• Anasayfa
  • HABERLER
    • Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Sokakta mücadele, sandıkta HDP!

      Bizler bugün en önemli işimizin, “HDP barajı geçer mi geçmez mi” diye zar atmak değil, HDP’nin barajı geçmesi için atılması gereken adımlara yoğunlaşmak olduğunu düşünüyoruz.

      Şimdi barajı aşma, başka bir Türkiye’nin kuruluşu için mücadele etme zamanıdır.

      Bilgi için: DSİP Seçim Kampanyası

  • DESTEKLEDİĞİMİZ YAYINLAR
  • DESTEKLEDİĞİMİZ KAMPANYALAR
  • KÜTÜPHANE
  • LİNKLER
  • VİDEOLAR

Sal06272017

Son güncellemePzt, 22 May 2017

Back KÜTÜPHANE BROŞÜRLER Kastro ayakta kalabilir mi?

KÜTÜPHANE

Kastro ayakta kalabilir mi?

kastroayaktaakalabilirmi

Yıllarca bir kenarda unutulduktan sonra Küba tekrar ilgi odağı haline geldi. Özellikle Amerika'da, sağcı ideologlar ellerini oğuşturarak Fidel Kastro'nun sonunun gelmesini bekliyorlar. Soldaki kimileri içinse Kastro'nun ayakta kalması‚ tek bir ülkenin sınırları içinde başarı ile kurulabilecek bir sosyalizm kavramı açısından son umut. Doğu Avrupa rejimlerinin çöküşü dünya ekonomisinin 20. yüzyılın son on yılında  ulaşmış olduğu entegrasyon düzeyini ortaya koyarken‚ zayıf bir ada ekonomisinin savunulmasına dayanan global bir toplumsal değişim teorisinin dayanaksızlığı ortada. Daha da üzücü olanı‚ 1959 devriminden 30 yıl sonra Küba'nın hala kuşatma altında olduğu ve kendi ekonomik zayıflığının esiri olduğu gerçeğinin inatla reddedilmesi ve sosyalizmin savunusunun bu inkarcılığın üzerine kurulmaya çalışılması.

Serbest piyasa ekonomisi Doğu Avrupa‚ Rusya ve ötesine kaos ve yıkım getirirken, Küba, piyasanın global düzeyde uygulanmasına karşı direnen az sayıda bölgeden biri gibi görünüyor. Kastro hükümeti serbest piyasanın uygulanmasına izin vermeyeceğini tekrar tekrar vurgularken Küba Komünist Partisi'nin son kongresi (Ekim 1991'de) çok partili demokrasiyi ısrarlı bir şekilde mahkum etti. Öte yandan Küba'yı 1992'de bir turist cenneti olarak öneren abartılı yazılar dış ticaret ve dövize ne kadar ihtiyaç duyulduğunu açıkça gösteriyordu.1 Piyasa taraftarları bu çelişkiye işaret ederek Küba'nın piyasanın tamamen benimsenmesi ve burjuva demokrasisinin uygulanmaya başlanması konularında Doğu Avrupa'nın izinden gitmesinin artık an meselesi olduğunu öne sürüyorlar. Seçimler yaklaştıkça ABD'li sağcıların, inatçı Küba rejimi hakkındaki tahammülsüzlüğü artıyor. Kuzey Amerika'daki muhafazakarlar arasında cumhurbaşkanı adaylarının güvenilirliklerinin denek taşı Küba'daki değişim sürecini hızlandırmak konusundaki kararlılıkları olabilir.

ABD solu ise aynı kıstası tersten kullanıyor. Ancak‚ düşmanımın düşmanı dostumdur ilkesi‚ yıllardır Doğu Avrupa diktatörlüklerinin sosyalist ülkeler olarak savunulmasının sonuçlarından da görülebileceği gibi, tehlikeli ölçüde basit bir yaklaşım. Küba maddi olarak bu rejimlerden farklı mı? Sosyalist dönüşümün alternatif bir yolunu temsil ediyor mu? Küba'nın devrim sonrası tarihi sosyalistler için‚ demokrasi ve katılımcılığın gerçekleştirildiği farklı bir örnek oluşturuyor mu? Okuyacağınız analiz‚ bu sorulara ancak olumsuz bir yanıt vermenin mümkün olduğunu gösteriyor. O halde eskiden stalinist rejimlerin bayraktarlığını yapanlar ile Troçki'nin sürekli devrim teorisinin sabık sözcülerini‚ Küba'nın eleştirel olmayan acil savunması için düzenlenen bir kampanyada bir araya getiren nedir?

