• Anasayfa
  • HABERLER
    • Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Bizler bugün en önemli işimizin, “HDP barajı geçer mi geçmez mi” diye zar atmak değil, HDP’nin barajı geçmesi için atılması gereken adımlara yoğunlaşmak olduğunu düşünüyoruz.

      Şimdi barajı aşma, başka bir Türkiye’nin kuruluşu için mücadele etme zamanıdır.

      Bilgi için: DSİP Seçim Kampanyası

  • DESTEKLEDİĞİMİZ YAYINLAR
  • DESTEKLEDİĞİMİZ KAMPANYALAR
  • KÜTÜPHANE
  • LİNKLER
  • VİDEOLAR

Cu08182017

Son güncellemeCts, 29 Tem 2017

Back KÜTÜPHANE BROŞÜRLER Dave Crouch: Bolşevikler ve İslam

KÜTÜPHANE

Dave Crouch: Bolşevikler ve İslam - Stalin’in İslam’a Saldırısı

Stalin’in İslam’a Saldırısı

Sovyet sanayinin zayıflığı ve halkın en temel ihtiyaçlarını karşılama mücadelesi, Bolşeviklerin dini özgürlükleri ve ulusal hakları garanti altına alma çabalarını sürekli sekteye uğrattı. Ağır yoksulluk, rejimi dibe çekiyordu. Daha 1922’de Moskova’nın Orta Asya’ya yaptığı ekonomik yardım kesilmek zorunda kalındı ve birçok devlet okulu kapandı. Öğretmenler maaşlarını alamadıkları için işlerini terk etmeye başladılar. Cemaatin finanse ettiği Müslüman okulları giderek tek seçenek haline geldi: Eğitim Bakanı Lunaçarski “ekmek sağlayamadığınız zaman, onun yerine ikame edileni insanların elinden almaya cüret edemezsiniz” diyordu. 1924’te şeriat mahkemelerine devlet yardımları kesildi. Zaten ekonomik şartlar Müslümanların anlaşmazlıkları çözmek için mahkemelere başvurmalarının yolunu tıkamıştı. Örneğin bir genç kız görücü usulü ya da çokeşli bir evliliği reddettiğinde karnını doyurma ve barınacak yer bulma şansı çok zayıftı çünkü ne iş vardı ne de kalabileceği başka yerler.37 Rusya içinde bile işsizlik ve devletin annelik yardımlarını karşılayamaması kadını gerisin geri eve itiyor, geleneksel aileyi diriltiyordu, sonuç itibariyle kadınların konumu ge ri liyordu.

Büyümekte olan Stalinist bürokrasi güçlenme ve merkezileşmenin yolunu ararken Rus milliyetçiliğinin, Stalin’in Çarlığın devamcısı olduğunu vurgusunun, en büyük etnik grubun işçilerini yani Rus işçilerini rejime bağlamanın etkili bir aracı olabileceğini keşfetti. Stalin bu nedenle Rus olmayan cumhuriyetlerdeki ‘milliyetçi sapmalara’ giderek daha fazla saldırdı ve Rus şovenizminin yeniden diriltilmesini teşvik etti. Stalin Bolşeviklerin ordu, devlet yönetimi ve ekonomide görevlendirmek zorunda kaldığı çok sayıda eski Çarlık memurları arasında bu politikasına destek buldu. 1922’de Lenin, Bolşeviklerin “Büyük Rus şovenisti süprüntülerin içinde sütün içindeki bir sinek gibi boğulmak üzere oldukları” uyarısında bulunuyordu.

1920’lerin ortasından itibaren bu eğilimler güçlenirken Stalinistler ‘töre suçları’ ile mücadele ve ‘kadın hakları’ adına, özellikle Özbekistan ve Azerbaycan’da tesettürü merkeze alarak İslam’a karşı toptan bir saldırı planlamaya başladılar. Kampanyanın sloganı olarak Orta Asya dillerinde saldırı anlamına gelen hücum seçildi. İki yıl süren fakat etkisiz kalan propaganda faaliyetlerinden sonra hücum kampanyası 8 Mart 1927’de, Dünya Kadınlar Günü’nde kitlesel eyleme döküldü. Kitle toplantılarında kadınlara başını açma çağrıları yapıldı, yerli kadınların küçük gruplar halinde sahneye çıkıp başörtülerini ateşe atmaları bekleniyordu.

