• Anasayfa
  • HABERLER
    • Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Bizler bugün en önemli işimizin, “HDP barajı geçer mi geçmez mi” diye zar atmak değil, HDP’nin barajı geçmesi için atılması gereken adımlara yoğunlaşmak olduğunu düşünüyoruz.

      Şimdi barajı aşma, başka bir Türkiye’nin kuruluşu için mücadele etme zamanıdır.

      Bilgi için: DSİP Seçim Kampanyası

  • DESTEKLEDİĞİMİZ YAYINLAR
  • DESTEKLEDİĞİMİZ KAMPANYALAR
  • KÜTÜPHANE
  • LİNKLER
  • VİDEOLAR

Cts07222017

Son güncellemeCts, 08 Tem 2017

Back KÜTÜPHANE BROŞÜRLER Alex Callinicos: Günümüzde Emperyalizm ve Marksizm

KÜTÜPHANE

Alex Callinicos: Günümüzde Emperyalizm ve Marksizm - Geçmiş Çağlardaki Emperyalizm

Geçmiş Çağlardaki Emperyalizm

İlkin, emperyalizmi açıklamak için burjuvazinin giriştiği en etkili tanımın; emperyalizmin aslında kapitalizm öncesi bir kavram olduğu masalının üzerinde durmaya değer. Bu teoriye en etkili şekil Avusturyalı ekonomist Joseph Schumpeter tarafından verildi. Birinci Dünya Savaşı sırasında yazdığı bir yazıda emperyalizmin ‘mantıksızlığından, tutarsızlığından, savaşa ve istilaya tamamen içgüdüsel olarak yönelme eğilimi'nden bahsediyordu. Emperyalizm ‘atalarımıza dayanan bir karakterde'ydi, şimdiye değil geçmişin yaşam koşullarına dayanan bir elementti ya da tarihin ekonomi açısından yorumu ile değerlendirdiğimizde şimdiki değil geçmişin üretim ilişkilerinden çıkıyordu.' Daha somutlarsak, varlıklarını her zaman savaşlara borçlu olan aristokrasiler, monarşi ya da yarı monarşilerce Avrupa'nın sürekli hakimiyet altında tutulması emperyalizm’di. Burjuvazi aslında feodal yapıda olan bir ‘emperyalist despotizm’e boyun eğiyordu.Schumpeter’e göre bunun özellikleri, ‘savaşa karşı tavırlarında sınıf bilinçleri hakim olması’na karşın; politika, kültür ve günlük yaşamda önemli derecede zayıflıkları ve yozlaşmalarıydı.13

Schumpeter kapitalizmin çağımızda en etkili savunucularından biridir. Bununla birlikte, onun emperyalizm üzerine yorumunun kısa süre önce Amerikalı sol-liberal tarihçi Arno Mayer tarafından gözden geçirilmesi ilginçtir. En önemli kitabı olan Persistence of the Old Regime'de Mayer, Avrupa'da 1914 yılından önce ‘endüstrinin ve burjuvazinin tamamen etkisiz' olduğunu, sosyal ve politik açıdan aristokrasinin hakim olduğunu, endüstriyel burjuvazinin kendisi için iktidar istemeyen, daha çok eski rejimle işbirliğine yanaşan türden meydan okumalarını kendi içinde eritmeye muktedir olduğunu iddia ediyordu. 19. yüzyıl biterken eski düzene yönelen tehditler arttıkça, aristokratik egemen sınıf buna gerici bir saldırı ile yanıt verdi. Bu da tüm Avrupa'yı savaşa iten temel etkendi. Böylece, ‘sınıf, hakimiyet ve statü üzerine olan içteki çelişkiler otoriter ve ideolojik etkenlerle bir dış savaşa neden olmuştu.' Gerçekten de, savaşı içerdeki sınıf mücadelesinin bir dışa vurumu olarak görmek gerekir; 1914 öncesi ‘uluslar arası sistemin iki bloğa ayrılmasının savaşın çıkması üzerine yaptığı etki, savaşın nedeninden daha önemli bir nedendi. Bir zamanlar muazzam bir askeri güç olan Avrupa şimdi aşırı tutucuların hakimiyetinde olması, genel bir krizin kendini göstermesiydi.14' Mayer bu analizi devam ettirerek Yahudilerin Nazilerce katledildikleri dönemin arka planındaki bir ‘genel kriz çağı'ndan ileri geldiği ile açıklanması ve bundan dolayı da kutlanılması gerektiğine vardırdı. Avrupa'nın eski rejiminde zor durumda kalan asiller ve her türlü kurumlarla, yeni düzeni savunanlar kıran kırana bir savaşa girişmişlerdi. Bu mücadele, ‘ticari ve endüstriyel(sic) kapitalizm, tekelci ve organize olmuş kapitalizm'e karşı savaşımı; ‘egemen sınıfa karşı ise üniversite-öğrenimli seçkinlerin savaşımı' gibi örnekleri içeriyordu.15

