Alex Callinicos: Antikapitalist Hareket ve Devrimci Marksistler

BROŞÜRLER
Tipografi
  • En Küçük Küçük Orta Büyük En Büyük
  • Varsayılan Helvetica Segoe Georgia Times

Ye­ni bir sol ha­re­ke­tin do­ğu­şu

Ralph Na­der’ın söz­le­riy­le ifa­de eder­sek, ‘Se­att­le, bir yol ay­rı­mı idi’. Dün­ya Ti­ca­ret Ör­gü­tü’nün üst dü­zey yö­ne­ti­ci­le­ri­nin bir ara­ya gel­dik­le­ri 1999 yı­lı Ka­sım ayı son­la­rın­da­ki zir­ve top­lan­tı­sı­nın çök­me­si­ne yol açan gös­te­ri­ler­den bu ya­na ge­çen za­man için­de, ge­liş­miş ka­pi­ta­list ül­ke­ler­de, kü­re­sel ka­pi­ta­liz­mi dün­ya­da­ki kö­tü­lük­le­rin kay­na­ğı ola­rak gö­ren, si­ya­sal açı­dan ak­tif bir de­vin­gen­lik için­de olan bir azın­lık ha­re­ke­ti, göz­le gö­rü­lür bi­çim­de ci­sim­leş­miş bu­lu­nu­yor. Yan­lı­şı bir bü­tün ola­rak sis­te­min ken­di­sin­de bu­lan söz ko­nu­su bu bü­tün­cül kav­ra­yış, bu ye­ni an­ti-ka­pi­ta­list ha­re­ke­ti, öz­gül so­run­lar­dan sa­de­ce bi­ri üze­rin­de yo­ğun­la­şan pro­tes­to kam­pan­ya­la­rın­dan ayırt eden özel­li­ği oluş­tu­ru­yor. Ye­ni Ame­ri­kan Baş­ka­nı Ge­or­ge W. Bush’un 20 Ocak’ta­ki ye­min tö­re­ni sı­ra­sın­da dü­zen­le­nen pro­tes­to­la­ra iliş­kin ola­rak Was­hing­ton Post ga­ze­te­sin­de ya­yın­la­nan bir ha­ber yo­rum, ha­re­ke­tin bu ye­ni ve ayırt edi­ci bo­yu­tu­na işa­ret edi­yor­du:

“Pe­ki, bu­nun [baş­ka­nın ye­min tö­re­ni –ç.n.] IMF ve Dün­ya Ti­ca­ret Ör­gü­tü ile ne il­gi­si var? Pro­tes­to gös­te­ri­le­ri­ne ka­tı­lan­lar, ulus­la­ra­ra­sı ser­ma­ye ku­rum­la­rı ve ti­ca­ri ku­ru­luş­la­rın, dün­ya­yı ABD’nin po­li­tik ya­şa­mı­nı şe­kil­len­di­ren şir­ket­ler için bir kar kay­na­ğı ha­li­ne ge­tir­mek için fa­a­li­yet yü­rüt­tük­le­ri­ni söy­lü­yor­lar. Bu işin yok­sul­lu­ğu azalt­ma ya da ulu­sal pa­ra­ya is­tik­rar ka­zan­dır­ma mas­ke­si al­tın­da yü­rü­tül­dü­ğü­nü, ger­çek­te ise, pa­za­rın be­lir­le­di­ği çö­züm­le­rin ya­tı­rım­cı­la­rın çı­kar­la­rı­nı esas alan çö­züm­ler ol­du­ğu­nu ile­ri sü­rü­yor­lar.

So­run­la­rın çer­çe­ve­si­nin bu şe­kil­de çi­zil­me­si, bir­bi­rin­den hay­li fark­lı amaç­la­ra ve et­kin­lik­le­re sa­hip ak­ti­vist­le­rin, or­tak düş­ma­na kar­şı bir­leş­me­le­ri­ne ola­nak sağ­lı­yor. Ör­ne­ğin, yağ­mur or­man­la­rı­nın ko­run­ma­sı için fa­a­li­yet yü­rü­ten ak­ti­vist­ler­le, üçün­cü dün­ya­da il­kel ça­lış­ma ko­şul­la­rın­da çok dü­şük üc­ret­ler­le iş­çi ça­lış­tı­ran şir­ket­le­re kar­şı mü­ca­de­le eden ak­ti­vist­ler, ken­di do­ğal kay­nak­la­rı­nı sa­tı­şa çı­ka­ran bir yok­sul ül­ke­de ulus­la­ra­ra­sı ser­ma­ye ya­tı­rım­la­rı­nın bir­den ha­tı­rı sa­yı­lır dü­zey­de art­ma­sı­na yol aça­bi­le­cek ti­ca­ret ve kal­kın­ma po­li­ti­ka­la­rı­na kar­şı bir­lik­te ta­vır ala­bi­li­yor­lar. Ak­ti­vist­ler, kü­re­sel ka­pi­ta­liz­min bu tür me­se­le­ler­de adil ve so­run çö­zü­cü ol­ma­dı­ğı­nı söy­lü­yor­lar.”1

An­ti-ka­pi­ta­list ha­re­ket, dört bo­yu­ta sa­hip bir gö­rü­nüm için­de ken­di­si­ni or­ta­ya ko­yu­yor: (i) pro­tes­to ha­re­ket­le­ri, (i­i) po­li­tik ik­lim­de ge­niş öl­çek­li bir de­ği­şim, (i­i­i) ye­ni bir po­li­tik çev­re­nin olu­şu­mu, (iv) en­te­lek­tü­el alan­da ya­şa­nan bir doğ­rul­tu de­ği­şik­li­ği.

(i) Ye­ni bir pro­tes­to dal­ga­sı: Se­att­le’da­ki pro­tes­to gös­te­ri­le­rin­den bu ya­na ge­çen za­man için­de, dün­ya, ulus­la­ra­ra­sı ka­pi­ta­liz­me kar­şı önem­li kit­le­sel gös­te­ri­le­re sah­ne ol­du: 16 Ni­san 2000’de Was­hing­ton, 30 Ha­zi­ran 2000’de Mil­la­u, 11 Ey­lül 2000’de Mel­bo­ur­ne, 26 Ey­lül 2000’de Prag, 6-7 Ara­lık 2000’de Ni­ce ve en son 20 Ocak 2001’de yi­ne Was­hing­ton. Bun­la­rın ya­nı­sı­ra, her yı­lın Ocak ayı için­de İs­viç­re’nin Da­vos ka­sa­ba­sın­da dü­zen­le­nen Dün­ya Eko­no­mik Fo­ru­mu top­lan­tı­la­rı, hem 2000 hem 2001 yı­lın­da pro­tes­to edil­di. Bu yı­lın ye­ni he­def­le­ri, 14-16 Ha­zi­ran’da Got­hen­burg ken­tin­de­ki Av­ru­pa Bir­li­ği zir­ve­si ile 20-22 Tem­muz’da İtal­ya’nın Ce­no­va ken­tin­de­ki G-8 zir­ve­si. Bu pro­tes­to gös­te­ri­le­ri­ni ka­rak­te­ri­ze eden öğe­ler, ge­niş bir çe­şit­li­lik gös­te­ri­yor. Se­att­le’da iş­çi sı­nı­fı­nın gös­te­ri­le­re ör­güt­lü ka­tı­lı­mı yük­sek bir dü­zey­dey­di; Was­hing­ton’da­ki gös­te­ri­le­rin her iki­sin­de de za­yıf­tı, Mil­la­u’da güç­lü, Prag gös­te­ri­le­rin­de yi­ne za­yıf (an­cak yi­ne de bel­li bir iş­çi sı­nı­fı ka­tı­lı­mı var­dı Prag’da), Se­ul ve Ni­ce gös­te­ri­le­rin­de ise be­lir­gin bi­çim­de güç­lüy­dü. Bu tür de­ğiş­ken­lik­le­re kar­şın, ha­re­ke­tin dik­ka­te de­ğer bir bo­yu­ta sa­hip ol­du­ğun­dan kuş­ku du­yu­la­maz. Su­san Ge­or­ge’un da be­lirt­ti­ği gi­bi, ‘Vi­et­nam Sa­va­şı’ndan bu ya­na ge­çen za­man için­de, bu dü­zey­de ener­jik bir ak­ti­vizm pat­la­ma­sı ya­şan­ma­mış­tı’.2

(i­i) An­ti-ka­pi­ta­list bir ruh ha­li: Fa­kat, ki­mi açı­lar­dan bun­dan da­ha da önem­li olan şey, po­li­tik ik­lim­de or­ta­ya çık­mış olan de­ği­şim. Söz ko­nu­su gös­te­ri­le­rin öne­mi, sa­de­ce bun­la­rın pra­tik ola­rak ba­şar­mış ol­duk­la­rı şey­den – Se­att­le gös­te­ri­le­ri­nin Dün­ya Ti­ca­ret Ör­gü­tü top­lan­tı­la­rı­nın bi­rer fi­yas­ko­ya dö­nüş­me­si­ne yar­dım­cı ol­ma­sı, Prag’da­ki pro­tes­to­la­rın IMF’in yıl­lık ge­nel top­lan­tı­sı­nı sek­te­ye uğ­rat­ma­sı- iba­ret de­ğil. Bun­la­rın ya­nı­sı­ra, bu gös­te­ri­ler, sim­ge­sel bir ni­te­li­ğe de sa­hip ol­sa, öne­mi gö­zar­dı edi­le­mez bir baş­ka ro­le de sa­hip ol­du­lar.

Ame­ri­ka Bir­le­şik Dev­let­le­ri’nde, son bir­kaç yıl için­de bi­le, Se­att­le’da­kin­den da­ha bü­yük gös­te­ri­ler ya­şan­mış­tı. Di­ğer ül­ke­ler­de de, ka­pi­ta­list kü­re­sel­leş­me­ye kar­şı da­ha ön­ce pro­tes­to gös­te­ri­le­ri dü­zen­len­miş­ti: ör­ne­ğin, Üçün­cü Dün­ya ül­ke­le­ri­nin borç­la­rı­nı gö­rüş­mek üze­re Tem­muz 1998’de il­kin Bir­ming­ham’da, onu ta­kip eden yıl Köln’de top­la­nan G-8 zir­ve­si­ne kar­şı dü­zen­le­nen gös­te­ri­ler, Ha­zi­ran 1999’da Lond­ra’da J18 ola­rak anı­lan an­ti-ka­pi­ta­list pro­tes­to­lar. Ne var ki, ger­çek­ten de [Mic­ro­soft gi­bi dev ka­pi­ta­list şir­ket­le­rin üs­sü du­ru­mun­da ol­du­ğu için –ç.n.] ‘Ye­ni Eko­no­mi’nin baş­ken­ti gö­rü­nü­mün­de olan Se­att­le ken­tin­de iş­çi­le­rin, öğ­ren­ci­le­rin, NGO ola­rak anı­lan dev­let­ten ba­ğım­sız ör­güt­le­rin ak­ti­vist­le­ri­nin kit­le­sel ola­rak bir ara­ya gel­miş ol­ma­la­rın­dan ötü­rü, Se­att­le pro­tes­to­la­rı ye­ni an­ti-ka­pi­ta­list ruh ha­li­nin kris­tal­leş­ti­ği gös­te­ri­ler ol­du. Ni­te­kim, Po­lon­ya­lı es­ki Ma­li­ye Ba­ka­nı Gr­ze­gorz Ko­lod­ko, My Glo­ba­li­za­ti­on baş­lık­lı ki­ta­bın­da, Se­att­le’dan “kü­re­sel Ra­dom” ola­rak söz edi­yor ve Se­att­le gös­te­ri­le­ri­ni, 1976 yı­lın­da Po­lon­ya’da re­ji­me kar­şı gi­ri­şi­len, zor ve şid­det­le bas­tı­rıl­ma­sı­na kar­şın 1980-81 yıl­la­rın­da Po­lon­ya­lı iş­çi­le­rin ün­lü Da­ya­nış­ma Ha­re­ke­ti (So­li­dar­nosc)’nin ha­ber­ci­si olan iş­çi gös­te­ri­le­riy­le kar­şı­laş­tı­rı­yor.

Prag’da­ki gös­te­ri­ler de, da­ha ön­ce bun­dan da­ha bü­yük ve iş­çi­le­rin da­ha ge­niş ka­tı­lım­la­rıy­la yer al­dık­la­rı gös­te­ri­ler dü­zen­len­miş ol­ma­sı­na kar­şın, Se­att­le gös­te­ri­le­riy­le ay­nı dü­zey­de ol­ma­mak­la bir­lik­te, ay­nı sim­ge­sel ro­lü oy­na­dı. Prag gös­te­ri­le­ri­nin re­sim­le­ri, Bo­liv­ya’nın ön­de ge­len bur­ju­va ga­ze­te­ler­de bi­le ken­di­le­ri­ne yer bul­du. Mek­si­ka’nın sol­cu gün­lük ga­ze­te­si La Jor­na­da, Şu­bat 2001’de Ka­ra­yip­ler’de­ki Can­cun ka­sa­ba­sın­da top­la­nan Dün­ya Eko­no­mik Fo­ru­mu’na kar­şı ya­pı­lan gös­te­ri­le­rin, Se­att­le, Was­hing­ton ve Prag gös­te­ri­le­rin­den il­ham al­dı­ğı­nı ya­zar­ken, Ame­ri­kan Fi­nan­ci­al Ti­mes ga­ze­te­si şu yo­rum­da bu­lu­nu­yor­du:

“Ge­le­nek­sel ola­rak her yıl İs­viç­re’nin Da­vos ka­sa­ba­sın­da top­lan­ma­ya alış­mış Dün­ya Eko­no­mik Fo­ru­mu ör­gü­tü­nün şan­sı­na ba­kın ki, ör­gü­tün bu yıl Mek­si­ka’da­ki top­lan­tı­sı, kür­sel­leş­me­ye kar­şı ge­li­şen ulus­la­ra­ra­sı ha­re­ke­tin il­ham kay­na­ğı ha­li­ne gel­miş olan yer­li halk­la­rın mas­ke­li is­yan­cı­la­rı­nın [Za­pa­tis­ta­lar –ç.n.] Me­xi­co City’e yap­tık­la­rı iki haf­ta­lık uzun yü­rü­yü­şün baş­lan­gı­cı ile ay­nı ta­rih­le­re rast­la­dı. Bu gü­ne ge­li­nin­ce­ye ka­dar, Se­att­le, Da­vos ve Prag’da­ki kür­sel­leş­me kar­şı­tı gös­te­ri­ler­de Mek­si­ka­lı­lar dik­ka­te de­ğer bir rol oy­na­ma­mış­lar­dı... An­cak, ak­ti­vist­ler, ge­çen ay Bre­zil­ya’nın Por­to Aleg­re ken­tin­de dü­zen­le­nen Da­vos kar­şı­tı ‘Dün­ya Sos­yal Fo­ru­mu’nun ba­şa­rı­sın­dan son­ra, La­tin Ame­ri­ka’da bir kı­pır­dan­ma­nın baş­la­dı­ğı­nı söy­lü­yor­lar.” 3

Se­att­le ve Prag, sis­te­me kar­şı in­san­la­rın ko­lek­tif bir di­re­niş gös­te­re­bi­le­cek­le­ri­ne iliş­kin inan­cın ye­ni­den ye­şer­me­si­ni tem­sil edi­yor. Bu, dün­ya­da ya­şa­nan her mü­ca­de­le­nin bu sö­zü­nü et­ti­ği­miz an­ti-ka­pi­ta­list ruh ha­li­nin bir ifa­de­si ol­du­ğu­nu ile­ri sür­mek an­la­mı­na gel­mi­yor ve bu nok­ta­yı an­la­mak önem­li. Ör­ne­ğin, El Ak­sa ken­tin­de­ki İn­ti­fa­da, iti­ci gü­cü­nü, Si­yo­nist İs­ra­il dev­le­ti­nin bas­kı­sı al­tın­da ezi­len Fi­lis­tin­li­le­rin bu bas­kı­ya, özel­lik­le de West Bank ile Ga­za’nın bü­yük bö­lü­mü­nün İs­ra­il’in eli­ne geç­me­si­ni sağ­la­yan ve bu du­ru­mu meş­ru­laş­tı­ran ‘ba­rış sü­re­ci’ne duy­duk­la­rı tep­ki­den alı­yor. Fi­lis­tin­li­le­rin ezil­me­si ile, Ame­ri­kan em­per­ya­liz­mi gö­rü­nü­mü al­tın­da­ki kü­re­sel ka­pi­ta­lizm ara­sın­da bir iliş­ki var kuş­ku­suz, an­cak, Fi­lis­tin­li­le­rin İs­ra­il dev­le­ti­ne kar­şı gi­riş­tik­le­ri mü­ca­de­le­de bi­linç­le­ri­nin mer­ke­zin­de yer alan öğe, ka­pi­ta­list sis­te­min ken­di­si de­ğil. Fa­kat, her şe­ye rağ­men, an­ti-ka­pi­ta­list ha­re­ket iti­ci gü­cü­nü bir baş­ka şey­den alan mü­ca­de­le­ler için da­hi bir re­fe­rans nok­ta­sı ha­li­ne ge­li­yor. Ed­ward Sa­id şun­la­rı ya­zı­yor:

“An­cak, bir dü­nüm nok­ta­sı­na eri­şil­miş bu­lu­nu­lu­yor ve Fi­lis­tin­li­le­rin gi­riş­tik­le­ri ye­ni İn­ti­fa­da bu açı­dan önem­li bir gös­ter­ge ni­te­li­ğin­de. Çün­kü, İn­ti­fa­da, Se­tif, Shar­pe­vil­le, So­we­to ve dün­ya­nın baş­ka yer­le­rin­de dö­nem dö­nem gö­rül­müş olan sö­mür­ge kar­şı­tı ayak­lan­ma­lar­dan bi­ri de­ğil yal­nız­ca. Bu­nun ya­nı­sı­ra, İn­ti­fa­da, Se­att­le ve Prag gös­te­ri­le­rin­de ser­gi­le­nen So­ğuk Sa­vaş son­ra­sı dö­ne­min (eko­no­mik ve sos­yal) dü­ze­ni­ne yö­ne­lik ge­nel hoş­nut­suz­lu­ğun bir ör­ne­ği­ni oluş­tu­ru­yor.” 4

(i­i­i) Ye­ni bir po­li­tik çev­re­nin olu­şu­mu: An­ti-ka­pi­ta­list ruh ha­li, ken­di so­mut ifa­de­si­ni, için­de ye­ni bir so­lun şe­kil­len­di­ği az çok ör­güt­lü po­li­tik çev­re­nin or­ta­ya çı­kı­şın­da bu­lu­yor. Bu sü­reç, Fran­sa’da, 1995 grev­le­rin­den son­ra, Le Mon­de dip­lo­ma­ti­qu­e ve AT­TAC’ın ne­o-li­be­ra­liz­me kar­şı mu­ha­le­fet için bir plat­form sağ­la­ma­sıy­la bir­lik­te baş­la­dı.5 Bu gi­ri­şim­ler, Av­ru­pa ça­pın­da bir et­ki ya­rat­tı: Bu­gün, AT­TAC, Nor­veç, Da­ni­mar­ka, İs­veç ve İs­viç­re’de de ör­güt­len­miş du­rum­da ve Le Mon­de dip­lo­ma­ti­qu­e İn­gi­liz­ce, Al­man­ca ve Yu­nan­ca da ya­yın­la­nı­yor.

Ame­ri­ka Bir­le­şik Dev­let­le­ri’nde, ye­ni an­ti-ka­pi­ta­list bi­lin­ce ifa­de­si­ni ka­zan­dı­ran bir it­ti­fak­lar ve kam­pan­ya­lar pat­la­ma­sı or­ta­ya çık­tı. Ralph Na­der’ın baş­kan­lık se­çim­le­ri için yü­rüt­tü­ğü kam­pan­ya, bu ha­re­ket­le­rin ulu­sal çap­ta bir odak ha­li­ne gel­me­le­ri­ne yar­dım­cı ol­du. Ni­te­kim, kam­pan­ya­nın ta­raf­tar­la­rın­dan bi­ri şu­nu söy­lü­yor­du: “Na­dar’a oy ver­mek, be­nim için, da­ha ge­niş bir ha­re­ke­te doğ­ru gi­den yol­da atıl­mış kü­çük bir adım­dı, be­ni Se­att­le ve Prag’da­ki pro­tes­to­cu­lar­la iliş­ki­len­di­ren bir ey­lem­di.”6 Tho­mas Ha­ri­son, kam­pan­ya­nın te­mel po­li­tik it­ki­si­ni şu şe­kil­de özet­li­yor­du:

‘Plü­tok­ra­si’, ‘oli­gar­şi’, Na­der’ın sık­ça kul­lan­dı­ğı söz­cük­ler­di. Na­der, bir sos­ya­list de­ğil, hat­ta ka­pi­ta­liz­me ve pa­zar eko­no­mi­si­ne kar­şı da de­ğil. Kul­lan­dı­ğı re­to­rik, es­ki-mo­da Ame­ri­kan po­pü­liz­mi­ne ve Ame­ri­kan ile­ri­ci­li­ği­ne çok ya­kın. Fa­kat, Na­der’ın kam­pan­ya­sı, dur­mak­sı­zın, dik­kat­le­rin sı­nıf ege­men­li­ği so­ru­nu­na çe­kil­me­si­ni sağ­la­dı. 1930’la­rın baş­kan aday­la­rın­dan Nor­man Tho­mas’tan bu ya­na ge­çen za­man için­de, ilk kez ön­de ge­len bir baş­kan ada­yı, bu so­ru­nu gün­de­me ge­tir­miş ol­du ve in­san­lar bu­nun üze­ri­ne ka­fa yor­ma­ya zor­lan­dı­lar. 7

Ola­ğa­nüs­tü ba­şa­baş ko­şul­lar­da ge­çen baş­kan­lık se­çi­mi­nin sol­da­ki seç­men­le­ri De­mok­rat Par­ti’ye oy ver­me­ye zor­la­mış ve bu du­rum da­ha son­ra­ki se­çim kam­pan­ya­la­rın­da Na­der’ın dev­let des­te­ği ala­bil­me­si için ge­rek­li olan yüz­de 5’lik oy ora­nı­na eriş­me­si­ni en­gel­le­miş ol­ma­sı­na kar­şın, Na­der’ın aday­lı­ğı ül­ke ge­ne­lin­de bir kam­pan­ya­yı ha­re­ke­te ge­çir­di. Kam­pan­ya sı­ra­sın­da Na­der’a des­tek ver­miş olan Ye­şil Par­ti’nin ön­de ge­len ak­ti­vist­le­rin­den Ho­wi­e Haw­kins, şun­la­rı ya­zı­yor:

Na­der’ın kırk üç eya­let­te ve Co­lum­bi­a Böl­ge­si’nde se­çim­ler­de aday ol­ma­sı­nı sağ­la­mak için 463.000 im­za top­lan­dı... Ye­şil Par­ti’nin ye­rel ve ulu­sal çap­ta­ki bil­gi­sa­yar ka­yıt­la­rın­da­ki ve­ri­ler, ül­ke ge­ne­lin­de 150.000 do­la­yın­da in­sa­nın kam­pan­ya­yı yü­rüt­mek için gö­nül­lü ola­rak baş­vur­muş ol­du­ğu­nu gös­te­ri­yor. 25.000 gö­nül­lü öğ­ren­ci, on­bin­ler­ce ye­ni seç­men ka­zan­dır­dı. Ya­pı­lan an­ket­ler, kam­pan­ya­nın, baş­lan­gıç­ta oy ver­me­yi dü­şün­me­di­ği hal­de kam­pan­ya do­la­yı­sıy­la Na­der için oy kul­lan­ma­ya ka­rar ver­miş 1 mil­yo­na ya­kın ye­ni seç­me­nin var­lı­ğı­na işa­ret edi­yor.

