• Anasayfa
  • HABERLER
    • Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Bizler bugün en önemli işimizin, “HDP barajı geçer mi geçmez mi” diye zar atmak değil, HDP’nin barajı geçmesi için atılması gereken adımlara yoğunlaşmak olduğunu düşünüyoruz.

      Şimdi barajı aşma, başka bir Türkiye’nin kuruluşu için mücadele etme zamanıdır.

      Bilgi için: DSİP Seçim Kampanyası

  • DESTEKLEDİĞİMİZ YAYINLAR
  • DESTEKLEDİĞİMİZ KAMPANYALAR
  • KÜTÜPHANE
  • LİNKLER
  • VİDEOLAR

Çrş10182017

Son güncellemePzt, 25 Eyl 2017

Back KÜTÜPHANE BROŞÜRLER Martin Empson: Marksizm ve Ekoloji - Kapitalizm, Sosyalizm ve Gezegenin Geleceği

KÜTÜPHANE

Martin Empson: Marksizm ve Ekoloji - Kapitalizm, Sosyalizm ve Gezegenin Geleceği - Marx, Malthus ve Aşırı Nüfusluluk Miti

Marx, Malthus ve Aşırı Nüfusluluk Miti

Marx ve Engels'in karıştığı en önemli tartışmalardan biri –ki bugün gezegenin geleceği konusundaki tartışmayla da bağlantılıdır- dünya nüfusuyla ilgiliydi.

Nüfus artışıyla ilgili tartışmalar, günümüzde artık sürdürülebilirlik konusundan ayrı düşünülemiyor. Jonathan Porrit, çevreci, Yeni İşçi Partisi hükümetinin en önemli danışmanlarından birisi ve Optimum Population Trust (OPT) (Optimum Nüfus Vakfı) patronudur. (Yeni İşçi Partisi - New Labour: Tony Blair ve Gordon Brown tarafından üretilen, İngiliz İşçi Partisi'nin 1994-2010 arasında savunduğu neoliberal ve sağ politikalar bütünü) Vakıf, İngiltere'nin nüfusunun 1880'lerin sonundaki düzeye, 30 milyona düşürülmesi gerektiğini söylüyor. Porrit, "Nüfus artışıyla ekonomik büyüme dünyayı korkunç bir baskı altına alıyor" diyor. İşte, nüfusun çok fazla olduğu gibi basit bir fikir, hükümetin en üst düzeydeki anlayışını oluşturuyor. İngiltere Göçmenlik Bakanı Phil Wollas, "Nüfus artarken sürdürülebilirlik mümkün değildir" diyor.

"Nüfus fazlalığı" birçok çevrecinin de kullandığı bir argüman. OPT'nin patronları arasında David Attenborough ile James Lovelock da var. Yeşil Parti politikaları arasında, "sürdürülebilir ve adil toplum için nüfusun dengeli veya yavaş yavaş azaltılması gerekir" deniliyor.

Suçu, nüfus düzeyine yüklemek, eleştiriyi sosyal ve çevre sorunlarının gerçek nedenlerinden saptırır. Marx ve Engels bunu anladılar ve bu genel anlayışla sonuna kadar tartıştılar.

Papaz Thomas Malthus, nüfus artışının her zaman mevcut gıdadan fazla olacağını anlattığı bir dizi makalesinden ilkini 1798 yılında yayınladı. Thomas Malthus ismi, nüfusun arttığı ya da artıyor olması karşısında gezegenin gıda ve doğal kaynaklarının sınırlılığıyla ilgili tartışmaların simge ismi haline geldi. Küresel ısınma boyutunda tartışan bazıları, nüfus fazlalaştıkça sera gazı emisyonunun da fazlalaştığını öne sürüyor.

Malthus, tezinin modern yorumundaki "nüfus artışı" kelimesini kullanmamak için elinden geleni yapmıştı.33 Onun için bu mesele, tartışmasının merkezini oluşturmuyordu.