Emperyalizmin bu teorisini Mayer daha ilk ortaya koyduğunda kendisini 'sol-pasifist tarihçi' olarak adlandırmıştı ve biz de hakkını yemeyelim, bir burjuva olarak kabul edilmelidir.16 Teorisi, kapitalizmin 1914-1945 yılları arasında tüm insanlığı tehdit eden büyük felaketlerdeki sorumluluğunu temize çıkarmaya çalışmaktadır. Mayer'in “Judeocide” adını verdiği çalışması ise gerçekten bir “şaheser”dir. Bu yazıda, Nazilerin Yahudilere yaptığı katliamı ender görülen bir olay olarak almaz ve bu katliamın tarihsel anlamını keşfetmeye çalışır. İnsanlık tarihinde işlenen bu en büyük suçu bir sonuç; kapitalizmin en yüksek aşamasındaki en ciddi bir krizin sonucu olarak açıklamamakta, onu sadece eski feodal yapı ile burjuva modernizminin bir çarpışması olarak ilan etmektedir.

Schumpeter kapitalizmi temize çıkarma işini açıkça yapmakta ve şöyle demektedir: ‘tamamen kapitalist olan bir dünya emperyalist güdülerin(etkenlerin) yeşerebileceği bir ortam değildir.'

‘Tamamen kapitalist olan bir dünyada, bir zamanlar savaş için olan dinamizm şimdi yalnızca her çeşit iş yapma için dinamizm haline dönüştü.. Dış politikada maceracılık ve yer zaptetmek için olan savaşlar, şimdi; yaşamın anlamına zarar veren riskli bir oyun, alışılmıştan ve bu nedenle de “doğruluk”tan bir sapma olarak görülüyor.'17

Bu tartışma devlet müdahalesinin emperyalizmin bir özelliği olduğu iddiasına bağlıdır-19. yüzyıl sonlarında bunun en önemli ölçüsü, kapitalist bakış açısından zararlı olan koruyucu tariflerdi. Bu tartışma, yalnızca neo-klasik ekonomi ekolunun ders kitaplarında olan ve hiç bir firmanın, üretim yaptığı pazarı etkileyemediği türden (tam) serbest rekabete dayalı bir dünya ekonomisinin önceden var olduğunu varsayıyordu. Schumpeter kapitalizmin bu iddiasını desteklerken ‘tekelci kapitalizmin; tarifler, karteller, tekelci fiyatlar, üretim fazlasının dış ülkelere okutulması(damping), saldırgan bir ekonomi politikası ve genel olarak saldırgan bir dış politika izleme, tipik emperyalist karakter taşıyan istila ve diğer türden savaşlardan açık ve sürekli bir çıkarı olan güçlü bir sınıf yaratarak büyük banka ve kartellerle giderek bütünleştiğini' de kabul ediyordu. Hilferding'in finans-kapital teorisini yazılarına temel almasına karşın bu teoriyi kalıplaştırarak kullanılamaz hale getirdi. Schumpeter ihracattaki tekelciliğin kapitalist gelişmenin kendi içerisindeki yasalardan gelişmediğinde hâlâ ısrar ediyordu. Çünkü tröst ve Karteller devlet tarafından uygulanan koruyucu tariflere bağımlıydılar ve Avrupa'da 1914 öncesi henüz kapitalizm öncesi otoriter monarşiler hakimdi.18