Kam­pan­ya sı­ra­sın­da, CD’de iki ve çe­şit­li eya­let­ler­de­ki on do­kuz se­çim bü­ro­sun­da gö­rev­len­di­ril­mek üze­re, yü­ze ya­kın in­san üc­ret­li ola­rak işe alın­dı ve her eya­let­te üc­ret­li ola­rak ça­lı­şan en az bir ta­ne alan ko­or­di­na­tö­rü (fi­eld co-or­di­na­tor) var­dı. Bu pro­fes­yo­nel per­so­ne­lin yar­dı­mıy­la, ül­ke ge­ne­lin­de sa­yı­sı 500’ü aşan ye­rel Ye­şil Par­ti gu­ru­bu, 900 üni­ver­si­te kam­pü­sün­de Ye­şil par­ti öğ­ren­ci gu­ru­bu ör­güt­len­di; bro­şür, bil­di­ri tü­rün­den top­lam 8 mil­yon ya­yın ve 1 mil­yon adet ro­zet, afiş vb. ma­ter­yal da­ğı­tıl­dı. Ka­li­for­ni­ya Hem­şi­re­ler Bir­li­ği ve Bir­le­şik Elekt­rik İş­çi­le­ri sen­di­ka­sı ol­mak üze­re iki sen­di­ka, Na­der’a doğ­ru­dan ve ak­tif des­tek ver­di. Bir­le­şik Oto­mo­bil İş­çi­le­ri Sen­di­ka­sı (U­AW) ile Te­ams­ters li­der­le­ri, ka­mu­o­yu önün­de Na­der ile flört­le­şir­ler­ken, [De­mok­rat Par­ti ada­yı –ç.n.] Go­re’a sa­de­ce sen­di­ka­lar so­ru­nu ile il­gi­li bir me­saj gön­der­mek­le ye­tin­di­ler.

Na­der, 50 eya­le­tin hep­sin­de bir­den kam­pan­ya yü­rü­ten tek baş­kan ada­yı idi. Kam­pan­ya­nın par­ça­sı olan açık ha­va mi­ting­le­ri­nin en ka­la­ba­lık olan­la­rı, Na­der için dü­zen­le­nen mi­ting­ler­di: New York ken­tin­de­ki Ma­di­son Squ­a­re Gar­dens mi­tin­gi­ne 10.000, Min­ne­a­po­lis ken­tin­de­ki Tar­get Cen­ter mi­tin­gi­ne 14.000, Bos­ton’da­ki Fle­et Cen­ter mi­tin­gi­ne 12.000, Şi­ka­go Pa­vi­li­on, Port­land Co­li­se­um ve Was­hing­ton MCI Cen­ter’da­ki mi­ting­le­rin her bi­ri­ne 10.000 in­san ka­tıl­dı.8

Bu­nun­la kar­şı­laş­tır­ma­lı ola­rak da­ha al­çak­gö­nül­lü bir dü­zey­de ol­mak­la bir­lik­te, İn­gil­te­re’de So­ci­a­list Al­li­an­ces ve Glo­ba­li­ze Re­sis­tan­ce kon­fe­rans­la­rı, iki in­san küt­le­si­nin bir ara­ya gel­me­si­ni sağ­la­dı: Kü­re­sel­leş­me kar­şı­tı ha­re­ket­ten il­ham ala­rak ha­re­ket­len­miş olan in­san­lar­la, Tony Bla­ir hü­kü­me­ti de­ne­yi­miy­le bir­lik­te düş­kı­rık­lı­ğı ya­şa­ya­rak par­ti­nin ni­te­li­ği ko­nu­sun­da ya­nıl­sa­ma­la­rın­dan kur­tul­muş olan İş­çi Par­ti­si ta­raf­tar­la­rı. Bu du­rum, Ba­tı Av­ru­pa’da, re­for­miz­min, 1990’la­rın ikin­ci ya­rı­sın­da ik­ti­da­ra gel­miş olan sos­yal-de­mok­rat hü­kü­met­le­rin uy­gu­la­dık­la­rı po­li­ti­ka­lar so­nu­cu da­ha da yo­ğun­la­şan kri­zi­nin, yı­ğın­lar ara­sın­da ya­yı­lan an­ti-ka­pi­ta­list ruh ha­li­nin baş­lı­ca kay­nak­la­rın­dan bi­ri ol­du­ğu ger­çe­ği­ne işa­ret edi­yor.

(iv) Ka­pi­ta­lizm eleş­ti­ri­le­ri­nin ye­ni­den or­ta­ya çık­ma­sı: Ya­şan­mak­ta olan en­te­lek­tü­el de­ği­şi­min bo­yu­tu­nun ne ol­du­ğu­nu ölç­me­ye ça­lı­şır­ken, Sta­li­nist re­jim­le­rin 1989-1991’de­ki yı­kı­lı­şı­nın ar­dın­dan dün­ya­ya ege­men olan sol çö­kün­tü­nün bo­yut­la­rı­nı ha­tır­la­mak zo­run­da­yız. O ko­şul­lar­da, Fran­cis Fu­ku­ya­ma, ken­din­den emin bir şe­kil­de, Ta­ri­hin So­nu’nun gel­di­ği­ni ilan ede­bi­li­yor­du: Li­be­ral ka­pi­ta­lizm, ken­di­si­ne al­ter­na­tif ola­rak or­ta­ya kon­muş tüm sis­te­ma­tik al­ter­na­tif­le­re kar­şı ni­ha­i za­fe­re eriş­miş­ti ve, li­be­ral ka­pi­ta­lizm, ne ola­ca­ğı bu­gün­den kes­ti­ril­me­si müm­kün gö­rün­me­yen bir ne­den­den ötü­rü bir bar­bar­lı­ğa ge­ri dö­nüş ya­şan­ma­dı­ğı sü­re­ce, son­su­za ka­dar ege­men sis­tem ola­rak ya­şa­ma­ya de­vam ede­cek­ti. En­te­lek­tü­el sol­dan Perry An­der­son, ra­ki­bi­nin üs­tün­lü­ğü­nü ka­bul­len­di­ği­ne işa­ret eden hay­li say­gın bir dil­le, Fu­ku­ya­ma’nın ‘muh­te­me­len hak­lı ol­du­ğu­nu’ söy­le­miş­ti.9 Kı­sa bir za­man ön­ce New Left Re­vi­ew’un edi­tör­lü­ğü­nü ye­ni­den üst­len­miş olan An­der­son, Se­att­le gös­te­ri­le­rin­den son­ra bi­le bu ba­kış açı­sı­nı ha­la ko­ru­du­ğu­nu gös­ter­di ve ne­o-li­be­ra­liz­min ra­kip­siz du­rum­da ol­du­ğu­nu ile­ri sür­dü: “Re­for­mas­yon’dan [Ba­tı’da 16. yüz­yıl­da­ki din­sel re­form ha­re­ke­ti –ç.n.] bu ya­na ge­çen bü­tün bir za­man için­de, Ba­tı’nın dü­şün­ce dün­ya­sın­da ilk de­fa ola­rak, sis­te­ma­tik dün­ya gö­rü­şü an­la­mın­da kay­da­de­ğer mu­ha­lif dü­şün­ce­ler yok ve, ar­tık mi­ya­dı­nı dol­du­ra­rak iş­le­vi­ni yi­tir­miş gö­rü­nen din­sel dokt­rin­le­ri bir ya­na bı­ra­kır­sak,  ay­nı şey dün­ya ge­ne­li açı­sın­dan da bü­yük öl­çü­de ge­çer­li.”10 Fa­kat, bu kez, An­der­son, he­men bu ba­kış açı­sı­na kar­şı çı­kan ya­zı­lar­la kar­şı kar­şı­ya kal­dı.11

An­der­son’ın ka­ram­sar­lı­ğı, son yıl­lar­da ka­pi­ta­liz­min sis­te­ma­tik eleş­ti­ri­si­ni su­nan çe­şit­li çev­re­ler­den isim­ler­le kar­şıt­lık için­de ka­lı­yor. Bu isim­ler ara­sın­da en baş­ta ge­len­ler, Wal­den Bel­lo, Pi­er­re Bor­di­e­u, Su­san Ge­or­ge, No­a­mi Kle­in ve Ge­or­ge Mon­bi­ot. Mark­sist­le­rin, bu in­san­la­rın ge­liş­tir­miş ol­duk­la­rı ka­pi­ta­lizm eleş­ti­ri­le­ri­nin ne­den ve han­gi nok­ta­lar­da sı­nır­lı kal­dı­ğı­nı tes­pit et­me­le­ri güç de­ğil –ör­ne­ğin, düş­ma­nın kü­re­sel ka­pi­ta­lizm mi yok­sa sa­de­ce ne­o-li­be­ra­lizm mi ol­du­ğu ko­nu­sun­da­ki be­lir­siz­lik, bun­la­rın, sık sık kü­çük öl­çek­li ka­pi­ta­liz­mi (petty ca­pi­ta­lism) ço­ku­lus­lu dev şir­ket­le­re kar­şı bir al­ter­na­tif ola­rak gör­dük­le­ri­nin işa­re­ti­ni ve­ren ki­mi ya­nıl­sa­ma­lar için­de ol­ma­la­rı, ulus­la­ra­ra­sı ka­pi­ta­list ku­rum­la­ra kar­şı za­man za­man tu­tu­cu sağ ile it­ti­fak­lar kur­ma­ya is­tek­li gö­rün­me­le­ri gi­bi.12

Bu­nun ya­nı­sı­ra, kü­re­sel­leş­me kar­şı­tı ha­re­ket için­de, “Con­gos” ya da “Se­çil­miş Hü­kü­met-Dı­şı Ör­güt­ler” (Co-op­ted Non-go­vern­men­tal Or­ga­ni­za­ti­ons) ola­rak anı­lan ve  bir ‘di­ya­log’ bek­len­ti­siy­le IMF ve Dün­ya Ban­ka­sı ile iş­bir­li­ği­ne is­tek­li olan güç­ler­le, bu­na kar­şı çı­kan, Bel­lo’nun ifa­de­si ile söy­ler­sek, bu tür ulus­la­ra­ra­sı ku­rum­la­rın ‘meş­ru­luk kri­zi­ni yo­ğun­laş­tır­mak’ is­te­yen güç­ler ara­sın­da bir fark­lı­laş­ma sü­re­ci ya­şa­nı­yor. Da­vos Zir­ve­si ola­rak anı­lan ve pat­ron­la­rı ge­le­nek­sel ola­rak her yıl bir ara­ya ge­ti­ren top­lan­tı­la­ra bir al­ter­na­tif ola­rak bu yıl Ocak 2001’de Por­to Aleg­re’de top­lan­mış olan Dün­ya Sos­yal Fo­ru­mu (The World So­ci­al Fo­rum, WSF), Le Mon­de dip­lo­ma­ti­qu­e ve AT­TAC li­der­li­ği baş­ta ol­mak üze­re, ha­re­ket için­de re­for­mist bir gün­de­mi öne çı­kar­mak is­te­yen güç­lü un­sur­la­rın var­lı­ğı­nı or­ta­ya çı­kar­dı.

Su­san Ge­or­ge, Av­ru­pa Par­la­men­to­su’nun ulus­la­ra­ra­sı ma­li spe­kü­las­yon­la­ra kı­sıt­la­ma­lar ge­ti­ren To­bin Ver­gi­si’ni des­tek­le­yen bir ka­rar met­ni ley­hi­ne oy kul­lan­ma­mış olan ra­di­kal sol­da­ki Fran­sız üye­le­ri­ni eleş­tir­mek­te hak­lı ol­mak­la bir­lik­te, Por­to Aleg­re’de şun­la­rı söy­le­ye­bi­li­yor­du:

Üzü­le­rek söy­lü­yo­rum, 21. yüz­yıl ba­şın­da ‘ka­pi­ta­liz­min dev­ril­me­si’tü­rü ifa­de­ler­den ne an­la­mak ge­rek­ti­ği ko­nu­sun­da ar­tık bir fik­re sa­hip ol­ma­dı­ğı­mı iti­raf et­me­li­yim. Bel­ki de, dü­şü­nür Pa­ul Vi­ril­lo’nun ‘kü­re­sel ka­za’ ola­rak isim­len­dir­di­ği şe­ye ta­nık ola­ca­ğız. Eğer böy­le bir şey ger­çek­ten ya­şa­nır­sa, bu du­rum, hiç kuş­kum yok, in­san­la­rın mu­az­zam bo­yut­lar­da sı­kın­tı­lar içi­ne düş­me­si­ne ne­den ola­cak. Eğer bü­tün ma­li pa­zar­lar ve bor­sa­lar ay­nı za­man­da çö­ker­se, mil­yon­lar­ca in­san bir an­da iş­siz­lik öde­ne­ği ile ge­çin­me­ye ça­lı­şan yok­sul in­san­lar du­ru­mu­na dü­şer; ban­ka­la­rın bat­ma­sı, hü­kü­met­le­rin eko­no­mik yı­kım­la­rı ön­le­me ye­te­nek­le­ri­ni ola­ğa­nüs­tü bo­yut­ta eroz­yo­na uğ­ra­tır, ken­di­ni gü­ven­siz­lik için­de his­set­me, suç gün­de­lik ya­şa­mın ay­rıl­maz bir par­ça­sı ha­li­ne ge­lir, ve, ken­di­mi­zi, her­ke­sin her­ke­se kar­şı sa­vaş­tı­ğı o Hob­bes­gil ce­hen­ne­me doğ­ru sü­rük­le­nir­ken bu­lu­ruz. Di­ler­se­niz, be­ni bir ‘re­for­mist’ ola­rak isim­len­di­rin, ama, ben, ne­o-li­be­ral bir ge­le­cek ar­zu­la­ma­dı­ğım gi­bi, böy­le bir ge­le­cek de ar­zu­la­mı­yo­rum.13

Ne var ki, bu tür ifa­de­le­re ba­ka­rak, he­men bun­la­rı yer­le­şik­lik ka­zan­mış re­for­mist bir ba­kış açı­sı­nın dı­şa­vu­rum­la­rı ola­rak ilan et­mek de cid­di bir ya­nıl­gı olur. Ör­ne­ğin, Su­san Ge­or­ge, ay­nı ko­nuş­ma­sın­da, ‘an­ti-kü­re­sel­leş­me’ te­ri­mi­ni red­de­de­rek, “biz­ler, ‘kü­re­sel­leş­me yan­lı­sı’ in­san­la­rız, çün­kü, dost­luk­la­rın, kül­tür­le­rin, da­ya­nış­ma­nın, zen­gin­lik ve do­ğal kay­nak­la­rın or­tak pay­la­şı­mın­dan ya­na­yız” di­yor ve ser­ma­ye­nin yı­kı­cı man­tı­ğı­na iliş­kin net bir kav­ra­yı­şa sa­hip ol­du­ğu­nu gös­te­ri­yor:

Ço­ku­lus­lu şir­ket­le­rin ve zen­gin ül­ke­le­rin, he­pi­mi­zin üze­rin­de ya­şa­dı­ğı bu ge­ze­ge­ni yı­kı­ma uğ­ra­ta­cak­la­rı­nı ni­ha­yet an­la­dık­la­rın­da ta­vır­la­rı­nı de­ğiş­ti­re­cek­le­ri­ni dü­şün­mek, hiç ger­çek­çi de­ğil. Ben­ce, bun­lar is­te­se­ler bi­le, hat­ta ken­di ço­cuk­la­rı­nın ge­le­ce­ği ha­tı­rı­na bu­nu is­te­se­ler bi­le, du­ra­maz­lar. Ka­pi­ta­lizm, dur­du­ğu tak­tir­de dev­ri­le­cek, bu yüz­den de sü­rek­li git­mek zo­run­da olan şu ün­lü bi­sik­let gi­bi; bu an­lam­da, şir­ket­ler, hız­la du­va­ra çar­pıp du­va­rın di­bi­ne düş­me­den ön­ce ki­min da­ha hız­lı pe­dal çe­vir­di­ği­ni gör­mek için ya­rı­şı­yor­lar.

Ge­or­ge, bir baş­ka yer­de, post­mo­der­niz­min al­tın ça­ğı­nı ya­şa­dı­ğı 1980 ve 1990’lar­da aka­de­mik ‘kül­tü­rel sol’da mo­da ha­li­ne gel­miş olan ‘kim­lik po­li­ti­ka­la­rı’na kar­şı da kes­kin eleş­ti­ri­ler­de bu­lu­nu­yor. Di­ğer şey­le­rin ya­nı­sı­ra, ‘nü­fus azal­ma­sı­na yol açan gu­rup­la­ra­ra­sı düş­man­lık­la­rı’ kış­kır­tan bir ka­pi­ta­list st­ra­te­ji ta­sa­rı­mın­dan ha­re­ket­le, şun­la­rı ya­zı­yor:

Bu amaç­lar için bu gü­ne ka­dar ge­liş­ti­ril­miş en ya­rar­lı psi­ko­lo­jik araç, Ba­tı’da ‘kim­lik po­li­ti­ka­sı’ ola­rak anı­lan şey­dir. [Ege­men­ler açı­sın­dan –ç.n.] ide­al du­rum, her ül­ke­de tek tek in­san­la­rın, ken­di­le­ri­ni güç­lü bir bi­çim­de et­nik, cin­sel, dil­sel, ırk­sal ya da din­sel bir alt-gu­rup­la öz­deş­leş­tir­me­le­ri­dir -ulu­sal bir kim­lik­le, top­lum­sal bir sı­nıf­la ya da mes­le­ki bir ör­güt­le ve özel­lik­le dün­ya öl­çe­ğin­de­ki in­san top­lu­lu­ğu ile de­ğil. Her bi­rey, ken­di­ni, ilk ola­rak dar bir gu­rup­la öz­deş­leş­tir­me­li, ken­di­ni sa­de­ce ikin­cil ola­rak bir iş­çi, bir an­ne ya da ba­ba, bir ulu­sun ya da ulus­la­ra­ra­sı top­lu­lu­ğun yurt­ta­şı ola­rak his­set­me­li­dir.14

Bu söz­ler, kim­lik po­li­ti­ka­sı­nın ne­den ka­pi­ta­list­le­rin böl ve yö­net st­ra­te­ji­si­ne uy­gun gel­di­ği ko­nu­sun­da dev­rim­ci Mark­sist­le­rin ge­liş­tir­dik­le­ri eleş­ti­ri­den15 da­ha da sert bir eleş­ti­ri­nin ifa­de­si­dir. An­ti-ka­pi­ta­list te­o­ri­nin ken­di için­de ta­şı­dı­ğı be­lir­siz­lik­ler, ka­pi­ta­lizm kar­şı­tı ha­re­ke­tin en­te­lek­tü­el ve po­li­tik alan­da­ki tar­tış­ma­la­rın sey­ri­ni de­ğiş­tir­me ko­nu­sun­da sa­hip ol­du­ğu et­ki­yi azalt­mı­yor. “Glo­bal Ca­pi­ta­lism: Can It Be Ma­de to Work Bet­ter?” (Kü­re­sel Ka­pi­ta­lizm: Da­ha iyi iş­le­me­si sağ­la­na­bi­lir mi?) baş­lı­ğı­nı ta­şı­yan özel bir ra­por­da, Bu­si­ness We­ek der­gi­si şun­la­rı ya­zı­yor:

Son bir­kaç yıl için­de Se­att­le, Was­hing­ton, Co­lum­bi­a ve Prag’da ta­nık ol­du­ğu­muz şa­ma­ta­yı gör­mez­lik­ten gel­mek çok bü­yük bir ha­ta olur. Bu pro­tes­to­la­ra ön­cü­lük eden ra­di­kal­ler, po­li­tik açı­dan ak­tif ki­şi­ler de­ğil­ler bel­ki. Fa­kat, bun­lar, kı­sa bir sü­re ön­ce­si­ne ka­dar sa­de­ce aka­de­mik se­mi­ner­ler­de ya da da­nış­man­lık hiz­me­ti ve­ren uz­man ör­güt­le­rin göz­ler­den uzak oda­la­rın­da di­le ge­ti­ri­len kü­re­sel­leş­me üze­ri­ne ye­ni­den ka­fa yor­ma fik­ri­ni, hü­kü­met­le­rin, ön­de ge­len eko­no­mist­le­rin ve şir­ket­le­rin gün­de­mi­ne so­ka­cak den­li et­ki­li olan bir ha­re­ke­tin ilk it­ki­si­ni ka­zan­ma­sın­da önem­li bir rol oy­na­dı­lar.16

Ulus­la­ra­ra­sı ka­pi­ta­list ku­rum­la­ra kar­şı gi­ri­şi­len eleş­ti­rel sal­dı­rı­lar, bu ku­rum­la­rı sa­vun­ma­ya çe­kil­me­ye zor­la­dı. Hem Prag hem de Por­to Aleg­re’de, W. Bel­lo, kü­re­sel ka­pi­ta­liz­min ön­de ge­len tem­sil­ci­le­ri ile tar­tı­şan ekip­le­re ön­cü­lük et­ti; her iki kon­fe­rans sı­ra­sın­da, ha­zır ce­vap­lı­ğıy­la bi­li­nen Ge­or­ge So­ros ile Prag’da IMF ve Dün­ya Ban­ka­sı’nın baş­kan­la­rı­nın biz­zat ken­di­le­ri­nin de bu tar­tış­ma­nın içi­ne çe­kil­mek­ten sa­kı­na­ma­mış ol­ma­la­rı, dik­ka­te de­ğer­di. Da­ha­sı, söz ko­nu­su eleş­tir­men gu­rup­lar, hem Aleg­re hem de Prag top­lan­tı­la­rın­da­ki tar­tış­ma­lar­da, bun­la­rı kö­şe­ye sı­kış­tır­ma­sı­nı bil­di­ler. Öy­le ki, Dün­ya Ban­ka­sı baş­ka­nı Ja­mes Wol­fen­sohn, bir ke­re­sin­de ne söy­le­ye­ce­ği­ni bi­le­mez ha­le dü­şüp ke­ke­le­me­ye baş­la­dı: “Ben ve mes­lek­daş­la­rım, her sa­bah işe git­mek­ten hoş­nut­luk du­yu­yo­ruz.”