Hücum kampanyasını araştıran bir tarihçiye göre, Bolşevik iktidarın erken yıllarında Müslüman kadınları açılmaya zorlamak bir yana, bunu teşvik etmek bile Bolşeviklerin aklından geçmemişti:

“Özetle, örtünmenin sözde zararları etkileri ve sosyal tehlikeleri 1926 öncesinde en fazla ikincil bir mesele olarak görülüyordu. 1926 öncesi parti politikaları kadınların başını açmasının sağlanmasının Zhenotdel’in (kadın dairesi) merkezi bir meselesi olmaması gerektiği konusunda gayet netti. Tam tersine birçok Bolşevik lider erken olduğu veya daha da kötüsü parti çıkarlarına zarar verecek bir gündem kayması olduğu düşüncesiyle kadınların başının açılmasına karşı tartışıyorlardı.”38

Mayıs 1920’de Birinci Türkistanlı Kadınlar Kongresi’ne katılan Kızıl Ordu liderlerinden Mikhail Funze, hepsi türbanlı 118 delegeye, Sovyet yöneticilerinin gözünde paranci’nin (başı ve vücudu örten, peçe kısmı at kılından yapılan ve yere kadar uzanan örtü) kendileri ve politik görüşleri hakkında bir olumsuzluk yaratmadığını söyledi. Üstelik iç savaş sırasında bu örtüler askeri amaçlarla bile kullanılmıştı. Delegelerin Türkistan’ın kurtuluşuna yardımcı olabileceğini söyleyen Frunze şunları ekledi: “Paranci’nin altında onurlu bir kalp atıyor, paranci’nin altında insan devrime hizmet edebilir ve paranci bazen de cesur bir Kızıl Ordu casusunu gizleyebilir.”39

1923’te Orta Asya’daki parti liderleri Özbek kadınlarının başını açma çağrısı yapanları “sol sapkınlıkla” suçladı. 1925 Ağustos’u kadar ileri bir tarihte bile bir Özbekistan Zhenotdel toplantısının ana konuşmacısı kadınların başını açmanın kesinlikle Bolşevik bir politika olmadığını vurgulayarak ‘kadın sorununun çözümünün kadının ekonomik ve maddi güvenliğini sağlamaktan geçtiğini’ savundu. Kaldı ki bir Bolşevik ‘kadının kurtuluşunu paranci’yi çıkarmak olarak gören Cedid anlayışına karşı çıkmalı, bunun yerine kadının bütünsel olarak ekonomik ve politik bağımsızlığını öne çıkarmalıydı.’40

Hücum kampanyası ise tam tersine Marksist uygulamayı baş aşağı etmeyi öneriyordu: eğitim, iş ve geleneksel aile dışında yaşama olanaklarını artırarak kadınların bağımsızlaşmasını desteklemek yerine; hücum onları propaganda zoruyla ikna etmeye çalışırken bir yandan da çokeşliliği, genç yaşta evlenmeyi ve başlık parasını yasaklamaya yöneldi. Kampanyanın amacı, aile hayatı ve cinsel ilişkilerin derhal dönüştürülmesiydi. Parti saflarında bu çabalara önderlik edecek yerli kadınlar olmamasına rağmen kısa sürede büyük sonuçlar verecek bir kampanya hedefleniyordu. 1926’da Özbek Komünist Partisi üyelerinin yüzde 93,5’i erkekti. 1927 Temmuz’unda partide sadece 426 kadın üye vardı. Özbekistan’ın o dönemdeki nüfusu ise beş milyonun üzerindeydi.41

