• Anasayfa
  • HABERLER
    • Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Bizler bugün en önemli işimizin, “HDP barajı geçer mi geçmez mi” diye zar atmak değil, HDP’nin barajı geçmesi için atılması gereken adımlara yoğunlaşmak olduğunu düşünüyoruz.

      Şimdi barajı aşma, başka bir Türkiye’nin kuruluşu için mücadele etme zamanıdır.

      Bilgi için: DSİP Seçim Kampanyası

  • DESTEKLEDİĞİMİZ YAYINLAR
  • DESTEKLEDİĞİMİZ KAMPANYALAR
  • KÜTÜPHANE
  • LİNKLER
  • VİDEOLAR

Cts07222017

Son güncellemeCts, 08 Tem 2017

Back KÜTÜPHANE BROŞÜRLER Roni Margulies: Kemalizm, Stalinizm ve Türk Solu

KÜTÜPHANE

Roni Margulies: Kemalizm, Stalinizm ve Türk Solu - Kemalizm'den Türk soluna

Kemalizm'den Türk soluna

Mihri Belli, Marxizm'e nasıl vardığını şöyle anlatır: "Mustafa Kemal'in Kurtuluş Savaşı'nın başına geçmek üzere Samsun'a çıkışının tarihi olan 19 Mayıs'ın Gençlik Bayramı olarak ilk kutlanışı 1935 yılında oldu. Okullar ve spor kulüpleri İstanbul'da Fenerbahçe Stadyumu'nda toplandılar. Geçit merasimi orada yapılacaktı. Kolej jimnastik takımı olarak biz de oradaydık. Kol başında ben vardım ve kocaman bir Türk bayrağı taşıyordum... Geçit resminde bizim yerimiz gerilerdeydi. Geldiler, 'Bayrağın başta geçmesi gerek, bayrağı ver' dediler. 'Bayrağı vermem... Bayrağı biz taşırız' dedim ve direndim... Sonunda... razı oldular. Evet o ilk gençlik bayramında ayyıldızlı al bayrağı kol başında taşıyan ben oldum... O dönemin ulusal gururunu körükleyen sloganlar, bizim duygularımızı da ifade ediyordu. Okul arkadaşlarım için aynı şeyi söyleyemem ama o ulusal gurur beni derin bir anti-emperyalist görüşe vardırdı. Oradan da Marksizme zaten bir adım..."3

Yine Mihri Belli 1999'da yayınlanan anılarında şöyle der: "1968'de SBF'de verdiğim 'Türkiye'de karşıdevrim' konulu konferansta Kurtuluş Savaşı ruhuna bağlılık anlamında 'Kemalistlik ile Marksizm arasında aşılmaz duvar yoktur... diye söze başlamış[tım]... Tekrar ediyorum: tutarlı bir Türk yurtseveri, bugünkü dünyada ve Türkiye gibi bir toplumda yurtseverliğine gölge düşürmeyecekse mutlaka, er geç çağımızın devrimci düşüncesini, yani Marksizm'i benimsemek zorundadır".4

Yukarıdaki "bayrak" alıntısında anlatılan şema, yani ulusal gururdan anti-emperyalizme ve oradan Marxizm'e geçiş, bir dil sürçmesi veya genç Belli'nin kendine özgü tesadüfi bir gelişme değil. Marxizm zaten ulusal gururun, yurtseverliğin doğal sonucu; yurtseverler Marxist olmak zorundadır, Marxistler yurtseverdir. Ulusal bayrağı elinden bırakmayan, en önde taşımak için mücadele verenler er veya geç Marxist olacaktır; Marxistler de zaten ulusal bayrağı en önde sallayanlardır. (Alıntının alındığı makalenin adı da "Bayrak" zaten).

Bu makalede Belli'nin sözünü ettiği yurtseverlik, "Türkiye" yurtseverliği, ama ordu, "Türk" ordusu. Zaten birkaç satır sonra bu ilginç çelişki yine başgösteriyor, kaçınılmaz olarak: "Laiklik, demokratik devrimin ayrılmaz unsurudur. Ama o devrimin başka unsurları da var. Ulusun egemenliği gibi, vatanın bölünmezliği gibi..." Lenin'i altmış yetmiş yıl önce, pek çoğumuz daha doğmamışken okumuş olduğunu varsayabileceğimiz bir "Marxist" nasıl "vatanın bölünmezliği"nden söz edebilir? Mihri Belli, Lenin'in "ulusların kendi kaderini tayin etme hakkı" kavramına ve "ayrılma hakkı dahil" ibaresine hiç rastlamamış olabilir mi?

