• Anasayfa
  • HABERLER
    • Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Bizler bugün en önemli işimizin, “HDP barajı geçer mi geçmez mi” diye zar atmak değil, HDP’nin barajı geçmesi için atılması gereken adımlara yoğunlaşmak olduğunu düşünüyoruz.

      Şimdi barajı aşma, başka bir Türkiye’nin kuruluşu için mücadele etme zamanıdır.

      Bilgi için: DSİP Seçim Kampanyası

  • DESTEKLEDİĞİMİZ YAYINLAR
  • DESTEKLEDİĞİMİZ KAMPANYALAR
  • KÜTÜPHANE
  • LİNKLER
  • VİDEOLAR

Pz05282017

Son güncellemePzt, 22 May 2017

Back KÜTÜPHANE BROŞÜRLER Alex Callinicos: Günümüzde Emperyalizm ve Marksizm

KÜTÜPHANE

Alex Callinicos: Günümüzde Emperyalizm ve Marksizm - Klasik Emperyalizm, 1875-1945

KLASİK EMPERYALİZM, 1875-1945

1 Ekonomi ve politik açıdan dünyanın çoğulcu olması.

15. yüzyıldan buyana Modern Avrupa tarihinde büyük güçlerin askeri ve bölgesel alandaki sürekli rekabetlerinin oluşturduğu barbarca bir dönem yaşanmaktadır.

Emperyalizmin doğasını kısaca özetlemenin bir yolu da endüstriyel kapitalizmin bu dönemin genel özelliği olmasıdır.

Eric Hobsbawm 19. yüzyıl sonlarındaki kapitalizmi ‘dünya ekonomisi şimdi daha öncesine göre daha çoğulcudur. Artık tam sanayileşmiş tek ülke İngiltere değildir.’32 Bu değişimde bir faktor William McNeill’in de belirttiği gibi 19. yüzyıl ortalarında ‘savaşın endüstrileşmesi’dir-demiryolu ve buharlı gemiler ile akışkanlığın arttırılması ve makinalı tüfek gibi yeni silahların büyük boyutlarda üretilmesine başlanması. Merkezi ve Orta Avrupa’nın Büyük monarşileri-Prusya, Avusturya-Macaristan, Rusya- modern silahlı güçler için nesnel temeli yaratmak amacıyla endüstriyel kapitalizmin gelişmesi için uğraşıyorlardı. Endüstriyel kapitalizmin yayılması aynı zamanda büyük güçler arasındaki rekabeti arttırdı. Örneğin İngiltere denizlerde ve endüstriyel alanda olan üstünlüğünün Almanya tarafından tehdit edilişine şahit oluyordu. Devletlerin askeri güçleri artık tamamen sanayileşme düzeylerine bağlıydı. Sonuç, teknolojik keşiflerin hızla artması ve o zamanlar iki bloğa ayrılmış olan Avrupa’da İngiltere’nin karşıt bloğa ait olması nedeni ile donanmada kullanılan silahların yapımında büyük bir rekabetin doğmasıydı. Bir kaç büyük devletin hükmettiği dünyamızda ekonomik ve askeri rekabet karşılıklı olarak birbirini kuvvetlendiriyordu.33

2 Sömürgeci genişleme.

Lenin ‘Kapitalizmin tekelci aşamaya (finans-kapital’e) dönüşümü, dünyayı paylaşma savaşının yoğunlaşması ile ilgilidir’ diye yazıyordu.34 Avrupalıların sömürgeleri 1860 yılında 4.3 milyon kilometre kare alandaki 148 milyon insanı kapsarken, 1914’de 46.5 milyon kilometre karedeki 568 milyon nufusu kapsıyordu ve üstelik Osmanlı imparatorluğunun Orta Doğudaki ‘mülk’leri İngiltere ve Fransa tarafından ancak Birinci Dünya Savaşının sonunda paylaşılacağından bu [emperyalist] genişleme süreci daha tamamlanmamıştı. Sömürgeci istila Avrupa’nın dış yatırımlarındaki büyük bir artış ile başa baş gidiyordu.(1862’de 2 milyar pound iken 1913’te 44 milyar pound’tu.)35

Ama olaylar Lenin’in tam-geliştirilmemiş [emperyalizm] teorisindeki gibi gelişmiyordu; emperyalizmin dinamiği sömürgelere sermaye ihracı ile halkları köleleştirip sömürmek değildi. Her şeyden önce dış yatırımın gelişimi düz bir çizgi izlemiyordu. 1860’ın başlarında İngiltere tek ve en büyük sermaye ihracatçısıydı, 1870’li yılların sonlarında onu Fransa izledi. Almanya ancak 1900’lerden sonra diğer iki ülkeye katıldı. ABD ile Japonya ise 1914 öncesi sermaye ithal ediyorlardı. Bunun da ötesinde, Hobsbawm’in belirttiği gibi,