Hücum kampanyası ister istemez yerel nüfusun büyük çoğunluğu tarafından Rus sömürgecilerin dayatması olarak algılandı. Sanki bu algıyı daha da güçlendirmek istercesine Moskova kampanya liderliğine iki Rus erkek atadı ki her ikisi de sicillerine bakıldığında “kolayca Lenin’in büyük Rus şovenistleri diye adlandırdıkları arasında sayılabilecek tiplerdi.”42

Bu tür bürokratlar için, Müslüman kadınlarla uğraşmanın kadınların kurtuluşu gibi ulvi nedenlerle alakası yoktu. Onlar muhtemelen kadınlara yeterince istifade edilemeyen bir işgücü kaynağı olarak bakıyorlardı.43

Hücum kampanyası, Ruslar ve Orta Asya’nın yerli halkları arasında derin etnik gerginliklerin yaşandığı bir dönemde yürütüldü. Bu dönemdeki milliyetçiliği inceleyen değerli bir kaynağın yazarına göre:

Çatışmaların çoğu şiddet içermiyordu, sembolik şiddet eylemleri daha yaygındı. Orta Asya Cumhuriyetleri’nin kime ait olduğu çatışmasının yaşandığı bir ortamda sembolik meseleler büyük bir önem kazandı… En sık görülen sembolik şiddet eylemi Rusların Müslümanların dudaklarına zorla domuz yağı sürmeleri veya domuz eti yedirmeye çalışmalarıydı.

Stalin’in zorla kolektifleştirme politikasının habercisi olan hücum kampanyasının iradeci çılgınlığı kadınlar ve Komünist Partisi için bir felakete dönüştü.44

Kadınların başını açma kampanyası başarısız oldu. Toplantılarda başını açan kadınların çoğu hızla yeniden örtündü. Parti belgeleri bu gerçeği itiraf ediyor. Kampanyaya karşı büyük bir tepki oluştu. Korku ve düşmanca tutumlar şiddete dönüştü. Camilerde namaza ve vaazlara katılım önemli ölçüde arttı. Müslüman çocukları özellikle de kızlar Sovyet okullarından alındı. Yerli gençler, Genç Komünistler Birliği’nden istifa etti. Türbansız kadınlar sokaklarda taciz edilmeye başlandı. Bazı köylerde gençlerden oluşan çeteler başı açık kadınlara tecavüz etti. Birçok kadın da çoğunlukla kendi yakınları tarafında öldürüldü. 1928 ortasına gelindiğinde şiddet doruğa çıkmıştı ve artık kadın veya erkek ‘kültür devrimiyle’ yakından uzaktan alakası olan herkesi hedef alıyordu. Binlerce insan öldü. Yakalanıp cezalandırılan katiller yerli halklar tarafından şehit ilan edildiler.45

Hücum kampanyasını inceleyen belli başlı tarihçiler, saldırının Sovyetler Birliği’nde İslam’ı güçlendiren bir etki yarattığı konusunda hemfikirler. Altı ayda başörtüsünü tümüyle ortadan kaldırmak bir yana partinin söz verdiği şekilde paranci’yi yok etmesi on yıllar aldı. Orta Asya sokaklarında başörtüsünün az rastlanır hale gelmesi 1950-60’ları buldu. Özbekistan 1991’de SSCB’den ayrılınca hiçbir resmi özendirme olmamasına rağmen başörtüsü ulusal bağımsızlığın sembolü olarak hızla yeniden yaygınlaştı.46

TEMEL FİKİRLERİMİZ

ONLAR YÜZDE 1
BİZ YÜZDE 99'UZ

KÜTÜPHANE

DSİP Broşürü
BROŞÜRLER - KİTAPLAR

İLETİŞİM ADRESLERİ

DSİP ÖRGÜTLERİ -
ANTİKAPİTALİST ÖĞRENCİLER

FOTO GALERİ

KOŞ, ARKANDA ESKİ DÜNYA VAR

BİZİ TAKİP EDİN

DSİP'i Facebook'ta takip edin Facebook
DSİP'i Twitter'da takip edin Twitter
DSİP'i Youtube'da takip edin YouTube
feedburner Feedburner
DSİP'i RSS'den takip edin RSS