Küba‚ 1959'dan bu yana ABD saldırganlığına karşı başarılı bir şekilde direnilenebileceğini gösteren bir simge oldu ve hala da bu önemini koruyor. Muhafazakar anti-Kastro lobisi işgal lafları mırıldanırken, Bush Küba'yı, arka bahçesinde evcilleştirilmiş ve itaatkar bir devletler şebekesi yaratmanın önündeki tek engel olarak görüyor. Granada‚ Nikaragua ve Panama'nın ardından Kastro'nun devrilmesi Washington'da ABD emperyalizminin çok ihtiyaç duyduğu bir zafer olarak kutlanacaktır. Latin Amerika'da da böylesi bir olay emperyalist bir zafer olarak algılanacaktır. Bu nedenle, sosyalistler emperyalizmin zaferine karşı tereddütsüzce harekete geçecekler‚ insan hakları ve piyasa demokrasisi söyleminin altındaki gerçek amaçları teşhir edeceklerdir.

Stalinist rejimlerin devrilmesi‚ işçi sınıfının kendi mücadelesi ile kurtuluşu ve aşağıdan sosyalizm ilkeleri üstünde duran devrimci geleneğe yeniden sahip çıkmak için bir fırsat yarattı. Bazı rejimleri bu geleneğin ilkelerine dayanan dikkatli bir analizden muaf tutmak yanlıştır. Ne var ki, birçok kişi Küba için tam da bunu yapmamız gerektiğini savunuyor.

Bizim çıkış noktamız‚ Küba'nın stalinizm sonrası dünyada yeni bir başlangıç noktası olabilecek‚ temelden farklı bir fikir veya pratiği temsil etmediğidir. Tam tersine‚ Kastro yönetiminde Küba‚ son iki yıldır teşhir olan fikir ve stratejilere meydan okumadı‚ bunların savunucusu oldu. Halkın katlandığı fedakarlıklar‚ herşeyin acil hedef olan ekonomik olarak ayakta kalma hedefine bağımlı hale getirilmesi‚ devlet ile kitleler arasında derinleşen çelişkiler yarattı. Emperyalizmin bu çelişkileri kullanmak için her yolu deniyor olması bizim sözkonusu çelişkileri sosyalizmin perspektifinden anlama ve açıklama ihtiyacımızı ortadan kaldırmıyor. Emperyalizm ile Küba arasındaki çelişki, Brecht'in parodisinde geçen, muhalif bir halkla karşı karşıya olan hükümet "halkı dağıtıp yerine yeni bir halk seçmelidir" şeklindeki gülünç sonuca varmamıza neden olamaz. "Kandırılmış" halkına karşı ve halk farkına bile varmadan Küba devletinin sosyalizmi savunduğu şeklinde bir iddia‚ işçi iktidarı ve demokrasisini içermeyen, sadece sermaye birikiminin ihtiyaçlarına cevap veren bir sosyalizm anlayışına‚ diğer bir deyişle stalinizme yeni bir kılıf bulmak anlamına gelir.

Emperyalizmin Küba'ya karşı zafer kazanması bir felaket olur. Ancak devrimcilerin bu kritik yolayrımında‚ sınıf mücadelesi tarihinin dürüst bir muhasebesini özel durumlar için askıya alması veya toplumun sınıf niteliği hakkındaki marksist analizi bir kenara bırakması da aynı ölçüde trajik olur. Küba son otuz yılda emperyalizmin fiziksel saldırılarına karşı başarıyla direndi, ancak kapitalist sistemin önceliklerinin dayatılmasına karşı direnemedi. Küba devleti kendine düşman olan dünya kapitalizmine karşı ulusal olarak ayakta kalma stratejisi izledi. Bu ulusal yaşam savaşının bedelini ise Küba işçi sınıfı ödedi. Önümüzdeki dönemde Küba'lı işçilerden daha da yüksek oranlarda sömürüyü kabullenmesi istenecek ve bu sömürü devlet tarafından örgütlenecek. Dolayısıyla sosyalistlerin‚ kapitalizmin önceliklerinin daha insani veya daha gayri insani yöntemlerle uygulanabileceği tartışmasından öte‚ sosyalizmin tamamen farklı önceliklerinin Küba işçi sınıfının tarihsel gündeminde olduğunu savunması şimdi her zamankinden daha önemli...

TEMEL FİKİRLERİMİZ

ONLAR YÜZDE 1
BİZ YÜZDE 99'UZ

KÜTÜPHANE

DSİP Broşürü
BROŞÜRLER - KİTAPLAR

İLETİŞİM ADRESLERİ

DSİP ÖRGÜTLERİ -
ANTİKAPİTALİST ÖĞRENCİLER

FOTO GALERİ

KOŞ, ARKANDA ESKİ DÜNYA VAR

BİZİ TAKİP EDİN

DSİP'i Facebook'ta takip edin Facebook
DSİP'i Twitter'da takip edin Twitter
DSİP'i Youtube'da takip edin YouTube
feedburner Feedburner
DSİP'i RSS'den takip edin RSS