• Anasayfa
  • HABERLER
    • Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Bizler bugün en önemli işimizin, “HDP barajı geçer mi geçmez mi” diye zar atmak değil, HDP’nin barajı geçmesi için atılması gereken adımlara yoğunlaşmak olduğunu düşünüyoruz.

      Şimdi barajı aşma, başka bir Türkiye’nin kuruluşu için mücadele etme zamanıdır.

      Bilgi için: DSİP Seçim Kampanyası

  • DESTEKLEDİĞİMİZ YAYINLAR
  • DESTEKLEDİĞİMİZ KAMPANYALAR
  • KÜTÜPHANE
  • LİNKLER
  • VİDEOLAR

Cu11242017

Son güncellemeCts, 28 Eki 2017

Back KÜTÜPHANE BROŞÜRLER Roni Margulies: Kemalizm, Stalinizm ve Türk Solu

KÜTÜPHANE

Roni Margulies: Kemalizm, Stalinizm ve Türk Solu - Stalinizm'den Türk soluna

Stalinizm'den Türk soluna

Mihri Belli, düşünce ve siyaset dünyası önce Kurtuluş Savaşı ve Kemalist "devrimler", sonra Stalinist bürokrasinin egemenliği altındaki Sovyetler Birliği tarafından şekillendirilmiş, bu ikisini birlikte ve tamamlayıcı unsurlar olarak algılayan bir "komünist"tir. Bu özelliklerini TKP genel sekreteri ve daha sonra Kadro ekibinin üyesi Vedat Nedim Tör'le, komünist ve daha sonra Kadro dergisi yöneticisi Şevket Süreyya Aydemir'le, Nazım Hikmet'le ve gençlik döneminin tüm komünistleriyle paylaşır.

Vedat Nedim'le Şevket Süreyya, Mihri Belli'den daha tutarlı, daha dürüst aydınlardır. Düşüncelerinin mantıksal sonucunu çıkarır, komünizmden vazgeçer, Kadro'yu yayınlayarak Kemalizm'in radikal sol kanadını oluşturmaya soyunurlar. Ama önemli olan, Belli ile Aydemir arasındaki bu fark değil, her ikisinin ve aynı dönemde dünyanın dört bir tarafındaki binlerce komünistin nasıl olup da komünizmi milliyetçiliğin ilerici bir türü olarak görebilmiş olduklarıdır.

Cevap, Stalinist bürokrasinin 1920'lerin sonlarından, 1930'ların başlarından itibaren kendi çıkarları doğrultusunda yeniden formüle etmeye başladığı "Marxizm"de yatar. Bürokrasi, iktidarını pekiştirme sürecinde, önce 'gerçekçileşerek' dünya devriminden vazgeçmiş ve tek ülkede "sosyalizm"i inşa etme yöntemi olarak ulusal kalkınma ve sanayileşme hedefini öne çıkarmıştır. Ardından ve buna uygun olarak, milliyetçiliği Marxizm'in içsel ve doğal bir unsuru olarak teorize etmiştir. Marxist literatüre, bu tarihten itibaren, on yıl öncesinde hiçbir Marxist'in tanıyamayacağı, 70 yıl öncesinde "İşçi sınıfının vatanı yoktur" diyen Marx'ın kendisini dehşet içinde bırakacak bir "vatan, millet" söylemi girmiştir. İlginçtir, komünistlerin övgü vesilesi ettiği gibi, İkinci Dünya Savaşı'nda SSCB'nin Alman faşizmini yenmekte başrolü oynadığı doğrudur, ama Stalinist bürokrasi Sovyet halkını anti-faşizm temelinde değil, "Büyük Yurtsever Savaş" için seferber etmiştir. "Yurtsever" olmanın "iyi" bir şey olduğu, komünistlerin iyi yurtseverler olduğu, Türkiye'de uydurulmuş değildir, Moskova'dan öğrenilmiştir.

Komünizm, 1930'lardan başlayarak, proletaryanın iktidarıyla ilgili bir şey olmaktan çıkmış, ulusal sınırlar içinde hızlı sanayileşme ("elektrifikasyon", "trrrrrum / trrrrrrum / trrrrrum! / trak tiki tak!") anlamına indirgenmiştir. Sovyet devriminin öznesi olan işçi sınıfını iktidardan uzaklaştırarak kendi iktidarını kuran ve büyük kapitalist ülkelerle rekabet içinde olan bir egemen sınıfın temel ihtiyacı, doğal olarak, içe kapanmak, ekonomisini hızla geliştirmek ve silahlanmaktır. Bunun gereklerinden biri sömürü oranlarını, iş disiplinini, üretimi artırmak için olağanüstü baskıcı bir rejimdir. Diğeri ise bu baskıyı meşrulaştıran bir ulusal gurur, "dünyaya karşı biz", "vatanını seven komünist" söylemidir. Siyasetle 1930'larda ve sonrasında tanışan birkaç kuşak komünist, bu rejimi "sosyalizm", bu söylemi "komünizm" olarak öğrenmiştir.

