• Anasayfa
  • HABERLER
    • Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Bizler bugün en önemli işimizin, “HDP barajı geçer mi geçmez mi” diye zar atmak değil, HDP’nin barajı geçmesi için atılması gereken adımlara yoğunlaşmak olduğunu düşünüyoruz.

      Şimdi barajı aşma, başka bir Türkiye’nin kuruluşu için mücadele etme zamanıdır.

      Bilgi için: DSİP Seçim Kampanyası

  • DESTEKLEDİĞİMİZ YAYINLAR
  • DESTEKLEDİĞİMİZ KAMPANYALAR
  • KÜTÜPHANE
  • LİNKLER
  • VİDEOLAR

Sal09262017

Son güncellemePzt, 25 Eyl 2017

Back KÜTÜPHANE BROŞÜRLER Roni Margulies: Kemalizm, Stalinizm ve Türk Solu

KÜTÜPHANE

Roni Margulies: Kemalizm, Stalinizm ve Türk Solu - Üç küçük güncelleme

Üç küçük güncelleme

K. Atatürk’ün dekoratif imzası

Bir kadın gördüm geçen haftasonu. Hava çok sıcaktı, askılı bir elbise giymiş. Omuzunda bir dövme vardı. Soldan sağa yukarı doğru hafif eğimli, elyazısıyla, “K. Atatürk”!

İmzayı omuzuna kazıtmış yahu!

“Gördünüz mü? Kadın kafayı yemiş galiba!” diye arkadaşlarıma doğru seğirttim. Beklediğim tepkiyi alamadım. “Ne var ki oğlum bunda?” dediler. İzmir’deydik. Alışmışlardı belli ki.

Adamın portresinin, isminin ve anlamlı anlamsız sözlerinin yere göğe yazılmasını anlamak mümkün. Bunu devlet yapıyor ve yaptırıyor. Ama genç bir kadının imzayı kendi vücuduna nakşettirmesi ne demek yahu! Bir devletin resmi politikası, o devletin görevlisi olmayan bir kişi tarafından nasıl bu kadar benimsenebilir?

Bunları düşünürken, kafamda laf lafı açtı, tabiri caizse.

Omuza imza çakmaktan daha da gülüncü, imzayı çaktıran kadının kendisini solcu ve aydın sanması olabilir ancak. Ve öyle düşündüğünden hiç kuşkum yok.

CHP niye Türkiye’nin “sol” partisidir?

Kemalistler niye kendilerini solcu olarak düşünür?

Ulusalcıların yaptığı her şey milliyetçilik ve ırkçılıkken, niye solcu olduklarını zannederler?

Milliyetçilik dünyanın her yerinde var. Solculuk da, evelAllah, her yerde mevcut. Ama her yerde, vallahi de billahi de dünyanın her yerinde biri başka şeydir, diğeri başka. Hatta farklı şeyler olmalarının ötesinde, birbirlerine karşıt ve düşman şeylerdir.

Çok doğal. Üç yaşında bir çocuğun anlayabileceği şekilde söylersek, solcular “insan” sever, milliyetçiler “Türk insanı” sever; solcular tüm insanların eşit olduğunu düşünür, milliyetçiler Türk insanının diğerlerinden daha eşit olduğuna inanır.

Ve en önemlisi (ama bunu anlamak için üç yaşını biraz geçmiş olup omuzda imza taşımıyor olmak gerek), solcular devletle itişir, milliyetçiler her koşulda kendi devletini gözetir, güçlenmesini ister.

Kendi mevcut devletinin güçlenmesini isteyenlere hiçbir yerde “solcu” denmez. Sağcı denir, muhafazakâr denir, faşist denir; ama solcu denmez.

Bizdeyse, devletin çeşitli kurumlarını, silahlı kuvvetleri, yargıyı, Ergenekon’u destekleyenler, Türk devletinin ilelebet payidar olacağına inananlar, Türklerin Kürtlerden üstün olduğunu ve başörtüsüzün başörtülüden makbul olduğunu düşünenler kendilerini solcu zanneder.

Niye yahu?

Kuvvet komutanından İzmirli genç kıza, Ergenekoncusundan Ergenekon’un avukatına, Doğu Perinçek’ten Kemal Kılıçdaroğlu’na, İlhan Selçuk’tan Mustafa Balbay’a, nedir bu devlet savunucularının “solcu” sayılmasını sağlayan ortak yan?

Yüzyılların “solcusu” Mümtaz Soysal, “solcu” Cumhuriyet gazetesinde bir ipucu verdi bana.