Bel­lo’nun, Da­vos zir­ve­si sı­ra­sın­da, uy­du ara­cı­lı­ğıy­la te­le­viz­yon­la­ra ak­ta­rı­lan gö­rün­tü­ler­de pat­ron­la­ra dün­ya için ya­pa­bi­le­cek­le­ri en iyi şe­yin bir ro­ke­te do­lu­şup bir da­ha dön­me­mek üze­re uzay­da bir yer­ler­de ken­di­le­ri­ne ye­ni bir me­kan bul­mak ol­du­ğu­nu söy­le­me­sin­den son­ra, Fi­nan­ci­al Ti­mes der­gi­si, So­ros’tan şu şe­kil­de söz edi­yor­du: “Bu tür can sı­kı­cı de­ne­yim­ler, onun has­mı­nı zor du­ru­ma dü­şü­ren ha­zır-ce­vap­lık ye­te­ne­ği­ni ge­çi­ci ola­rak fel­ce uğ­rat­mış gö­rü­nü­yor.”17 So­ros ise şu iti­raf­ta bu­lu­nu­yor­du: “Bu pro­tes­to ha­re­ke­ti, var­lı­ğı­nı her yer­de his­set­tir­me­ye baş­la­dı. Bun­la­rın baş­vur­duk­la­rı yön­tem­ler, çiz­me­yi aşan yön­tem­ler de ol­sa, et­ki­li yön­tem­ler –top­lan­tı­la­rı sek­te­ye uğ­rat­ma yo­luy­la, dik­kat­le­rin ken­di söy­le­dik­le­ri üze­ri­ne çe­kil­me­si­ni sağ­la­mış ol­du­lar.18 Tony Bla­ir’in bir ya­la­ka kö­şe ya­za­rı da­hi şu­nu ka­bul et­mek zo­run­da ka­lı­yor­du: “Por­to Aleg­re’de, Da­vos’un ar­tık yi­tir­miş ol­du­ğu bir­şey var­dı: Bir ha­re­ke­tin par­ça­sı ol­ma duy­gu­su var­dı.”19

Hiç kuş­ku­suz, bir tar­tış­ma sı­ra­sın­da pat­ron­la­rı söz­cük­ler­le kö­şe­ye sı­kış­tır­mak bir şey, ge­ze­ge­nin kont­ro­lü­nü bun­la­rın elin­den çe­kip al­mak çok da­ha baş­ka bir şey. Bu­nun­la bir­lik­te, ken­di­le­ri­ni kü­re­sel ka­pi­ta­liz­me kar­şı po­li­tik bir mü­ca­de­le gi­riş­miş in­san­lar ola­rak gö­ren ve et­ki­si gi­de­rek ar­tan bir ay­dın­lar gu­ru­bu­nun do­ğu­şu­na ta­nık ol­du­ğu­mu­zu be­lirt­mek ge­re­kir. Bo­ur­di­e­u’nin son za­man­lar­da ka­le­me al­mış ol­du­ğu ya­zı­lar, kes­kin­li­ği gi­de­rek ar­tan an­ti-ka­pi­ta­list bir ni­te­li­ğe sa­hip­tir. Ni­te­kim, Bo­ur­di­e­u (Loïc Wac­qu­ant ile bir­lik­te) şun­la­rı ya­zı­yor:

İle­ri sa­na­yi ül­ke­le­ri­nin uzun dö­nem­de­ki ev­ri­mi­nin amp­rik ana­li­zi, ‘kü­re­sel­leş­me’nin ka­pi­ta­liz­min ye­ni bir aşa­ma­sı de­ğil, hü­kü­met­le­rin ma­li pa­zar­la­rın ta­lep­le­ri­ne bo­yun eğ­me­le­ri­ni hak­lı gös­ter­mek için baş­vur­duk­la­rı bir ‘re­to­rik’ ol­du­ğu­na işa­ret edi­yor. Sa­na­yi­siz­leş­me (de­in­dust­ri­a­li­za­ti­on), eşit­siz­lik­le­rin gi­de­rek bü­yü­me­si, sos­yal po­li­ti­ka­la­rın da­ral­tıl­ma­sı, sık sık ve de­fa­lar­ca söy­len­di­ği gi­bi gi­de­rek ar­tan ya­ban­cı ti­ca­re­tin ka­çı­nıl­maz so­nuç­la­rı de­ğil­ler, ak­si­ne, bun­lar, ulu­sal hü­kü­met­le­rin sı­nıf­la­ra­ra­sı iliş­ki­ler­de ser­ma­ye sa­hip­le­ri ya­ra­rı­na olan po­li­ti­ka­la­rı bi­linç­li ola­rak ter­cih et­me­le­rin­den kay­nak­la­nı­yor.20

Ay­dın çev­re­ler­de­ki bu ra­di­kal­leş­me, sa­de­ce aka­de­mi ile sı­nır­lı da de­ğil. Prag’da­ki pro­tes­to gös­te­ri­le­ri­ni iz­le­yen Bo­ris Ka­gar­litsky, şun­la­rı ya­zı­yor­du: “Wal­den Bel­lo, Ekim’de­ki Le­nin’i an­dı­rı­yor. Gör­nen o ki, Se­att­le’dan bu za­ma­na ka­dar ya­pı­lan gös­te­ri­ler, bir aka­de­mis­ye­ni ger­çek bir li­der ha­li­ne dö­nüş­tür­müş.”21 Ger­çek­te, Bel­lo’nun önün­de ikin­ci bir Le­nin ola­bil­me­si için kat et­me­si ge­re­ken hay­li yol var. Fa­kat, bir ak­ti­vist ola­rak doğ­ru­dan po­li­tik bir mü­da­he­le­de bu­uln­ma an­la­mın­da bu­gün üst­len­miş ol­du­ğu ro­lün, bir se­mi­ner­de aka­de­mik bir te­zi oku­mak­tan çok fark­lı ol­du­ğu da kuş­ku­suz. Ay­nı şey, 1995 grev­le­rin­den son­ra, Ra­i­sons d’Agir ad­lı kü­çük bir po­li­tik ör­gü­tün olu­şu­mu­na va­ran ini­si­ya­tif ge­liş­ti­ren, Av­ru­pa öl­çe­ğin­de­ki bir gi­ri­şim olan “Es­ta­tes-Ge­ne­ral of the So­ci­al Mo­ve­ment” ha­re­ke­ti­ne ilk it­ki­si­ni ka­zan­dı­ran Bo­ur­di­e­u için de ge­çer­li.

Bü­tün bun­lar, ulus­la­ra­ra­sı dü­zey­de ye­ni bir so­lun do­ğu­şu­na işa­ret eden ol­gu­lar. Ge­or­ge Mon­bi­ot, “Glo­ba­li­ze Re­sis­tan­ce” (Di­re­ni­şi Kü­re­sel­leş­ti­re­lim) kon­fe­rans­la­rı­nın ar­dın­dan şun­la­rı yaz­mış­tı:

Ni­ha­yet ya­şan­ma­ya baş­la­dı. At­lan­tik’in iki ya­ka­sın­da­ki ne­o-li­be­ral­ler ev­ren­sel za­fer­le­ri­ni ilan eder­ler­ken, kar­ma­şık öğe­le­rin bir bü­tü­nü ni­te­li­ği ta­şı­yan ra­di­kal bir mu­ha­le­fet ha­re­ke­ti or­ta­ya çık­ma­ya baş­lı­yor. Bu ha­re­ket, kar­ma­şık, ken­di için­de çe­liş­ki­ler ba­rın­dı­rı­yor, da­ha ön­ce hiç gör­me­di­ği­miz bir şe­ye ben­zi­yor. Ama, 14 yı­lı bu­lan bir kam­pan­ya bo­yun­ca, ilk kez, ar­tık dur­du­ru­la­maz olan bir şe­ye ta­nık ol­du­ğu­mu his­se­di­yo­rum.22

Ye­ni bir sol ha­re­ke­tin do­ğu­şu

Ralph Na­der’ın söz­le­riy­le ifa­de eder­sek, ‘Se­att­le, bir yol ay­rı­mı idi’. Dün­ya Ti­ca­ret Ör­gü­tü’nün üst dü­zey yö­ne­ti­ci­le­ri­nin bir ara­ya gel­dik­le­ri 1999 yı­lı Ka­sım ayı son­la­rın­da­ki zir­ve top­lan­tı­sı­nın çök­me­si­ne yol açan gös­te­ri­ler­den bu ya­na ge­çen za­man için­de, ge­liş­miş ka­pi­ta­list ül­ke­ler­de, kü­re­sel ka­pi­ta­liz­mi dün­ya­da­ki kö­tü­lük­le­rin kay­na­ğı ola­rak gö­ren, si­ya­sal açı­dan ak­tif bir de­vin­gen­lik için­de olan bir azın­lık ha­re­ke­ti, göz­le gö­rü­lür bi­çim­de ci­sim­leş­miş bu­lu­nu­yor. Yan­lı­şı bir bü­tün ola­rak sis­te­min ken­di­sin­de bu­lan söz ko­nu­su bu bü­tün­cül kav­ra­yış, bu ye­ni an­ti-ka­pi­ta­list ha­re­ke­ti, öz­gül so­run­lar­dan sa­de­ce bi­ri üze­rin­de yo­ğun­la­şan pro­tes­to kam­pan­ya­la­rın­dan ayırt eden özel­li­ği oluş­tu­ru­yor. Ye­ni Ame­ri­kan Baş­ka­nı Ge­or­ge W. Bush’un 20 Ocak’ta­ki ye­min tö­re­ni sı­ra­sın­da dü­zen­le­nen pro­tes­to­la­ra iliş­kin ola­rak Was­hing­ton Post ga­ze­te­sin­de ya­yın­la­nan bir ha­ber yo­rum, ha­re­ke­tin bu ye­ni ve ayırt edi­ci bo­yu­tu­na işa­ret edi­yor­du:

“Pe­ki, bu­nun [baş­ka­nın ye­min tö­re­ni –ç.n.] IMF ve Dün­ya Ti­ca­ret Ör­gü­tü ile ne il­gi­si var? Pro­tes­to gös­te­ri­le­ri­ne ka­tı­lan­lar, ulus­la­ra­ra­sı ser­ma­ye ku­rum­la­rı ve ti­ca­ri ku­ru­luş­la­rın, dün­ya­yı ABD’nin po­li­tik ya­şa­mı­nı şe­kil­len­di­ren şir­ket­ler için bir kar kay­na­ğı ha­li­ne ge­tir­mek için fa­a­li­yet yü­rüt­tük­le­ri­ni söy­lü­yor­lar. Bu işin yok­sul­lu­ğu azalt­ma ya da ulu­sal pa­ra­ya is­tik­rar ka­zan­dır­ma mas­ke­si al­tın­da yü­rü­tül­dü­ğü­nü, ger­çek­te ise, pa­za­rın be­lir­le­di­ği çö­züm­le­rin ya­tı­rım­cı­la­rın çı­kar­la­rı­nı esas alan çö­züm­ler ol­du­ğu­nu ile­ri sü­rü­yor­lar.

So­run­la­rın çer­çe­ve­si­nin bu şe­kil­de çi­zil­me­si, bir­bi­rin­den hay­li fark­lı amaç­la­ra ve et­kin­lik­le­re sa­hip ak­ti­vist­le­rin, or­tak düş­ma­na kar­şı bir­leş­me­le­ri­ne ola­nak sağ­lı­yor. Ör­ne­ğin, yağ­mur or­man­la­rı­nın ko­run­ma­sı için fa­a­li­yet yü­rü­ten ak­ti­vist­ler­le, üçün­cü dün­ya­da il­kel ça­lış­ma ko­şul­la­rın­da çok dü­şük üc­ret­ler­le iş­çi ça­lış­tı­ran şir­ket­le­re kar­şı mü­ca­de­le eden ak­ti­vist­ler, ken­di do­ğal kay­nak­la­rı­nı sa­tı­şa çı­ka­ran bir yok­sul ül­ke­de ulus­la­ra­ra­sı ser­ma­ye ya­tı­rım­la­rı­nın bir­den ha­tı­rı sa­yı­lır dü­zey­de art­ma­sı­na yol aça­bi­le­cek ti­ca­ret ve kal­kın­ma po­li­ti­ka­la­rı­na kar­şı bir­lik­te ta­vır ala­bi­li­yor­lar. Ak­ti­vist­ler, kü­re­sel ka­pi­ta­liz­min bu tür me­se­le­ler­de adil ve so­run çö­zü­cü ol­ma­dı­ğı­nı söy­lü­yor­lar.”1

An­ti-ka­pi­ta­list ha­re­ket, dört bo­yu­ta sa­hip bir gö­rü­nüm için­de ken­di­si­ni or­ta­ya ko­yu­yor: (i) pro­tes­to ha­re­ket­le­ri, (i­i) po­li­tik ik­lim­de ge­niş öl­çek­li bir de­ği­şim, (i­i­i) ye­ni bir po­li­tik çev­re­nin olu­şu­mu, (iv) en­te­lek­tü­el alan­da ya­şa­nan bir doğ­rul­tu de­ği­şik­li­ği.

(i) Ye­ni bir pro­tes­to dal­ga­sı: Se­att­le’da­ki pro­tes­to gös­te­ri­le­rin­den bu ya­na ge­çen za­man için­de, dün­ya, ulus­la­ra­ra­sı ka­pi­ta­liz­me kar­şı önem­li kit­le­sel gös­te­ri­le­re sah­ne ol­du: 16 Ni­san 2000’de Was­hing­ton, 30 Ha­zi­ran 2000’de Mil­la­u, 11 Ey­lül 2000’de Mel­bo­ur­ne, 26 Ey­lül 2000’de Prag, 6-7 Ara­lık 2000’de Ni­ce ve en son 20 Ocak 2001’de yi­ne Was­hing­ton. Bun­la­rın ya­nı­sı­ra, her yı­lın Ocak ayı için­de İs­viç­re’nin Da­vos ka­sa­ba­sın­da dü­zen­le­nen Dün­ya Eko­no­mik Fo­ru­mu top­lan­tı­la­rı, hem 2000 hem 2001 yı­lın­da pro­tes­to edil­di. Bu yı­lın ye­ni he­def­le­ri, 14-16 Ha­zi­ran’da Got­hen­burg ken­tin­de­ki Av­ru­pa Bir­li­ği zir­ve­si ile 20-22 Tem­muz’da İtal­ya’nın Ce­no­va ken­tin­de­ki G-8 zir­ve­si. Bu pro­tes­to gös­te­ri­le­ri­ni ka­rak­te­ri­ze eden öğe­ler, ge­niş bir çe­şit­li­lik gös­te­ri­yor. Se­att­le’da iş­çi sı­nı­fı­nın gös­te­ri­le­re ör­güt­lü ka­tı­lı­mı yük­sek bir dü­zey­dey­di; Was­hing­ton’da­ki gös­te­ri­le­rin her iki­sin­de de za­yıf­tı, Mil­la­u’da güç­lü, Prag gös­te­ri­le­rin­de yi­ne za­yıf (an­cak yi­ne de bel­li bir iş­çi sı­nı­fı ka­tı­lı­mı var­dı Prag’da), Se­ul ve Ni­ce gös­te­ri­le­rin­de ise be­lir­gin bi­çim­de güç­lüy­dü. Bu tür de­ğiş­ken­lik­le­re kar­şın, ha­re­ke­tin dik­ka­te de­ğer bir bo­yu­ta sa­hip ol­du­ğun­dan kuş­ku du­yu­la­maz. Su­san Ge­or­ge’un da be­lirt­ti­ği gi­bi, ‘Vi­et­nam Sa­va­şı’ndan bu ya­na ge­çen za­man için­de, bu dü­zey­de ener­jik bir ak­ti­vizm pat­la­ma­sı ya­şan­ma­mış­tı’.2

(i­i) An­ti-ka­pi­ta­list bir ruh ha­li: Fa­kat, ki­mi açı­lar­dan bun­dan da­ha da önem­li olan şey, po­li­tik ik­lim­de or­ta­ya çık­mış olan de­ği­şim. Söz ko­nu­su gös­te­ri­le­rin öne­mi, sa­de­ce bun­la­rın pra­tik ola­rak ba­şar­mış ol­duk­la­rı şey­den – Se­att­le gös­te­ri­le­ri­nin Dün­ya Ti­ca­ret Ör­gü­tü top­lan­tı­la­rı­nın bi­rer fi­yas­ko­ya dö­nüş­me­si­ne yar­dım­cı ol­ma­sı, Prag’da­ki pro­tes­to­la­rın IMF’in yıl­lık ge­nel top­lan­tı­sı­nı sek­te­ye uğ­rat­ma­sı- iba­ret de­ğil. Bun­la­rın ya­nı­sı­ra, bu gös­te­ri­ler, sim­ge­sel bir ni­te­li­ğe de sa­hip ol­sa, öne­mi gö­zar­dı edi­le­mez bir baş­ka ro­le de sa­hip ol­du­lar.

Ame­ri­ka Bir­le­şik Dev­let­le­ri’nde, son bir­kaç yıl için­de bi­le, Se­att­le’da­kin­den da­ha bü­yük gös­te­ri­ler ya­şan­mış­tı. Di­ğer ül­ke­ler­de de, ka­pi­ta­list kü­re­sel­leş­me­ye kar­şı da­ha ön­ce pro­tes­to gös­te­ri­le­ri dü­zen­len­miş­ti: ör­ne­ğin, Üçün­cü Dün­ya ül­ke­le­ri­nin borç­la­rı­nı gö­rüş­mek üze­re Tem­muz 1998’de il­kin Bir­ming­ham’da, onu ta­kip eden yıl Köln’de top­la­nan G-8 zir­ve­si­ne kar­şı dü­zen­le­nen gös­te­ri­ler, Ha­zi­ran 1999’da Lond­ra’da J18 ola­rak anı­lan an­ti-ka­pi­ta­list pro­tes­to­lar. Ne var ki, ger­çek­ten de [Mic­ro­soft gi­bi dev ka­pi­ta­list şir­ket­le­rin üs­sü du­ru­mun­da ol­du­ğu için –ç.n.] ‘Ye­ni Eko­no­mi’nin baş­ken­ti gö­rü­nü­mün­de olan Se­att­le ken­tin­de iş­çi­le­rin, öğ­ren­ci­le­rin, NGO ola­rak anı­lan dev­let­ten ba­ğım­sız ör­güt­le­rin ak­ti­vist­le­ri­nin kit­le­sel ola­rak bir ara­ya gel­miş ol­ma­la­rın­dan ötü­rü, Se­att­le pro­tes­to­la­rı ye­ni an­ti-ka­pi­ta­list ruh ha­li­nin kris­tal­leş­ti­ği gös­te­ri­ler ol­du. Ni­te­kim, Po­lon­ya­lı es­ki Ma­li­ye Ba­ka­nı Gr­ze­gorz Ko­lod­ko, My Glo­ba­li­za­ti­on baş­lık­lı ki­ta­bın­da, Se­att­le’dan “kü­re­sel Ra­dom” ola­rak söz edi­yor ve Se­att­le gös­te­ri­le­ri­ni, 1976 yı­lın­da Po­lon­ya’da re­ji­me kar­şı gi­ri­şi­len, zor ve şid­det­le bas­tı­rıl­ma­sı­na kar­şın 1980-81 yıl­la­rın­da Po­lon­ya­lı iş­çi­le­rin ün­lü Da­ya­nış­ma Ha­re­ke­ti (So­li­dar­nosc)’nin ha­ber­ci­si olan iş­çi gös­te­ri­le­riy­le kar­şı­laş­tı­rı­yor.

Prag’da­ki gös­te­ri­ler de, da­ha ön­ce bun­dan da­ha bü­yük ve iş­çi­le­rin da­ha ge­niş ka­tı­lım­la­rıy­la yer al­dık­la­rı gös­te­ri­ler dü­zen­len­miş ol­ma­sı­na kar­şın, Se­att­le gös­te­ri­le­riy­le ay­nı dü­zey­de ol­ma­mak­la bir­lik­te, ay­nı sim­ge­sel ro­lü oy­na­dı. Prag gös­te­ri­le­ri­nin re­sim­le­ri, Bo­liv­ya’nın ön­de ge­len bur­ju­va ga­ze­te­ler­de bi­le ken­di­le­ri­ne yer bul­du. Mek­si­ka’nın sol­cu gün­lük ga­ze­te­si La Jor­na­da, Şu­bat 2001’de Ka­ra­yip­ler’de­ki Can­cun ka­sa­ba­sın­da top­la­nan Dün­ya Eko­no­mik Fo­ru­mu’na kar­şı ya­pı­lan gös­te­ri­le­rin, Se­att­le, Was­hing­ton ve Prag gös­te­ri­le­rin­den il­ham al­dı­ğı­nı ya­zar­ken, Ame­ri­kan Fi­nan­ci­al Ti­mes ga­ze­te­si şu yo­rum­da bu­lu­nu­yor­du:

“Ge­le­nek­sel ola­rak her yıl İs­viç­re’nin Da­vos ka­sa­ba­sın­da top­lan­ma­ya alış­mış Dün­ya Eko­no­mik Fo­ru­mu ör­gü­tü­nün şan­sı­na ba­kın ki, ör­gü­tün bu yıl Mek­si­ka’da­ki top­lan­tı­sı, kür­sel­leş­me­ye kar­şı ge­li­şen ulus­la­ra­ra­sı ha­re­ke­tin il­ham kay­na­ğı ha­li­ne gel­miş olan yer­li halk­la­rın mas­ke­li is­yan­cı­la­rı­nın [Za­pa­tis­ta­lar –ç.n.] Me­xi­co City’e yap­tık­la­rı iki haf­ta­lık uzun yü­rü­yü­şün baş­lan­gı­cı ile ay­nı ta­rih­le­re rast­la­dı. Bu gü­ne ge­li­nin­ce­ye ka­dar, Se­att­le, Da­vos ve Prag’da­ki kür­sel­leş­me kar­şı­tı gös­te­ri­ler­de Mek­si­ka­lı­lar dik­ka­te de­ğer bir rol oy­na­ma­mış­lar­dı... An­cak, ak­ti­vist­ler, ge­çen ay Bre­zil­ya’nın Por­to Aleg­re ken­tin­de dü­zen­le­nen Da­vos kar­şı­tı ‘Dün­ya Sos­yal Fo­ru­mu’nun ba­şa­rı­sın­dan son­ra, La­tin Ame­ri­ka’da bir kı­pır­dan­ma­nın baş­la­dı­ğı­nı söy­lü­yor­lar.” 3

Se­att­le ve Prag, sis­te­me kar­şı in­san­la­rın ko­lek­tif bir di­re­niş gös­te­re­bi­le­cek­le­ri­ne iliş­kin inan­cın ye­ni­den ye­şer­me­si­ni tem­sil edi­yor. Bu, dün­ya­da ya­şa­nan her mü­ca­de­le­nin bu sö­zü­nü et­ti­ği­miz an­ti-ka­pi­ta­list ruh ha­li­nin bir ifa­de­si ol­du­ğu­nu ile­ri sür­mek an­la­mı­na gel­mi­yor ve bu nok­ta­yı an­la­mak önem­li. Ör­ne­ğin, El Ak­sa ken­tin­de­ki İn­ti­fa­da, iti­ci gü­cü­nü, Si­yo­nist İs­ra­il dev­le­ti­nin bas­kı­sı al­tın­da ezi­len Fi­lis­tin­li­le­rin bu bas­kı­ya, özel­lik­le de West Bank ile Ga­za’nın bü­yük bö­lü­mü­nün İs­ra­il’in eli­ne geç­me­si­ni sağ­la­yan ve bu du­ru­mu meş­ru­laş­tı­ran ‘ba­rış sü­re­ci’ne duy­duk­la­rı tep­ki­den alı­yor. Fi­lis­tin­li­le­rin ezil­me­si ile, Ame­ri­kan em­per­ya­liz­mi gö­rü­nü­mü al­tın­da­ki kü­re­sel ka­pi­ta­lizm ara­sın­da bir iliş­ki var kuş­ku­suz, an­cak, Fi­lis­tin­li­le­rin İs­ra­il dev­le­ti­ne kar­şı gi­riş­tik­le­ri mü­ca­de­le­de bi­linç­le­ri­nin mer­ke­zin­de yer alan öğe, ka­pi­ta­list sis­te­min ken­di­si de­ğil. Fa­kat, her şe­ye rağ­men, an­ti-ka­pi­ta­list ha­re­ket iti­ci gü­cü­nü bir baş­ka şey­den alan mü­ca­de­le­ler için da­hi bir re­fe­rans nok­ta­sı ha­li­ne ge­li­yor. Ed­ward Sa­id şun­la­rı ya­zı­yor:

“An­cak, bir dü­nüm nok­ta­sı­na eri­şil­miş bu­lu­nu­lu­yor ve Fi­lis­tin­li­le­rin gi­riş­tik­le­ri ye­ni İn­ti­fa­da bu açı­dan önem­li bir gös­ter­ge ni­te­li­ğin­de. Çün­kü, İn­ti­fa­da, Se­tif, Shar­pe­vil­le, So­we­to ve dün­ya­nın baş­ka yer­le­rin­de dö­nem dö­nem gö­rül­müş olan sö­mür­ge kar­şı­tı ayak­lan­ma­lar­dan bi­ri de­ğil yal­nız­ca. Bu­nun ya­nı­sı­ra, İn­ti­fa­da, Se­att­le ve Prag gös­te­ri­le­rin­de ser­gi­le­nen So­ğuk Sa­vaş son­ra­sı dö­ne­min (eko­no­mik ve sos­yal) dü­ze­ni­ne yö­ne­lik ge­nel hoş­nut­suz­lu­ğun bir ör­ne­ği­ni oluş­tu­ru­yor.” 4

(i­i­i) Ye­ni bir po­li­tik çev­re­nin olu­şu­mu: An­ti-ka­pi­ta­list ruh ha­li, ken­di so­mut ifa­de­si­ni, için­de ye­ni bir so­lun şe­kil­len­di­ği az çok ör­güt­lü po­li­tik çev­re­nin or­ta­ya çı­kı­şın­da bu­lu­yor. Bu sü­reç, Fran­sa’da, 1995 grev­le­rin­den son­ra, Le Mon­de dip­lo­ma­ti­qu­e ve AT­TAC’ın ne­o-li­be­ra­liz­me kar­şı mu­ha­le­fet için bir plat­form sağ­la­ma­sıy­la bir­lik­te baş­la­dı.5 Bu gi­ri­şim­ler, Av­ru­pa ça­pın­da bir et­ki ya­rat­tı: Bu­gün, AT­TAC, Nor­veç, Da­ni­mar­ka, İs­veç ve İs­viç­re’de de ör­güt­len­miş du­rum­da ve Le Mon­de dip­lo­ma­ti­qu­e İn­gi­liz­ce, Al­man­ca ve Yu­nan­ca da ya­yın­la­nı­yor.