Malthus makalesini Fransız Devrimi'nden sonra yazdı. Eşitlikçi bir toplumun olup olamayacağına dair bir tartışmada yer alıyordu. Özellikle, radikal bir yazar ve düşünür olan William Godwin'nin fikirlerine karşı koymanın yolarını arıyordu. Godwin;

Eziyet, kölelik ve sahtekârlık ruhu, işte bunlar, kurulu mülkiyet yönetiminin mevcut marazi teşekkülleridir. İnsanları bolluk içinde yaşadığı, doğanın armağanlarını paylaştığı bir toplumda bu duygular, kaçınılmaz olarak son bulacaktır.34

Mülkiyet ilişkileri dışında başka şeylere göre belirlenmiş bir toplum tasavvuruna karşı Malthus, nüfus sadece ahlaksızlık (Malthus, zamanında rastgele cinsel ilişkide bulunmanın doğurganlığı azalttığına inanılıyordu) ve mağduriyet (veba, hastalık, açlık) sonucu azalabileceğinden, eşitlikçi bir toplumun mümkün olmadığına inanıyordu.

İnsanlık bolluk ortasında yaşayamaz. Herkes doğanın cömertliğini aynı şekilde paylaşamaz. Mülkiyet yönetiminin olmadığı yerde herkes kendi küçük hazinesini şiddetle koruyacaktır. Bencillik zafer kazanacaktır.

Malthus'a göre, insanın doğasındaki bencillik, nüfus artışını kontrol etmek için özel mülkiyet sistemini gerekli kılıyor ve sadece mağduriyet getirecek daha eşit bir toplumun da önlenmesi gerekiyor. Böyle bir toplum, başarısızlığa mahkûm olacaktır çünkü insanlar, sonunda yiyecek bitinceye kadar gittikçe daha fazla çocuk sahibi olacak ve kitlesel açlık, toplumun çökmesine neden olacaktır.

Malthus'un fikirlerinin ana ekseninde, yoksul ve çalışan insanları aşağılık görme tavrı yer alıyor. Marx, bu muhteremin yazdıklarını "esaslı bir alçaklık" olarak tanımladı. Aynı zamanda Engels'le birlikte, Malthus'un fikirlerinin bilimsel olmadığına dikkat çekti. Malthus'un, eğer kontrol edilemezse geometrik oranla (1, 2, 4, 8, 16) artan nüfusun, aritmetik oranla artan (1, 2, 3, 4, 5)35 besin kaynaklarını geçecektir ana tezi için kanıt bulunamadı.

Malthus'un tezi, koşullarından dolayı yoksulları suçlu bulmak yönündeydi. Yoksullar için devlet desteği olmaması gerektiği konusunda ısrar ediyordu. Nihayetinde, nüfus artışının mevcut yiyeceklerden fazla olması, şeylerin doğal düzeninden kaynaklandığı için, açları doyurmanın hiçbir anlamı yoktu. Malthus'un nüfus konusundaki tezlerini kullanan bazıları, günümüzde yoksulların ahlaki kısıtlamalar konusunda aciz olmasının bu tezleri doğruladığını söylüyor. Malthus makalesinin 1803'teki basımında daha da ileri giderek şöyle diyor;

Gayrimeşru çocuklarla ilgili olarak, hiçbir koşulda kilise ödeneğine başvurma hakları olmamalıdır. Görece konuşacak olursak, diğerleri hemen yerini dolduracağı için bu bebeklerin topluma hiçbir katkısı olmayacaktır.36

Daha sonra devam eder;

Yoksullara, doğal olarak, insanlığın muazzam miktarda çocuk sahibi olmasına neden olmalarına yol açmadan, ne şekilde olursa olsun yardım etmek mümkün değildir.37

Bu tavır, Malthus'un, yardımseverliğin, yoksul insanların yoksulluk içinde yaşamalarına neden olduğu için, problem olduğuna inanmasını beraberinde getirdi. 1817 yılındaki açlık konusunda yazarken, açlara yardım edilmemesini, zorla şehre gönderilmeleri gerektiğini ileri sürdü.38

Bu görüş, birçok insanın Malthus'u eleştirmesine neden oldu. Radikal William Cobbett, Malthus hakkında, "Hayatımda birçok insandan nefret ettim ama senden nefret ettiğim kadar kimseden nefret etmedim" diye yazdı. Teorik olarak sınırlı olmasına rağmen, Malthus'un fikirleri hızla geleneksel kurumların parçası haline geldi.

