• Anasayfa
  • HABERLER
    • Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Bizler bugün en önemli işimizin, “HDP barajı geçer mi geçmez mi” diye zar atmak değil, HDP’nin barajı geçmesi için atılması gereken adımlara yoğunlaşmak olduğunu düşünüyoruz.

      Şimdi barajı aşma, başka bir Türkiye’nin kuruluşu için mücadele etme zamanıdır.

      Bilgi için: DSİP Seçim Kampanyası

  • DESTEKLEDİĞİMİZ YAYINLAR
  • DESTEKLEDİĞİMİZ KAMPANYALAR
  • KÜTÜPHANE
  • LİNKLER
  • VİDEOLAR

Cu11242017

Son güncellemeCts, 28 Eki 2017

Back KÜTÜPHANE BROŞÜRLER Martin Empson: Marksizm ve Ekoloji - Kapitalizm, Sosyalizm ve Gezegenin Geleceği

KÜTÜPHANE

Martin Empson: Marksizm ve Ekoloji - Kapitalizm, Sosyalizm ve Gezegenin Geleceği - Marx ve Engels

Marx ve Engels

Marx'ın ve Engels'in ekoloji tartışmalarına katkıları, Sovyetler Birliği'nin ve Doğu Bloğu ülkelerinin sosyalizm adına gerçekleştirdikleri korkunç eylemlerle zarar gördü. Ancak bu rejimler, Marx ve Engels'in "herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacı kadar" yönetim prensibi ile kurmayı amaçladıkları toplum ile uzaktan bile ilişkili değillerdi.

Marx'ın ve Engels'in şimdi ekoloji adını verdiğimiz kavram üzerindeki fikirleri John Bellamy Foster gibi daha sonra değineceğimiz ve gerçek Marksist gelenekten olduğunu söyleyebileceğimiz yazarlar tarafından kurtarılıp, geliştirilmiştir.

İnsanın kendi etrafındaki tabiat ile olan ilişkisinin Marksist tarih anlayışında ne kadar merkezi bir rol oynadığını gördük. Ancak Marx, çevre ile olan bu ilişkinin kapitalizm altında sosyal hayatı nasıl şekillendirdiğine dair daha ayrıntılı yaklaşımlar geliştirmiştir. Bunu anlamak için, Marx'ın geliştirdiği bir diğer konsepte, "yabancılaşma teorisi"ne göz atmalıyız.

Atalarımıza, her ne kadar sözlerini tutmasalar da, hayal bile edemeyecekleri fırsatları yaratan endüstriyel ve teknolojik gelişmelerin sağlandığı bir dünyada yaşıyoruz. Modern tarım, her ne kadar dünya nüfusunun altıda biri yeterli şekilde beslenemiyorsa da, milyarlarca insanı besleme potansiyeline sahip. Milyarlarca insan günde bir dolardan daha az parayla geçinirken, biz uzaya düzenli olarak astronot ve uydu gönderiyoruz. Marx'ın da dediği gibi:

İşçi sınıfı, zenginler için harikalar üretirken, kendileri için çıplaklık üretir. Onlar saraylar inşa ederken, isçiler için sadece kulübeler vardır; güzelliği üretirken, işçi sınıfı sakat kalır; işçi sınıfı yerini makinelere bırakırken, kalan işçileri barbar iş piyasasına atarlar ve makinenin parçaları haline getirirler. Kültürü üretirken, işçiler için embesilliği ve psikolojik bozukluğu üretirler.²²

Doğal hayatı yönetebilme yeteneğimize rağmen, toplum daha istikrarsız ve tehlikeli hale geldi. İnsan emeğinin ürettikleri bizi özgürleştirmek yerine bizi domine ediyor. 1856 yılındaki konuşmasında Marx bu çelişkiyi şöyle özetliyor:

Bir taraftan, insan tarihinin önceki dönemlerinde akıllara bile gelmemiş olan sanayi ve bilimsel güçler yaşama girdi. Diğer taraftan, Roma İmparatorluğu'nun son dönemlerinde görülen felaketlerin çok daha ötesine geçen çöküş belirtileri kendisini gösteriyor. Günümüzde her şey kendi karşıtına gebe görünüyor;  insan emeğini kısaltan ve verimlileştiren olağanüstü bir güçle donanmış makinelerin yanı başında açlığa ve aşırı çalıştırmaya tanıklık ediyoruz. Yeni türemiş zenginlik kaynakları esrarengiz bir büyüyle yoksulluk kaynaklarına dönüşmüş durumda. Sanatsal başarılar kişilik yitimi pahasına satın alınmışa benziyor.23

Marx bu süreci yabancılaşma olarak tanımlıyor; yabancılaşma, kapitalizm altında, bizi insan yapan esasın, etrafımızda olan tabiatı hep birlikte çalışarak, kolektif bir şekilde şekillendirebilme yeteneğimizin bizden alınmasıdır. Hayatlarımızın kontrolünün dışında bırakılıyoruz ve kendi işgücümüzün ürünleri bizlere düşman güçler olarak geri dönüyor.

1844 Elyazmaları'nda Marx, yabancılaşmanın dört halinden bahseder; işçinin, kendi emeğinin ürününden ayrılması (1), kendi iş sürecinden ayrılması (2), insan tabiatından ayrılması (3), her birinden ayrılması (4). İşçiler ürettikleri nesneye hatta hizmete yabancılaşırlar çünkü yaptıkları işin sonucu olan ürün ya da hizmet başkaları tarafından sahiplenilir ve kontrol edilir; kapitalistler tarafından. Marx, işçilerin ürettiği nesnelerin kendi hayatlarını kontrol etmeleriyle sonuçlanan süreci şöyle açıklar:

İşçi tüm hayatını nesneye adar ve bu artık o hayatın işçiye değil nesneye ait olduğu anlamına gelir. Yani işinin ürünü artık onda olmayandır. Sonuçta ürettiği ürün ne kadar görkemli ise, işçinin kendisi o kadar az görkemli kalmıştır. İşçinin ürettiği üründen dışsallaştırılması, sadece emeği bir nesne, bir dışsal varlık haline getirmekle kalmayıp, aynı zamanda işçinin kendisinin dışında bağımsız ve yabancı olarak oluşmuş olan ve işçinin nesneye verdiğini, düşmanca ve yabancı olarak işçiyle karşı karşıya getiren bir bağımsız güç haline gelmektedir.24

Buradan Marx'ın teorisinin ikinci kısmına, işçilerin tüm emek süreçlerinin kendisinden ayrılma şekillerine geçelim. İşçilerin nasıl çalıştığı veya çalışma koşulları hakkında bir şey söylemeyeceğiz. İş süreçleri tamamen işçilerin elinden çıkmadı ancak daha ziyade işçilerin haklarına karşı saldırgan tutum gösteren ellerde toplandı; bizi daha az paraya daha uzun süreler ve daha çok çalıştırmaktan çıkarı olan patronlar ve yöneticiler.

Modern üretim hatları, bu sürecin şiddetini arttırdı çünkü işçi, daha büyük bir sürecin sadece küçük bir parçasını oynayarak, kendi ürettiği üründen ayrıldı. Eskiden, yetenekli bir zanaatkâr bir ürünü başından sonuna kadar üretiyordu ancak modern fabrikalarda işçiler aynı süreci tekrar tekrar gerçekleştirerek, çok daha büyük bir sürecin küçük parçalarını oluşturuyorlar. İşçiler, makinenin bir başka dişlisi haline geldiler.

Marx'ın özellikle belirttiği üçüncü nokta, bizi insan yapan şeyin - sosyal işler için olan kapasitemiz- bizden alındığıdır. İş, yaratıcı bir faaliyet olmaktan ziyade tam tersi bir duruma bürünmüştür.

Sonuç olarak, bizler birbirimize yabancılaştık. Birbirimizle iş için, zam için, primler için rekabet eder hale geldik. Bizi bölmeyi ve yönetmeyi kolaylaştıran şekilde birbirimize düşman kılındık.