Ame­ri­ka Bir­le­şik Dev­let­le­ri’nde, ye­ni an­ti-ka­pi­ta­list bi­lin­ce ifa­de­si­ni ka­zan­dı­ran bir it­ti­fak­lar ve kam­pan­ya­lar pat­la­ma­sı or­ta­ya çık­tı. Ralph Na­der’ın baş­kan­lık se­çim­le­ri için yü­rüt­tü­ğü kam­pan­ya, bu ha­re­ket­le­rin ulu­sal çap­ta bir odak ha­li­ne gel­me­le­ri­ne yar­dım­cı ol­du. Ni­te­kim, kam­pan­ya­nın ta­raf­tar­la­rın­dan bi­ri şu­nu söy­lü­yor­du: “Na­dar’a oy ver­mek, be­nim için, da­ha ge­niş bir ha­re­ke­te doğ­ru gi­den yol­da atıl­mış kü­çük bir adım­dı, be­ni Se­att­le ve Prag’da­ki pro­tes­to­cu­lar­la iliş­ki­len­di­ren bir ey­lem­di.”6 Tho­mas Ha­ri­son, kam­pan­ya­nın te­mel po­li­tik it­ki­si­ni şu şe­kil­de özet­li­yor­du:

‘Plü­tok­ra­si’, ‘oli­gar­şi’, Na­der’ın sık­ça kul­lan­dı­ğı söz­cük­ler­di. Na­der, bir sos­ya­list de­ğil, hat­ta ka­pi­ta­liz­me ve pa­zar eko­no­mi­si­ne kar­şı da de­ğil. Kul­lan­dı­ğı re­to­rik, es­ki-mo­da Ame­ri­kan po­pü­liz­mi­ne ve Ame­ri­kan ile­ri­ci­li­ği­ne çok ya­kın. Fa­kat, Na­der’ın kam­pan­ya­sı, dur­mak­sı­zın, dik­kat­le­rin sı­nıf ege­men­li­ği so­ru­nu­na çe­kil­me­si­ni sağ­la­dı. 1930’la­rın baş­kan aday­la­rın­dan Nor­man Tho­mas’tan bu ya­na ge­çen za­man için­de, ilk kez ön­de ge­len bir baş­kan ada­yı, bu so­ru­nu gün­de­me ge­tir­miş ol­du ve in­san­lar bu­nun üze­ri­ne ka­fa yor­ma­ya zor­lan­dı­lar. 7

Ola­ğa­nüs­tü ba­şa­baş ko­şul­lar­da ge­çen baş­kan­lık se­çi­mi­nin sol­da­ki seç­men­le­ri De­mok­rat Par­ti’ye oy ver­me­ye zor­la­mış ve bu du­rum da­ha son­ra­ki se­çim kam­pan­ya­la­rın­da Na­der’ın dev­let des­te­ği ala­bil­me­si için ge­rek­li olan yüz­de 5’lik oy ora­nı­na eriş­me­si­ni en­gel­le­miş ol­ma­sı­na kar­şın, Na­der’ın aday­lı­ğı ül­ke ge­ne­lin­de bir kam­pan­ya­yı ha­re­ke­te ge­çir­di. Kam­pan­ya sı­ra­sın­da Na­der’a des­tek ver­miş olan Ye­şil Par­ti’nin ön­de ge­len ak­ti­vist­le­rin­den Ho­wi­e Haw­kins, şun­la­rı ya­zı­yor:

Na­der’ın kırk üç eya­let­te ve Co­lum­bi­a Böl­ge­si’nde se­çim­ler­de aday ol­ma­sı­nı sağ­la­mak için 463.000 im­za top­lan­dı... Ye­şil Par­ti’nin ye­rel ve ulu­sal çap­ta­ki bil­gi­sa­yar ka­yıt­la­rın­da­ki ve­ri­ler, ül­ke ge­ne­lin­de 150.000 do­la­yın­da in­sa­nın kam­pan­ya­yı yü­rüt­mek için gö­nül­lü ola­rak baş­vur­muş ol­du­ğu­nu gös­te­ri­yor. 25.000 gö­nül­lü öğ­ren­ci, on­bin­ler­ce ye­ni seç­men ka­zan­dır­dı. Ya­pı­lan an­ket­ler, kam­pan­ya­nın, baş­lan­gıç­ta oy ver­me­yi dü­şün­me­di­ği hal­de kam­pan­ya do­la­yı­sıy­la Na­der için oy kul­lan­ma­ya ka­rar ver­miş 1 mil­yo­na ya­kın ye­ni seç­me­nin var­lı­ğı­na işa­ret edi­yor.

Kam­pan­ya sı­ra­sın­da, CD’de iki ve çe­şit­li eya­let­ler­de­ki on do­kuz se­çim bü­ro­sun­da gö­rev­len­di­ril­mek üze­re, yü­ze ya­kın in­san üc­ret­li ola­rak işe alın­dı ve her eya­let­te üc­ret­li ola­rak ça­lı­şan en az bir ta­ne alan ko­or­di­na­tö­rü (fi­eld co-or­di­na­tor) var­dı. Bu pro­fes­yo­nel per­so­ne­lin yar­dı­mıy­la, ül­ke ge­ne­lin­de sa­yı­sı 500’ü aşan ye­rel Ye­şil Par­ti gu­ru­bu, 900 üni­ver­si­te kam­pü­sün­de Ye­şil par­ti öğ­ren­ci gu­ru­bu ör­güt­len­di; bro­şür, bil­di­ri tü­rün­den top­lam 8 mil­yon ya­yın ve 1 mil­yon adet ro­zet, afiş vb. ma­ter­yal da­ğı­tıl­dı. Ka­li­for­ni­ya Hem­şi­re­ler Bir­li­ği ve Bir­le­şik Elekt­rik İş­çi­le­ri sen­di­ka­sı ol­mak üze­re iki sen­di­ka, Na­der’a doğ­ru­dan ve ak­tif des­tek ver­di. Bir­le­şik Oto­mo­bil İş­çi­le­ri Sen­di­ka­sı (U­AW) ile Te­ams­ters li­der­le­ri, ka­mu­o­yu önün­de Na­der ile flört­le­şir­ler­ken, [De­mok­rat Par­ti ada­yı –ç.n.] Go­re’a sa­de­ce sen­di­ka­lar so­ru­nu ile il­gi­li bir me­saj gön­der­mek­le ye­tin­di­ler.

Na­der, 50 eya­le­tin hep­sin­de bir­den kam­pan­ya yü­rü­ten tek baş­kan ada­yı idi. Kam­pan­ya­nın par­ça­sı olan açık ha­va mi­ting­le­ri­nin en ka­la­ba­lık olan­la­rı, Na­der için dü­zen­le­nen mi­ting­ler­di: New York ken­tin­de­ki Ma­di­son Squ­a­re Gar­dens mi­tin­gi­ne 10.000, Min­ne­a­po­lis ken­tin­de­ki Tar­get Cen­ter mi­tin­gi­ne 14.000, Bos­ton’da­ki Fle­et Cen­ter mi­tin­gi­ne 12.000, Şi­ka­go Pa­vi­li­on, Port­land Co­li­se­um ve Was­hing­ton MCI Cen­ter’da­ki mi­ting­le­rin her bi­ri­ne 10.000 in­san ka­tıl­dı.8

Bu­nun­la kar­şı­laş­tır­ma­lı ola­rak da­ha al­çak­gö­nül­lü bir dü­zey­de ol­mak­la bir­lik­te, İn­gil­te­re’de So­ci­a­list Al­li­an­ces ve Glo­ba­li­ze Re­sis­tan­ce kon­fe­rans­la­rı, iki in­san küt­le­si­nin bir ara­ya gel­me­si­ni sağ­la­dı: Kü­re­sel­leş­me kar­şı­tı ha­re­ket­ten il­ham ala­rak ha­re­ket­len­miş olan in­san­lar­la, Tony Bla­ir hü­kü­me­ti de­ne­yi­miy­le bir­lik­te düş­kı­rık­lı­ğı ya­şa­ya­rak par­ti­nin ni­te­li­ği ko­nu­sun­da ya­nıl­sa­ma­la­rın­dan kur­tul­muş olan İş­çi Par­ti­si ta­raf­tar­la­rı. Bu du­rum, Ba­tı Av­ru­pa’da, re­for­miz­min, 1990’la­rın ikin­ci ya­rı­sın­da ik­ti­da­ra gel­miş olan sos­yal-de­mok­rat hü­kü­met­le­rin uy­gu­la­dık­la­rı po­li­ti­ka­lar so­nu­cu da­ha da yo­ğun­la­şan kri­zi­nin, yı­ğın­lar ara­sın­da ya­yı­lan an­ti-ka­pi­ta­list ruh ha­li­nin baş­lı­ca kay­nak­la­rın­dan bi­ri ol­du­ğu ger­çe­ği­ne işa­ret edi­yor.

(iv) Ka­pi­ta­lizm eleş­ti­ri­le­ri­nin ye­ni­den or­ta­ya çık­ma­sı: Ya­şan­mak­ta olan en­te­lek­tü­el de­ği­şi­min bo­yu­tu­nun ne ol­du­ğu­nu ölç­me­ye ça­lı­şır­ken, Sta­li­nist re­jim­le­rin 1989-1991’de­ki yı­kı­lı­şı­nın ar­dın­dan dün­ya­ya ege­men olan sol çö­kün­tü­nün bo­yut­la­rı­nı ha­tır­la­mak zo­run­da­yız. O ko­şul­lar­da, Fran­cis Fu­ku­ya­ma, ken­din­den emin bir şe­kil­de, Ta­ri­hin So­nu’nun gel­di­ği­ni ilan ede­bi­li­yor­du: Li­be­ral ka­pi­ta­lizm, ken­di­si­ne al­ter­na­tif ola­rak or­ta­ya kon­muş tüm sis­te­ma­tik al­ter­na­tif­le­re kar­şı ni­ha­i za­fe­re eriş­miş­ti ve, li­be­ral ka­pi­ta­lizm, ne ola­ca­ğı bu­gün­den kes­ti­ril­me­si müm­kün gö­rün­me­yen bir ne­den­den ötü­rü bir bar­bar­lı­ğa ge­ri dö­nüş ya­şan­ma­dı­ğı sü­re­ce, son­su­za ka­dar ege­men sis­tem ola­rak ya­şa­ma­ya de­vam ede­cek­ti. En­te­lek­tü­el sol­dan Perry An­der­son, ra­ki­bi­nin üs­tün­lü­ğü­nü ka­bul­len­di­ği­ne işa­ret eden hay­li say­gın bir dil­le, Fu­ku­ya­ma’nın ‘muh­te­me­len hak­lı ol­du­ğu­nu’ söy­le­miş­ti.9 Kı­sa bir za­man ön­ce New Left Re­vi­ew’un edi­tör­lü­ğü­nü ye­ni­den üst­len­miş olan An­der­son, Se­att­le gös­te­ri­le­rin­den son­ra bi­le bu ba­kış açı­sı­nı ha­la ko­ru­du­ğu­nu gös­ter­di ve ne­o-li­be­ra­liz­min ra­kip­siz du­rum­da ol­du­ğu­nu ile­ri sür­dü: “Re­for­mas­yon’dan [Ba­tı’da 16. yüz­yıl­da­ki din­sel re­form ha­re­ke­ti –ç.n.] bu ya­na ge­çen bü­tün bir za­man için­de, Ba­tı’nın dü­şün­ce dün­ya­sın­da ilk de­fa ola­rak, sis­te­ma­tik dün­ya gö­rü­şü an­la­mın­da kay­da­de­ğer mu­ha­lif dü­şün­ce­ler yok ve, ar­tık mi­ya­dı­nı dol­du­ra­rak iş­le­vi­ni yi­tir­miş gö­rü­nen din­sel dokt­rin­le­ri bir ya­na bı­ra­kır­sak,  ay­nı şey dün­ya ge­ne­li açı­sın­dan da bü­yük öl­çü­de ge­çer­li.”10 Fa­kat, bu kez, An­der­son, he­men bu ba­kış açı­sı­na kar­şı çı­kan ya­zı­lar­la kar­şı kar­şı­ya kal­dı.11

An­der­son’ın ka­ram­sar­lı­ğı, son yıl­lar­da ka­pi­ta­liz­min sis­te­ma­tik eleş­ti­ri­si­ni su­nan çe­şit­li çev­re­ler­den isim­ler­le kar­şıt­lık için­de ka­lı­yor. Bu isim­ler ara­sın­da en baş­ta ge­len­ler, Wal­den Bel­lo, Pi­er­re Bor­di­e­u, Su­san Ge­or­ge, No­a­mi Kle­in ve Ge­or­ge Mon­bi­ot. Mark­sist­le­rin, bu in­san­la­rın ge­liş­tir­miş ol­duk­la­rı ka­pi­ta­lizm eleş­ti­ri­le­ri­nin ne­den ve han­gi nok­ta­lar­da sı­nır­lı kal­dı­ğı­nı tes­pit et­me­le­ri güç de­ğil –ör­ne­ğin, düş­ma­nın kü­re­sel ka­pi­ta­lizm mi yok­sa sa­de­ce ne­o-li­be­ra­lizm mi ol­du­ğu ko­nu­sun­da­ki be­lir­siz­lik, bun­la­rın, sık sık kü­çük öl­çek­li ka­pi­ta­liz­mi (petty ca­pi­ta­lism) ço­ku­lus­lu dev şir­ket­le­re kar­şı bir al­ter­na­tif ola­rak gör­dük­le­ri­nin işa­re­ti­ni ve­ren ki­mi ya­nıl­sa­ma­lar için­de ol­ma­la­rı, ulus­la­ra­ra­sı ka­pi­ta­list ku­rum­la­ra kar­şı za­man za­man tu­tu­cu sağ ile it­ti­fak­lar kur­ma­ya is­tek­li gö­rün­me­le­ri gi­bi.12

Bu­nun ya­nı­sı­ra, kü­re­sel­leş­me kar­şı­tı ha­re­ket için­de, “Con­gos” ya da “Se­çil­miş Hü­kü­met-Dı­şı Ör­güt­ler” (Co-op­ted Non-go­vern­men­tal Or­ga­ni­za­ti­ons) ola­rak anı­lan ve  bir ‘di­ya­log’ bek­len­ti­siy­le IMF ve Dün­ya Ban­ka­sı ile iş­bir­li­ği­ne is­tek­li olan güç­ler­le, bu­na kar­şı çı­kan, Bel­lo’nun ifa­de­si ile söy­ler­sek, bu tür ulus­la­ra­ra­sı ku­rum­la­rın ‘meş­ru­luk kri­zi­ni yo­ğun­laş­tır­mak’ is­te­yen güç­ler ara­sın­da bir fark­lı­laş­ma sü­re­ci ya­şa­nı­yor. Da­vos Zir­ve­si ola­rak anı­lan ve pat­ron­la­rı ge­le­nek­sel ola­rak her yıl bir ara­ya ge­ti­ren top­lan­tı­la­ra bir al­ter­na­tif ola­rak bu yıl Ocak 2001’de Por­to Aleg­re’de top­lan­mış olan Dün­ya Sos­yal Fo­ru­mu (The World So­ci­al Fo­rum, WSF), Le Mon­de dip­lo­ma­ti­qu­e ve AT­TAC li­der­li­ği baş­ta ol­mak üze­re, ha­re­ket için­de re­for­mist bir gün­de­mi öne çı­kar­mak is­te­yen güç­lü un­sur­la­rın var­lı­ğı­nı or­ta­ya çı­kar­dı.

Su­san Ge­or­ge, Av­ru­pa Par­la­men­to­su’nun ulus­la­ra­ra­sı ma­li spe­kü­las­yon­la­ra kı­sıt­la­ma­lar ge­ti­ren To­bin Ver­gi­si’ni des­tek­le­yen bir ka­rar met­ni ley­hi­ne oy kul­lan­ma­mış olan ra­di­kal sol­da­ki Fran­sız üye­le­ri­ni eleş­tir­mek­te hak­lı ol­mak­la bir­lik­te, Por­to Aleg­re’de şun­la­rı söy­le­ye­bi­li­yor­du:

Üzü­le­rek söy­lü­yo­rum, 21. yüz­yıl ba­şın­da ‘ka­pi­ta­liz­min dev­ril­me­si’tü­rü ifa­de­ler­den ne an­la­mak ge­rek­ti­ği ko­nu­sun­da ar­tık bir fik­re sa­hip ol­ma­dı­ğı­mı iti­raf et­me­li­yim. Bel­ki de, dü­şü­nür Pa­ul Vi­ril­lo’nun ‘kü­re­sel ka­za’ ola­rak isim­len­dir­di­ği şe­ye ta­nık ola­ca­ğız. Eğer böy­le bir şey ger­çek­ten ya­şa­nır­sa, bu du­rum, hiç kuş­kum yok, in­san­la­rın mu­az­zam bo­yut­lar­da sı­kın­tı­lar içi­ne düş­me­si­ne ne­den ola­cak. Eğer bü­tün ma­li pa­zar­lar ve bor­sa­lar ay­nı za­man­da çö­ker­se, mil­yon­lar­ca in­san bir an­da iş­siz­lik öde­ne­ği ile ge­çin­me­ye ça­lı­şan yok­sul in­san­lar du­ru­mu­na dü­şer; ban­ka­la­rın bat­ma­sı, hü­kü­met­le­rin eko­no­mik yı­kım­la­rı ön­le­me ye­te­nek­le­ri­ni ola­ğa­nüs­tü bo­yut­ta eroz­yo­na uğ­ra­tır, ken­di­ni gü­ven­siz­lik için­de his­set­me, suç gün­de­lik ya­şa­mın ay­rıl­maz bir par­ça­sı ha­li­ne ge­lir, ve, ken­di­mi­zi, her­ke­sin her­ke­se kar­şı sa­vaş­tı­ğı o Hob­bes­gil ce­hen­ne­me doğ­ru sü­rük­le­nir­ken bu­lu­ruz. Di­ler­se­niz, be­ni bir ‘re­for­mist’ ola­rak isim­len­di­rin, ama, ben, ne­o-li­be­ral bir ge­le­cek ar­zu­la­ma­dı­ğım gi­bi, böy­le bir ge­le­cek de ar­zu­la­mı­yo­rum.13

Ne var ki, bu tür ifa­de­le­re ba­ka­rak, he­men bun­la­rı yer­le­şik­lik ka­zan­mış re­for­mist bir ba­kış açı­sı­nın dı­şa­vu­rum­la­rı ola­rak ilan et­mek de cid­di bir ya­nıl­gı olur. Ör­ne­ğin, Su­san Ge­or­ge, ay­nı ko­nuş­ma­sın­da, ‘an­ti-kü­re­sel­leş­me’ te­ri­mi­ni red­de­de­rek, “biz­ler, ‘kü­re­sel­leş­me yan­lı­sı’ in­san­la­rız, çün­kü, dost­luk­la­rın, kül­tür­le­rin, da­ya­nış­ma­nın, zen­gin­lik ve do­ğal kay­nak­la­rın or­tak pay­la­şı­mın­dan ya­na­yız” di­yor ve ser­ma­ye­nin yı­kı­cı man­tı­ğı­na iliş­kin net bir kav­ra­yı­şa sa­hip ol­du­ğu­nu gös­te­ri­yor:

Ço­ku­lus­lu şir­ket­le­rin ve zen­gin ül­ke­le­rin, he­pi­mi­zin üze­rin­de ya­şa­dı­ğı bu ge­ze­ge­ni yı­kı­ma uğ­ra­ta­cak­la­rı­nı ni­ha­yet an­la­dık­la­rın­da ta­vır­la­rı­nı de­ğiş­ti­re­cek­le­ri­ni dü­şün­mek, hiç ger­çek­çi de­ğil. Ben­ce, bun­lar is­te­se­ler bi­le, hat­ta ken­di ço­cuk­la­rı­nın ge­le­ce­ği ha­tı­rı­na bu­nu is­te­se­ler bi­le, du­ra­maz­lar. Ka­pi­ta­lizm, dur­du­ğu tak­tir­de dev­ri­le­cek, bu yüz­den de sü­rek­li git­mek zo­run­da olan şu ün­lü bi­sik­let gi­bi; bu an­lam­da, şir­ket­ler, hız­la du­va­ra çar­pıp du­va­rın di­bi­ne düş­me­den ön­ce ki­min da­ha hız­lı pe­dal çe­vir­di­ği­ni gör­mek için ya­rı­şı­yor­lar.

