• Anasayfa
  • HABERLER
    • Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Bizler bugün en önemli işimizin, “HDP barajı geçer mi geçmez mi” diye zar atmak değil, HDP’nin barajı geçmesi için atılması gereken adımlara yoğunlaşmak olduğunu düşünüyoruz.

      Şimdi barajı aşma, başka bir Türkiye’nin kuruluşu için mücadele etme zamanıdır.

      Bilgi için: DSİP Seçim Kampanyası

  • DESTEKLEDİĞİMİZ YAYINLAR
  • DESTEKLEDİĞİMİZ KAMPANYALAR
  • KÜTÜPHANE
  • LİNKLER
  • VİDEOLAR

Pz05282017

Son güncellemePzt, 22 May 2017

Back KÜTÜPHANE BROŞÜRLER John Molyneux: Geleceğin Sosyalist Toplumu

KÜTÜPHANE

John Molyneux: Geleceğin Sosyalist Toplumu - Gereklilikten özgürlüğe

Gereklilikten özgürlüğe

Marksizmin, sosyalizmin ve çalışan sınıfın mücadelesinin nihai hedefi özgürlüktür.

Elbette, burjuvazi özgürlüğe olan bağlılığını ilan etme hevesindedir: ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, bireyin parasıyla istediğini yapabilme özgürlüğü vs. Üretim araçlarını ve böylece de serveti, medyayı ve devleti onlar kontrol ettiği sürece, bu özgürlüklerin büyük çoğunluk için çok büyük bir oranda sınırlı ve hatta neredeyse anlamsız olduğunu çok iyi bilmektedirler. Aynı zamanda da, gerekli buldukları her zaman bu özgürlükleri sınırlayacak ve aslında çiğneyecek güce sahip olduklarını da bilmektedirler.

Aksine, Marksistler birbirine düşman sınıflara ayrılmış, sömürüye dayanan ve sermaye tarafından yönetilen bir toplumda "mutlak" özgürlüklerin olmadığını ve olamayacağını görürler. Burjuvazi tarafından önerilen sahte soyut özgürlüğü teşhir ederler çünkü bizim istediğimiz gerçek somut özgürlük.

Açlıktan ve yoksulluktan kurtulmak (ki bu olmaksızın diğer bütün özgürlükler hiçbir anlam taşımaz), savaştan kurtulmak, sonsuz çalışmadan, sömürüden, ırksal ve cinsel baskıdan kurtulmak -bunlar bizim uğruna savaştığımız gerçek özgürlükler. Bunlar ancak çalışan sınıfın toplumu yönetme yolundaki pozitif özgürlüğünün sağlanması ile bir gerçek haline gelebilir.

Ancak, bunu elde etme sürecinde, çalışan sınıf aynı zamanda burjuvazinin asla hayal etmediği bir özgürlüğün de yolunu açıyor, yani devletin denetimi olmadan yaşama özgürlüğü.

Sık sık Marksistlerin devlete "inandığı" tezi ortaya atılır. Durum ise tam aksidir. Biz devletin muhalifleriyiz.

Devlet, doğası gereği, egemenlik ve baskı aracıdır -nüfusun bir bölümünün diğerini zorla zaptettiği bir araç. Devletler şiddet kurumlarından başka bir şey yapamazlar. Temelde, Engels'in deyişiyle "silahlı insanların organlarından" oluşmaktadırlar. İnsanlar, ya diğer insanları öldürmek ya da onları iradeleri dışında bir şey yapmaya zorlamak, yani özgürlüklerinden mahrum bırakmak için silahlar taşırlar.

Tüm bunların hepsi, kapitalist devlet için olduğu gibi, başarılı bir devrimden doğacak olan yeni işçi devleti için de geçerlidir. Elbette bir fark var. Kapitalist devlet, pek çok kişinin pek az kişi tarafından sömürülmesini devam ettirmek için bir araçtır. İşçilerin devleti, çoğunluğun sömürücü azınlığı bastırması için bir araç olacaktır.

Yine de, en demokratik halinde bile, işçilerin devleti, farklı şekillerde insan özgürlüğünü kısıtlayan bir kurum olarak kalmakta. Aslında, her ne kadar işçilerin devleti çalışan sınıfın büyük çoğunluğunu temsil etse ve bünyesinde barındırsa da, sadece eski egemen sınıfı bastırmakla kalmaz, çalışan sınıfın özgürlüğüne de belirli kısıtlamalar getirir.

İşçilerin devleti bir sınıf savaşı silahıdır ve savaşı başlatıp sürdürmek, sadece düşmana saldırmakla kalmayıp kendi güçlerinizi de disiplin altına almanız anlamına gelmektedir. Aynı, grev gözcülüğü gruplarının, geri işçileri disiplin altına alarak işleyen, işverenlere karşı bir mücadele silahı olması gibi.