Ilısu Barajı projesi “doğa, kültür ve yerleşimle ilgili uluslararası standartları sağlamadığı” ve “Dicle Vadisi’yle Hasankeyf UNESCO’nun dünya mirası kriterlerinin onda dokuzunu karşıladığı bilinen tek alan olduğu için”, Boğaziçi Üniversitesi’nden 111 kişi projeden vazgeçilmesi için bir çağrı yayınlamış.

“Zannedersiniz ki, o baraj yapılırsa insanlık mahvolacak” diyor Soysal. Çok sinirlenmiş.

Dese ki, “Baraj projesi doğaya, o bölgede yaşayanlara ve tarihsel mirasa zarar vermiyor, Boğaziçililer yanılıyor”, anlayışla karşılanabilir, tartışılabilir. Ama hiç böyle bir iddiası yok. 

“İnsanlarımız.. Türkiye üzerine oynanan büyük oyunlardan.. habersiz midirler ki, böylesine sinsi ve haince kampanyalara pikniğe gider gibi cümbür cemaat katılıvermektedirler?” diyor. Daha önemlisi, diyor, “Baraj yapmak, Türkiye’nin o köşesini de sahiplenmek ve başkalarının aynı köşeye ilişkin hesaplarını boşa çıkarmaktır.”

Sinsi hainler kim? Kürtler, Amerika, Avrupa, bütün dünya. Hain dünyanın hesaplarını kim boşa çıkaracak? Türkiye devleti.

Doğaymış, insanmış, insanlık mirasıymış, kimin umurunda?

Bu mudur be antiemperyalizm? Kürtlere, Amerika’ya ve dünyaya meydan okuyacağım diye, kendi topraklarını ve insanını mahvetmek, kendi devletini yüceltmek midir antiemperyalizm?

Düşün ulan artık yakamızdan! “Ulusalcı”, “yurtsever” filan gibi anlamsız kandırmacalara başvurmadan, göğsünüzü gere gere “Milliyetçiyim!” deyin; siz de rahat edersiniz, biz de.

 

Türk antiemperyalizminin vurucu gücü

Subaylar gözaltına alınırken, Mehmetçik Vakfı’nda polis arama yaptı. Evrak ve hard disk dolu çuvallar binadan çıkartılırken, “Bazı mahalle sakinleri camlarına Türk bayrakları astı. Otomobili ile vakfın bulunduğu binanın önünde duran bir kişi de yüksek sesle Harbiye Marşı’nı çaldı. Adını söylemeyen bu kişi ‘Tüm vatandaşlar bu aramaya tepki göstermeli’ dedi. Çuvallar ekip otosuna konulduktan sonra bazı mahalle sakinleri Vakıf önüne geldi ve alkışlarla aramayı protesto etti”.

Hangi mahallenin sakinleri bunlar? Caddebostan, Plaj Yolu Sokak. Şehrin en mutena semtlerinden birinde, Bağdat Caddesi’nden denize inen güzel bir sokak.

Eksik olmasınlar, bu beş yıldızlı mahallenin sakinleri epey zamandır Türk antiemperyalizminin vurucu gücünü temsil ediyor. Demokrasi düşmanlığı ve darbecilik umurlarında değil; Amerikan emperyalizmine karşı Türkiye’nin tek umudunun Türk Silahlı Kuvvetleri olduğuna inanıyorlar!

Aralarından birini bulup söyleşi yapamadım, ama bir internet sitesinde bulduğum şu sözler sanırım hislerine tercüman olacaktır:

“TSK, Amerika’nın projelerine köstek oluyor. TSK emperyalist ABD tarafından hedef seçilmiştir. Eğer ABD’nin çıkarlarına hizmet eden bir silahlı kuvvetler arzu ediliyorsa, lanet olsun bunu arzulayanlara. ABD’ye kafa tutmadıkça, bağımsızlığımızı kazanamayız. 1920’lerdeki millî ruh tekrar diriltilmeli ve mücadeleye başlamalıyız. Savaşsa savaş, ölümse ölüm. Türk Milleti kimsenin emir eri değildir. Ne Mutlu Türküm Diyene!”

Aynı hisleri birkaç yıl önce, şu anda hapiste çürümekte olan Doğu Perinçek ne güzel ifade etmişti:

“Sayın Genelkurmay Başkanımız Org. Büyükanıt, Türk Ordusu’nun hangi mevzide hangi edayla durduğunu bir daha ilan etti. Avşar Beyleri türküsünde, ‘Karşıda düşmanların bakışıp durur’ diyor ya, karşıdaki düşmanı da, bakışını da saptadı. ABD’nin de NATO’nun da adını koydu. Komutanın tavrı sakin, ancak duruşu kararlı. Milletimize güven verdi”.

