hemen her Amerikalının tutkusudur.15

Araba sanayisi bunu 1950'lerde mantıksal sonucuna götürdü. Bir Ford yöneticisi "modellerimizin görüntüsündeki her yıl meydana gelen değişim satışlarımızı arttırıyor." diyor, araba sahiplerini mümkün olduğu kadar sık arabalarını değiştirmeye teşvik ediyordu.16

Ancak kapitalizmin kaynakları boşa harcaması sadece daha fazla mal satma arzusundan kaynaklanmaz. Şirketler birbiriyle rekabet içinde olduğundan üretimin genel bir mantığı yoktur. Yani üretim irrasyonel ve plansızdır, her aşamada çöp üretir; bir yanda aşırı üretim yapılırken öbür yanda kaynaklar boşa harcanır. İşçiler ve fabrikalar ihtiyaç olmayan, ya da tam da ona ihtiyaç duyan insanların alamadığı malların seri üretimini yaparlar. Bütün bir endüstri çok büyük miktarda materyal, enerji ve emek kullanarak sınırlı sosyal fayda sağlarlar.

Ekonomist Micheal Kidron 1970 yılı için yaptığı tahminlerde ABD'nin üretiminin %60'ının çöp olarak sınıflandırılabileceğini tahmin ediyordu:17 silah sanayine yönlendirilen kaynaklar, reklamcılık ya da zenginler için lüks tüketim maddeleri. Boşa gidenlerin miktarı sarsıcıdır; 2006'da küresel askeri harcamalar 1,2 trilyon dolar; aynı yıl reklam için harcanan toplam tutar 385 milyon dolardı. Bunu 2005 yılındaki 8,5 milyon dolarlık AIDS araştırmaları bütçesiyle karşılaştırın.

Karl Marx büyük eseri Kapital'de; kapitalizmin, onun "üretim artıkları" olarak tanımladığı "insan vücudunun dışarıya attığı doğal maddeler, paçavra şeklinde giyim eşyası kalıntıları, vb." gibi şeyleri nasıl ziyan ettiğine işaret eder. Bunlar "tarım için büyük önem taşırlar."

Bunlardan yararlanılması konusunda, kapitalist ekonomide büyük bir israf vardır. Örneğin Londra'da, dört buçuk milyon insanın artıklarından Thames nehrini kirletmekten ve bu iş için de bir yığın para harcamaktan daha iyi bir yararlanma şekli bulunamamıştır.18

Şehirlerimizin tasarımının ta kendisi kapitalizmin neden olduğu çöpü ve çevresel yıkımı gözler önüne seriyor; insanlar eğitim ya da iş amacıyla her gün uzun mesafeler kat ediyorlar, bunu yapmak içinde de değerli hammaddeleri yakıyorlar. Elektrik santrallerinde üretilen enerjinin üçte ikisi, bu enerji ihtiyaç duyulduğu yerden çok uzakta devasa merkezi santrallerde üretildiği için heba oluyor.19

Ana akım iktisat için, doğa hesapların dışında kabul edilir. Marksist ekolojist John Bellamy Foster'ın da belirttiği gibi "Bir fabrikanın neden olduğu hava kirliliği, o fabrikaya ait bir üretim maliyeti olarak düşünülmez. Daha çok doğanın ve toplumun yüklendiği bir dış maliyet olarak görülür."20

Ancak bu durum, gezegenin çıkarına olmadığı gerekçesiyle ekonomik gelişmeye karşı çıkmamız gerektiği anlamına gelmiyor. Dünyanın en fakir bölgelerinde yaşayanlar ekonomik gelişmeye umutsuzca ihtiyaç duyuyorlar ve bizim için soru, ne tür bir refaha ve gelişmeye ihtiyaç duyduğumuz olmalı. Bellamy Foster'ın ifadesiyle tarihsel olarak "sermaye birikimi süreci küresel çevre tarafından finanse edildi... Bu nedenle son 500 yılın tarihi sürdürülemez bir gelişmenin tarihidir."21 İlerleme, gelişmiş dünyada bugün olduğu gibi yıkıcı ve sürdürülemez bir yolu izlemek zorunda değil.

Daha dikkatli kapitalistler sorunu görüyorlar. İş dünyasının ve hükümetlerin başındaki insanlar çevresel krizi çözmeye çalışmaları gerektiğini anlıyor. Ancak uzun dönemde bir bütün olarak sistem için rasyonel olanın, illa ki, günün sonunda birbiriyle rekabet içinde olan sistemin farklı parçaları için de rasyonel olması gerekmiyor. İklim değişimini çözmek için tasarlanan ilk uluslararası sözleşme olan Kyoto Protokolü'ne bakın. Bu anlaşmayla sanayileşmiş ülkeler 2012'ye kadar emisyonları %5 düşürmeyi taahhüt ettiler. Ancak bu iddiasız hedef bile, bunun ekonomisine zarar vereceğini söyleyerek anlaşmayı imzalamayan Amerika Birleşik Devletleri hükümeti tarafından fazla bulundu.

Kapitalizmin kısa dönemli doğasını, sistemin kalbindeki rekabet ve ortaya çıkan verimsizlikleri ve bunlarla birleşen maliyetin doğal dünyaya havale edilmesini düşündüğümüzde uzun dönemde kapitalizmin açıkça sürdürülemez bir toplum anlamına geldiği söylenebilir.

TEMEL FİKİRLERİMİZ

ONLAR YÜZDE 1
BİZ YÜZDE 99'UZ

KÜTÜPHANE

DSİP Broşürü
BROŞÜRLER - KİTAPLAR

İLETİŞİM ADRESLERİ

DSİP ÖRGÜTLERİ -
ANTİKAPİTALİST ÖĞRENCİLER

FOTO GALERİ

KOŞ, ARKANDA ESKİ DÜNYA VAR

BİZİ TAKİP EDİN

DSİP'i Facebook'ta takip edin Facebook
DSİP'i Twitter'da takip edin Twitter
DSİP'i Youtube'da takip edin YouTube
feedburner Feedburner
DSİP'i RSS'den takip edin RSS