Ge­or­ge, bir baş­ka yer­de, post­mo­der­niz­min al­tın ça­ğı­nı ya­şa­dı­ğı 1980 ve 1990’lar­da aka­de­mik ‘kül­tü­rel sol’da mo­da ha­li­ne gel­miş olan ‘kim­lik po­li­ti­ka­la­rı’na kar­şı da kes­kin eleş­ti­ri­ler­de bu­lu­nu­yor. Di­ğer şey­le­rin ya­nı­sı­ra, ‘nü­fus azal­ma­sı­na yol açan gu­rup­la­ra­ra­sı düş­man­lık­la­rı’ kış­kır­tan bir ka­pi­ta­list st­ra­te­ji ta­sa­rı­mın­dan ha­re­ket­le, şun­la­rı ya­zı­yor:

Bu amaç­lar için bu gü­ne ka­dar ge­liş­ti­ril­miş en ya­rar­lı psi­ko­lo­jik araç, Ba­tı’da ‘kim­lik po­li­ti­ka­sı’ ola­rak anı­lan şey­dir. [Ege­men­ler açı­sın­dan –ç.n.] ide­al du­rum, her ül­ke­de tek tek in­san­la­rın, ken­di­le­ri­ni güç­lü bir bi­çim­de et­nik, cin­sel, dil­sel, ırk­sal ya da din­sel bir alt-gu­rup­la öz­deş­leş­tir­me­le­ri­dir -ulu­sal bir kim­lik­le, top­lum­sal bir sı­nıf­la ya da mes­le­ki bir ör­güt­le ve özel­lik­le dün­ya öl­çe­ğin­de­ki in­san top­lu­lu­ğu ile de­ğil. Her bi­rey, ken­di­ni, ilk ola­rak dar bir gu­rup­la öz­deş­leş­tir­me­li, ken­di­ni sa­de­ce ikin­cil ola­rak bir iş­çi, bir an­ne ya da ba­ba, bir ulu­sun ya da ulus­la­ra­ra­sı top­lu­lu­ğun yurt­ta­şı ola­rak his­set­me­li­dir.14

Bu söz­ler, kim­lik po­li­ti­ka­sı­nın ne­den ka­pi­ta­list­le­rin böl ve yö­net st­ra­te­ji­si­ne uy­gun gel­di­ği ko­nu­sun­da dev­rim­ci Mark­sist­le­rin ge­liş­tir­dik­le­ri eleş­ti­ri­den15 da­ha da sert bir eleş­ti­ri­nin ifa­de­si­dir. An­ti-ka­pi­ta­list te­o­ri­nin ken­di için­de ta­şı­dı­ğı be­lir­siz­lik­ler, ka­pi­ta­lizm kar­şı­tı ha­re­ke­tin en­te­lek­tü­el ve po­li­tik alan­da­ki tar­tış­ma­la­rın sey­ri­ni de­ğiş­tir­me ko­nu­sun­da sa­hip ol­du­ğu et­ki­yi azalt­mı­yor. “Glo­bal Ca­pi­ta­lism: Can It Be Ma­de to Work Bet­ter?” (Kü­re­sel Ka­pi­ta­lizm: Da­ha iyi iş­le­me­si sağ­la­na­bi­lir mi?) baş­lı­ğı­nı ta­şı­yan özel bir ra­por­da, Bu­si­ness We­ek der­gi­si şun­la­rı ya­zı­yor:

Son bir­kaç yıl için­de Se­att­le, Was­hing­ton, Co­lum­bi­a ve Prag’da ta­nık ol­du­ğu­muz şa­ma­ta­yı gör­mez­lik­ten gel­mek çok bü­yük bir ha­ta olur. Bu pro­tes­to­la­ra ön­cü­lük eden ra­di­kal­ler, po­li­tik açı­dan ak­tif ki­şi­ler de­ğil­ler bel­ki. Fa­kat, bun­lar, kı­sa bir sü­re ön­ce­si­ne ka­dar sa­de­ce aka­de­mik se­mi­ner­ler­de ya da da­nış­man­lık hiz­me­ti ve­ren uz­man ör­güt­le­rin göz­ler­den uzak oda­la­rın­da di­le ge­ti­ri­len kü­re­sel­leş­me üze­ri­ne ye­ni­den ka­fa yor­ma fik­ri­ni, hü­kü­met­le­rin, ön­de ge­len eko­no­mist­le­rin ve şir­ket­le­rin gün­de­mi­ne so­ka­cak den­li et­ki­li olan bir ha­re­ke­tin ilk it­ki­si­ni ka­zan­ma­sın­da önem­li bir rol oy­na­dı­lar.16

Ulus­la­ra­ra­sı ka­pi­ta­list ku­rum­la­ra kar­şı gi­ri­şi­len eleş­ti­rel sal­dı­rı­lar, bu ku­rum­la­rı sa­vun­ma­ya çe­kil­me­ye zor­la­dı. Hem Prag hem de Por­to Aleg­re’de, W. Bel­lo, kü­re­sel ka­pi­ta­liz­min ön­de ge­len tem­sil­ci­le­ri ile tar­tı­şan ekip­le­re ön­cü­lük et­ti; her iki kon­fe­rans sı­ra­sın­da, ha­zır ce­vap­lı­ğıy­la bi­li­nen Ge­or­ge So­ros ile Prag’da IMF ve Dün­ya Ban­ka­sı’nın baş­kan­la­rı­nın biz­zat ken­di­le­ri­nin de bu tar­tış­ma­nın içi­ne çe­kil­mek­ten sa­kı­na­ma­mış ol­ma­la­rı, dik­ka­te de­ğer­di. Da­ha­sı, söz ko­nu­su eleş­tir­men gu­rup­lar, hem Aleg­re hem de Prag top­lan­tı­la­rın­da­ki tar­tış­ma­lar­da, bun­la­rı kö­şe­ye sı­kış­tır­ma­sı­nı bil­di­ler. Öy­le ki, Dün­ya Ban­ka­sı baş­ka­nı Ja­mes Wol­fen­sohn, bir ke­re­sin­de ne söy­le­ye­ce­ği­ni bi­le­mez ha­le dü­şüp ke­ke­le­me­ye baş­la­dı: “Ben ve mes­lek­daş­la­rım, her sa­bah işe git­mek­ten hoş­nut­luk du­yu­yo­ruz.”

Bel­lo’nun, Da­vos zir­ve­si sı­ra­sın­da, uy­du ara­cı­lı­ğıy­la te­le­viz­yon­la­ra ak­ta­rı­lan gö­rün­tü­ler­de pat­ron­la­ra dün­ya için ya­pa­bi­le­cek­le­ri en iyi şe­yin bir ro­ke­te do­lu­şup bir da­ha dön­me­mek üze­re uzay­da bir yer­ler­de ken­di­le­ri­ne ye­ni bir me­kan bul­mak ol­du­ğu­nu söy­le­me­sin­den son­ra, Fi­nan­ci­al Ti­mes der­gi­si, So­ros’tan şu şe­kil­de söz edi­yor­du: “Bu tür can sı­kı­cı de­ne­yim­ler, onun has­mı­nı zor du­ru­ma dü­şü­ren ha­zır-ce­vap­lık ye­te­ne­ği­ni ge­çi­ci ola­rak fel­ce uğ­rat­mış gö­rü­nü­yor.”17 So­ros ise şu iti­raf­ta bu­lu­nu­yor­du: “Bu pro­tes­to ha­re­ke­ti, var­lı­ğı­nı her yer­de his­set­tir­me­ye baş­la­dı. Bun­la­rın baş­vur­duk­la­rı yön­tem­ler, çiz­me­yi aşan yön­tem­ler de ol­sa, et­ki­li yön­tem­ler –top­lan­tı­la­rı sek­te­ye uğ­rat­ma yo­luy­la, dik­kat­le­rin ken­di söy­le­dik­le­ri üze­ri­ne çe­kil­me­si­ni sağ­la­mış ol­du­lar.18 Tony Bla­ir’in bir ya­la­ka kö­şe ya­za­rı da­hi şu­nu ka­bul et­mek zo­run­da ka­lı­yor­du: “Por­to Aleg­re’de, Da­vos’un ar­tık yi­tir­miş ol­du­ğu bir­şey var­dı: Bir ha­re­ke­tin par­ça­sı ol­ma duy­gu­su var­dı.”19

Hiç kuş­ku­suz, bir tar­tış­ma sı­ra­sın­da pat­ron­la­rı söz­cük­ler­le kö­şe­ye sı­kış­tır­mak bir şey, ge­ze­ge­nin kont­ro­lü­nü bun­la­rın elin­den çe­kip al­mak çok da­ha baş­ka bir şey. Bu­nun­la bir­lik­te, ken­di­le­ri­ni kü­re­sel ka­pi­ta­liz­me kar­şı po­li­tik bir mü­ca­de­le gi­riş­miş in­san­lar ola­rak gö­ren ve et­ki­si gi­de­rek ar­tan bir ay­dın­lar gu­ru­bu­nun do­ğu­şu­na ta­nık ol­du­ğu­mu­zu be­lirt­mek ge­re­kir. Bo­ur­di­e­u’nin son za­man­lar­da ka­le­me al­mış ol­du­ğu ya­zı­lar, kes­kin­li­ği gi­de­rek ar­tan an­ti-ka­pi­ta­list bir ni­te­li­ğe sa­hip­tir. Ni­te­kim, Bo­ur­di­e­u (Loïc Wac­qu­ant ile bir­lik­te) şun­la­rı ya­zı­yor:

İle­ri sa­na­yi ül­ke­le­ri­nin uzun dö­nem­de­ki ev­ri­mi­nin amp­rik ana­li­zi, ‘kü­re­sel­leş­me’nin ka­pi­ta­liz­min ye­ni bir aşa­ma­sı de­ğil, hü­kü­met­le­rin ma­li pa­zar­la­rın ta­lep­le­ri­ne bo­yun eğ­me­le­ri­ni hak­lı gös­ter­mek için baş­vur­duk­la­rı bir ‘re­to­rik’ ol­du­ğu­na işa­ret edi­yor. Sa­na­yi­siz­leş­me (de­in­dust­ri­a­li­za­ti­on), eşit­siz­lik­le­rin gi­de­rek bü­yü­me­si, sos­yal po­li­ti­ka­la­rın da­ral­tıl­ma­sı, sık sık ve de­fa­lar­ca söy­len­di­ği gi­bi gi­de­rek ar­tan ya­ban­cı ti­ca­re­tin ka­çı­nıl­maz so­nuç­la­rı de­ğil­ler, ak­si­ne, bun­lar, ulu­sal hü­kü­met­le­rin sı­nıf­la­ra­ra­sı iliş­ki­ler­de ser­ma­ye sa­hip­le­ri ya­ra­rı­na olan po­li­ti­ka­la­rı bi­linç­li ola­rak ter­cih et­me­le­rin­den kay­nak­la­nı­yor.20

Ay­dın çev­re­ler­de­ki bu ra­di­kal­leş­me, sa­de­ce aka­de­mi ile sı­nır­lı da de­ğil. Prag’da­ki pro­tes­to gös­te­ri­le­ri­ni iz­le­yen Bo­ris Ka­gar­litsky, şun­la­rı ya­zı­yor­du: “Wal­den Bel­lo, Ekim’de­ki Le­nin’i an­dı­rı­yor. Gör­nen o ki, Se­att­le’dan bu za­ma­na ka­dar ya­pı­lan gös­te­ri­ler, bir aka­de­mis­ye­ni ger­çek bir li­der ha­li­ne dö­nüş­tür­müş.”21 Ger­çek­te, Bel­lo’nun önün­de ikin­ci bir Le­nin ola­bil­me­si için kat et­me­si ge­re­ken hay­li yol var. Fa­kat, bir ak­ti­vist ola­rak doğ­ru­dan po­li­tik bir mü­da­he­le­de bu­uln­ma an­la­mın­da bu­gün üst­len­miş ol­du­ğu ro­lün, bir se­mi­ner­de aka­de­mik bir te­zi oku­mak­tan çok fark­lı ol­du­ğu da kuş­ku­suz. Ay­nı şey, 1995 grev­le­rin­den son­ra, Ra­i­sons d’Agir ad­lı kü­çük bir po­li­tik ör­gü­tün olu­şu­mu­na va­ran ini­si­ya­tif ge­liş­ti­ren, Av­ru­pa öl­çe­ğin­de­ki bir gi­ri­şim olan “Es­ta­tes-Ge­ne­ral of the So­ci­al Mo­ve­ment” ha­re­ke­ti­ne ilk it­ki­si­ni ka­zan­dı­ran Bo­ur­di­e­u için de ge­çer­li.

Bü­tün bun­lar, ulus­la­ra­ra­sı dü­zey­de ye­ni bir so­lun do­ğu­şu­na işa­ret eden ol­gu­lar. Ge­or­ge Mon­bi­ot, “Glo­ba­li­ze Re­sis­tan­ce” (Di­re­ni­şi Kü­re­sel­leş­ti­re­lim) kon­fe­rans­la­rı­nın ar­dın­dan şun­la­rı yaz­mış­tı:

Ni­ha­yet ya­şan­ma­ya baş­la­dı. At­lan­tik’in iki ya­ka­sın­da­ki ne­o-li­be­ral­ler ev­ren­sel za­fer­le­ri­ni ilan eder­ler­ken, kar­ma­şık öğe­le­rin bir bü­tü­nü ni­te­li­ği ta­şı­yan ra­di­kal bir mu­ha­le­fet ha­re­ke­ti or­ta­ya çık­ma­ya baş­lı­yor. Bu ha­re­ket, kar­ma­şık, ken­di için­de çe­liş­ki­ler ba­rın­dı­rı­yor, da­ha ön­ce hiç gör­me­di­ği­miz bir şe­ye ben­zi­yor. Ama, 14 yı­lı bu­lan bir kam­pan­ya bo­yun­ca, ilk kez, ar­tık dur­du­ru­la­maz olan bir şe­ye ta­nık ol­du­ğu­mu his­se­di­yo­rum.22

De­vrim­ci­ler için il­ham ve­ri­ci, ama zor­lu bir he­def

 

De­virm­ci­ler için il­ham ve­ri­ci, ama zor­lu bir he­def

1968’de­ki ha­re­ket için o yıl­lar­da sık sık söy­len­di­ği gi­bi, bu­gün ta­nık ol­du­ğu­muz şey, sa­de­ce bir baş­lan­gıç. An­ti-ka­pi­ta­lizm, bir ruh ha­li ola­rak ulus­la­ra­ra­sı dü­zey­de ya­yı­lı­yor. Bir top­lum­sal ha­re­ket ha­li­ne dö­nü­şüm dü­ze­yi, ol­duk­ça de­ğiş­ken –en ile­ri dü­ze­ye eriş­miş ol­du­ğu ül­ke­ler ABD ile Fran­sa, di­ğer ül­ke­ler­de da­ha par­ça­lı ve is­tik­rar­sız. İs­tik­rar­lı ve ka­lı­cı bir ha­re­ket ha­li­ne gel­me­si açı­sın­dan ni­ha­i ba­şa­rı, Se­att­le’da­ki gös­te­ri­ler sı­ra­sın­da kı­sa bir sü­re için ya­şan­mış olan şe­ye bağ­lı: Ör­güt­lü iş­çi­ler­le kü­re­sel­leş­me kar­şı­tı ak­ti­vist­le­rin bir ara­ya ge­le­rek bir bü­tün oluş­tur­ma­sı. Bu­nun ba­şa­rıl­ma­sı, kar­şı­lık ola­rak, ken­di­si­ni esas ola­rak ne­ye kar­şı (ne­o-li­be­ral po­li­ti­ka­lar ve ço­ku­lus­lu şir­ket­ler) ol­du­ğu ile ta­nım­la­yan ge­niş bir ide­o­lo­ji ola­rak bir ka­pi­ta­lizm kar­şıt­lı­ğı dü­ze­yin­den çı­ka­rak, da­ha tu­tar­lı bir sos­ya­list bi­lin­ce doğ­ru ge­liş­me­si­ni ge­rek­ti­re­cek. Bu, dev­rim­ci Mark­sist­ler açı­sın­dan, me­se­le­nin ABC’si­ni oluş­tu­ru­yor. Ger­çek şu ki, kar­şı kar­şı­ya bu­lun­du­ğu­muz şey, sol açı­sın­dan, 1960’lar­dan bu ya­na en bü­yük açı­lım.

Bu­nun­la bir­lik­te, an­ti-ka­pi­ta­list ha­re­ket, dev­rim­ci sol açı­sın­dan mu­az­zam zor­lu bir gö­re­vi de ifa­de edi­yor. Bu iki­si, bir­bi­rin­den ay­rı şey­ler. An­ti-ka­pi­ta­list ha­re­ket, Mon­bi­ot’nun da söy­le­di­ği gi­bi, ‘çok bi­le­şen­li.... kar­ma­şık.... çe­liş­ki­li’ bir ni­te­li­ğe sa­hip. Çok çe­şit­li ide­o­lo­jik kay­nak­lar­dan ya­rar­la­nı­yor, için­de çok fark­lı gu­rup­la­rı ba­rın­dı­rı­yor ve son de­re­ce he­te­ro­jen ak­ti­vist­le­rin ey­lem­le­rin­den do­ğu­yor: Yok­sul ül­ke­le­rin borç­la­rı­nın si­lin­me­si ya da azal­tıl­ma­sı için kam­pan­ya yü­rü­ten Hris­ti­yan ör­güt­ler, çev­re­ci­ler, Üçün­cü Dün­ya ül­ke­le­ri­nin ba­ğım­lı­lı­ğı so­ru­nu­nu ele alan eko­no­mist­ler, hay­van hak­la­rı sa­vu­nu­cu­la­rı, 1960 ku­şa­ğın­dan ar­ta ka­lan­lar, anar­şist so­kak-sa­vaş­çı­la­rı (st­re­et-fig­ters), say­gın NGO’ la­rın üye­le­ri, Üçün­cü Dün­ya ül­ke­le­rin­de­ki ha­re­ket­ler­le da­ya­nış­ma­yı amaç­la­yan çe­şit­li kam­pan­ya­la­rın ta­raf­tar­la­rı ve bir tu­tam sen­di­ka­cı ile sos­ya­list. Bu­na kar­şı­lık, dev­rim­ci sol, sa­de­ce 1980’ler­de­ki ye­nil­gi­ler­den son­ra ayak­ta ka­la­bil­miş Mark­sist ör­güt­le­ri kap­sı­yor –bun­lar ara­sın­da ulus­la­ra­ra­sı öl­çek­te en önem­li olan­lar, Ulus­la­ra­ra­sı Sos­ya­list Akım (In­ter­na­ti­o­nal So­ci­a­list Ten­dency, IST) ile Dör­dün­cü En­ter­nas­yo­nal Bir­le­şik Sek­re­ter­ya­sı (US­FI)23.

An­ti-ka­pi­ta­list ha­re­ket ile dev­rim­ci so­lun bir ara­ya ge­le­rek kay­naş­ma­sı, ya­şan­ma­sı ka­çı­nıl­maz olan bir şey de­ğil. Bu­nun ger­çek­le­şe­bil­me­si için, dev­rim­ci­le­rin ken­di­le­ri­ni dö­nüş­tür­me­le­ri ge­re­ki­yor. Bun­lar, sağ­cı fi­kir­le­rin he­ge­mon­ya kur­muş ol­duk­la­rı, do­la­yı­sıy­la düş­man bir at­mos­fer için­de Mark­sist fi­kir­le­ri ve ör­gü­tü ya­şat­ma kay­gıs­ının is­ter is­te­mez be­lir­le­yi­ci ol­du­ğu 1980’ler bo­yun­ca ve 1990’la­rın ilk ya­rı­sın­da edin­dik­le­ri alış­kan­lık­lar­lar­dan kur­tul­mak zo­run­da ka­la­cak­lar­dır. Bu­gün, ar­tık ye­ni ça­lış­ma yö­ne­tem­le­ri­ne ge­rek­si­nim var. Özel­lik­le, Bol­şe­vik­ler ve Ko­mü­nist En­ter­nas­yo­nal ta­ra­fın­dan En­ter­nas­yo­nal’in ku­ru­lu­şu­nun ilk yıl­la­rın­da (1918-1923) ge­liş­ti­ril­miş olan bir­le­şik cep­he an­la­yı­şı­nın sis­te­ma­tik kul­la­nı­mı, bu ye­ni po­li­tik çev­re ile iliş­ki kur­mak açı­sın­dan ya­şam­sal bir öne­me sa­hip.

İn­gil­te­re’de So­ci­a­list Wor­kers Party (Sos­ya­list İş­çi Par­ti­si), sa­vaş-kar­şı­tı ha­re­ke­tin 1991 Kör­fez Sa­va­şı gün­le­rin­de ol­du­ğun­dan çok da­ha ile­ri dü­zey­de bir bir­lik ve or­tak amaç ser­gi­le­di­ği 1999 Bal­kan Sa­va­şı sı­ra­sın­da, bu ko­nu­da amp­rik dü­zey­de bir şey­ler ge­liş­tir­me­ye ça­lış­tı. Sol bir­lik, Ma­yıs 2000 Lond­ra Ana­kent Be­le­di­ye­si se­çim­le­ri­ne ken­di aday­la­rı ile ka­tıl­mış olan Lond­ra Sos­ya­list İt­ti­fa­kı (Lon­don So­ci­a­list Al­li­an­ce) için­de çok da­ha ile­ri bir dü­ze­ye ulaş­tı. İt­ti­fak, ra­di­kal so­lun çe­şit­li bi­le­şen­le­rin­den İş­çi Par­ti­si’nin ge­le­nek­sel ta­raf­tar­la­rı­na va­rın­ca­ya ka­dar, bü­yük bir küt­le­nin bir­lik ar­zu­su­na ifa­de­si­ni ka­zan­dır­ma­yı bil­di. Şu­bat 2001’de­ki Glo­ba­li­ze Re­sis­tan­ce (Di­re­ni­şi Kü­re­sel­leş­ti­re­lim) kon­fe­rans­la­rı, hem bu kon­fe­rans­la­rın in­şa­sı­na, hem de kon­fe­ran­la­rın ken­di­si­ne dam­ga­sı­nı vu­ran fark­lı po­li­tik gö­rüş­le­rin tem­sil edil­di­ği bir bir­lik duy­gu­su üze­rin­de yük­se­li­yor­du.24

Sis­te­ma­tik bir­le­şik cep­he ça­lış­ma­sı­na yö­ne­lik bu de­ği­şim, dev­rim­ci­le­rin an­ti-ka­pi­ta­list ha­re­ket ile ken­di­le­ri­ni iliş­ki­len­di­re­bil­mek için ger­çek­leş­tir­mek zo­run­da ol­duk­la­rı da­ha ge­niş bir de­ği­şi­min önem­li bir par­ça­sı­nı oluş­tu­ru­yor. Söz ko­nu­su de­ği­şim, ha­re­ke­tin öz­gül tar­zı­na ve ça­ba­la­rı­na yö­ne­lik bir du­yar­lık ge­liş­tir­me­yi, onun li­te­ra­tü­rün­den ve üze­ri­ne eğil­di­ği me­se­le­ler­den ha­ber­dar ol­ma­yı, ha­re­ket­le di­ya­log kur­ma is­te­ği­ni içe­ri­yor. Prag ve Ni­ce gös­te­ri­le­ri­ne ve Glo­ba­li­ze Re­sis­tan­ce kon­fe­rans­la­rı­na ha­zır­lık fa­a­li­yet­le­ri, bu bir­le­şik cep­he­de yer alan ak­ti­vist­le­rin –ar­gü­man­la­rın ken­di ça­ba­la­rıy­la ilin­ti­li ol­ma­sı, öğüt ve­ri­ci ve da­yat­ma­cı bir ta­vır­dan uzak ka­lın­ma­sı ko­şu­luy­la- Mark­sist ar­gü­man­la­ra açık in­san­lar ol­duk­la­rı­nı tek­rar tek­rar gös­ter­di. Bü­tün bun­lar, dev­rim­ci sos­ya­list­le­rin, son yir­mi yıl bo­yun­ca için­de bu­lun­duk­la­rı ya­lı­tıl­mış­lık ko­şul­la­rı­nın da kış­kırt­mış ol­du­ğu sek­ter eği­lim­ler­den bir an ön­ce kur­tul­ma­la­rı­nın öne­mi­ne işa­ret edi­yor.

