• Anasayfa
  • HABERLER
    • Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Bizler bugün en önemli işimizin, “HDP barajı geçer mi geçmez mi” diye zar atmak değil, HDP’nin barajı geçmesi için atılması gereken adımlara yoğunlaşmak olduğunu düşünüyoruz.

      Şimdi barajı aşma, başka bir Türkiye’nin kuruluşu için mücadele etme zamanıdır.

      Bilgi için: DSİP Seçim Kampanyası

  • DESTEKLEDİĞİMİZ YAYINLAR
  • DESTEKLEDİĞİMİZ KAMPANYALAR
  • KÜTÜPHANE
  • LİNKLER
  • VİDEOLAR

Cts07222017

Son güncellemeCts, 08 Tem 2017

Back KÜTÜPHANE BROŞÜRLER John Molyneux: Geleceğin Sosyalist Toplumu

KÜTÜPHANE

John Molyneux: Geleceğin Sosyalist Toplumu - Irkçılığın sonu

Irkçılığın sonu

Irkçılık, kapitalist toplumun en çirkin ve zararlı özelliklerinden biridir. Sosyalizmde yaşayacak olan gelecekteki kuşakların, onu anlayabilmesi için önemli bir hayal gücü sıçraması yaşaması gerekecektir. Sadece ırkçılığın büyük suçlarını -Nazi soykırımı ya da apartheid gibi- değil, aynı zamanda Britanya'nın birkaç bin Asyalı tarafından ziyaret edilmesine gösterilen hasta edici histeri gibi görece "küçük" tezahürlerini de.

Şüphesiz, bu tür hadiseleri, kendilerini yaratan toplumun temelden çürümüş olduğunun açık bir kanıtı olarak görecekler. Çünkü sosyalizm ırkçılığın kökünü kazıyacaktır.

Bununla sosyalizmin ırkçılıkla savaşacağını söylemek istemiyorum. Sosyalist devrimin her tür ırkçılığa karşı en kararlı savaşı vereceğini söylemeye gerek bile olmamalı. İşçilerin devleti tüm ırksal ayrımcılığı, ırksal rahatsızlıkları ve ırkçı ideolojinin tüm ifadelerini en ciddi suç olarak ele alacaktır. Okulları ve medyası, nüfusu militan bir ırkçılık karşıtı ruhuyla eğitmek için birleşecektir.

Ama ben bundan çok daha fazlasını söylemek istiyorum. Sosyalist devrimin ırkçılığın köklerini, zamanla ırkçılığın, cadıların öldürülmesi kadar çağ dışı, absürd ve konu dışı olmasını sağlayacak kadar köklerinden söküp atacağını söylemek istiyorum.

Bunun nasıl olacağını anlamak için ilk olarak bu köklerin ne olduğunu anlamak gereklidir.

Gerçekte ırkçılığı mazur göstermek niyetinde olan kişiler tarafından ortaya atılan teorilerin aksine, ırkçılık "yabancılara" karşı "doğal" veya "içgüdüsel" bir tepki değildir. İlkel bir batıl inancın cehalete bağlı bir mirası da değildir. Kadınların ezilmesinin aksine, genel olarak sınıflara ayrılmış bir toplumun ürünü bile değildir.

Irkçılık, kapitalist ekonomik toplumun yükselmesi ve gelişmesinin oldukça özel bir ürünü. Bu, kapitalist öncesi toplumların, hatta eski Yunan ve Roma köle toplumlarının bile bir özelliği değildi. Daha sonraki toplumlarda, köleler (ve köle sahipleri) hem siyah hem de beyazdı. Köle karşıtı fikirler ("köleler doğuştan aşağıdır" vs) yaygın olsa da, ırksal ya da deri rengine yönelik bir tonlamaya sahip değildi.

Irkçılığın kökeni, köle ticaretinde, milyonlarca siyah Afrikalının, plantasyonlarda köle olarak çalışmak üzere zorla kaçırılması ve iki Amerika'ya gönderilmesinde yatar. (Not: Bu ifade bazı tartışmalara yol açmıştır. Orta çağlarda Yahudi düşmanlığının varlığının, ırkçılığın kapitalizmin bir ürünü olduğu yolundaki fikirle çelişkili olduğu öne sürülmüştür. Ancak, Abram Leon’un The Jewish Question isimli eserinde de gösterdiği gibi, bu dönemdeki Yahudi düşmanlığı, ırksal değil temelde dini bir zulümdür – Hıristiyanlığı geçen Yahudiler bundan kurtulabiliyorlardı. Bu, hiçbir şekilde yapılan korkunç şeyleri mazur göstermek için değildir – ancak aynı dönemdeki azınlık Hıristiyan mezheplerine karşı gerçekleştirilen korkunç zulümlerle aynı açıdan görülmesi konusunda ısrar etmek içindir.)