Ancak, bizim diğer insanlarla ilişkilerimiz malların alınıp satılması ile yönetiliyor. Marx ve Engels'in her toplumun yaşamımız için gerekli temel ihtiyaçları nasıl karşıladığı ile ilgili esas organizasyonlarını nasıl tartıştığını hatırlayalım. Kapitalizm altında binlerce insan giydiğimiz giysilerin, yediğimiz yemeğin, kullandığımız arabaların üretim süreçlerine dahiller. Fakat bizler onlardan izole edilmiş haldeyiz, onlarla ilgili tek bilgimiz, onların emeği ile üretilmiş ürünleri satın almaktan ibaret. İnsanlığın geri kalanını, kendi yoldaşımız kişiler olarak görmüyoruz. Biz onları üretim sürecinin parçası olarak addediyoruz; onlar bizim için rakipler, astlarımız ve üstlerimiz haline geliyorlar.

Sonuç olarak, yabancılaşma işçileri kendi emeklerinden ve tabiatın değişiminde emeğin oynadığı aktif rolden ayırmaktan geçer. İşçiler, kapitalizm altında, tabiattan da yabancılaştırılmışlardır. Ancak, bugünkü toplumlarımız, tabiatın, doğal hayatın üzerine kurulmuştur. Marx 1844 Elyazmaları'nda şunu gözlemler:

Doğadan yaşayan insan, doğanın kendisinin vücudu olduğu ve o vücutla ölmemek için sürekli bir etkileşim halinde bulunan insan demektir. Bir insanın fiziksel ve zihinsel hayatı doğaya göre değişir; bu aynı zamanda şu anlama gelmektedir, doğa da kendisine göre değişir, insan ise o doğanın bir parçasıdır.25

Marx, bundan sonraki dönemlerinde bu noktayı insanlar ve doğa arasında "insan ve insan emeğinden doğan tabiat arasındaki karmaşık, dinamik etkileşimi tasvir etmek için bu esas ilişkiye daha sağlam ve bilimsel bir açıklama getiren" "metabolizma" konseptini geliştirir.26

Emek öncelikle, insan ve doğa arasında, insanın kendi hareketleri ile kendisi ve doğa arasındaki metabolizmaya aracılık ettiği, düzenlediği ve kontrol ettiği bir süreçtir.27

Marx bu bakış açısını on dokuzuncu yüzyılın en büyük çevre olaylarından biri olan toprağın verimliliğini kaybetmesini inceleyerek geliştirmiştir.

Avrupa'da ve Kuzey Amerika'da gelişmiş kapitalist devletlerde, artan yoğun tarım uygulamaları toprağın "bitkin düşmesine" sebep oldular ve gübreye olan talepte çok ciddi bir artış meydana geldi; 19. yüzyılın ortalarından sonra, guano (deniz kuşu gübresi) ticareti Avrupa'daki umutsuz çiftçilerin "Napolyon'un meydan savaşlarından kalanları kemikleri tarlalarına serpmek için talan etmeleri"28 gibi yaşananlar sonucunda çok ciddi paraların döndüğü bir alan haline geldi.

Kimya endüstrisi, yapay gübreleri üretebilecek kapasitede olmasına rağmen dünya tarımına yardım edecek ölçüde değildi ve yeni gübre kaynaklarına olan ihtiyaç deniz kuşları konusunda zengin olan küçük ada devletlerinin "guano emperyalizmi" dönemini getirdi.

Alman Kimyager, Just von Liebig, bitkinin büyüdükçe topraktan nitrojen ve potasyum gibi besleyici elemanları aldığını ve bu yüzden verimliliğini azalttığına dair ilk modern anlayışı geliştirdi. Bu anlayışı, tarımın sistematik olarak toprağın verimliliğini azaltmasına- toprağı besleyen maddelerin "üretim sürecinde yıldan yıla azalması"na- karşı bir anlayış olarak geliştirdi. Liebig, doğal ya da yapay gübrelerin toprağın bitkinliğini azaltması için kesinlikle kullanılması gerektiğini desteklemenin yanı sıra, tarımın daha rasyonel formlarının uygulanması gerektiğine inanıyordu. John Bellamy Foster'in da yazdığı gibi:

Liebig, -Thames nehrindeki koşullardan hareketle, iki kirlilik probleminin yani şehirlerdeki insan ve hayvan dışkıları problemi ile doğal verimliliğin azalması sorununun birbiriyle bağlantılı olduğunu ve organik geri dönüşüm ile besleyici minerallerin toprağa yeniden karışmasının, rasyonel şehir-tarım sisteminin ayrılmaz bir parçası olduğunu savunur.29

Karl Marx Liebig'in ve diğerlerinin fikirlerini kapitalist tarım metotlarına bir eleştiri olarak geliştirdi. Nüfusun gittikçe artan şekilde büyük şehir merkezlerinde şehirleşmesi sorunun kalbiydi – ülkedeki tarım ürünleri şehirler için alınıyordu ve kanalizasyon nehirlere veya denizlere bırakılıyordu, dolayısıyla toprağı besleyecek mineraller kayboluyordu. Marx tarım eğer rasyonel sekilerde düzenlenirse, toprağı 'iyileştirmenin' mümkün olduğunu düşünüyordu ama aynı zamanda Marx'a göre' kapitalist üretim... insan ve dünya arasındaki metabolik etkileşime de zarar veriyordu. Şöyle devam ediyor;

Kapitalist tarımdaki tüm gelişmeler, sadece işçiden çalarak değil, topraktan da çalarak ilerleyen bilimdeki gelişmelerdir; topraktaki verimliliği belirli bir zaman diliminde arttıracak tüm gelişmeler aynı zamanda uzun vadede tüm bu verimliliği yok edecektir.30

Marx'ın kapitalist tarım analizi, onu kapitalizm altında sürdürülebilir bir tarımın mevcut olmadığı düşüncesine itmiştir:

Toprağın bilinçli ve rasyonel olarak sürekli bir kamusal mal olarak kullanımı, insan nesillerinin yeniden üretimi ve varlığı zincirinden ayrılamaz.31

Bu nedenle, kapitalizm altında insanlar ve doğa arasında bir "metabolik ayrım" vardır. Marx'a göre, bu kopuş ancak insan ve doğa arasındaki ilişkinin yeniden düzenlendiği bir toplumla iyileşebilir.

Bu alanda özgürlük ancak doğanın kör güçlerinin önüne katılmak yerine, doğayla olan karşılıklı ilişkilerini rasyonel bir biçimde düzenleyen ve doğayı ortak bir denetim altına sokan toplumsal insan, ortaklaşa üreticiler tarafından gerçekleştirilebilir ve bu, en az enerji harcamasıyla ve insan doğasına en uygun ve en layık koşullar altında başarılır. Ama gene de bu, bir zorunluluk âlemi olmakta devam eder. Gerçek özgürlük âlemi kendi başına bir amaç olarak insan enerjisinin gelişmesi, bunun ötesinde başlar; ama bu da ancak temelindeki bu zorunluklar âlemi ile serpilip gelişebilir.32

Bir başka deyişle, kapitalizm daha sürdürülebilir bir gelecek konusunda temel oluşturamamıştır, bu ancak başka bir toplumda, insanlar ve doğa arasındaki bu ayrımın ortadan kalkması, insanların kapitalizmin sınırlarının onları kısıtlamadığı, daha ileriye götürmek için özgür oldukları bir ortamda mümkündür.

TEMEL FİKİRLERİMİZ

ONLAR YÜZDE 1
BİZ YÜZDE 99'UZ

KÜTÜPHANE

DSİP Broşürü
BROŞÜRLER - KİTAPLAR

İLETİŞİM ADRESLERİ

DSİP ÖRGÜTLERİ -
ANTİKAPİTALİST ÖĞRENCİLER

FOTO GALERİ

KOŞ, ARKANDA ESKİ DÜNYA VAR

BİZİ TAKİP EDİN

DSİP'i Facebook'ta takip edin Facebook
DSİP'i Twitter'da takip edin Twitter
DSİP'i Youtube'da takip edin YouTube
feedburner Feedburner
DSİP'i RSS'den takip edin RSS