Aynı şey dünyanın her yanında o kuşak komünistlerinin başına gelmiştir elbet ve resmi Komünist Partiler bu nedenle politikalarına milliyetçiliği, söylemlerine vatan sevgisini dahil etmiştir. (Sayıları çok azalan günümüz Komünist Partilerinin politika ve söyleminde hiçbir şeyin değişmemiş olduğunu söylemeye gerek yok herhalde).

Dünyanın her yanında aynı şey oldu, ama Türkiye'de daha da bir katmerli oldu. Yabancı ordulara karşı savaş vererek kurulan ve "muasır medeniyet" seviyesine çıkma mücadelesi veren Cumhuriyet'in ideolojisiyle, yani Kemalizm'le büyüyen bir genç, Stalinizm'in yukarıda özetlenen öğretileri karşısında hiçbir yabancılık, hiçbir rahatsızlık yaşamayacaktı elbet ve yaşamadı. Suçlamamak gerek o genci: Emperyalist Batı ülkelerine karşı duruş, milli gurur ve ulusal kalkınma telkin eden, sınıf içeriğinden yoksun, militarist ve tepeden inmeci bir "Marxizm" gerçekten de Kemalizm ile çelişmez, büyük ölçüde örtüşür.

Kemalizm, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşü ve Cumhuriyet'in kuruluşu yıllarında, yeni bir burjuva devlet yaratma sürecinin ideolojisidir. Tek ve temel anlamı ve işlevi budur. Bu ideoloji, yerli ve Müslüman ticaret burjuvazisinin kendisini egemen sınıf olarak oluşturmak ve pekiştirmek için gerekli gördüğü her şeyi teorize etmiş; ulus bilinci olmayan yerde ulus, sınır olmayan yerde millî sınırlar ve yerel bir pazar yaratmıştır. Bu arada, ülkede yabancı işgal güçleri olduğundan ve bunların olduğu yerde ulus devlet yaratılamayacağından, bir de anti-emperyalizmi andıran bir dil tutturmuştur.

Açık ki, Kemalizmin "sol" olduğunu düşünmek için, anti-emperyalizmi andıran bu dilden başka hiçbir neden yok. Demokratik mi? Eşitlikçi mi? Özgürlükçü mü? Emeğin sömürüsüne mi karşı? Hiçbiri değil! Ticaret burjuvazisinin amaç ve taleplerini formüle eden, sonra da devletin ideolojik çimentosu görevini gören bir dünya görüşü bu sıfatlara nasıl uygun olabilir; hangi anlamda "sol" olabilir?

Kemalizm, solculuğu Stalinist bürokrasiden öğrenenler için "sol" olabilir. Solculuğu Stalinizm'in yaptığı gibi sınıfsal içeriğinden temizleyip milli kalkınma ve ulusal bağımsızlık amaçlarından ibaret bir hale getirince, Kemalizm bal gibi "sol" olarak görülebilir, Kemalizm ile sosyalizm arasındaki kalın çizgi görünmez hale gelir.

Marxizm'in ve solculuğun Türkiye'de hâlâ "yurtseverlik", "anti-emperyalizm" ve "bağımsızlık" kavramlarıyla iç içe olduğunu, sınıf kavramına değil, "ülke" kavramına dayandığını görmek çok kolaydır. Rastgele seçersek, işte Özgürlük ve Dayanışma Partisi'nin Dev-Yol kökenli Genel Başkan Yardımcısı Barış İnce: "Gerçek anti-emperyalizm ve yurtseverlik ise solun tarihsel damarlarında mevcuttur... 68 kuşağının önderleri iddia edildiği gibi milliyetçi değil anti-emperyalisttir. İçsel bir olgu olan emperyalizme karşı savaşımda oligarşi diye nitelendirilen güçlerle tüm Türkiye halklarının ortak mücadelesini savunmuşlardır. Nitekim son nefeslerinde "kahrolsun emperyalizm" sözünün ardından "Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği" sözünü söylemişlerdir... Halkın kendi kaderini tayin edemediği, ülke yönetiminde hiçbir şekilde söz sahibi olamadığı, siyasetin emperyalist sistem içerisinde dizayn edildiği bir ortamda hangi demokrasiden söz edilebilir ki? Öyleyse bugün demokrat olmanın koşullarından birisi de bağımsızlıkçı anti-emperyalist bir perspektife sahip olmaktır".

TEMEL FİKİRLERİMİZ

ONLAR YÜZDE 1
BİZ YÜZDE 99'UZ

KÜTÜPHANE

DSİP Broşürü
BROŞÜRLER - KİTAPLAR

İLETİŞİM ADRESLERİ

DSİP ÖRGÜTLERİ -
ANTİKAPİTALİST ÖĞRENCİLER

FOTO GALERİ

KOŞ, ARKANDA ESKİ DÜNYA VAR

BİZİ TAKİP EDİN

DSİP'i Facebook'ta takip edin Facebook
DSİP'i Twitter'da takip edin Twitter
DSİP'i Youtube'da takip edin YouTube
feedburner Feedburner
DSİP'i RSS'den takip edin RSS