• Anasayfa
  • HABERLER
    • Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Bizler bugün en önemli işimizin, “HDP barajı geçer mi geçmez mi” diye zar atmak değil, HDP’nin barajı geçmesi için atılması gereken adımlara yoğunlaşmak olduğunu düşünüyoruz.

      Şimdi barajı aşma, başka bir Türkiye’nin kuruluşu için mücadele etme zamanıdır.

      Bilgi için: DSİP Seçim Kampanyası

  • DESTEKLEDİĞİMİZ YAYINLAR
  • DESTEKLEDİĞİMİZ KAMPANYALAR
  • KÜTÜPHANE
  • LİNKLER
  • VİDEOLAR

Cts08192017

Son güncellemeCts, 29 Tem 2017

Back KÜTÜPHANE BROŞÜRLER Dave Crouch: Bolşevikler ve İslam

KÜTÜPHANE

Dave Crouch: Bolşevikler ve İslam - Teori ve Pratik

Teori ve Pratik

Bolşeviklerin dini demokrasi konusundaki bu sicili karşısında, sağcı eleştirmenler, aslında Lenin’in sadece zaman kazanmaya çalıştığını, Sovyet iktidarı zayıfken gerçek amaçlarını sakladığını ve saldırıya geçmek için uygun anı beklediğini iddia ederler. Oysa Lenin’in devrimden önce ve devrimden sonraki ilk yıllarda bu konuda yazdıkları ve politik pratiği tutarlılık gösterir. Komünist partiler bu gelenekten ancak 1920’lerin ortalarından itibaren, karşı devrim yerleştikçe kopmaya başladılar ve 1920’lerin sonunda Leninizm’e kesin olarak sırt çevirdiler.

Bolşevikler dini azınlıkları Sovyet iktidarını desteklemek için kandırmaya çalışıyor olsalardı iç savaş bittikten sonra dini okulları ve şeriat mahkemelerini kabul etmezlerdi. Paralel hukuk ve eğitim sistemleri oluşturmak merkezi devlet aygıtının kaynaklarını ciddi bir şekilde zorluyordu. Bolşeviklerin pozitif ayrımcılık programı çerçevesinde istihdamda yerli halklara öncelik vermek, Kiril alfabesini kaldırmak, Rus sömürgecileri başka yere yerleştirmek, fabrikaları uzak bölgelere taşımak gibi önlemlerin de maliyeti yüksekti. Bolşeviklerin dini inançları olan herkesi baskı altında tutmak gibi gizli bir hedefi olsaydı 1918’den itibaren dini pasifistleri askerlik hizmetinden muaf tutmazlardı.

Bu demek değildir ki Bolşevikler arasında dine nasıl yaklaşmak gerektiği konusunda tartışmalar yaşanmadı. Bu konu ulusal sorun tartışmalarıyla yakından ilişkiliydi. Çok sayıda Bolşevik ki aralarında liderliğin parçası olanlar da vardı, Lenin ve Troçki’nin politikalarıyla anlaşmıyorlardı yine de bu ikisinin fikirleri devrim sonrasının ilk yıllarında baskındı. Farklı düşünenler, ezenin milliyetçiliği ile ezilenin milliyetçiliğini, ezenin dini ile ezilenin dinini aynı kefeye koyuyorlardı. Onlara göre bütün dinler düşmandı. Lenin, ulusal ve dini haklara karşı bu soyut muhalefetin yeniden dirilen Rus şovenizmiyle tencere kapak olacağını öngörüyordu.

Görüş ayrılığı Lenin ve Stalin arasındaki ulusal so-run tartışması ile doruğa çıktı. Anlaşmazlık temel siyasi ilkeler üzerineydi47 ve Haziran 1923’te Moskova’da çevre cumhuriyetlerin önde gelen Bolşevikleriyle yapılan kapalı bir toplantıda uzun uzadıya tartışıldı. Din, özellikle de İslam bu tartışmanın merkezine oturdu. Stalin’in tutumunun bayraktarlığını yapan Ordzhonikidze’yi destekleyen aşırı solcular, biryandan Lenin’in ulusal politikalarına saldırırken diğer yandan partinin dine “liberal” yaklaşımını eleştirdiler. Örneğin Kırım Tatarı olan Firdyevs, Türkistan lideri Khodzhanov’un Orta Asya’da Cedidlerle beraber “yaşayan bir cami” kurmak hakkındaki konuşmasına saldırdı. Firdyevs ayrıca Bolşeviklerin doğudaki Komünist yetkililerin yerel dilleri öğrenmesi konusundaki ısrarını, ulusal çoğunluğa yani Ruslara karşı “yeni bir baskı” olarak nitelendirdi.48