Bu ticarete ve onu takip eden köleliğe ekonomik nedenlerle girişilmişti. Büyük oranda kârlı idi ve kapitalizmin yükselişinde önemli bir rol oynamıştı. Ancak tüm sömürü şekilleri gibi, ideolojik bir haklı çıkarılmayı gerektiriyordu ve bunu da ırkçılık sağladı. Milyonlarca insana insanlık dışı bir biçimde davranılması, bu insanların alt-insan olduğu teorisi ile meşrulaştırılıyordu.

Köle ticaretinden ortaya çıkan ırkçılık daha sonra bir bütün olarak emperyalizm tarafından daha fazla takviye edildi ve yükseltildi. İlk olarak Batı Avrupa'da ortaya çıkan (ve özellikle Britanya'da gelişen) kapitalizm, rekabete dayalı yapısı gereği, malları için, hammaddeler için ve daha sonra da yatırım için çıkış noktaları ve ucuz emek kaynağı olarak sömürgelere yönelik olarak dünyadaki her yeri aramaya itildi. Bu, kaçınılmaz olarak tacirleri, misyonerleri, iş adamlarını, politikacıları ve Avrupa kapitalizminin askerlerini, Amerikaların, Asya ve Afrika'nın yerli halkları ile -yani, dünyanın siyah ve renkli derili halkları ile- çatışmaya soktu.

Tekrar bir mazeret gerekiyordu. Bu insanların çocuk gibi, ilkel ve yeteneksiz olduğu ve tüm soygun ve yağmalama sürecinin onların iyiliğine olduğu -onları yavaşça "medeniyete" ulaştırmanın "beyaz adamın yükü" olduğu- düşüncesinden daha iyi ne olabilirdi?

Ancak ırkçılık sadece emperyalizmin bir mirası değil, aynı zamanda çağdaş kapitalizm tarafından sürekli olarak yeniden üretilmekte. Çünkü kapitalizm sadece kapitalistler arasındaki rekabete değil, aynı zamanda işçiler arasındaki rekabete de dayanıyor.

Kapitalist ekonominin yapısı, işçileri, kendi işleri, evleri vs için diğer işçileri birer rakip gibi görmeye teşvik eder. İşçiler, ancak kendi aralarındaki bu rekabeti yenerek sisteme karşı savaşabilirler.

Bunun sonucu olarak, cinsiyetçilik, milliyetçilik ve her şeyden öte ırkçılık gibi, işçileri birbirine düşüren ve bu birliği bozan tüm fikirler patronların son derece avantajınadır. Irkçılık aynı zamanda sisteme ve onun egemen sınıfına, işsizlik ve kapitalizmin ürettiği diğer tüm toplumsal hastalıklar için uygun bir günah keçisi sağlar.

Bu nedenlerle, kapitalizm, açıkça ya da gizlice, ancak inatla sürekli olarak, ırkçılığın ateşini körükler ki, her gerektiğinde oynanmak üzere ırkçılık kartı orada olsun.

Bunların hiçbiri, ırkçılığın sorunlarının kolayca çözülebileceğini hele, devrimle bir gecede ortadan kalkacağını ortaya atmak için söylenmemiştir. Tersine, ırkçılığın kökleri çok derindedir. Konu şu ki, bunlar kapitalist köklerdir ve kapitalizm ortadan kaldırıldığı anda daha fazla beslenmekten mahrum kalacak ve kurumaya başlayacaktır.

Ayrıca, devrim sürecinin kendisi ırkçılığa güçlü birçok darbe indirecektir. İlk olarak, siyah işçilerin kendilerinin devrimde güçlü ve önde gelen bir rol oynayacakları kesin olduğundan. İkinci olarak, siyah ve beyaz işçi çalışan sınıfların kararlı kesimleri arasında (ırkçılığa karşı toptan muhalefet temelinde) birlik elde edilemediği sürece, devrimin başarıya ulaşması umulamayacağı için. Üçüncü olarak, devrimci mücadelenin aydınlatıcı deneyimi ile ortaya çıkan başarılı, kendinden emin bir çalışan sınıf günah keçilerine ihtiyaç duymayacağı için.

Bu sağlam temele dayalı olarak, işçileri bölmek yerine üretimin kolektif sahipleri ve kontrolcüleri olarak birleştiren, işsizlik, evsizlik ve fakirlik sorunlarını çözebilen ve kendisini emperyalist işgal yerine uluslararası dayanışma ile yayan sosyalist bir toplum, ırkçılığın son izlerini düzenli olarak ortadan kaldıracaktır.

TEMEL FİKİRLERİMİZ

ONLAR YÜZDE 1
BİZ YÜZDE 99'UZ

KÜTÜPHANE

DSİP Broşürü
BROŞÜRLER - KİTAPLAR

İLETİŞİM ADRESLERİ

DSİP ÖRGÜTLERİ -
ANTİKAPİTALİST ÖĞRENCİLER

FOTO GALERİ

KOŞ, ARKANDA ESKİ DÜNYA VAR

BİZİ TAKİP EDİN

DSİP'i Facebook'ta takip edin Facebook
DSİP'i Twitter'da takip edin Twitter
DSİP'i Youtube'da takip edin YouTube
feedburner Feedburner
DSİP'i RSS'den takip edin RSS