Marx ve Engels, Malthus'un fikirlerine heyecanla karşı çıktılar. Yazılarında, egemen sınıf ideolojisinde önemli bir rol oynadığının farkına vararak, Malthus'un makalelerine sürekli olarak yer verdiler. Örneğin Marx, 1865 yılında şöyle yazıyor:

Mesela Malthus'un, Nüfus Üzerine kitabının ilk baskısı, "sansasyonel bir kitapçık" ve başından sonuna kadar çalıntı bir kelepir olmaktan başka bir şey değil. Ayrıca, insan ırkı hakkında üretilmiş bu iftiraların ne kadar da teşvik edici olduğu ayrı bir konu!39

Engels, Malthus'un tezlerini şöyle özetliyor:

Dünyanın nüfusu sürekli fazla olacaktır ve bu nedenle, sefalet, sıkıntı ve ahlaksızlık hakim olacaktır, işte bu, bazıları zengin, eğitimli ve ahlaklı ve diğerleri, az ya da çok yoksul, cahil ve ahlaksız olan farklı sınıflar insanlığın ebedi kaderidir.40

Malthus'un bu yazılarının, "gerçek İngiliz burjuvaları için özel bir gerekçe olmasından dolayı gözde bir teori" haline gelmesinde şaşılacak bir şey yok.41

Hem Marx hem de Engels, Malthus'un temel tezlerini detaylı bir şekilde inceledi. Malthus'un bazen, nüfus artışıyla eşleştirmek için yiyecek üretiminin arttırıldığını itiraf ederek kendisiyle nasıl çelişkiye düştüğüne dikkat çektiler. Ayrıca, bilimin, üretim sürecinin ve tarım tekniklerinin ilerlemesinin de üretilecek besin miktarının nasıl arttırdığını belirttiler.

Engels, açlık sorununa, popüler görüşün yorumcularından daha radikal şekilde yaklaştı. Eğer yeterince yiyecek yoksa "neden az üretiliyor?" diye sordu,

Mesele, zamanımızda, bugünkü olanaklarla bile, üretimin sınırının olması değil ama üretimin sınırlarını, aç insanların sayısı değil, satın alabilecek ve ödeyebileceklerin belirlemesidir. Burjuva toplumu, daha fazla üretmeyi isteyemez ve üretemez. Parasız açlar, işçiler, kâr için faydalı hale getirilemeyen yani satın alamayanlar ölüme terk edilir.42

Kıtlığın baş gösterdiği yerde bu vahşi gerçeklik kendini tekrar tekrar gösterdi. Engels'in yukarıda yazdıklarından yirmi yıl kadar önce değişmez besin ürünü olan patateslerin çürümesi (bitki hastalığına yakalanması) İrlanda'yı mahvetti. Yaklaşık yarım milyon insan öldü, milyonlarcası da iş ve aş bulmak için göçtü.43 Kıtlığın en kötü zamanında, Britanya hükümetinin başlıca meşguliyeti, kıtlık yardımlarının serbest piyasadaki yiyecek fiyatlarını düşürmemesiydi.

Milyonlar açlıktan ölürken fiyatlar tavan yaptı. Hükümetin tavrı, kıtlığın tüccara kâr yapma fırsatı sağlaması yönündeydi. Borsacılar, mısırdan servet kazandılar ve hükümet bu duruma göz yumdu. Kıtlık yardımından sorumlu hazine yardımcısı Sör Charles Trevelyan, özel sektörü etkileyeceği korkusuyla, açlara yiyecek göndermeyi sürekli reddetti.