Amerika’da eğitim görmüş, askerliği Amerikan ordusunun el kitaplarından öğrenmiş, Washington’da “bizim çocuklar” adıyla bilinen orgenerallerin şanlı antiemperyalistler olarak görülmesi, bir başka saçmalığı hatırlattı bana.

Yıllar önce gördüğüm bir duvar afişinde “Dolar yasaklansın - Türk Lirası, Türk Bayrağı” yazıyordu.

Benim bildiğim kadarıyla para, metaların dolaşımını ve dolayısıyla tüccarların kâr etmesini kolaylaştırmak için ortaya çıkmış bir araçtır. Tüccarlar ve sermaye sahipleri dışındaki insanları para ancak “Bende var mı yok mu; karnımı doyurabiliyor muyum?” kadarıyla ilgilendirir.

Çoğumuz için, liraymış, dolarmış, farketmez. Dahası, sayı saymayı bilen herkes “Yüz lira mı istersin, yüz dolar mı?” sorusuna aynen benim vereceğim cevabı verecektir.

Beni sömürenler lirayla mı, dolarla mı sömürüyor, elinde Türk bayrağıyla mı, Amerikan bayrağıyla mı sömürüyor, farketmez. “Ben sömürülmekten hoşlanıyorum, ama ille de Türk patronlar sömürsün, öbür türlüsünden pek hoşlanmıyorum” diyen işçiye henüz rastlamış değilim.

Avro, dolar ve lira, egemen sınıfların çizdiği ulusal sınırların ve bu sınıflar arasındaki rekabetin sonucudur. Para birimleri arasında taraf tutmak bu sınıfların üyeleri için anlamlıdır.

Tüm egemen sınıfların tüm çıkarlarına karşı olanlar için böyle bir tarafgirlik olamaz.

Halkımız, sadece Türk halkına değil tüm halklara özgü solduyu ile, tek kelime Marx okumadan, “Para tüm kötülüklerin anasıdır” der, dolar ile lira arasında ayırım yapmaz.

Plaj Yolu Sokak’taki evlerin dolar olarak değerini söylesem dudaklarınız uçuklar! Ama bu evlerin sahipleri ve Mehmetçik Vakfı’ndaki komşuları antiemperyalist! Hepsi dolar düşmanı ve general dostu!

Antiemperyalizmi önce milliyetçiliğe, sonra para birimleri arasında taraf tutmaya, sonra da ordu destekçiliğine indirgeyen insan türü dünyanın başka bir yerinde var mı? Yok.

Evrende sonsuz sayıda gezegen olduğu için, istatistik bilimine göre bunların en azından birkaç tanesinde canlılar olması gerektiğini biliyoruz. Böylesi bir salaklığın oralarda bile olabileceğini sanmıyorum.


“Emekçi” ve “toprak ağası”

ÖDTÜ’de geçen hafta Kürt öğrencilerle Türkiye Komünist Partisi üyeleri çatıştı. Karşılıklı laf atma, tartışma şeklinde değil. Birkaç kişi hastanelik oldu.

Aranızda solcu olan, bu haberi gazetelerde okuyan ve olayı sol içi şiddet olarak yorumlayıp üzülen, kınayan olmuştur.

Üzülmeyin, kınamayın.

“Sol içi” değil çünkü.

TKP hakkında epeydir yazmıyorum. Solla ilgili tartışmalarda bu partiyi hesaba katmak o kadar anlamsız hale geldi ki, yazmaya gerek görmüyorum. Parti yayınlarındaki yazılar gözüme  çarptığında “Adam sen de” deyip geçiyorum. İçimden geçirdiklerimi ise kibarlık sınırları içinde ifade edemeyeceğim, şimdilik kalsın.

ODTÜ’deki kavga sonrasında, kavganın nedenlerinden biri olan yazıya baktım. Ve son bir kez TKP hakkında yazma gereği duydum. Kusura bakmayın.

Tavsiye ederim, “Nasıl komünist olunmaz?” sorusunun cevabını merak edenleriniz varsa, partinin internet sitesinde İlker Belek adlı yazarın 19 Nisan tarihli yazısına bir bakın. Coca Cola kapağından çıkan hediye gibi, aynı yazıda “Azgın Türk milliyetçiliği hangi kurnazlıklarla solculukmuş gibi gösterilebilir?” sorusunun da cevabını bulacaksınız.

Yazı, Ahmet Türk’e atılan yumruktan yola çıkarak Kürt meselesini inceliyor.