Khodzhanov’un konuşması onun da, partinin ulusal sorun konusundaki siyasetini ilkesel bir tutumdan çok “dışa dönük politik bir manevra” olarak gören anlayışın etkisi altında olduğunu gösteriyor. Toplantının stenografik kaydı Troçki’nin derhal araya girerek bu konuda onu düzelttiğini ortaya koyuyor. Khodzhanov’un Türkistan’daki din politikaları hakkında söyledikleri yine de partinin Lenin’in taktiklerini hayata geçirme çabalarını yansıtıyor:

“Cedid liberallerinin de yardımıyla ‘yaşayan bir cami’ ortaya çıkıyor. Ruhban unsurlarla yani ulema ile somut mücadele, kadılık (İslami yargıç) kurumunu uygulamaya koyma mücadelesinde ifadesini bulmalı. Cedidlerimiz kadıların ulemadan değil liberallerden olmasını garanti altına almaya yardım etmeliler. Fergana’daki Kırgız halkı arasında ‘resmi halk kadılığı’ kurumunu yerleştirmemiz gerekiyor. Bunun anlamı da, daha solcu unsurlara bel bağlama siyasetinin kazanmasıdır. Diğer bir sorun da vakıf mallarının yönetimiyle ilgili. Bu konularda partili olmayan aydınlar arasındaki sol unsurlarla, liberallerle ittifak kurmaya ihtiyacımız var.49

Azerbaycan’dan Akhundov da benzer şekilde, muhafazakar İslamcı seçkinlerin saygınlığını azaltacak bir kampanyadan söz ediyordu. ‘Az çok liberal olan Mollalar’ ikna edilerek, Ramazan’da yapılan bağışların dini hiyerarşi yerine açlık çeken Doğu halklarına aktarılması için Müslümanlara çağrı yapmaları sağlanabilirdi. Azerbaycanlı Komünistler bu şekilde Khodzhanov’un ‘yaşayan camisini’ geleneksel İslami liderlerin denetiminden koparmayı umuyorlardı.”50

Çeçenistan’dan Elderkhanov ise tam tersine dini ve ulusal hassasiyetleri rencide etmenin kötü sonuçlarına dikkat çekiyordu:

“İşçilere iç bulandıracak kadar tatlı konuşmalar yapıp gülümserken, mollaların sakallarını çekmek ve süngü zoruyla vergi toplamak -bu yolla hedeflenenin sadece yüzde 5 veya 6’sı toplanabildi- aşırı askeri yöntemler barışçıl yerel halkı mağdur ederken çeteler dağlara kaçtı. Bütün bunlar sadece ve sadece Sovyet iktidarına karşı düşmanlık yarattı.51

Bugün soldaki bazıları, sağdan gelen eleştirilere katılarak Bolşeviklerin ulusal ve dini duygulara fazla taviz verdiklerini, iç savaşın baskısı altında Marksist ilkelerden geri adım attıklarını öne sürüyorlar.52

Tarih, Lenin ve Troçki’nin yaptığının bu olmadığını açıkça gösteriyor. Onlara karşı çıkan Bolşevikler bu tartışmalarda Stalin’in yanında yer aldılar. Daha da önemlisi Bolşeviklerin hemfikir olmadıkları insanların geçici desteğine ihtiyaçları olduğu için ilkelerinden taviz verdikleri şeklindeki kolaycı açıklama aslında herhangi bir birleşik cephe olasılığını yok sayıyor. Birleşik cephede devrimciler, müttefikleriyle olan daha geniş fikir ayrılıklarına rağmen, somut bir konuda ortak mücadele etmeyi kabul ederler ve bunu yaparken de politik ve örgütsel bağımsızlıklarını korurlar. Marksist ilkelerden vazgeçerim korkusuyla, sadece kendisiyle anlaşanlarla birleşik cephe kurma fikri anaokulu materyalizmidir.53