Amerika'nın Irak'a saldırısına ve süregelen işgale karşı dünyanın dört bir yanında milyonlar, ya çok temel insancıl duygular ya Amerikan emperyalizmine dünya ölçeğinde direnmek gerektiği anlayışı, ya da bu ikisi arasındaki geniş yelpazenin herhangi bir noktasından itiraz ederken, Mihri Belli'nin itirazı şöyle: "ABD ile beraber hareket etmek, uydu Kürt devletinin kurulmasına hizmet olmuyor mu? Bu amaçla Irak'a asker sevk etmek Türkiye'nin ulusal çıkarlarını savunan bir yurtsever politika olarak savunulabilir mi?".5 Yani bir "ulusal çıkar" olsa (petrol, ihaleler, toprak?), Türkiye'nin Irak'a girip Amerika'ya yardımcı olmasına Belli'nin itirazı olmayacak. Ya da Paraguaylı olsa Belli, yine itiraz etmeyecek, kendi yurdu tehdit altında olmadığı için. Belli, anti-emperyalizmi "Türkiye'nin ulusal çıkarlarını savunan bir yurtsever politika" olarak anlıyor. Marxizm'e ve komünistliğe kapitalizm eleştirisinden, dünya işçi sınıfının çıkarlarını savunma isteğinden değil, ulusal gururdan, yurt ve vatan sevgisinden ulaşıyor.

Dünyada, Türkiye dışında, devletin silahlı kuvvetlerini devrimci bir dönüşümün öznesi olarak gören kimse kalmış mıdır acaba? Emperyalizme, anti-kapitalist bir temelde değil, sadece "benim" yurdumun çıkarları temelinde karşı çıkan bir "Marxizm"in yaşamını sürdürdüğü bir yer Türkiye sınırları dışında var mıdır acaba?

Sanmam. Ama Türkiye'de var olduğu kesin. Mihri Belli ile sınırlı olmadığı da kesin.

Şöyle bir sahne düşünün. Yıllardan 1969, günlerden 10 Kasım. Ankara'da Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nin önünde tüm solcu öğrenciler, Fikir Kulübü üyeleri, Dev-Genç üyeleri birikmiş. Saat 9'u 5 geçe "bütün fabrikaların düdükleri ve devlet dairelerinin sirenleri hep bir ağızdan ötmeye başlayınca Fakülte'nin önünde büyük bir huşu içinde saygı duruşuna geçmiştik. O sırada caddede bir adamın, saygı duruşuna uymayarak yürüdüğünü gördük... Adamın Ata'ya yaptığı bu saygısızlığa karşı çok öfkelenmiştik, ama yeni bir saygısızlık yapıp saygı duruşunu bozamıyorduk... Fabrika düdükleri susar susmaz ok gibi yerimizden fırladık..." Ve adam eşek sudan gelene kadar dövülür. Aynı gün, Anıt Kabir ziyaretinden sonra, solcu öğrenciler polisi kandırarak Ulus'taki eski Meclis binasına yürür. Burada "anti-emperyalist bir bildiri okunacaktı. Çünkü eski Meclis, 'bağımsızlık' savaşı veren 'anti-emperyalist' bir meclisti. MDD'ci gençlik kendi seleflerini bu Mecliste bulduğunu gösterecek, bu münasebetle Atatürk'ün yolundan gidildiğine ilişkin bir mesaj verilmiş olunacaktı".

Bunun birkaç ay öncesinde, Yargıtay Başkanı İmran Öktem'in cenazesini şeriatçılar basınca, "bütün yargı organı üyeleri, bütün üniversite öğretim üyeleri ve neredeyse bütün devlet erkanı", "gericiliği kınamak" için bir yürüyüş yapar. Sol sevinç içindedir: hep bekledikleri "asker sivil aydın zümre", yani "milli burjuvazi", sokağa dökülmüştür. Yürüyüşe "Fikir Kulüpleri Federasyonu da bütün gücüyle katıldı". Yürüyüş nereyedir? Anıt Kabir'e elbet! Ne var ki, bir grup devrimci genç, Vietnam'dan sonra Ankara'ya atanan Amerika büyükelçisi Kommer'i üniversiteye kabul eden ODTÜ rektörü Kemal Kurdaş'ı "bu kutsal mekâna" sokmamaya çalışır. Gençlerin arasında Mahir Çayan, Münir Aktolga, Cengiz Çandar, Atıl Ant gibi isimler vardır. Aynı kitle bir ay sonra da Tandoğan Meydanı'nda 19 Mayıs bayramını kutlamak için harekete geçer.

Paris sokaklarında öğrenciler, "Cours camarade, le vieux monde est derrière toi!" (Koş yoldaş, arkanda eski dünya var!) diye bağırırken, "Tout est possible" (Her şey mümkün") şiarıyla yeni bir dünya için mücadele ederken, Ankara ve İstanbul'daki devrimci gençlerin elli yıl önce bir Osmanlı paşasının Samsun'a çıkışını kutlaması ne kadar ilginç! Sorbonne Üniversitesi'nin duvarlarına "Soyez réaliste, demandez l'impossible" (Gerçekçi olun, imkânsızı talep edin) yazılırken, Ankara'da Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin duvarına "Ya istiklal, ya ölüm" yazılmış olması ne kadar anlamlı. Dünyanın geri kalanında ne olursa olsun, Murat Belge'nin ifadesiyle, Türkiye'de "hedef anti-emperyalizmdi. 'Tam bağımsız ve gerçekten demokratik' Türkiye için 'ordu-gençlik elele' verecek ve 'milli cephede' buluşacaktı".