Bu, elbette, ‘eski düzenin sürekliliği' sorusuna yol açar. Bu tartışma İngiltere için yeni değildir, Perry Anderson'un ve Tom Nairn'in ayni konudaki iddiası endüstriyel burjuvazinin toprak sahibi aristokrasiye göre politik ve ideolojik yönden ikincil derecede olmaları 1832'deki Büyük Reform Yasasından sonra devam etti ve hatta 20. yüzyılda bile City of London'da merkezi ekonomik rol oynamaları ile devam etti. Bir dereceye kadar, Mayer'in tartışması İngiliz tarihinin bu tür bir yorumunun tüm Avrupa için genellenmesidir.19

Bununla birlikte, teorinin İngiliz varyasyonu yalnızca iptal edilmekle kalmadı, daha da öteye gidildi ve devletin endüstriyel sermaye için çalıştığı ve toprak sahibi Junkers'larca desteklendiği imparatorluk Almanya'sı bu konuda örnek olarak ileri sürüldü.20 Avrupa'da 1914 öncesi toprağa dayalı eski düzenin kalıntılarının, gelişmesi eşitsiz olsa da tüm kıtaya yayılan endüstriyel kapitalizmce önemli oranda yok ya da asimile edildiği bir burjuva uygarlığı vardı.21

Schumpeter-Mayer'in emperyalizm teorisi yalnızca tarihsel gerçeklerin çok büyük oranda saptırılması ile savunulabilir. Böylece Mayer ya da Anderson'a benzemeyen ve İngiliz Toplumunun saf kan kapitalist yapısından hiç kuşku duymayan Schumpeter emperyalizmin İngiltere'de içi boş, yalnızca moda olduğundan sıkça kullanılan bir kavram olduğunu savunuyordu. Bunun nedenleri arasında serbest ticaretin göklere çıkarıldığı Viktorian döneminde sömürgelere sahip olmak ekonomi açısından utanç verici olmasıydı ama 18. yüzyılda bir İngiliz emperyalizminden bahsetmek şüphe götürürdü.22 Bunlar utanç verici iddialar. Her şeyden önce 18 yüzyılda İngiliz devleti ağırlığı deniz kuvvetlerinde olmak üzere güçlü bir savaş cihazı yaratmak için askeri harcamaları çok büyük oranda arttırdı. Donanmaya verilen ağırlık, dünya pazarlarında İngiltere'nin büyüyen payını hızla arttıracak bir dizi sömürge istilasında kullanılıyordu.23

İkinci olarak, çoğu Amerikan Devrimi sırasında kaybedilen yerlerin kazanılmasının(bu döneme “ikinci imparatorluk” ta denir) ‘bırakınız yapsınlar' (laissez faire)'ın hakim olduğu Viktorian döneminde yer almasıdır.24 Tek tek istilalar için nedenlerin çoğunlukla değişik olabilmesine karşın, olayın altında yatan asıl etkenleri bazen açıkça görmek olanaklıydı. Schumpeter 1899-1902'deki Boer Savaşını ‘yalnızca genel trendden rastlantısal bir sapma' olarak nitelemişti.25 Gerçekte o savaş Britanya'nin 1815 ile 1914 arasında yaptığı en büyük savaştı. Yakın zamanlardaki tarihsel araştırmalar Hobson'un analizini haklı çıkardı; Güney Afrika Cumhuriyetindeki Witwatersrand yöresindeki zengin altın yataklarını kontrol etmek amacında olan İngiliz Emperyalizmi ve Madencilik sektöründeki kapitalistlerin birliği bu savaşı teşvik etmişti.26

Bu ve benzeri saçmalıklar (Schumpeter, ABD'nin 'çok az kapitalizm öncesi unsur taşıdığından' emperyalizme eğiliminin çok az olacağını bile iddia etmişti.) 'geçmiş döneme ait' bir olgu olan emperyalizm teorisin önemi azımsanmamalıdır. Bu, 'kapitalizmin doğası gereği anti-emperyalist' olduğunu kanıtlama yolunda en ciddi girişimi temsil eder.27 Bu görüşün pratikte sonuçları şaşırtıcıdır: Kapitalizm yalnızca 1914-45 faciasından elleri temiz olarak çıkmamakta, ama ayni zamanda yalnızca 1950'lerden sonra ortaya çıkan bir üretim biçimi olarak kabul görmektedir. Tom Nairn bu noktayı şöyle ifade eder:

“Mayer'in yararcılığı ile olayları değerlendirirsek 1914-45 arası intikam ve ölüm sancıları yüzünden oluşan 'otuz yıllık bir savaş' dönemiydi. Başka bir deyişle, Avrupa'nın eski rejimi bir rejim değil yalnızca tarihti. Yıkılışının yarattığı fırtınanın gürültüsü henüz kulaklarımızdaydı. Bu patlama yüzyılımızın en karakteristik sesiydi ve ortalıktaki toz duman 1950'lerden sonra yeni yeni yatışmaya başladı. Eğer burjuvazinin ve endüstriyel-kapitalist değerlerin 'zaferi' bu değerleri taşıyan bir dizi oldukça homojen toplumlar yaratmak olarak alınırsa, gelişmenin yaklaşık olarak ayni düzeylerinde olan, düzenli ve barışçıl bir devlet-sistemi oluşturulması olarak alınırsa, bu yeni belirmeye başladı. Böylece bizler (bir çok solcu ve komünist teorisyenin iddia ettiği gibi) kapitalizmin son günlerinde değil, 'yaşlı burjuva dünyanın' sosyalizme doğru yol aldığı bir dönemde değil, kapitalizmin sosyal evriminin tam hızla gittiği gerçek kapitalizm çağının başlarında yaşıyor olmaktayız.'28

Bu tartışma Doğu Avrupa devrimlerinden önce başlamıştı ama hem sağ hem de solcular tarafından geniş çaplı kabul gören, bu alt üst oluşların serbest pazar kapitalizminin zaferini işaret ettiği ve yeni bir büyüme ve refah dömeninin başlamakta olduğu fikrine tamamen uymaktadır. Ama eğer 'kapitalizm doğası gereği anti-emperyalist' ise bunu kapitalizmin hakimiyetinin askeri rekabeti ve savaşı önlemesi gerektiği söylemek izler. Gerçekten de Schumpeter ‘bizim sosyal yaşamımızdaki kapitalizm öncesi elementlerin modern yaşamın koşullarında sonsuza dek var olamayacağını, onlarla birlikte ‘emperyalizmin de eriyip kaybolacağını' iddia etmiştir. 29

Eğer gerçekten böyleyse, Nairn'in “kapitalizmin sosyal evriminin tam hızla ilerlediği” dönem olarak adlandırdığı 1945'den günümüze dek genel bir savaş olmasa da neden yıllarca süren savaşlara şahit olduk? Soldaki genel bir açıklama çelişkileri kapitalist ve komünist üretim biçimleri arasında yer alan “sistemler arası” genel bir çelişkiye indirgeme çabalarıdır.30 Ama Doğu Blokuna herhangi türden bir sosyalist damgasını vurmakta geç kalmış olma bir yana, tam soğuk savaş sona erdiğinde bir süper güç'le üçüncü Dünyadan yerel bir güç'ün böylesine büyük bir savaşta neden yer aldıklarını bu perspektiften açıklamak zordur. Yalnızca iki olasılık var gibi görünüyor: Birincisi, emperyalizmin kökünün ‘geçmişteki üretim ilişkilerinde' bile olduğunu reddetmek ve devletler arası rekabet ve savaşların nedenini bağımsız bir askeri rekabet sureci ile açıklamaya çalışmaktır-bir kaç yerde değindiğim gibi bu çeşit bir analizle fazla bir yol alamayız.31 İkincisi ise kapitalist dünya sisteminin son 125 yılda geçirdiği dönüşümleri açıklamakta bir klavuz olarak Marksizmin emperyalizm teorisine dönmektir. Bu ikinci şık çok daha akla yatkındır.

TEMEL FİKİRLERİMİZ

ONLAR YÜZDE 1
BİZ YÜZDE 99'UZ

KÜTÜPHANE

DSİP Broşürü
BROŞÜRLER - KİTAPLAR

İLETİŞİM ADRESLERİ

DSİP ÖRGÜTLERİ -
ANTİKAPİTALİST ÖĞRENCİLER

FOTO GALERİ

KOŞ, ARKANDA ESKİ DÜNYA VAR

BİZİ TAKİP EDİN

DSİP'i Facebook'ta takip edin Facebook
DSİP'i Twitter'da takip edin Twitter
DSİP'i Youtube'da takip edin YouTube
feedburner Feedburner
DSİP'i RSS'den takip edin RSS