Bolşeviklerin ulusal hakları desteklemesi genel bir ayrılıkçılık anlamına gelmiyordu. Lenin, farklı uluslardan işçilerin kendi egemen sınıflarına karşı mücadelede birleşmesini sağlamak için politikaların somut duruma göre oluşturulması gerektiğine vurgu yapıyordu. Lenin, ulusal sorun hakkındaki yazılarında dine fazla yer vermez. Çünkü dini özgürlüğün Çarlık dönemindeki ulusal hareketlerin vazgeçilmez talebi olduğu aşikardır.54

Lenin’in pozisyonunu özetlemek gerekirse: Bütün baskılara karşı, dini inanç temelinde mücadele etmek mi? Tabii ki evet. Herhangi bir dini gelişim ve genelde ‘dini kültür’ için bir mücadele mi? Tabi ki hayır.55 Marksistlerin dini özgürlük taleplerini aktif olarak savunup savunmayacakları soyut sloganlara56 değil, somut koşullara bağlıdır. Bolşeviklerin şeriat hukukuna alan tanıması, İslami muhafazakarlığa meydan okumanın ancak büyük Rus şovenisti politikalardan kopmak, böylelikle dini seçkinlerin bütün sınıfları cami etrafında birleştirme gücünü zayıflatmak ve dolayısıyla Müslüman toplumlardaki sınıf ayrımlarının yüzeye çıkmasının yolunu açmakla mümkün olacağı fikrini yansıtır.

Moskova’daki Bolşevik liderliğin savunduğu politikalarla, Ruslar arasında Rus şovenizminin ve yerli aktivistler arasında aşırı solculuğun yaygın etkilerinin sürekli sorun yarattığı uzak bölgelerdeki deneyimsiz kadroların davranışları arasında sık sık farklılıklar yaşanıyordu.57

Mollaların sakallarını çekmek de Sovyet mahkemelerinin alkol alan erkekleri cezalandırması kadar Moskova’nın politikalarının reddi anlamına geliyordu. Ancak dini özgürlük, küçük yobaz gruplarının her istediklerini din adına yapabilecekleri anlamına gelmiyordu. Şeriat yasalarının daha aşırı yorumlarına sınırlandırmalar getirildi. Zhenotdel kadınları, tecrit haldeki Müslüman cemaatlerdeki korkunç cinsiyetçilikle mücadele çabalarının bedelini hayatlarıyla ödediler.

Bolşevik liderler Zinovyev ve Radek, Eylül 1920’de yapılan Doğu Halkları Bakü Kongresi sırasında Batı emperyalizmine karşı “kutsal savaş” (Gaza) çağrısında bulundular. Bunun fırsatçılık olup olmadığına karar vermek için o andaki politik koşulları göz önüne almak gerekir. Bolşevik Parti o dönemde güçlü bir aşırı solculuk akımından ve eski sömürgelerdeki şovenist sızmalardan dolayı sorun yaşıyordu. Aynı zamanda liderlik, milyonların anladığı bir dille konuşmaya çalışıyordu. Eğer insanları Sovyet iktidarı için savaşmaya ve ölmeye teşvik ediyorsan ve birçoğunun savaşmayı ve ölmeyi dini bir karar olarak göreceğini biliyorsan, bu savaşın bu insanlar için kısmen de olsa dini bir savaş olacağını inkar etmenin fazla anlamı yoktur. Zinovyev ve Radek aynı zamanda ısrarla bu savaşın bir sınıf savaşı da olduğunu ve gerici mollalara karşı mücadeleyi de içereceğini defalarca söylediler:

“Kutsal savaş çağrısını hükümetlerinizden sıkça duydunuz. Peygamberin yeşil bayrağı altında yürüdünüz. Ancak bütün o kutsal savaşlar sahteydi, çünkü bu savaşlar sadece kendi çıkarları peşinde koşan yöneticilerinize hizmet ederken siz köylüler ve işçiler yine kölelik ve sefalet içinde kaldınız… Biz, sizi kendi refahınız, kendi özgürlüğünüz ve kendi yaşamınız için kutsal bir savaşa çağırıyoruz.”58