"Ya istiklal, ya ölüm" sloganının yazıldığı 1960'lara gelindiğinde, Mihri Belli yeni kuşak devrimci gençlerin derin saygı duyduğu bir 'eski tüfek'tir. Oral Çalışlar'ın bir diğer eski tüfek, Hikmet Kıvılcımlı için söyledikleri Belli için de geçerlidir: "Eski kuşak devrimcilere çok saygı gösterir, onların geçmiş deneyimlerini dinlemekten doyumsuz bir zevk alır, tecrübelerinden ders çıkarmaya çalışırdık". Dünyanın her yanında enternasyonalist bir hareket olan 1968 hareketinin Türkiye'de "milli" (dönemin söylemiyle "millici") bir hareket olmasında bu derslerin rolü tartışmasızdır.

Ankara'da 20 Mayıs 1969 akşamı gerçekleşen bir toplantı, eski ile yeninin sürekliliğini sağlayan iletken bir menteşe gibi simgesel önem taşır: "O akşam, Mihri Belli devrimci hareketin önde gelen isimlerini bir arada topladı. Belli'nin annesinin Kızılay civarındaki Çelikkale Sokak'taki evinde toplanan kişiler aklımda kaldığı kadarıyla şunlardı: Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Doğu Perinçek, Gülten Çayan, Yusuf Küpeli, Cengiz Çandar, Mustafa Lütfü Kıyıcı, Tarık Almaç, Mustafa Kemal Çamkıran, Gün Zileli, Ömer Özerturgut, ben".6

Toplantılar, görüşmeler, konferanslar bir yana, Mihri Belli yeni kuşağın "gerekli" dersleri çıkarmasını Türk Solu dergisi ile sağlar. Belli'nin yukarıda sözü geçen 'Türkiye'de karşıdevrim' konulu SBF konferansı, derginin 4 Şubat 1969 tarihli 64. sayısında tümüyle yayınlanır örneğin. Aynı sayının başyazısında şu sözler vardır: "Öteki ülkelerin tarihinde görülen, asker tarafından bastırılan halkçı, ilerici hareketler bizim tarihimizde yoktur. Ve bu gerçek, bizim, ilericiler olarak Türk Ordusuna karşı tutumumuzun Batı anti-militaristlerinin tutumunun tam karşıtı olmasını gerektirir". Şubat 1968'de 15. sayının başyazısı "Her devrim milli bir yol izler" başlığını taşır ve şu sözlerle biter: "Biz TÜRKYECİYİZ... TÜRK SOLU'nun açısı, Türkiye'nin çalışan insanının açısıdır. Biz her olaya, her akıma, her çevreye bu açıdan bakarız, her şeyi bu açıdan değerlendiririz". Derginin Mayıs 1969 tarihli 78. sayısının kapağında, büyük harflerle, "MUSTAFA KEMAL GELİYOR" yazar. Bir yıl önce, 1968 Mayıs'ında derginin kapağı "Atatürk ve 27 Mayıs"tır. Derginin önde gelen yazarları arasında Mahir Çayan da vardır.

1968 hareketi, Belli'nin annesinin evindeki toplantıdan sonra bölünür; önce ikiye, sonra pek çok parçaya. Günümüz örgütlerinin hemen hepsi köklerini o bölünmelerin şu veya bu tarafına dayandırır. Hareket bölünür, ama Mihri Belli'nin Kurtuluş Savaşı'ndan bu yana taşıdığı ders öğrenilmiştir, bölünmelerin tüm taraflarında ortak payda olarak varlığını sürdürür. Ve Kemalizm'le Stalinizm'in oluşturduğu o mide bulandırıcı çorba ta günümüze kadar gelir. Günümüzde en saf ve katıksız şekliyle, kantarın topuzunu tümüyle kaçırmış şekliyle Doğu Perinçek'in İşçi Partisi'nde yaşamaktadır, ama bazen biraz tuz, bazen biraz biber eklenmiş şekliyle hâlâ Türk solunun özünü oluşturmaktadır.

TEMEL FİKİRLERİMİZ

ONLAR YÜZDE 1
BİZ YÜZDE 99'UZ

KÜTÜPHANE

DSİP Broşürü
BROŞÜRLER - KİTAPLAR

İLETİŞİM ADRESLERİ

DSİP ÖRGÜTLERİ -
ANTİKAPİTALİST ÖĞRENCİLER

FOTO GALERİ

KOŞ, ARKANDA ESKİ DÜNYA VAR

BİZİ TAKİP EDİN

DSİP'i Facebook'ta takip edin Facebook
DSİP'i Twitter'da takip edin Twitter
DSİP'i Youtube'da takip edin YouTube
feedburner Feedburner
DSİP'i RSS'den takip edin RSS