Şöyle başlıyor:

“Kürt sorunundaki çözümsüzlük sürüyor.. Ahmek Türk'e atılan yumruk olayının bütün bileşenleri bunun göstergesidir: Yumruklayanın emekçi kimliği de, çalıştığı kahvehanenin sahibinin yumruklayanı ‘her Türk Türklüğünün gerektirdiğini yapar’ şeklindeki açıklaması da, Sırrı Sakık'ın olay yerinde ‘bunun hesabını vereceksiniz’ sözleri de, sonrasında ‘Kürtler 1915’in Ermenileri değil’ eklemesi de.. hepsi tek bir şeyi gösteriyor: Bildikleri tek şey etnik siyasettir. Etnik kutuplaşma had safhadadır. Aradaki ilişki biçimi düşmancadır. Yumruğu atan bir emekçi, yumruğu yiyen bir toprak ağası, tepki görme nedeni Kürtlüğü, Sırrı Sakık’ın hesap sorulması çağrısında bulunduğu kesim Türklerdir.”

Rica ederim, “Çüş artık” gibi içgüdüsel tepkilerimizi bastırmaya çalışalım. Biliyorum, zor, ama düzeyli bir tartışma yürütelim.

Kürt hareketinin en saygın isimlerinden, en etkin temsilcilerinden biri, Meclis’te yirmi küsur milletvekili olan ve Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan bir partinin başkanı olan Ahmet Türk’ün tanımlayıcı özelliği “toprak ağalığı” mıdır, behey İlker Belek?

Ellerinde Türk bayraklarıyla “Kahrolsun PKK, şehitler ölmez, vatan bölünmez!” diye slogan atan bir kalabalığın içinden çıkıp Ahmet Türk’e saldıran herifin tanımlayıcı özelliği “emekçi” olması mıdır, Belek Bey?

Onyıllardır eşitlik ve adalet mücadelesi veren bir halk hakkında, bu uğurda on binlerce can veren, köyleri yakılan, cezaevlerine tıkılan, bok yedirilen bir halk hakkında “bildikleri tek şey etnik siyasettir” demek nasıl bir densizliktir, Bay Belek?

Bu densizlik cehaletten mi kaynaklanır, kendini bilmezlikten mi, yoksa benim bilemediğim başka bir nedenden mi?

“Aradaki ilişki biçimi düşmancadır” saptaması özellikle ilginç! Çok çarpıcı!

Memlekette bir zamandır bazı silahlı çatışmalar olduğunu yeni mi farkettiniz, Belek Bey? Bu silahlı çatışmaların biraz düşmanca olduğunu gözden kaçırmış mıydınız? Kürt halkının devlet tarafından onyıllardır bazı düşmanca davranışlara maruz kaldığı, kendi dilini konuşamadığı, anadilinde eğitim göremediği, bu halkın bizzat mevcudiyetinin uzun zaman tanınmadığı dikkatinizi çekmemiş miydi?

“Eşitsizliğin, baskının, sömürünün olduğu sınıflı toplumlarda, bu sorunlar burjuva demokrasisi çerçevesinde çözümlenemez” diyor Belek. Bak sen! İngiltere’de nasıl çözümlendi? Güney Afrika’da nasıl çözümlendi? Komünizm geldi herhalde oralara. Ben dikkat etmemişim.

Bal gibi çözümlenir. Ama Belek’in derdi başka. Diyor ki Kürt hareketine, uslu oturun, maraza çıkarmayın, yüce Türk milletini ve Mustafa Kemal’in kurduğu Türk devletini rahatsız etmeyin.

Benimse ODTÜ’lü Kürt arkadaşlarıma önerim farklı. Ezilen ulusların haklarını savunmayana, kendi devletinin yanında saf tutana komünist denmez. Boş yere uğraşmayın bunlarla. Ciddiye bile almayın.

 

TEMEL FİKİRLERİMİZ

ONLAR YÜZDE 1
BİZ YÜZDE 99'UZ

KÜTÜPHANE

DSİP Broşürü
BROŞÜRLER - KİTAPLAR

İLETİŞİM ADRESLERİ

DSİP ÖRGÜTLERİ -
ANTİKAPİTALİST ÖĞRENCİLER

FOTO GALERİ

KOŞ, ARKANDA ESKİ DÜNYA VAR

BİZİ TAKİP EDİN

DSİP'i Facebook'ta takip edin Facebook
DSİP'i Twitter'da takip edin Twitter
DSİP'i Youtube'da takip edin YouTube
feedburner Feedburner
DSİP'i RSS'den takip edin RSS