İrlanda'yı vuran felaket doğal değildi. Diğer ülkeler de patateslerin hastalığa yakalanmasından zarar gördü ama kitlesel açlıkla karşılaşmadılar. Bu felaket, Britanya devletinin İrlanda halkını yoksul ve tek ürüne bağımlı bırakması, yiyecek satmaktan kâr yapanları kızdırmamak için yardım etmeyi reddetmesiyle ikiye katlandı.

1847 yılında, kıtlığın ortasında, İrlanda'nın tahıl hasadı bol olmuştu. Limerich'teki hükümet görevlisi "İnsanlar açlık içindeyken ülke yetişmiş mısırlarla kaplanmıştı. Tahıllar, kirayı karşılamak için ülke dışına satılıyordu" diye yazmıştı.

Otoriteler yardım etmek için çalışsalardı, kıtlıkta ölen birçok insan hayatta kalacaktı. 1845-1850 yılları arasında, Britanya hükümeti kıtlık için 7 milyon sterlinden biraz daha fazla harcadı. Bunun karşısında, 1830'larda kölelerin özgürlüğe kavuşmasıyla, Batı Hindistan köle sahiplerine, 20 milyon sterlin veya birkaç yıl sonra Kırım Savaşı'nda44, 70 milyon sterlin harcamıştı.

Milyonlarca İrlandalı'nın ölmesi ve yerinden olması basit bir hasat alamama sorunu değildi, sömürgecilik ve önce insanı değil kârı koyan ekonomi politikalarının bir sonucuydu.

İrlanda'daki kıtlıktan sonra olan her büyük kıtlıkta nüfus artışını açlığın sebebi olarak gösterenler oldu. Bu, ne 1840'lardaki İrlanda kıtlığı, ne de dünyadaki diğer kıtlıklar için doğrudur.

1970'lerde kıtlık Batı Afrika Sahra halkını vurdu. Biri dışında bu ülkeler kendi nüfusunu doyuracak kadar üretim yapıyorlardı. 1980'lerde Sahra Çölü'nün güneyindeki 31 ülke, kuraklık yaşadı ama sadece 5 tanesi kıtlıkla45 boğuştu. Problem, gene yiyecek eksikliği ya da nüfus oranı değildi; mevcut yiyecek, ihtiyacı olana gitmemişti. Bugün, 20 yıl öncesine göre %15 oranında daha fazla yiyecek var. Genellikle beslenme oranı düşük olan ülkeler yiyecek ihracatı yapıyor. Örneğin Hindistan, 1995 yılında kendi ülkesinde 200 milyondan fazla kişi açlıktan ölmesine rağmen milyonlarca dolarlık buğday ve pirinç ihracatı yaptı.46

Yukarda bahsedilenlerin İrlanda'daki kıtlıkla, özellikle, zengin ülkelerin nasıl bu durumu daha da berbat hale getirdiği konusunda benzerlikler çok açık. Birleşmiş Milletler Açlık Hizmeti Gücü, eğer gelişmiş ülkeler gayri safi milli hâsılalarının %0,7'sini yardım olarak verseler, dünyadaki açlık çeken insanların sayısının, 2015 yılına kadar yarıya indirilebileceğini gösterdi.47 Bu ülkelerin, "aç ülkelerin çiftçilerini süründüren ticaret faaliyetlerini reforma tabi tutmaları ve bu kırılgan piyasaya ucuz tarımsal ürünleri yığmayı" durdurmaları gerekiyor. Bu ayrıca, çok karlı "biyo-yakıt" üretmek için değil, açları doyurmak için ekmeyi gerektiriyor.48

Ayrıca, dünya, şimdi bizim ürettiğimizden daha fazla üretme potansiyeline sahip. Birleşmiş Milletler Yiyecek ve Tarım Organizasyonu'nun 2009 yılındaki raporuna göre dünyadaki ürün alınan toprakların sayısı ikiye çıkartılabilir. Bu toprakların çoğu, Afrika ve Latin Amerika'da bulunuyor. İkinci rapor daha da fazla potansiyelden bahsediyor.

