• Anasayfa
  • HABERLER
    • Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Bizler bugün en önemli işimizin, “HDP barajı geçer mi geçmez mi” diye zar atmak değil, HDP’nin barajı geçmesi için atılması gereken adımlara yoğunlaşmak olduğunu düşünüyoruz.

      Şimdi barajı aşma, başka bir Türkiye’nin kuruluşu için mücadele etme zamanıdır.

      Bilgi için: DSİP Seçim Kampanyası

  • DESTEKLEDİĞİMİZ YAYINLAR
  • DESTEKLEDİĞİMİZ KAMPANYALAR
  • KÜTÜPHANE
  • LİNKLER
  • VİDEOLAR

Sal11212017

Son güncellemeCts, 28 Eki 2017

Back KÜTÜPHANE BROŞÜRLER Alex Callinicos: Günümüzde Emperyalizm ve Marksizm

KÜTÜPHANE

Alex Callinicos: Günümüzde Emperyalizm ve Marksizm

Günümüzde Emperyalizm ve Marksizm

Alex Callinicos

Çeviri: Mehmet Yıldız

Yayına Hazırlayan Betül Genç

Sayfa Tasarımı ve Kapak Gül Dönmez

Broşürü bu bağlantıdan PDF formatında okuyabilirsiniz.

Bu satırlar Irak’a karşı Batılı askeri güçlerin giriştikleri saldırı sırasında yazıldı. Büyük bir kaç devletin kendi çıkarlarını küçük devletlere dayatmak için zor’u en genel anlamda ve açıkça kullanmaları demek olan emperyalizm kendini gösteriyordu. Olayların bu şekilde gelişmesi çok daha dikkate değer çünkü dünyanın emperyalizm sonrası bir çağa girdiğine yaygın olarak inanıldığı bir döneme rastlıyordu. Bu inaniş iki önemli nedenle savunuluyordu.

Günümüzde Emperyalizm ve Marksizm

Alex Callinicos

Çeviri: Mehmet Yıldız

Yayına Hazırlayan Betül Genç

Sayfa Tasarımı ve Kapak Gül Dönmez

Broşürü bu bağlantıdan PDF formatında okuyabilirsiniz.

 

Bu satırlar Irak’a karşı Batılı askeri güçlerin giriştikleri saldırı sırasında yazıldı. Büyük bir kaç devletin kendi çıkarlarını küçük devletlere dayatmak için zor’u en genel anlamda ve açıkça kullanmaları demek olan emperyalizm kendini gösteriyordu. Olayların bu şekilde gelişmesi çok daha dikkate değer çünkü dünyanın emperyalizm sonrası bir çağa girdiğine yaygın olarak inanıldığı bir döneme rastlıyordu. Bu inaniş iki önemli nedenle savunuluyordu.

Birincisi, George Bush’un “yeni dünya düzeni” dediği; artık ulusların aralarındaki uyuşmazlıkları birleşmiş milletler gözetiminde barışçıl bir yoldan çözebilecekleri bir dönemin yaratılabileceğiydi. şimdi her şey tüm açıklığıyla görülüyor ki, yeni düzen denilen şey ayni eski emperyalist düzen. Aralarındaki tek fark, süpergüçlerin arasındaki -geçici- uzlaşmanın anlamı, eskiden Amerikanın tek başına yaptığı haydutlukların bu kez Birleşmiş milletlerce “kitabına” uydurulmasıdır.

Emperyalizmi tarihin çöp sepetine atmayı önerenler ikinci nedenlerini dünya ekonomisinin son elli yılda geçirdiği büyük değişimler ile ilgili çok yaygın olan bir yoruma dayandırmaktadırlar. Üretimin uluslararasılaşmasına sermayenin dünya çapındaki bütünleşmesi eklendiğinden, savaşların “moda”sının geçtiği iddia ediliyordu. Önde gelen İngiliz Monetaristlerden Tim Congdon yakın zamanlarda şöyle diyordu:

‘20. yüzyılın en güçlü ve yıkıcı etkenlerinden biri olan ekonomik ulusçuluk artık önemini yitirmiştir. Ticaret ve finans öylesine büyük bir oranda uluslararası olmuş ve kapitalist sistemlerde büyük şirket olma taktiği o derece önem kazanmıştır ki, ulus(al)-devlet bir kavram olarak anlamını yitirmiştir.’

Congdon, bu ekonomik değişimlerin politik sonuçlarına da değiniyordu ve nitekim bunlardan birisi de, uzun erimde savaşların ortadan kalkacağına ilişkindi:

‘İngiltere ve Almanya ya da Amerika Birleşik Devletleri(ABD) ile Japonya arasında olabilecek bir savaş fikri elbette aptalca bir varsayımdır. Devletler arasındaki askeri çelişkiler zamanla ulusların ayrılıkları azaldıkça yumuşayacak ve sonunda da anlamsız hale gelecektir.’1

Devletlerin karşılıklı ekonomik bağımlılıklarının anlamını, artık onların birbiriyle savaşmayacakları şeklinde yorumlamak yeni bir şey değil. 1910 yılında Birinci dünya savaşına doğru yol alındığı bir sırada, barış yanlısı eylemci Normal Engell ‘büyük yanılgı’ adlı yazısını yayınlıyor ve büyük güçler arasındaki genel bir savaşın ekonomik yönden son derece yıkıcı olacağından böyle “pahalı” bir maceranın göze alınamayacağını kanıtlamaya uğraşıyordu. Bu analiz, savaşın başlamasından hemen sonra 14 ağustos 1914’de Karl Kautsky tarafından utanmazca yazılan bir makale ile marksist bir forma sokulmaya uğraşıldı:

‘Savaş sonrası silahlanma yarışına devam edilmesi için, silahlanmadan sağlanan bazı kazançları göz ardı edersek kapitalist sınıfın bakış açısından bile ekonomik gerekçe yok. Aksine, kapitalist sistem tam da bu tür çelişkiler yüzünden ciddi bir tehdit altındadır. Uzun erimli çıkarlarını görebilen her kapitalist şimdi diğer kapitalistlere şu çağrıyı yapmalıdır: Tüm dünya kapitalistleri, birleşin!’2

Kautsky ekonomik sürecin kapitalistleri enternasyonal bir birliğe doğru iteceğini söylüyordu:

‘Marks’ın kapitalizm için söyledikleri emperyalizme de uygulanabilir: tekeller rekabet yaratır, rekabet te tekelleri... Büyük firmalar, bankalar ve çok uluslu şirketler arasındaki amansız rekabet, küçük şirketleri yutup kartel haline gelen dev finansal işletmeleri yarattı. Ayni şekilde büyük emperyalist güçler arasındaki bir dünya savaşı silahlanma yarışına son verip bir federasyon oluşturabilirler.

Sadece ekonomik açıdan bakıldığında kapitalizmin, kartellerin oluştuğu bu sürecin dış politikada da aynen görülmesi ve ultra-emperyalizm denilebilecek başka bir devreye geçmesi olanaksız değildir.’3

Emperyalistler arası çelişkilerin kartelleşme devresindeki dünya kapitalist çerçeve içersinde barışçıl bir şekilde uyumlaştırılabileceğine dair Kautsk’nin öngörümlerinin kesinlikle boş olduğu, Arno Mayer’in “20. yüzyıldaki genel kriz ve 30 yıllık savaş” dediği 1914-19453 arasındaki dönemi açıklamada hiç bir pratik değeri olmadığı kanıtlandı. Ama şimdi, emperyalizmin kapitalizmin tarihi içersinde ya tamamlanmış ya da tamamlanmakta olan bir devre olduğuna dair görüşler yeniden ortaya atılıyor. Bunların içinde belkide en etkilisi Bill Warren’in kanıtlamaya uğraştığı şey: ikinci dünya savaşından beri üçüncü dünyanın, bağımlılık teorisini savunanların(örneğin Andre Gunder Frank) iddia ettiği gibi “azgelişmişliğin gelişmesi” değil; “kapitalist sosyal ilişkiler ve üretim güçleri açısından büyük bir ilerleme” kaydettiğine dairdir.

Bir makalesini şöyle bağlıyordu:

‘karşılıklı ekonomik bağımlılığın gittikçe artmasını göz önüne aldığımızda, üçüncü dünyayı emperyalist dünyaya bağlayan (ya da kontrolü sağlayan) şeyler ilkel kapitalizmin yükselişi ile zaman geçtikçe azalıyor.

Kapitalist dünyada ekonomik ve politik güç’ün dağılımı iyice eşitsiz hale geliyor. Sonuç olarak, emperyalizm bir boyutuyla, sosyalist olmayan ülkelerin bir kaç gelişmiş kapitalist ülke(ABD, Batı Almanya, Fransa, Japonya, vb.) tarafından hakimiyet altına alınması ve sömürülmesi demek olmasına karşın; içinde bulunduğumuz çağ emperyalizmin düşüşüne ve kapitalizmin ilerlemesine tanıklık etmektedir.’4

Şüphesizki geçen kuşaktaki ekonomik dönüşümler -sermayenin merkezileşmesi, endüstrileşen ülkelerin artışı, süpergüçlerin göreli olarak gerileyişi- çok büyük boyuttaydı. Bu makalede [yanıtlamaya uğraşacağım] sorun; soğuk savaşın sona erdiği dönemdeki politik mücadelelerle ilgili bu değişimlerin marksist emperyalizm teorisi ile açıklanıp açıklanamayacağıdır. Bu sorunun nasıl yanıtlanacağı çok önemli çünkü pratikte çok önemli sonuçları olacaktır; körfezdeki katliam gerçekten modası geçmiş ve can çekişen kapitalizmin son çırpınışları mı, yoksa sistemin emperyalist savaşlara yol veren (açan) niteliğinin hâlâ yerli yerinde mi olduğunun da yanıtı olacaktır. Bu sorunu analiz etmede ilk adım marksizm açısından emperyalizmin gerçekte ne anlama geldiğini incelemektir.

TEMEL FİKİRLERİMİZ

ONLAR YÜZDE 1
BİZ YÜZDE 99'UZ

KÜTÜPHANE

DSİP Broşürü
BROŞÜRLER - KİTAPLAR

İLETİŞİM ADRESLERİ

DSİP ÖRGÜTLERİ -
ANTİKAPİTALİST ÖĞRENCİLER

FOTO GALERİ

KOŞ, ARKANDA ESKİ DÜNYA VAR

BİZİ TAKİP EDİN

DSİP'i Facebook'ta takip edin Facebook
DSİP'i Twitter'da takip edin Twitter
DSİP'i Youtube'da takip edin YouTube
feedburner Feedburner
DSİP'i RSS'den takip edin RSS