An­cak, dev­rim­ci­le­rin bu zo­run­lu­lu­ğu ba­şa­ra­bi­le­cek­le­ri­nin ga­ran­ti­si ön­ce­den ve­ri­le­mez. Sos­ya­list ha­re­ke­tin ta­ri­hi, tek­rar tek­rar, nes­nel (ob­jek­tif) ko­şul­lar­da­ki her cid­di de­ği­şi­min dev­rim­ci ör­güt­te bir kri­ze yol aç­tı­ğı­nı gös­te­ri­yor. Ör­gü­tün ken­di­si­ni ye­ni ko­şul­la­ra uyar­la­ma­ya ça­lış­tı­ğı du­rum­da bi­le, ken­di için­de ya­rat­mış ol­du­ğu mu­ha­fa­za­kar­lık ör­gü­tü bu uyar­lan­ma­dan ge­ri tut­ma­ya ça­lı­şı­yor. O gü­ne ka­dar kul­la­nıl­mış bel­li bir fa­a­li­yet tar­zı, eğer o tarz ba­şa­rı­lı ol­muş ise, ör­güt için­de ke­mik­leş­me eği­li­mi gös­te­ri­yor. İn­san­lar, bel­li ko­şul­la­ra uy­gun olup o ko­şul­lar için ge­liş­ti­ril­miş olan tak­tik­le­ri, her za­man için ge­çer­li olan il­ke­ler gi­bi al­gı­lı­yor­lar. Ör­gü­tü ye­ni ve fark­lı ko­şul­la­ra uyar­la­mak üze­re atı­lan adım­lar, ör­güt için­den ge­len bir di­renç­le kar­şı­la­şı­yor ve bu di­renç, geç­miş­te ba­şa­rı­lı ol­muş pers­pek­tif ya da tar­zın şim­di yol aç­tı­ğı ey­lem­siz­lik ve han­tal­lık­ta ifa­de­si­ni bu­lu­yor.

Troç­ki, Bol­şe­vik­le­rin bu ko­nu­da­ki de­ne­yim­le­ri üze­ri­ne dü­şün­ce­le­ri­ni or­ta­ya ko­yar­ken, 1924’te şun­la­rı ya­zı­yor­du:

Ge­nel ola­rak, par­ti­nin ge­li­şim sü­re­ci için­de kar­şı­laş­tı­ğı her cid­di dö­ne­meç, par­ti için­de bir kri­ze yol açı­yor ve bu kriz ya dö­ne­me­ce gi­riş sı­ra­sın­da ya da onun bir so­nu­cu ola­rak ya­şa­nı­yor. Bu du­rum, par­ti­nin ge­li­şim sü­re­cin­de­ki her dö­ne­min bel­li fa­a­li­yet yön­tem­le­ri­ni ve alış­kan­lık­la­rı ge­rek­tir­me­si, par­ti­nin o dö­ne­me öz­gü ki­mi özel­lik­le­re sa­hip ol­ma­sı ger­çe­ğin­den kay­nak­la­nı­yor. Tak­tik bir de­ği­şim, söz ko­nu­su alış­kan­lık ve yön­tem­ler­de şu ya da bu öl­çü­de­ki bir kı­rıl­ma­yı, ile­ri­ye sıç­ra­ma­yı ima edi­yor. Par­ti içi sür­tüş­me ve kriz­le­rin kay­na­ğı, esas ola­rak bu­ra­da ya­tı­yor. Le­nin, Tem­muz 1917’de, “Bu du­rum çok sık ola­rak ya­şan­dı” di­ye ya­zı­yor­du: “Ta­rih, kes­kin bir dö­ne­meç­ten geç­mek üze­re vi­ra­ja gir­di­ğin­de, ile­ri­ci par­ti­ler bi­le bir sü­re için ken­di­le­ri­ni ye­ni ko­şul­la­ra uyar­la­mak­ta zor­la­nır­lar ve da­ha ön­ce doğ­ru ol­duk­la­rı hal­de şim­di an­lam­la­rı­nı yi­tir­miş olan slo­gan­la­rı yi­ne­le­yip du­rur­lar –bu an­la­mı­nı yi­ti­riş ‘ani­den’ olur, tıp­kı ta­ri­hin kes­kin dö­nü­şü­nün ‘ani­den’ ya­şan­ma­sı gi­bi.” Eğer söz ko­nu­su dö­nüş çok sert ya da çok ani ise, eğer o kes­kin dö­ne­me­ce ön­ge­len za­man için­de par­ti­nin yö­ne­ti­ci or­gan­la­rın­da ey­lem­siz­lik ve ata­let un­sur­la­rı aşı­rı de­re­ce­de bi­rik­miş ise, par­ti­nin ta­ri­hin ken­di­si­ni on­yıl­lar­dır ha­zır­la­dı­ğı o kri­tik ve be­lir­le­yi­ci anın­da li­der­lik gö­re­vi­ni ye­ri­ne ge­ti­re­me­me­si gi­bi cid­di bir teh­li­ke ile kar­şı kar­şı­ya ka­lı­nır. Par­ti, bir kri­zin içi­ne çe­ki­lir, ha­re­ket par­ti­yi aşar -ve ye­nil­gi­ye doğ­ru yol al­ma­ya baş­lar.25

Le­nin, bu teh­li­key­le bir­den çok kere kar­şı­laş­tı. Bun­lar ara­sın­da en baş­ta ge­le­ni, 1905 Rus Dev­ri­mi’ne bir tep­ki ola­rak, Tony Cliff’in ifa­de­siy­le söy­ler­sek, ‘par­ti­nin ka­pı­la­rı­nın açıl­ma­sı’–ya­ni mü­ca­de­le­de­nin sey­rin­de­ki yük­se­liş de­ne­yi­mi­nin ra­di­kal­leş­tir­di­ği iş­çi­le­rin yı­ğın­lar ha­lin­de par­ti saf­la­rı­na ka­za­nıl­ma­sı- için ver­di­ği mü­ca­de­le idi. Le­nin, bu mü­ca­de­le­yi, par­ti­de­ki ‘ko­mi­te üye­le­rin­den’ -1905 ön­ce­si­nin bas­kı yıl­la­rın­da Le­nin li­der­li­ğin­de sı­kı bi­çim­de mer­ke­zi­leş­miş giz­li bir ör­güt in­şa et­miş pro­fes­yo­nel dev­rim­ci­ler­den- ge­len sert di­re­ni­şe kar­şı ver­miş­ti. Par­ti­nin ka­pı­la­rı­nı yı­ğın­la­ra aç­ma­sı için ver­di­ği bu mü­ca­de­le sı­ra­sın­da, Le­nin’in en ya­kın müt­te­fi­ki, Alek­sandr Bog­da­nov idi. Ne var ki, 1905 ye­ni­li­gi­si­ni ta­kip eden ge­ri­ci­lik dö­ne­min­de, Bog­da­nov, Bol­şe­vik par­ti için­de ye­ni ko­şul­la­rın ge­rek­tir­di­ği tak­tik de­ği­şik­lik­le­re –ör­ne­ğin ya­sal po­li­tik fa­a­li­yet yü­rüt­me­de bir plat­form ola­rak kul­la­nıl­ma­sı ön­gö­rü­len Çar­cı Du­ma için ya­pı­lan se­çim­le­re aday gös­te­re­rek ka­tıl­ma- kar­şı çı­kan aşı­rı-sol frak­si­yo­nun li­de­ri du­ru­mu­na gel­di. Le­nin, da­ha ön­ce par­ti­de ken­di­si­ne en ya­kın müt­te­fi­ki ol­ma­sı­na kar­şın, Bog­da­nov ile yol­la­rı­nı ayır­mak­ta ve ni­ha­i ol­arak onu par­ti­den at­mak­ta du­rak­sa­ma gös­ter­me­di.26

Le­nin’in ‘değ­ne­ği bük­me’ pra­ti­ği –ya­ni ve­ri­li bir du­rum­da ikin­cil önem­de­ki di­ğer fak­tör­le­ri bir ke­na­ra bı­ra­ka­rak bü­tün dik­ka­ti abar­tı­lı de­ne­cek bi­çim­de bi­rin­cil gö­rev üze­rin­de yo­ğun­laş­tır­ma­sı, kıs­men, ‘ta­ri­hin kes­kin dö­ne­meç­le­ri­nin’ da­yat­mış ol­du­ğu de­ği­şi­me par­ti­nin ken­di için­den ge­len mu­ha­fa­za­kar di­ren­ci kır­ma zo­run­lu­lu­ğun­dan kay­nak­la­nı­yor­du. Cliff şun­la­rı ya­zı­yor:

Le­nin, değ­ne­ği bir gün şu doğ­rul­tu­da, bir di­ğer gün bu­nun ter­si doğ­rul­tu­da bük­mek­te il­ke­sel ola­rak hak­lıy­dı. Eğer iş­çi ha­re­ke­ti tüm gö­rü­nüm­le­ri için­de eşit bir ge­liş­miş­lik dü­ze­yi­ne sa­hip ol­say­dı, eğer ha­re­ket den­ge­li bir ge­li­şim ta­ra­fın­dan be­lir­le­ni­yor ol­say­dı, ‘değ­nek bük­me’ ha­re­ket üze­rin­de za­rar­lı et­ki­le­re yol açar­dı. Ama, ger­çek ya­şam­da, ha­re­ke­tin ge­li­şim sü­re­ci­ni be­lir­le­yen şey, eşit­siz ge­li­şim ya­sa­sı­dır. Ha­re­ke­tin çe­şit­li gö­rü­nüm­le­rin­den bi­ri, bel­li bir za­man­da be­lir­le­yi­ci ni­te­lik­te­dir. İle­ri doğ­ru atıl­ma­nın önün­de­ki te­mel en­gel, par­ti­nin ge­rek­li kad­ro­lar­dan yok­sun ol­ma­sı­dır, ya da, ak­si­ne, kad­ro­lar­da­ki mu­ha­fa­za­kar­lık bun­la­rın sı­nı­fın ile­ri ke­si­mi­nin ge­ri­si­ne düş­me­si­ne yol açar. Za­ten, tüm un­sur­lar ku­sur­suz bir bi­çim­de ay­nı ge­liş­miş­lik dü­ze­yi­ne sa­hip ola­bil­se­ler­di, bu hem ‘değ­nek bük­me’ pra­ti­ği­ni bir ge­rek­li­lik ol­mak­tan çı­ka­rır­dı, hem de, dev­rim­ci bir par­ti­nin ya da dev­rim­ci li­der­li­ğin var­lı­ğı­nı ge­rek­siz kı­lar­dı.27

Böy­le bir yak­la­şım ge­liş­ti­re­me­me­nin be­de­li, sek­ter­lik­tir. Marks, 1848 dev­rim­le­ri­nin ye­nil­gi­si­nin ar­dın­dan ya­şa­nan uzun dö­nem­li ya­lı­tıl­mış­lık­tan son­ra, iş­çi sı­nı­fı ha­re­ke­ti­nin 1860’la­rın baş­la­rın­da ye­ni­den can­lan­ma­ya baş­la­ma­sı­na, Bi­rin­ci En­ter­nas­yo­nal’in ku­ru­luş ve in­şa­sın­da ön­cü bir rol oy­na­ya­rak tep­ki­de bu­lun­muş­tu. Bu, da­ha ön­ce şid­det­le eleş­tir­di­ği çe­şit­li sol akım­lar­la bir­lik­te –ör­ne­ğin, Fel­se­fe­nin Se­fa­le­ti (1847) ad­lı ça­lış­ma­sın­da ve Ka­pi­tal’e ha­zır­lık ni­te­li­ği ta­şı­yan ya­yın­la­ma­mış el­yaz­ma­la­rın­da (özel­lik­le de Grund­ris­se’de) fi­kir­le­ri­ni yer­den ye­re vur­du­ğu Pro­ud­hon’un ta­raf­tar­la­rıy­la- ça­lış­ma­yı da içe­ri­yor­du. Marks, Çar­tist ha­re­ke­tin 1840’lar­da­ki en bü­yük li­der­le­rin­den olan, da­ha son­ra ge­len ge­ri­ci­lik yıl­la­rın­da sek­ter bir in­san olup çı­kan Bro­ne­ter­re O’Bri­en’ın yan­daş­la­rı­nın mas­ka­ra­lık­la­rı­nı tar­tı­şır­ken, bu doğ­rul­tu de­ği­şi­mi­ni şu şe­kil­de açık­lı­yor­du:

En­ter­nas­yo­nal, iş­çi sı­nı­fı­nın mü­ca­de­le­sin­de ger­çek bir ör­gü­tün sos­ya­list, ya da ya­rı-sos­ya­list sekt­le­rin [kü­çük, dar gu­rup­çuk­lar –ç.n.] ye­ri­ni ala­bil­me­si için ku­rul­du. Baş­lan­gıç­ta­ki İl­ke­ler ve Açış Ko­nuş­ma­sı, bu­na açık­ça işa­ret eder. Di­ğer ta­raf­tan, eğer ta­ri­hin akı­şı sek­ter­li­ği ha­li­ha­zır­da ezip geç­me­miş ol­say­dı, En­ter­nas­yo­nal var­lı­ğı­nı sür­dü­re­mez­di. Sos­ya­list sek­ter­li­ğin ge­liş­me­si ile iş­çi sı­nı­fı ha­re­ke­ti­nin ge­li­şi­mi, her za­man bir­bi­ri ile ters oran­tı­lı­dır. Sekt­le­rin var­lı­ğı, iş­çi sı­nı­fı ba­ğım­sız bir ta­rih­sel ha­re­ket ge­liş­tir­me­ye he­nüz ha­zır ol­ma­dı­ğı sü­re­ce, (ta­rih­sel ola­rak) meş­ru­luk ka­za­nır. Sı­nıf bu ol­gun­lu­ğa eriş­ti­ğin­de ise, bü­tün bu gu­rup­çuk­lar esas iti­ba­riy­la ar­tık ge­ri­ci ya­pı­lar­dır.28

Marks, Fer­di­nand Las­sal­le ta­ra­fın­dan ku­rul­muş Ge­nel Al­man İş­çi­le­ri Bir­li­ği (ADAV) li­de­ri J. B. Sch­we­it­zer’a yaz­dı­ğı mek­tup­ta, bir ‘ge­ri­ci­lik dö­ne­mi’nin ya­şan­mak­ta ol­du­ğu 1860’lı yıl­la­rın baş­la­rın­da, ‘on beş yı­lı bu­lan uzun bir uy­ku dö­ne­mi’nden son­ra, Al­man iş­çi sı­nı­fı ha­re­ke­ti­ni ye­ni­den can­lan­dır­dı­ğı için Las­sal­le’ı över. Fa­kat, bun­dan son­ra, Bis­mark’ın ge­ri­ci re­ji­min­den re­form­lar ko­par­ma bek­len­ti­si­ne gir­di­ği, dev­let eliy­le ku­rul­muş ko­o­pe­ra­tif­le­ri sen­di­ka­la­rın ge­li­şi­mi­ne kar­şı al­ter­na­tif ola­rak çı­ka­ra­rak ADAV’ı bir sek­te dö­nüş­tür­dü­ğü için, Las­sal­le’ı eleş­ti­rir:

Her sekt, esas iti­ba­riy­la din­sel­dir... O (Las­sal­le), Pro­ud­hon ile ay­nı yan­lı­şa düş­tü: yü­rüt­tü­ğü aji­tas­yo­nun ger­çek te­me­li­ni sı­nıf ha­re­ke­ti­nin ger­çek un­sur­la­rı ara­sın­da ara­mak ye­ri­ne, sı­nıf ha­re­ke­ti­nin iz­le­me­si ge­rek­ti­ği­ni dü­şün­dü­ğü bel­li bir dokt­ri­ner re­çe­te­yi, kur­ta­rı­cı bir dok­tor gi­bi sı­nıf ha­re­ke­ti­ne sun­mak is­te­di... Sekt, ken­di var­lı­ğı­nın meş­ru­luk kay­na­ğı­nı ve öne­mi­ni sı­nıf ha­re­ke­ti ile müş­te­rek ola­rak pay­laş­tı­ğı şey­ler­de de­ğil, ken­di­si­ni ha­re­ket­ten ayırt eden, ar­tık öne­mi­ni yi­tir­miş bel­li slo­gan ya da il­ke­ler­de bu­lur.29

Bun­dan son­ra, Marks, Sch­we­it­zer’in ken­di­si­ni eleş­tir­me­ye gi­ri­şir:

Ge­nel Al­man İş­çi­le­ri Bir­li­ği’nin var­lı­ğı­na son ver­me­niz, si­ze, ile­ri doğ­ru bü­yük bir adım at­ma, şim­di ye­ni bir ge­li­şim dü­ze­yi­ne eri­şil­miş bu­lu­nul­du­ğu­nu, sek­ter ha­re­ke­tin iş­çi ha­re­ke­ti içi­ne gi­rip onun­la kay­naş­ma­sı açı­sın­dan için­de bu­lu­nu­lan anın ye­te­rin­ce ol­gun­laş­mış ol­du­ğu­nu  ilan et­me ya da bu­nu ka­nıt­la­ma ola­na­ğı ver­di. Sek­tin ger­çek içe­ri­ği, da­ha ön­ce­ki tüm ger­çek iş­çi sı­nı­fı sekt­le­ri için de ol­du­ğu gi­bi, ge­nel ha­re­ke­tin içi­ne onu zen­gin­leş­ti­ren bir un­sur ola­rak ka­tıl­mak­tır.

Oy­sa siz, bu­nun ye­ri­ne, sı­nıf ha­re­ke­tin­den ken­di­si­ni bel­li bir sek­te ta­bi kıl­ma­sı­nı ta­lep et­miş ol­du­nuz. Ya­nı­nız­da yer al­ma­yan­lar, si­zin bu tav­rı­nı­za ba­ka­rak, si­zin, her ne olur­sa ol­sun ‘ken­di iş­çi har­ke­ti­ni­zi’ her du­rum­da mu­ha­fa­za et­mek is­te­di­ği­niz so­nu­cu­na var­dı­lar.30

1960’la­ra du­yu­lan öz­lem: Ame­ri­kan SWP’si

 

1960’la­ra du­yu­lan öz­lem: Ame­ri­kan SWP’si

Dev­rim­ci ör­güt­le­rin ta­rih­sel ge­li­şi­min kri­tik an­la­rın­da ge­rek­li dö­nü­şü ger­çek­leş­tir­me­de zor­lan­ma­la­rı ya da bun­da ta­ma­men ba­şa­rı­sız­lı­ğa uğ­ra­ma­la­rı ile il­gi­li ola­rak, da­ha ya­kın ta­rih­ten ör­nek­ler ver­mek de müm­kün. ABD’de­ki So­ci­a­list Wor­kers Party, Troç­kist ha­re­ke­tin 1930 ve 1940’lar­da­ki ço­cuk­luk dö­ne­mi­nin ilk ör­gü­tüy­dü. Ja­mes P. Can­non ve Ame­ri­kan SWP’si­nin di­ğer li­der­le­ri Troç­ki ile bir­lik­te ça­lış­mış­lar­dı ve bu du­rum on­la­rın Troç­ki’nin po­li­tik ar­dıl­la­rı ol­ma id­di­a­la­rı­na kıs­men bir hak­lı­lık ka­zan­dı­rı­yor­du. SWP, ken­di için­de ya­şa­dı­ğı bö­lün­me­le­re ve dev­let­ten gör­dü­ğü bas­kı­ya kar­şın, Ame­ri­kan dev­rim­ci­le­ri­nin ya­şa­dık­la­rı en güç dö­nem­ler­den bi­ri olan, So­ğuk Sa­vaş’ın, Mc­Carthy’ci­li­ğin ve Uzun Dö­nem­li Eko­no­mik Can­lan­ma’nın ger­çek Mark­sist po­li­ti­ka­yı çok bü­yük oran­da an­lam­sız kıl­dı­ğı 1950’li yıl­lar­da, bir gu­rup ola­rak var­lı­ğı­nı sür­dür­me­yi be­cer­di.