Nitekim muhafazakar Müslümanlar Sovyet rejimine saldıran karşı-devrimci güçlere katıldıklarında merhamet görmediler. İmam Necmettin Godsinsky Eylül 1920’de Dağıstan’da Bolşeviklere karşı bir ayaklanmaya önderlik etti. Godsinsky’nin görüşleri selefi Ucun Hacı tarafından şöyle özetlenmişti: “Mühendis, öğrenci ve genel olarak soldan sağa doğru yazan (Latin veya Kiril alfabesi kullanan) herkesi asmak için bir ip örüyorum.” Ayaklanma ancak ciddi şekilde kan dökülerek Godsinsky’nin 1925’te yakalanmasıyla bastırıldı.59

Sonuç

Lenin ve Troçki döneminde Bolşevik liderlik, devrimci partinin eylemde değil ama sözlerinde ateist, devletin de din karşıtı değil dinsiz olması gerektiği yönündeki Marksist anlayışa sadık kaldılar. Dini cemaatlere geniş özgürlükler tanınırken Çarlığın dini, eski egemen sınıfla olan güçlü bağlarından dolayı sınırlandırıldı. Müslümanlar dahil dini inancı olup da kendilerini devrimci olarak görenler Bolşevik saflara kabul edildiler. Komünist olmadığı halde devrimi destekleyen dindarlar devlet aygıtı içinde önemli mevkilere geldiler. Önemli Müslüman örgütlerin bazıları ya tamamen Komünist partilere katıldılar ya da devrimi savunmak için Bolşeviklerle el ele verdi.

Müslümanların dini özgürlük talepleri, ulusal hak talepleriyle iç içe geçmişti. Bolşevikler bu haklar için, hem Çarcı ve Rus sömürgecilere karşı hem de aşırı solcu Komünistlere karşı Müslümanlarla birlikte mücadele ettiler. Bu haklar uğruna verilen mücadele ve bu hakların kazanılması devrimin bir parçasıydı, yoksa bunlar dindarlara saldırmak için uygun anı kollayan din karşıtı bir rejimin tavizleri değildi. Bu haklara karşı saldırılar eski düzen taraftarı Rus şovenistlerinin saflarından doğdu. Bunların çoğu asker kökenliydi, iç savaştan sonra devlet aygıtına girdiler ve giderek Stalin’i karşı devrimin lideri olarak benimsediler. Diğer yandan Bolşeviklerin kendi içlerindeki, Lenin’in yaklaşımlarını reddeden, ulusal ve dini haklar söylemlerinden nefret eden kuvvetli aşırı solcu akımlar da bu unsurlara yardımcı oldular. (Bu yoldaşların çoğu da Stalin döneminde imha edildi.)

İslami tesettür Lenin dönemindeki Bolşevikler için sorun değildi. Başörtüsüne karşı yaygın saldırı 1927’de Rus şovenistleri ve Stalinistler tarafından başlatıldı ki bu adım birkaç yıl sonraki zorunlu kolektifleştirme felaketinin korkutucu bir habercisiydi. Kadınların başını zorla açmak Leninizm’i tepetaklak eden Stalinist bir politikaydı.

Sonuç olarak bugün Avrupa’da Müslüman kadınların örtünme hakkını savunurken; Irak, Filistin ve Afganistan işgallerine karşı Müslümanlarla birlikte yürürken, Müslümanların işgale karşı güç kullanarak direnme hakkını savunurken ve Respect gibi birleşik cephe koalisyonlarında sol kanat Müslümanlar ile güç birliği yaparken sosyalistler, Lenin ve Troçki’ye uzanan bir geleneği devam ettiriyorlar.

TEMEL FİKİRLERİMİZ

ONLAR YÜZDE 1
BİZ YÜZDE 99'UZ

KÜTÜPHANE

DSİP Broşürü
BROŞÜRLER - KİTAPLAR

İLETİŞİM ADRESLERİ

DSİP ÖRGÜTLERİ -
ANTİKAPİTALİST ÖĞRENCİLER

FOTO GALERİ

KOŞ, ARKANDA ESKİ DÜNYA VAR

BİZİ TAKİP EDİN

DSİP'i Facebook'ta takip edin Facebook
DSİP'i Twitter'da takip edin Twitter
DSİP'i Youtube'da takip edin YouTube
feedburner Feedburner
DSİP'i RSS'den takip edin RSS