‘19 yüzyıldaki Avrupa ticaretinin neredeyse yüzde sekseni diğer gelişmiş ülkelerle yapılıyordu ve aynı şey Avrupa’nın dış yatırımı için de söz konusuydu. Bunun haricindeki dış yatırımlar ise nüfusu genellikle Avrupalı göçmenlerden oluşan hızlı gelişen bir kaç ülkeye yapıldı-Kanada, Avustralya, Güney Afrika, Arjantin, vb. ve elbette, ABD.36

Bu süreç tablo 1 deki İngiliz dış yatırımlarında açıkça görülmektedir.

Yine de sömürgeler ekonomi alanında çok önemli bir rol oynadılar. İngiltere Hindistana sattığından fazla, yatırımlarından faiz ve servislerden ötürü para almasının yanısıra ‘anavatan vergisi’ adı altında doğrudan yıllık bir haraç alıyordu.37 Berrick Saul’a göre ‘İngiltere Avrupa’ya ve ABD’ye olan borcunun yüzde otuzunu Hindistan’ı soyarak ödemişti.38 Avner Offer’in Birinci Dünya Savaşı üzerine oldukça başarılı olan son calışmasının gösterdiği gibi emperyalistler arası rekabet sürecinde İngiliz Imparatorluğu çok doğrudan bir rol oynamıştı. 19.yüzyılın sonlarında en gelişmiş iki ülke olan İngiltere ile Almanya yiyecek ve hammadde ithaline çok büyük oranda bağımlı oldukça uzmanlaşmış birer ekonomik sistem oluşturmuşlardı. İngiliz egemen sınıfı çok önemli bir avantaja sahipti; bu malların sağlanabileceği geniş bir imparatorluğu vardı ve denizdeki üstünlüğü hem kendi deniz yollarının güvenliğini sağlıyor hem de Almanların hammadde ve gıda maddeleri ithalatlarını baltalamalarını sağlıyordu. Ekonomi alanındaki ‘savaşı’ planlama 1914’ten önce İngilizlerin hazırlıklarının önemli bir kısmını oluşturuyordu. Hammadde ve yiyecek üzerine mücadele Almanya’nın 1918’de yenilmesinin en önemli etkenlerinden biriydi. Çünkü İngiliz kuşatmasının Merkezi kuvvetler üzerindeki etkisi büyük olmuştu ve Almanya’nın Atlantik’taki U-boat kampanyası ABD’nin savaşa dahil olmasına neden oldu ve dolayısıyla güçler dengesini Entente’nin yararına değiştirdi.39

Emperyalistler arası mücadelede sömürgelerin önemi 1930’lardaki büyük kriz sırasında dünya ekonomisi birbirlerine rakip ticaret bloklarına bolündüklerinde daha da net olarak anlaşılıyordu. Hammadde kaynakları ve açık pazarları olarak sömürgelere dayanan İngiltere ve Fransa gibi ülkeler krizi ABD ve Almanya gibi sömürgeleri olmayanlarla kıyaslandıklarında daha kolay aşmışlardı. ABD ve Almanya’nın sorunlarını çözmeleri için İkinci Dünya Savaşına gereksinimleri vardı.

3 Askerileşmiş devlet kapitalizmi.

Lenin, Hilferding ve Bukharin 19. yüzyılın bitimine doğru açık hale gelen kapitalizmin yeni aşamasının en önemli niteliğinin ekonomik gücün daha fazla merkezileşmesi olduğunu kavramışlardı. Gerçekten, Hilferding’in ‘organize kapitalizm’ diye adlandırdığı gelişme önemli varyasyonlar gösteriyordu; İngiltere sürekli ABD ve Almanya’nın gerisinde kalıyordu. Hilferding bu benzemezlikleri kapitalizmin eşitsiz ve birleşik gelişmesi olarak açıkladı. İngiliz kapitalizmin göreli ‘organik’ gelişmesinin anlamı yatırım için sermayenin banka ya da borsa aracılığıyla temin edilmesi zorunluluğu yerine sürekli olarak sanayicilerin ellerinde birikmesiydi. Bunun tersine, İngiltere’nin tekelci endüstrisinin gölgesinde gelişen Alman kapitalistler kendilerine gerekli olan sermayeyi ancak daha yüksek düzeyli bir örgütlenme; anonim şirketler ve bankaların üretken yatırımı finanse etmede oynadıkları rol vasıtasıyla bulabiliyorlardı:

‘Bu nedenle Almanya’daki gelişmeler ABD’dekilerden biraz farklıydı ama her yine de İngiltere’den farklı olarak her iki ülkede de daha başlangıçta bankalar ile sanayinin ilişkisi gerekliydi. Ba fark Almanya’daki kapitalist gelişmenin geriliği ve yavaşlığı yüzündendi, endüstriyel sermaye ile banka sermayesinin yakın ilişkiye girmesi hem Almanya’da hem de ABD’deki kapitalist organisationun daha yüksek bir aşamaya doğru ilerlemesinde önemli bir faktör oldu.40

Müdahaleci bir devlet İngiltere’de olduğundan çok daha önce ortaya çıktı. Bunun bir örneği bu ülkelerin kendi sanayilerini dünya pazarının rekabetine karşı desteklemek için tarifleri ilk kullanmaya başlamalarıydı. İngiliz egemen sınıfı serbest ticaret fikrinden caydırmak için 1930’ların genel krizi gerekecekti. Bu adım Amerikalılarca 70 yıl önce iç savaşın başlangıcında atılmıştı.

Emperyalizmin savaşa olan eğilimini açıklayan gelişme devlet ile özel sermayenin böylesine entegrasyonudur. Hilferding ve Bukharin’in analizini yaptığı organizasyon sürecinde ortaya çıkan, ulus olarak entegre olmuş dev sermaye blokları arasındaki büyük çaplı rekabet ancak birbirlerinin askeri güçlerini test etmeleri ile çözülebilirdi. Ama emperyalistler arası savaş devlet kapitalizmine doğru olan süreci büyük oranda hızlandırıyordu. Bukharin bunu daha 1915 yılında anlamıştı. Genel bir savaş kaynakların akışkanlığını gerektirdiğinden ekonomiyi ‘devlet tarafından doğrudan kontrol edilen bir örgütlenme’ haline dönüştürmeye eyilimliydi. Böylece ‘savaş yalnızca inanılmaz boyutta üretim aracının yokedilmesine değil ayni zamanda kapitalizmin her yerde hazır ve nazır olan gelişme eğilimlerinin yoğunlaşmasında büyük bir etki yapıyordu.41

1914-18 ve 1939-45 yılları arasındaki savaş ekonomisi uygulamalarında devlet müdahelesinin günlük yaşamı belirleme derecesi daha önceki barış yıllarında görülmemiş ölçüde artmış ve bir nitel değişikliğe dönüşmüştü. Gerçektende, 1929-39 yılları arasındaki büyük kriz bu sürecin devamını temsil ediyordu. Dünya pazarı korumacı ticaret bloklarınca bölüşülmüştü ve ana emperyalist ülkeler kendi devlet müdahele cihazlarını güçlendiriyorlardı ve bu süreç doruğuna Stalinist Rusya’da ermişti.42 Bunların bir sonucu 1914 öncesine göre dünyanın genel ekonomik entegrasyonunda bir düşüş olmuştu. Böylece endüstriyel mal ticaretinin toplam dünya üretimine oranı 1913’deki düzeyini ancak 1975’lerde geçebiliyordu.43

Süper güçlerin ekonomik despotizme doğru bu gidişleri, sömürge pazarları olmayan ve sömürgelerden hammade sağlayamayan ülkelerin (ABD ve Almanya en önemlileri) sahip olduları silahları ve orduları dünyanın kaynaklarından aldıkları payları arttırmakta kullanma güdüsü aralarındaki çelişkileri ve sürtüşmeleri arttırmaya yaradı yalnızca. Böylece Bukharin’in değindiği gibi [ana] çelişki [sermayenin] uluslar arasılaşması ile emperyalistlerin dünyayı yeniden savaşımı sırasında sermayenin her saniye artan yıkıcılık gücü arasındaki çelişkiydi.44

TEMEL FİKİRLERİMİZ

ONLAR YÜZDE 1
BİZ YÜZDE 99'UZ

KÜTÜPHANE

DSİP Broşürü
BROŞÜRLER - KİTAPLAR

İLETİŞİM ADRESLERİ

DSİP ÖRGÜTLERİ -
ANTİKAPİTALİST ÖĞRENCİLER

FOTO GALERİ

KOŞ, ARKANDA ESKİ DÜNYA VAR

BİZİ TAKİP EDİN

DSİP'i Facebook'ta takip edin Facebook
DSİP'i Twitter'da takip edin Twitter
DSİP'i Youtube'da takip edin YouTube
feedburner Feedburner
DSİP'i RSS'den takip edin RSS