An­cak, ör­gü­tün var­lı­ğı­nı ko­ru­ma­nın be­de­li, ke­mik­leş­me ol­du. Ame­ri­kan SWP’si­nin li­der­le­rin­den Tim Wol­forth, 1950’li yıl­lar­da ve 1960’la­rın baş­la­rın­da ör­gü­tün için­de bu­lun­du­ğu du­rum­la il­gi­li ola­rak şun­la­rı ha­tır­lı­yor:

So­ci­a­list Wor­kers Party’nin şub­ne­le­rin­de­ki ya­şam han­tal­dı, ru­tin ola­rak ya­pı­lan iş­ler­den iba­ret­ti. Branş top­lan­tı­la­rın­dan her bi­ri, son top­lan­tı­nın tu­ta­nak­la­rı­nın okun­ma­sı ile baş­lar­dı. Bun­dan son­ra, bran­şın ör­güt­çü­le­rin­den bi­ri­nin ra­po­ru oku­nur­du; bu, bran­şın önün­de­ki çe­şit­li ör­güt­sel gö­rev­le­rin tek­rar ha­tır­la­tıl­ma­sın­dan baş­ka kay­da­de­ğer pek bir şey içer­me­yen ku­ru bir ra­por olur­du. Ar­dın­dan, bran­şın ma­li du­ru­mu, Mi­li­tant’ın [ör­gü­tün ya­yın or­ga­nı –ç.n.] sa­tış­la­rı, fo­rum ko­mi­te­si, gu­ru­bu ye­ni­den şe­kil­len­dir­me vb. gi­bi ikin­cil de­re­ce­den ko­nu­lar­da­ki ra­por­la­ra ge­çi­lir­di. O haf­ta dün­ya­da ne­ler olup bit­ti­ğin­den en­der ola­rak söz edi­lir­di ve te­o­ri, po­li­tik hat ile il­gi­li me­se­le­ler an­cak kon­fe­rans-ön­ce­si dö­nem­ler­de, iki yıl­da bir tar­tı­şı­lır­dı. Bu po­li­tik par­ti­nin apo­li­tik to­nu, ör­gü­tün en te­pe­sin­de­ki PC (Po­li­tik Ko­mi­te)’de şe­kil­le­nir ve ül­ke­nin her bir ye­rel ör­gü­tün­de inanç­la tek­rar­la­nır­dı.31

Wol­forth, 1950’ler­de par­ti­nin iç­sel ya­şa­mın­da­ki du­ra­ğan­lı­ğa bir can­lı­lık ge­ti­ren hi­zip­sel çe­kiş­me­le­ri ta­nım­la­dık­tan son­ra, şu yo­rum­lar­da bu­lu­nu­yor:

Bu­ra­da, söz ko­nu­su dö­nem­de SWP’nin için­de hi­zip­le­rin at koş­tur­duk­la­rı bir bir tür or­man gö­rü­nü­mün­de ol­du­ğu­nu söy­le­mek is­te­mi­yo­rum. As­lın­da, par­ti­nin iç­sel ya­şa­mı, in­sa­na sı­kın­tı ve­re­cek ka­dar ba­rış­çıl ve sa­kin­di. Gu­rup­çu­luk, esas ola­rak, li­der­lik­le po­i­tik bir fark­lı­lı­ğa sa­hip ol­ma­dık­la­rı­nı söy­le­yen tek tek in­san­lar ta­ra­fın­dan el al­tın­dan yü­rü­tü­len bir do­ğa­ya sa­hip­ti. Üye­ler a­i­dat­la­rı­nı dü­zen­li bi­çim­de ödü­yor­lar­dı ve her­kes Mi­li­tant’ın sa­tış­la­rın­da yer alı­yor­du. Par­ti, al­çak­gö­nül­lü bir de­vin­gen­lik dü­ze­yin­de, ama so­run­suz ve pro­fes­yo­nel­ce bir tarz­da çe­kip çev­ri­li­yor­du. So­run, par­ti­nin bel­li bir ku­şa­ğa a­it iş­çi­ler­den ve ay­dın­lar­dan oluş­ma­sıy­dı: 1930’lar­da ve İkin­ci Dün­ya Sa­va­şı yıl­la­rın­da par­ti­ye ka­tıl­mış olan, gi­de­rek yaş­la­nan ve yor­gun dü­şen bir in­san­lar top­lu­lu­ğu. Can­non, yaş­la­nan kad­ro­la­ra yas­lan­mak ko­nu­sun­da [Max] Sc­hat­man’dan da­ha iyi iş gör­dü ve ken­di­si ve yan­daş­la­rı bir bü­tün ola­rak dev­rim­ci inanç­la­rı­nı ko­ru­ma­sı­nı bil­di­ler. Ne var ki, ira­de gü­cü ve ener­ji ar­tık yi­tip git­miş ol­du­ğu için, bun­la­rın elin­de ka­lan ye­ga­ne şey, bu inanç­tan iba­ret­ti.32

1960’la­rın baş­la­rın­da, özel­lik­le çe­şit­li kü­çük gu­rup­çuk­la­rın ön­cü ak­ti­vi­te­le­ri sa­ye­sin­de, bu du­rum de­ğiş­me­ye baş­la­dı.33 Esas ola­rak Si­vil Hak­lar Ha­re­ke­ti’nin bir so­nu­cu ola­rak, ye­ni bir ra­di­kal­leş­me ge­liş­me­ye baş­la­dı. Ama, ge­niş yı­ğın­sal har­ket­len­me­le­re yol açan şey, Vi­et­nam Sa­va­şı’na ve Baş­kan Lyn­don B. John­son’ın 1964-65’te­ki doğ­ru­dan Ame­ri­kan as­ke­ri mü­da­ha­le­si­nin dü­ze­yi­ni yük­selt­me­si­ne kar­şı ge­li­şen mu­ha­le­fet ol­du. Vi­et­nam sa­va­şı, 1960’la­rın son­la­rın­da ve 1970’li yıl­la­rın baş­la­rın­da, uzun dö­nem­li et­ki­le­ri bu­gü­ne ka­dar ge­len de­rin bir bö­lün­me ya­rat­tı. Çok bü­yük sa­vaş kar­şı­tı gös­te­ri­le­re ka­tıl­mış genç ku­şak baş­ta ol­mak üze­re, mil­yon­lar­ca in­sa­nın so­la kay­ma­sı­na yol aç­tı. O on yıl bo­yun­ca, Ye­ni Sol’un (New Left) şe­mis­ye ör­gü­tü, De­mok­ra­tik Top­lum İçin Öğ­ren­ci­ler Bir­li­ği (SDS) üni­ver­si­te kam­püs­le­rin­de ade­ta man­tar gi­bi bi­rer bi­rer or­ta­ya çık­ma­ya baş­la­dı. Ma­u­ri­ce Is­ser­man şun­la­rı söy­lü­yor:

1961 yı­lın­da, SDS’nin a­i­dat öde­yen üye sa­yı­sı 300 do­la­yın­day­dı; 1968’e ge­lin­di­ğin­de, ör­güt pek çok de­part­ma­na sa­hip­ti. Ör­gü­tün mu­ha­se­be iş­le­ri kar­ma­ka­rı­şık ol­du­ğu için, ay­rı­ca ye­rel ör­güt­ler ulu­sal mer­ke­ze a­i­dat gön­der­me işi­ni dü­zen­li ola­rak ye­ri­ne ge­tir­me­dik­le­ri için, De­mok­ra­tik Top­lum İçin Öğ­ren­ci­ler Bir­li­ği’nin 1968 yı­lın­da­ki fi­i­li üye sa­yı­sı­nı ke­sin ola­rak söy­le­mek çok zor, fa­kat, bu­nun 30.000 ile 100.000 ara­sın­da bir ra­kam ol­du­ğu tah­min edi­li­yor. Bu, 1950’le­rin ya da 1930’la­rın stan­dart­la­rıy­la kar­şı­laş­tı­rıl­dı­ğın­da, mu­az­zam bü­yük bir sa­yı­dır.34

Ame­ri­kan SWP’si­nin tra­je­di­si, top­lum­da ya­şa­nan bu ra­di­kal­leş­me­nin sun­du­ğu fır­sa­tı ka­çır­mış ol­ma­sıy­dı. Par­ti­nin ha­ne­si­ne ar­tı pu­an ola­rak ya­zıl­ma­sı ge­re­ken şey, par­ti­nin ken­di­si­ni sa­vaş kar­şı­tı ha­re­ke­tin içi­ne fır­lat­ma­sı ve ar­dı­şık yı­ğın­sal gös­te­ri­le­rin dü­zen­len­me­sin­de anah­tar bir rol oy­na­ma­sıy­dı. Ör­ne­ğin, SWP, 24 Ni­san 1971’de Was­hing­ton’da ya­pı­lan en bü­yük sa­vaş kar­şı­tı gös­te­ri­ler­den bi­ri­ni ya­şa­ma ge­çir­miş olan Na­ti­o­nal Pe­a­ce Ac­ti­on Co­a­li­ti­on (NPAC, Ulu­sal Ba­rış Ey­le­mi Bir­li­ği)’nin iti­ci gü­cü idi. So­run, SWP’nin, ya­sal kit­le gös­te­ri­le­ri­ni bi­ri­cik tak­tik ola­rak gör­me­si ve bu­nu bir fe­tiş ha­li­ne ge­tir­miş ol­ma­sıy­dı. 1960 ve 1970’ler­de par­ti­nin ön­de ge­len üye­le­rin­den olan Pe­ter Ca­me­jo, da­ha son­ra­la­rı o yıl­lar­la ili­gi­li ola­rak şun­la­rı ha­tır­lar:

Her şe­yin ba­rış­çıl ya­sal gös­te­ri­ler gi­bi te­kil bir me­se­le­ye in­dir­gen­me­si, te­mel bir din­sel doğ­ma ha­li­ne gel­miş­ti. Bu­nun doğ­ru­lu­ğu­nu sor­gu­la­yan in­san­la­rın sa­yı­sı çok az­dı. SWP için­de bü­tün dik­ka­ti­mi­zi ve ener­ji­mi­zi bu­na has­re­di­yor­duk. Çün­kü, an­la­şı­la­ca­ğı üze­re, bu, kit­le­ler­le bağ kur­ma­nın ve ye­ni üye ka­zan­ma­nın en kes­tir­me yo­lu ha­li­ne gel­miş­ti. Vi­et­nam Sa­va­şı kar­şı­tı ha­re­ke­te ye­ni in­san­lar ka­tıl­dı­ğın­da, SWP’li ak­ti­vist­ler ne­den sa­vaş kar­şıt­lı­ğı­nın te­mel me­se­le ol­du­ğu­nu on­la­ra an­lat­ma­ya gi­ri­şir­ler, on­la­rı bu te­mel­de ör­gü­te ka­tıl­ma­ya ik­na eder­ler­di.35

Ame­ri­kan SWP’si­nin ya­sal kit­le­sel gös­te­ri­le­re bir sap­lan­tı bo­yu­tun­da ta­kı­lıp kal­ma­sı, sa­vaş kar­şı­tı ha­re­ket için­de kit­le­sel si­vil ita­at­siz­li­ği sa­vu­nan ener­jik güç­le­re kar­şı güç­lü bir düş­man­sı ta­vır ge­liş­tir­me­si­ne yol aç­tı. NPAC’ın ku­rul­ma­sıy­la ha­re­ke­tin bö­lün­me­si tam da bu ne­den­den ötü­rüy­dü. Da­ha da kö­tü­sü, SWP, bu tu­tu­mu yü­zün­den, esas ola­rak SDS (De­mok­ra­tik Top­lum İçin Öğ­ren­ci­ler Bir­li­ği)’nin önü­nü aç­tı­ğı ki­mi za­man şid­de­ti de içe­ren doğ­ru­dan ey­lem­ler­le (di­rect ac­ti­on) ge­li­şen po­li­tik ra­di­ka­li­zas­yo­nun uza­ğı­na düş­tü. Wol­forth, Ame­ri­kan SWP’si­nin sa­vaş kar­şı­tı fa­a­li­yet­le­rin­den öv­güy­le söz et­mek­le bir­lik­te, şun­la­rı iti­raf edi­yor:

SWP, ener­ji­si­ni sa­vaş kar­şı­tı ha­re­ket üze­rin­de yo­ğun­laş­tır­ma­yı seç­mek­le, SDS’nin bu­nun ka­dar önem­li olan ge­li­şi­mi­ni gö­zar­dı et­me­yi seç­miş ol­du. Bu gö­zar­dı edi­şin kıs­men el­de­ki sı­nır­lı kay­nak­la­rın bir so­nu­cu ol­du­ğun­dan emi­nim; çün­kü, SWP bu dö­ne­me gi­rer­ken, bir di­zi bö­lün­me­ler yü­zün­den cid­di bi­çim­de kan kay­bet­miş­ti ve yaş­lı, yor­gun kad­ro­lar par­ti­den ay­rıl­mış­lar­dı. Par­ti, 1960’la­rın bü­yük bö­lü­mü bo­yun­ca 400 ka­dar üye­ye sa­hip­ti ve 1970’le­re ka­dar dik­ka­te de­ğer bir bü­yü­me gös­ter­me­di. An­cak, ener­ji­nin kit­le­sel sa­vaş kar­şı­tı ha­re­ket için­de yü­rü­tü­len ça­lış­ma­ya has­re­dil­me­si, ay­rı­ca par­ti­nin ki­şi­li­ği­nin bir so­nu­cuy­du. SWP, ba­rış­çıl kit­le­sel gös­te­ri­ler­de ken­di­si­nin sa­ğın­da olan güç­ler­le po­li­tik ola­rak fa­a­li­yet yü­rüt­me­yi ra­hat bul­du. Bu­na kar­şı­lık, par­ti, SDS gi­bi ken­di so­lun­da bu­lu­nan, da­ha ken­di­li­ğin­den­ci ve yer yer ma­ce­ra­cı fa­a­li­yet bi­çim­le­ri­ni se­çen gu­rup­la­ra yak­la­şır­ken hiç ra­hat de­ğil­di. SWP, tıp­kı İle­ri­ci İş­çi Par­ti­si (Prog­res­si­ve La­bo­ur)’nin yük­se­li­şi­ne ka­yıt­sız kal­mış ol­du­ğu gi­bi, bu kez, gev­şek üye sa­yı­sı çok geç­me­den otuz bi­ni bu­la­cak olan SDS’e mü­da­ha­le­den ken­di­si­ni uzak tut­tu. SWP, SDS çev­re­sin­den bir tek ki­şi­yi bi­le ken­di saf­la­rı­na ka­ta­ma­dı.36

Ya­şa­nan ra­di­ka­li­zas­yon­la ken­di­ni iliş­ki­len­dir­me ça­ba­sın­da olan Mark­sist bir ör­gü­tün yok­lu­ğu, ak­ti­vist­le­rin kı­sır bir dön­gü­ye düş­me­si­ne yar­dım­cı ol­du: çok bü­yük kit­le­sel gös­te­ri­ler ve bu gös­te­ri­le­re rağ­men ha­la de­vam eden sa­vaş yü­zün­den ya­şa­nan ve bu gös­te­ri­le­rin ar­dın­dan ya­şa­nan mo­ral bo­zuk­lu­ğu dö­nem­le­ri. Bu düş­kı­rık­lı­ğı, sa­vaş kar­şıt­la­rı­nı, sa­va­şa kar­şı çı­kan De­mok­rat Par­ti’nin se­çim kam­pan­ya­la­rı­na ka­tıl­ma ve te­rö­rizm gi­bi, kit­le ey­le­mi ye­ri­ne ika­me edi­len fa­a­li­yet bi­çim­le­ri­nin ku­ca­ğı­na it­ti.37 Ya­şan­mak­ta olan ra­di­kal­leş­me­nin baş­ta ge­len ör­güt­sel for­mu, mev­cut du­ru­mun ge­rek­tir­di­ği po­li­ti­ka­yı sun­mak­tan ta­ma­men aciz ol­du­ğu­nu ka­nıt­la­yan ve hız­la ya­yı­lıp ge­niş­le­yen Ma­o­cu gu­rup­lar ol­du (bu­gün, Ame­ri­kan üni­ver­si­te­le­ri, 1970’li yıl­lar­da, üye­si ol­duk­la­rı Ma­o­cu sek­tin ‘sa­na­yi­leş­me’ st­ra­te­ji­si­nin bir ge­re­ği ola­rak bir­kaç yıl bir çe­lik ya da oto­mo­bil fab­ri­ka­sın­da ça­lış­mış pro­fe­sör­ler­le do­lu­dur). Da­ha kö­tü­sü, sa­vaş kar­şı­tı ak­ti­vist­ler­den ba­zı­la­rı, We­at­her­men’ler gi­bi, Ame­ri­kan dev­le­ti­ne kar­şı bey­hu­de, so­nu hep fe­la­ket­le so­nuç­la­nan si­lah­lı mü­ca­de­le ey­lem­le­ri­ne gi­ri­şen gu­rup­la­ra ka­tıl­dı­lar; bun­la­rın so­nu ya öl­mek ol­du, ya da on­yıl­lar­ca sü­ren bir ka­çak ya­şa­mı. Ni­ha­i ola­rak güç­lü bir Ame­ri­kan so­lu­nun te­mel­le­ri­ni ya­rat­mış bir ku­şak, böy­le­ce bü­yük öl­çü­de har­ca­nıp git­miş ol­du.

Bir Ame­ri­kan tra­je­di­si: In­ter­na­ti­o­nal So­ci­a­list Or­ga­ni­za­ti­on (Ulus­la­ra­ra­sı Sos­ya­list Ör­güt)

 

 

 

Bir Ame­ri­kan tra­je­di­si: In­ter­na­ti­o­nal So­ci­a­list Or­ga­ni­za­ti­on (Ulus­la­ra­ra­sı Sos­ya­list Ör­güt)

Ame­ri­kan SWP’si­nin ba­şa­rı­sız­lı­ğı­nın kök­le­ri, par­ti­nin, Troç­ki’nin Rus­ya’nın yoz­laş­mış bir iş­çi dev­le­ti ol­du­ğu yo­lun­da­ki çö­züm­le­me­si­nin kut­sal bir dog­ma ha­li­ne ge­ti­ril­di­ği İkin­ci Dün­ya Sa­va­şı son­ra­sı dö­nem için­de -Dör­dün­cü En­ter­nas­yo­nal ça­tı­sı al­tın­da­ki di­ğer gu­rup­lar­la bir­lik­te- at­mış ol­du­ğu yan­lış adı­ma ka­dar ge­ri­ler­de ara­na­bi­lir. Ulus­la­ra­ra­sı Sos­ya­list Akım (In­ter­na­ti­o­nal So­ci­a­list Ten­dency), o kriz anın­dan, özel­lik­le de Tony Cliff’in ge­liş­tir­miş ol­du­ğu Troç­ki eleş­ti­ri­sin­den ve dev­let ka­pi­ta­liz­mi te­o­ri­sin­den doğ­muş­tur. Bi­ze, sos­ya­liz­min iş­çi sı­nı­fı­nın ken­di öz kur­tu­lu­şu an­la­mın­da­ki kla­sik Mark­sist sos­ya­lizm kav­ra­yı­şı­nı mu­ha­fa­za et­me ve Or­to­doks Troç­kist prog­ram-üre­ti­ci­le­ri­nin fan­te­zi­le­rin­den de­ğil pro­le­ter ya­şa­mın ger­çek­le­rin­den yo­la çı­kan bir par­ti in­şa­sı yak­la­şı­mı ge­liş­tir­me şan­sı ver­miş olan şey de buy­du.38

An­cak, sek­ter­ci­lik, yal­nız­ca or­to­doks Troç­kiz­min bir so­nu­cu ol­mak zo­run­da de­ğil. Şe­kil­sel ola­rak doğ­ru bir te­o­rik çö­züm­le­me­ye sa­hip ol­mak, sek­ter­ci­lik­ten ba­ğı­şık ol­ma­nın gü­ven­ce­si de­ğil­dir. Ye­ni ge­li­şen an­ti-ka­pi­ta­list can­la­nış, so­lun önü­ne aşıl­ma­sı ge­re­ken gö­rev­le­ri ge­lip bı­rak­mış, ge­le­nek­sel yö­ne­lim­le­ri ke­sen bir bi­çim­de ra­di­kal sol için­de ku­tup­laş­ma­la­ra yol aç­mış­tır. Or­to­doks Troç­kist­ler, bu gö­rev­ler kar­şı­sın­da gös­ter­dik­le­ri tep­ki açı­sın­dan bö­lün­müş­ler­dir. Bel­ki den sek­ter tep­ki, ön­de ge­len Fran­sız Troç­kist ör­güt Lut­te O­uv­riére’den gel­miş­tir. LO, Se­att­le’da­ki N30 gös­te­ri­le­riy­le da­ya­nış­mak için Fran­sa’da ül­ke ça­pın­da dü­zen­le­nen gös­te­ri­le­re ka­tıl­ma­mış, bun­la­rı sol mil­li­yet­çi­ler­le sağ ka­nat De Ga­ul­le’cu­la­rın blo­ku ola­rak it­ham et­miş ve tüm an­ti-WTO ha­re­ke­ti­ni yok sa­yan bir tu­tum ta­kın­mış­tır:

Bu­gün, ka­pi­ta­list dev­let­le­rin ko­ru­ma­sı al­tın­da eko­no­mi­nin ulus­la­ra­ra­sı­laş­ma­sı, so­mut bir ger­çek­lik­tir. Bu­na, mil­li­yet­çi­li­ğin çü­rü­müş ko­run­ma­cı fi­kir­le­ri adı­na kar­şı koy­mak ar­zu­su, açık­ça ge­ri­ci amaç­la­ra doğ­ru sü­rük­len­me ris­ki­ni gö­ze al­mak an­la­mı­na ge­lir. Da­ha­sı, Üçün­cü Dün­ya mil­li­yet­çi­le­ri­nin ve 1980’ler­de Ja­pon oto­mo­bil­le­ri kul­la­nan Ame­ri­ka­lı­la­ra kar­şı ce­za­lan­dı­rı­cı kam­pan­ya­lar dü­zen­le­mek­te te­red­düt gös­ter­me­miş olan Ame­ri­kan oto­mo­bil iş­çi­le­ri sen­di­ka­sı U­AW’ın li­der­le­ri­nin Se­att­le’da bir bir­lik oluş­tur­ma­la­rı rast­lan­tı de­ğil­dir. Çün­kü, bun­la­rın eko­no­mi­nin ulus­la­ra­ra­sı­laş­ma­sı­na kar­şı çık­ma­la­rı­nın ne­de­ni, hal­kın çı­kar­la­rı ile ken­di ulu­sal bur­ju­va­zi­le­ri­nin çı­kar­la­rı­nı bir­leş­tir­me ar­zu­su­na da­ya­nan bir ara­yış­tır.39

Geç­ti­ği­miz gün­ler­de, LO, ta­rım­da ge­ne­tik yol­lar­la üre­til­miş or­ga­niz­ma­la­rın kul­la­nıl­ma­sı­na kar­şı doğ­ru­dan ey­lem yön­te­mi­ni se­çe­rek ha­re­ke­te ge­çen Fran­sız çift­çi li­de­ri José Bové’ye kar­şı sal­dı­rı­ya ge­çe­rek, onu, bi­lim­sel araş­tır­ma­la­rın önü­nü tı­ka­mak için Cum­hur­baş­ka­nı Chi­rac ve De Ga­ul­le’cu sağ ile ay­nı it­ti­fak için­de yer al­mak­la suç­la­mış­tır.40 Ön­de ge­len di­ğer Fran­sız Troç­kist ör­gü­tü ve Dör­dün­cü En­ter­nas­yo­nal’in gü­nü­müz­de ayak­ta ka­lan en önem­li sek­si­yo­nu olan Li­gu­e Com­mu­nist Révo­lu­ti­on­na­i­re (LCR), il­ke­sel açı­dan bun­dan çok da­ha ya­pı­cı bir tu­tum ta­kın­mış­tır. Bu ör­gü­tün üye­le­rin­den ba­zı­la­rı, AT­TAC için­de önem­li bir ro­le sa­hip­tir­ler. US­FI yan­daş­la­rı, ‘kü­re­sel­leş­me kar­şı­tı ha­re­ket’in, ‘üre­tim, ile­ti­şim ve ti­ca­ret araç­la­rı üze­rin­de­ki mül­ki­yet bi­çim­le­ri so­ru­nu­nu ta­bu olan bir me­se­le ola­rak gör­me­ye son ve­re­rek’ top­lum­sal mül­ki­yet ko­nu­su­nu ye­ni­den gün­de­me ge­tir­me­si ge­rek­ti­ği­ni ile­ri sür­mek su­re­tiy­le, açık bi­çim­de sos­ya­list bir çö­züm­le­me­yi ha­re­ke­tin önü­ne koy­ma ça­ba­sı için­de ol­du­lar.41 An­cak, LCR, Prag gös­te­ri­le­ri –hat­ta bun­dan da­ha bü­yük bir ayı­bı teş­kil et­mek üze­re- ve Ni­ce gös­te­ri­le­ri için ken­di güç­le­ri­ni cid­di bi­çim­de ha­re­ke­te ge­çir­me­di.

Ne ya­zık ki, an­ti-ka­pi­ta­list ha­re­ke­tin yük­se­li­şi, 1977’de­ki ku­ru­lu­şun­dan bu ya­na Ulus­la­ra­ra­sı Sos­ya­list Akım (IS Ten­dency)’ın Ame­ri­kan ör­gü­tü olan In­ter­na­ti­o­nal So­ci­a­list Or­ga­ni­za­ti­on’ın du­ru­mu­nun da gös­ter­di­ği gi­bi, Ulus­la­ra­ra­sı Sos­ya­list Akı­mı da böl­dü.42 ISO, son de­re­ce de­za­van­taj­lı ko­şul­lar­da or­ta­ya çık­tı. Ra­di­kal so­lun çök­tü­ğü, Ame­ri­ka’da Si­vil Hak­lar Ha­re­ke­ti, Vi­et­nam Sa­va­şı ve get­to ayak­lan­ma­la­rı­nın yol aç­mış ol­du­ğu po­li­tik ra­di­kal­leş­me­nin it­ki­siy­le yük­se­liş gös­te­ren iş­çi sı­nı­fı ha­re­ke­ti­nin ye­ni­den ge­ri­le­me içi­ne gir­miş ol­du­ğu bir kon­jonk­tür­de doğ­du.43

ISO, baş­lan­gıç­ta kar­şı kar­şı­ya bu­lun­du­ğu güç­lük­le­re rağ­men, Ame­ri­kan ra­di­kal so­lu­nun bü­yük bö­lü­mü­nün çö­ke­rek so­lu­ğu De­mok­rat Par­ti’de al­dı­ğı Re­a­gan dö­ne­min­de, açık bi­çim­de sos­ya­list bir po­li­ti­ka­yı in­şa et­me­yi be­cer­di. Gu­ru­bun dik­ka­te de­ğer ilk ge­niş öl­çek­li et­ki­si, 1991 Kör­fez Sa­va­şı sı­ra­sın­da his­se­dil­di; ISO, ulu­sal öl­çek­te sa­va­şa kar­şı çı­kan öğ­ren­ci bir­lik­le­ri­nin it­ti­fa­kı­nın ku­ru­lu­şun­da önem­li bir rol oy­na­dı. Gu­rup, da­ha son­ra, 1997’de­ki UPS gre­vi baş­ta gel­mek üze­re, önem­li ki­mi grev­le­re ve­ri­len des­tek­te ak­tif­ti. Ölüm Ce­za­sı­na Kar­şı Kam­pan­ya (CEDP)’nın ge­liş­ti­ril­me­sin­de de iti­ci güç­tü. 1990’lı yıl­la­rın so­nu­na ge­lin­di­ğin­de, ISO, yak­la­şık 1000 üye­si bu­lun­du­ğu­nu söy­lü­yor­du. ISO, 1960’la­rın Ame­ri­kan SWP’si ile kar­şı­laş­tı­rıl­dı­ğın­da, po­li­tik ve ör­güt­sel açı­dan çok da­ha iyi ha­zır­lan­mış gö­rü­nü­yor­du.