Şu anda, Guinea Savannah bölgesinde, Senegal ile Güney Afrika arasındaki 600 milyon hektarlık alanın, 400 milyon hektarlık ekilebilir kısmından hasat elde edildi.49

Thomas Malthus'un ilk broşürünü yazmasından 200 yıl sonra, dünya çok farklı bir yerde. Gezegenin ekonomik kriz ve çevre kriziyle yutulma tehlikesi karşısında, Malthus'un argümanları tekrardan su yüzüne çıkmaya başladı.

Dünyayı doyuracak yeterince ürünün yetiştirildiğini göstermenin yanı sıra, nüfus artışıyla ilgili bazı mitlerle mücadele etmek de önemli.

Dünyanın nüfusu şu anda 6,7 milyon ve çoğalıyor ama bununla birlikte, büyüme oranı çok düştü. 1950 ile 2000 yılları arasında nüfus %140 oranında büyümesine rağmen, uzmanlar gelecek 50 yıl içinde sadece %50, sonraki 50 yıl içinde ise %11 büyüyeceğini söylüyor. Yaşama standartları arttıkça, eğitim ve tıbbi imkânlara erişim düzeldikçe, doğum oranı azalıyor.50

Almanya, Japonya, İtalya ve eskiden SSCB'ye ait devletler de dâhil olmak üzere, birçok ülkenin 2050 yılında 2005 yılından çok daha küçüleceği bekleniyor. Doğurganlık oranı, birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkede, bir önceki neslin yerini alma düzeyinin altında.51

Nüfus yoğunluğu, ülkedeki ekonomik gelişmeyi belirlemiyor. Hindistan'ın nüfusu Japonya'yla aynı oranda ama Gayri Safi Milli Hâsıla 12 kat düşük. Japonya ve Hindistan'ın zenginlik düzeyini tarihleri belirliyor.

Bugün dünyadaki nüfus fazlalığından ve kısıtlı doğal kaynaklardan bahsedenler, 19. yüzyılda Malthus'un argümanlarını izleyenlerin düştüğü tuzağa düşüyorlar. Bu, bir ulusun zenginliğinin, belli bir tarihsel koşul tarafından belirlenmediğine, sabit olduğuna inançtan kaynaklanıyor.

Marx'ın söylediği gibi,

Aşırı nüfus, tarihsel olarak belirlenmiş bir ilişkidir. Hiçbir şekilde ne soyut rakamlarla ne de hayati ihtiyaçlar için gerekli verimliliğin mutlak sınırıyla belirlenmiştir, sınır belli bir üretim biçiminin varsaydığı sınırdır. Bizim için küçük gözüken rakamlar, Atina için nüfus fazlalığıydı.52

Malthus'un ismi, kaynakların dünya nüfusunu geçindiremeyeceği konusunda gene kullanılmaya başlandı; biz de, sorunun yetersiz kaynaklar değil, ekonomik sistemin ihtiyacı olanların ihtiyacını karşılamadığı doğrultusunda karşılık vermeliyiz.

Bugün bu argümanları kullananlar, Malthus gibi, sistemin ekonomik ve çevre sorunları için sıradan insanları suçluyorlar. Bu tezi, Marx ve Engels'in 150 yıl önce "insan ırkına bir iftira" diye reddettiği gibi, biz de reddetmeliyiz.

TEMEL FİKİRLERİMİZ

ONLAR YÜZDE 1
BİZ YÜZDE 99'UZ

KÜTÜPHANE

DSİP Broşürü
BROŞÜRLER - KİTAPLAR

İLETİŞİM ADRESLERİ

DSİP ÖRGÜTLERİ -
ANTİKAPİTALİST ÖĞRENCİLER

FOTO GALERİ

KOŞ, ARKANDA ESKİ DÜNYA VAR

BİZİ TAKİP EDİN

DSİP'i Facebook'ta takip edin Facebook
DSİP'i Twitter'da takip edin Twitter
DSİP'i Youtube'da takip edin YouTube
feedburner Feedburner
DSİP'i RSS'den takip edin RSS