İşçilerin devleti bile, gücünü yavaş yavaş kaybederek yok olmadığı sürece, tam özgürlükten -herkes için özgürlükten- bahsedilememesinin nedeni budur. Ve bu da Marx, Engels, Lenin ve Troçki tarafından defalarca onaylanmış olup, daima Marksistlerin nihai gayesi hedefi olagelmiştir.

Ancak, devletin zamanla ortadan kalkması kadar ütopik olarak gözden çıkarılan olan başka bir Marksist önerme yoktur. Bu nedenle, argümanları inceleyelim.

Önce, Marksistlerin devletin derhal değil (bu anarşist bakış açısı), belirli ön koşullar temelinde vazgeçilebilir olabileceğini önerdikleri konusunda net olalım. Bunlara bu kitapçıkta daha önce ele alınmıştı: sosyalist devrimin uluslararası zaferi ve karşı devrimci burjuvazinin toptan yenilgisi; tüm sömürü ve sınıf ayrımlarının kökten yıkılması; malların ihtiyaca göre dağıtıldığı maddi bolluğun elde edilmesi.

Bu koşullarda devlet temel işlevlerini kaybetmiş olacak. Savunulacak hiçbir ezen sınıf ya da ezilen sınıf olmayacak. Dünya sosyalizmi ile, savunulacak ulusal (ya da emperyalist) çıkarlar ya da savaşılacak yabancı çıkarlar da olmayacak.

Şüpheci biri, suç ve ekonominin idaresinden ne haber diye soracaktır.

Tamamen sosyalist bir toplumda, suç, tüm niyet ve amaçlarıyla birlikte yok olacaktır; sosyalizm altında herkes "iyi" ya da ahlaken mükemmel hale geleceği için değil, suç nedeni ve fırsatı ortadan kalkacağı için.

Genel durumu, suçun en sık karşılaşılan hallerinden biri olan araba hırsızlığı ile gösterelim. İleri sosyalist bir toplum muhtemelen ulaşım sorununu iki yoldan biriyle çözecektir. Ya her bir bireye yeterli ve eşit ulaşım aracı sağlanacak ya da kamu ulaşımı kişisel ulaşımı gereksiz hale getirecek dereceye yükseltilecektir. Her iki durumda da, çalınan araba pazarı ve arabaları çalma nedeninin ikisi de yok olmuş olacaktır ve arabalar için geçerli olan şey tüm mallar için geçerlidir.

Bu, kişilere karşı işlenen suçlar sorununu ortada bırakmaktadır - saldırılar, cinayetler, cinsel suçlar vb. Bunlar, zaten suçun küçük bir oranını oluşturmaktadır ve tüm üyelerine eşit derecede değer veren, rekabetçi olmayan sosyalist bir toplum şüphesiz bu suçları büyük bir oranda azaltacaktır. Geriye kalan anti-sosyal davranışlarla, yerel toplulukların kolektif örgütlenmeleri ilgilenecektir. Devlete gerek olmayacaktır.

Ekonomiyi idare etmek meselesine gelince, son tahlilde devletleri yönetenin ekonomiler olduğunu, aksinin olmadığını söylemek gerekir. Çağdaş dünyada ekonominin devlet tarafından idaresi büyük bir oranda arttıysa, bu iki nedene bağlıdır: kapitalizmin iç çelişkilerini (beyhude bir biçimde) azaltmaya çalışmak; ve ulusal kapitalizmlerin güçlerini birbirileri ile rekabet halinde örgütlemek.

Sosyalizm ile bu gereklilikler son bulacaktır.

Bu nedenle, gelecekteki sosyalist toplumda devlet sararıp solacak ve bu da, sınıflı toplumun berbat mirasının son izinin ortadan kalkmasını ve insanın gereklilik alanından özgürlük alanına -ki sosyalizmin özüdür- geçişini belirleyecektir.


TEMEL FİKİRLERİMİZ

ONLAR YÜZDE 1
BİZ YÜZDE 99'UZ

KÜTÜPHANE

DSİP Broşürü
BROŞÜRLER - KİTAPLAR

İLETİŞİM ADRESLERİ

DSİP ÖRGÜTLERİ -
ANTİKAPİTALİST ÖĞRENCİLER

FOTO GALERİ

KOŞ, ARKANDA ESKİ DÜNYA VAR

BİZİ TAKİP EDİN

DSİP'i Facebook'ta takip edin Facebook
DSİP'i Twitter'da takip edin Twitter
DSİP'i Youtube'da takip edin YouTube
feedburner Feedburner
DSİP'i RSS'den takip edin RSS