Ne var ki, mü­ca­de­le­nin dü­şük dü­zey­de sey­rert­ti­ği o uzun yıl­lar bo­yun­ca gu­ru­bun in­şa­sı sı­ra­sın­da kul­la­nıl­mış yön­tem­ler, ni­ha­i ola­rak, ISO’nun ken­di­si­ni Se­att­le’da pat­la­yan ye­ni ha­re­ket­le iliş­ki­len­dir­me ye­te­ne­ği­ni ge­liş­tir­me­si­nin önün­de öl­dü­rü­cü bir en­gel ha­li­ne gel­di. Bu­nun ilk açı­ğa çık­ma­ya baş­la­ma­sı, 1999 Bal­kan Sa­va­şı sı­ra­sın­da ol­du; ISO li­der­li­ği, İn­gi­liz SWP’si­nin sa­va­şa kar­şı çı­kış bi­çi­mi­ni eleş­ti­re­rek SWP Mer­kez Ko­mi­te­si ile bir tar­tış­ma­ya gi­riş­ti. ISO Mer­kez Ko­mi­te­si (Ste­e­ring Com­mit­te), dev­rim­ci­le­rin ‘gö­re­vi’nin, sa­vaş kar­şı­tı ko­a­lis­yon­lar ku­rar­ken, ken­di­le­ri­ni NA­TO bom­bar­dı­ma­nı­na kar­şı çı­kan di­ğer un­sur­lar­dan ayırt et­mek ol­du­ğu­nu ile­ri sü­rü­yor­du. Dev­rim­ci­ler, Bir­leş­miş Mil­let­ler’in NA­TO’ya kar­şı bir al­ter­na­tif ola­bi­le­ce­ği ya­nıl­sa­ma­la­rı­na, Sırp mil­li­yet­çi­li­ği­ne yö­ne­lik sem­pa­ti­ye, Ko­so­va’nın ken­di ka­de­ri­ni ta­yin hak­kı dü­sün­ce­si­ne özel­lik­le kar­şı çık­ma­lıy­dı­lar. ISO’nun bu ar­gü­man­lar­dan ha­re­ket­le var­dı­ğı çı­kar­sa­ma şu idi: “Sa­vaş kar­şı­tı ha­re­ket için­de bu so­run­la­rı gör­mez­lik­ten gel­mek uy­gun ol­maz.” 44 Bu tu­tum, ISO’nun –gu­ru­bun mer­ke­zi­nin bu­lun­du­ğu Şi­ka­go baş­ta gel­mek üze­re- Bal­kan Sa­va­şı’na kar­şı çık­ma­da, on yıl ön­ce Kör­fez Sa­va­şı sı­ra­sın­da olan­dan da­ha et­ki­siz kal­mış ol­ma­sı­na da açık­lık ge­ti­rir.

ISO’nun bu yak­la­şı­mı, tüm güç­le­riy­le sa­va­şa kar­şı müm­kün olan en ge­niş ha­re­ke­ti in­şa et­me­ye ça­lı­şan Av­ru­pa­lı kar­deş ör­güt­le­rin amaç­la­rıy­la dra­ma­tik bir kar­şıt­lık için­dey­di. Bu du­rum, SWP Mer­kez Ko­mi­te­si’ni, ISO ile bu me­se­le­de hem­fi­kir ol­ma­dı­ğı­nı di­le ge­ti­ren özel bir ile­ti­şim kur­ma­ya zor­la­dı. ISO li­der­li­ği­ne şun­la­rı yaz­dık:

Dev­rim­ci­le­ri bir­le­şik cep­he için­de­ki di­ğer güç­ler­den ayı­ran ar­gü­man­la­rı öne çı­ka­ran yan­lış bir kav­ra­yı­şa ta­viz­ler ve­ri­yor­su­nuz. Bi­zim ken­di de­ne­yi­mi­miz.... bu so­run kar­şı­sın­da ha­re­ket için­de en di­na­mik ve en mi­li­tan gü­cü oluş­tu­ra­rak ken­di­mi­zi di­ğer güç­ler­den ayırt et­me­nin ye­ni in­san­la­rı bi­ze çek­ti­ği­ni gös­te­ri­yor. El­bet­te ki bu sü­reç ki­mi ar­gü­man­la­rın öne çık­ma­sı­na yol açı­yor, an­cak, bun­lar, so­mut ko­şul­lar­dan do­ğup ge­li­şen ar­gü­man­lar, di­ğer her­kes­le fark­lı dü­şün­dü­ğü­mü­ze işa­ret eden so­yut bir ‘gö­rev’ kav­ra­mın­dan yo­la çı­ka­rak or­ta­ya atıl­mış ar­gü­man­lar de­ğil. İn­gil­te­re’de sa­vaş kar­şı­tı ha­re­ke­tin in­şa­sın­da bi­zim de­ne­yi­mi­miz tam da bu­dur. 45

SWP ön­der­li­ği ola­rak Ame­ri­kan ön­der­li­ği­nin yak­la­şı­mı­nın yan­lış ol­du­ğu­nu dü­şü­nü­yor, fa­kat kı­sa za­man­da olay­la­rın Ame­ri­kan ön­der­li­ği­ni Bal­kan Sa­va­şı­na kar­şı olan di­ğer güç­le­re kar­şı ta­kın­mış ol­duk­la­rı sek­ter tu­tum­dan vaz­geç­me­ye zor­la­ya­ca­ğı­nı umu­yor­duk. Fa­kat bu tar­tış­ma bi­zi sars­mış­tı da. Tar­tış­ma­nın bu er­ken aşa­ma­sın­da bi­le, Marks’ın sekt ta­nı­mı­na uy­gun bir şe­kil­de dav­ra­nı­yor­du: bu ta­nı­ma gör bir sekt ‘var­lık ne­de­ni­ni ve onu­ru­nu sı­nıf ha­re­ke­tiy­le or­tak ola­rak pay­laş­tı­ğı nok­ta­lar­da de­ğil, ken­di­si­ni ha­re­ket­ten ayı­ran özel kü­çük ay­rın­tı­da gö­rür ‘. Ba­zen, dev­rim­ci bir ör­gü­tün olum­suz si­ya­si ko­şul­lar­da var­lı­ğı­nı sür­dü­re­bil­me­si için ken­di­ni di­ğer­le­rin­den ayır­tet­me­si can alı­cı öne­me sa­hip­tir. Bu du­rum, 1980’le­rin Re­a­gan-Thatc­her yıl­la­rın­da ge­çer­liy­di. O yıl­lar­da hem ISO hem SWP, top­lum­da­ki sağ ha­va­ya ve so­lun çö­kü­şü­ne kar­şı ken­di­le­ri­ni ko­ru­ya­bil­mek için Mark­sist ge­le­ne­ğe sı­ğın­mak/ka­pan­mak zo­run­da kal­mış­lar­dı. An­cak, böy­le­si bir sa­vun­ma­cı (de­fan­sif) ta­vır, sı­nıf mü­ca­de­le­sin­de­ki uzun dü­şüş dö­ne­mi 1990’la­rın ikin­ci ya­rı­sın­da so­na erer­ken, ar­tık ge­rek­li de­ğil­di. 46

ISO’nun tu­tu­mu­nun ma­li­ye­ti­nin ne ol­du­ğu, Ka­sım 1999’da pat­lak ve­ren Se­att­le gös­te­ri­le­ri sı­ra­sın­da açı­ğa çık­tı. Gös­te­ri­le­re ka­tı­lan ISO üye­le­ri­nin sa­yı­sı yok de­ne­cek ka­dar az­dı. Gu­ru­bun ön­de ge­len üye­le­rin­den Le­e Sus­tar bu gös­te­ri­ler­den bi­ri sı­ra­sın­da tu­tuk­lan­dı; fa­kat, Sus­tar’ın (da­ha son­ra ISO’nun ya­yın­la­rın­da abar­tı­ya va­ran bir şe­kil­de iş­len­di onun tu­tuk­la­nı­şı) oy­na­dı­ğı rol, gu­ru­bun ken­di güç­le­ri­ni se­fer­ber et­me­de gös­ter­di­ği ba­şa­rı­sız­lı­ğın ye­ri­ni dol­du­ra­maz­dı. ISO Mer­kez Ko­mi­te­si, bir nok­ta­da bu du­ru­mu ka­bul eder gö­rü­nü­yor­du:

Se­att­le gös­te­ri­le­rin­de­ki var­lı­ğı­mız kü­çük­tü; ama, bu, so­yut bir öl­çü­ye gö­re de­ğil, ISO’nun ken­di stan­dart­la­rı­na ve bu­gün­kü gü­cü­ne gö­re bir kü­çük­lük­tü. Biz, bir ‘dö­nüm nok­ta­sı’ ola­ca­ğı­nı dü­şü­ne­lim ya da dü­şün­me­ye­lim, ulu­sal öl­çek­te­ki her­han­gi bir gös­te­ri­ye bun­dan çok da­ha ge­niş bir üye sa­yı­sıy­la ka­tı­lı­yo­ruz... Se­att­le’da­ki ka­tı­lı­mı­mız­dan hoş­nut ol­du­ğu­muz, ya da gös­te­ri­le­rin öne­mi­ni ye­te­rin­ce kav­ra­ma­dı­ğı­mız dü­şün­ce­si yan­lış. Olan­dan da­ha çok sa­yı­da üye­miz­le ora­da ol­ma­yı kim is­te­mez­di? Bu, si­zin Lond­ra’da kel­le ver­gi­si­ne kar­şı gi­ri­şi­len Tra­fal­gar Mey­da­nı ayak­lan­ma­sı­na kü­çük bir üye to­pu­lu­ğu ile ka­tıl­mış ol­ma­nız gi­bi bir şey.47

ISO, Se­att­le için güç­le­ri­ni se­fer­ber et­me­de­ki ba­şa­rı­sız­lı­ğı­nı pra­tik ne­den­ler gös­te­re­rek açık­la­dı –özel­lik­le de Se­att­le ken­ti ile Bay Böl­ge­si’nde­ki en ya­kın yer­le­şim bi­ri­mi ara­sın­da­ki uzak­lık. Çe­şit­li ak­ti­vist ağ­la­rı­nın Ku­zey Ame­ri­ka’nın (ve hat­ta dün­ya­nın) ge­ne­lin­de ser­gi­le­miş ol­duk­la­rı mo­bi­li­zas­yon dü­şü­nü­lür­se, bu ge­rek­çe­nin inan­dı­rı­cı­lık­tan ne ka­dar uzak ol­du­ğu gö­rü­lür.48 Ka­sım 1999’un or­ta­la­rın­da, ISO, Ge­or­gi­a eya­le­ti­nin Fort Ben­ning ken­tin­de Ame­ri­kan Okul­la­rı’na kar­şı dü­zen­le­nen bir pro­tes­to yü­rü­yü­şü­ne sa­de­ce E­ast Cost ve Mid­west’ten 200 üye­si­ni gö­tür­müş­tü. Fort Ben­ning ken­ti, New York’tan 993.8 mil, Şi­ka­go’dan ise 831.2 mil uzak­lık­ta; bun­la­rın her iki­si de, Se­att­le ile San Fran­cis­co ara­sın­da­ki 807.9 mil­den da­ha bü­yük uzak­lık­lar.

Ger­çek şu ki, ISO li­der­li­ği Se­att­le gös­te­ri­le­ri­ni ön­ce­lik­li önem­de gör­me­di. Gös­te­ri­le­re eko­no­mik ko­run­ma­cı­lık yan­lı­sı sen­di­ka li­der­le­ri­nin dam­ga­sı­nı vu­ra­ca­ğı­nı dü­şün­dü­ler, ça­ba­la­rı­nı, ken­di­le­ri­ni güç­lü ve et­kin his­se­de­bi­le­cek­le­ri çok da­ha kü­çük bir gös­te­ri üze­rin­de yo­ğun­laş­tır­dı­lar. Bir ISO üye­si­nin söy­le­di­ği gi­bi:

Se­att­le’da­ki pro­tes­to gös­te­ri­le­ri­nin bel­ke­mi­ği­ni oluş­tu­ran ve bu ola­yı doğ­ru­dan iş­çi sı­nı­fı ile iliş­ki­li kı­lan şey, gös­te­ri­ler­de­ki ör­güt­lü iş­çi­le­rin var­lı­ğı idi ve bu güç, 2000 yı­lı baş­kan­lık se­çim­le­rin­de De­mok­rat Par­ti ada­yı Go­re’a des­tek ver­mek gi­bi bir saç­ma­lık için­dey­di. Di­ğer ta­raf­tan, Ame­ri­kan Okul­la­rı pro­tes­to­su, ISO’nun hem sa­hip ol­du­ğu ör­güt­sel bü­yük­lük hem de ken­di po­li­ti­ka­sı açı­sın­dan ke­sin bir et­ki­ye sa­hip ola­bi­le­ce­ği bir gös­te­riy­di –ve za­ten böy­le de ol­du.

Ay­nı ya­zar, da­ha son­ra, Se­att­le’ın ‘ka­pi­ta­liz­me kar­şı sa­vaş’ın baş­lan­gı­cı­nın işa­re­ti ol­du­ğu ar­gü­ma­nı­na kar­şı sal­dı­rı­ya gi­ri­şi­yor:

Bu ar­gü­man, iş­çi­le­ri Se­att­le için ha­re­ke­te ge­çi­ren ay­nı sen­di­ka­la­rın, gün­de­lik ya­şam için­de bü­yük şir­ket­le­rin da­yat­tık­la­rı se­fil söz­leş­me­le­re kar­şı sa­vaş­ta he­men hiç­bir şey yap­ma­ma­la­rı­nı açık­la­mak­ta ba­şa­rı­sız ka­lı­yor. Eğer sa­vaş ha­li­ha­zır­da baş­la­dı ise, iş­çi sı­nı­fı­nın bi­lin­cin­de ta­yin edi­ci bir de­ği­şi­min işa­re­ti ol­mak üze­re, ne­den çe­lik iş­çi­le­ri­nin ya da ma­ki­ne işi­çi­le­ri­nin da­ha iyi üc­ret­ler için mi­li­tan mü­ca­de­le­le­re gi­riş­tik­le­ri­ne ta­nık ol­mu­yo­ruz? Ne­re­de ta­ban ör­güt­le­ri, ve ne­re­de sen­di­ka­la­rı böy­le mü­ca­de­le­le­re sü­rük­le­ye­cek böy­le bir sa­va­şın di­ğer gö­rü­nüm­le­ri?49

Bu ar­gü­man­lar, gös­te­ri­le­ri ken­di li­der­le­ri­nin po­li­ti­ka­sı­nın göz­lük­le­rin­den ba­ka­rak yar­gı­la­yan, bi­linç dö­nü­şü­mü­nü me­ka­nik bir bi­çim­de eko­no­mik sı­nıf mü­ca­de­le­sin­de­ki dö­nü­şüm­le­re in­dir­ge­yen, de­rin bi­çim­de kök sal­mış sek­ter an­la­yı­şın ka­nıt­la­rı­nı oluş­tu­ru­yor. Bu­nun­la bir­lik­te, Se­att­le fır­sa­tı­nı ka­çır­mak kö­tü bir ha­ta idi, ama mut­la­ka ölüm­cül ağır­lık­ta bir ha­ta da de­ğil. Dev­rim­ci­le­rin nes­nel ko­şul­lar­da­ki de­ği­şi­me uyar­lan­ma­sı, sık sık za­man alır. Bol­şe­vik Par­ti’nin 1905 Dev­ri­mi’ne ol­ma­sı ge­re­ken tep­ki­yi gös­ter­me­de ya­şa­mış ol­du­ğu güç­lük­ler bu­nun bir ör­ne­ği­dir. Le­nin, o de­ne­yim­den ha­re­ket­le, şun­la­rı yaz­mış­tır:

Bir po­li­tik par­ti­nin ken­di ha­ta­la­rı­na kar­şı ta­kın­dı­ğı tu­tum, par­ti­nin sa­mi­mi­ye­ti­nin ve ken­di sı­nı­fı­na ve emek­çi­le­re kar­şı yü­küm­lü­lük­le­ri­ni pra­tik­te na­sıl ye­ri­ne ge­tir­di­ği­nin sı­nan­ma­sı­nın en önem­li ve en emin yo­lu­dur. Bir ha­ta­yı açık­ça ve dü­rüst­çe ka­bul et­mek, bu­nun ola­sı ne­den­le­ri­ni de­ğer­len­dir­mek, o ha­ta­ya ne­den olan ko­şul­la­rı çö­züm­le­mek, o ha­ta­nın tek­rar­lan­ma­sı­nın ko­şul­la­rı­nı or­ta­dan kal­dır­mak: cid­di bir par­ti­nin ka­li­te işa­ret­le­ri iş­te bu­ra­da ara­nır; par­ti­nin ken­di gö­rev­le­ri­ni ye­ri­ne ge­tir­me­si­nin, ken­di sı­nı­fı­nı ve kit­le­le­ri eğit­me­si­nin yo­lu da bu ol­ma­lı­dır. 50

Eğer ISO li­der­li­ği ha­ta­sı­nı ka­bul edip gu­rup için­de ge­liş­miş olan sek­ter an­la­yı­şa kar­şı mü­ca­de­le et­miş ol­say­dı, olay­la­rın ge­li­şi­mi da­ha fark­lı ola­bi­lir­di. Ne ya­zık ki, bu yo­lu seç­me­di­ler. Se­att­le ile bir­lik­te tan­ta­na yı­lı baş­la­dı­ğın­da, gu­rup is­tik­rar­sız zig­zag­lar çiz­me­ye baş­la­dı, ki­mi za­man yü­zü­nü an­ti-ka­pi­ta­list ha­re­ke­te dön­se de, her za­man yi­ne baş­lan­gıç­ta­ki it­kiy­le ge­ri çe­ki­lip sek­ter­lik sı­ğı­na­ğı­na ge­ri dön­dü.

Ame­ri­ka’da anah­tar öne­me sa­hip iki ge­liş­me, ISO li­der­li­ği­nin de­ği­şi­me ayak di­re­ti­şi­nin gös­ter­ge­si ol­du. Bun­lar­dan bi­rin­ci­si, Was­hing­ton’da IMF ve Dün­ya Ban­ka­sı top­lan­tı­la­rı­na kar­şı gi­ri­şi­len A16 pro­tes­to gös­te­ri­siy­di. Mer­kez Ko­mi­te­si, il­kin A16 için ge­niş öl­çek­li bir se­fer­ber­lik için adım­lar at­ma is­te­ğin­de gö­rün­dü. Fa­kat, 2000 yı­lı Ocak ayı so­nu­na doğ­ru, İl­yo­nis eya­le­tin­de­ki in­faz­la­ra iliş­kin bir mo­ra­tor­yum ila­nın­da bu­lu­na­rak, ağır­lık mer­ke­zi­ni Ölüm Ce­za­sı­na Kar­şı Kam­pan­ya’ya ver­di:

ISO, bu ye­ni ha­re­ket kar­şı­sın­da, ulu­sal dü­zey­de ağır­lık mer­ke­zi­ni de­ğiş­tir­me­li, ölüm ce­za­sı ko­nu­sun­da yü­rü­tü­len fa­a­li­ye­ti öne al­ma­lı­dır. Bu­nun an­la­mı, ka­çı­nıl­maz ola­rak, 16 Ni­san’da Was­hing­ton’da­ki IMF-WTO gös­te­ri­si­ne ha­zır­lık fa­a­li­yet­le­ri­nin öl­çe­ği­nin kü­çül­tül­me­si­dir. Fa­kat, bu, söz ko­nu­su gös­te­ri için fa­a­li­yet­le­ri­mi­zi dur­dur­ma­mız an­la­mı­na da gel­mi­yor –bü­yük yer­le­şim bi­rim­le­ri ve üni­ver­si­te kam­püs­le­ri gös­te­ri için oto­büs ayar­la­ma vb. fa­a­li­yet­le­ri­ni sür­dür­me­li­dir­ler; fa­kat, bu, özel­lik­le kıt kay­nak­la­ra sa­hip kü­çük bi­rim­le­rin, ölüm ce­za­sı­na kar­şı kam­pan­ya­yı ön­ce­lik­li ter­cih ola­rak ön­le­ri­ne koy­ma­la­rı an­la­mı­na ge­li­yor.51

Tony Cliff ve be­ni, ISO’nun Mer­kez Ko­mi­te­si’ne gön­der­di­ği­miz ve ISO li­der­li­ği ile SWP li­der­li­ği ara­sın­da­ki gö­rüş ay­rı­lık­la­rı­nı açı­ğa çı­ka­ran bir di­zi mek­tup­tan il­ki­ni ka­le­me al­ma­ya iten ka­rar, ISO li­der­li­ği­nin yu­ka­rı­da­ki bu ka­ra­rı ol­du.52 Bi­zim mü­da­ha­le­miz, ölüm ce­za­sı ko­nu­su­nun ve bu­na kar­şı yü­rü­tü­len kam­pan­ya­nın öne­mi­ni yad­sı­yan her­han­gi bir ima içer­mi­yor­du. Bi­zim kay­gı edin­di­ği­miz şey, ISO li­der­li­ği­nin ABD’de bir an­ti-ka­pi­ta­list azın­lı­ğın or­ta­ya çık­mış ol­ma­sı­nın st­ra­te­jik öne­mi­ni kav­ra­ma­mış ol­ma­sı idi. Bu ha­re­ket ye­ri­ne ön­ce­li­ğin Ölüm Ce­za­sı­na Kar­şı Kam­pan­ya’ya ve­ril­miş ol­ma­sı, bi­ze, ISO’nun kont­rol ede­bi­le­ce­ği te­kil bir kam­pan­ya­yı, bir­bi­rin­den fark­lı güç­ler­den olu­şan, gi­de­rek sis­te­min ken­di­si­ne yö­ne­len,  ken­di po­li­ti­ka­sı­nın ve ör­güt­lü­lü­ğü­nün ge­çer­li­li­ği­ni gös­te­re­bil­mek için ISO’nun ken­di­si­ni dö­nüş­mek zo­run­da ka­la­ca­ğı ge­nel­leş­miş bir ha­re­ke­tin içi­ne gir­me­ye ter­cih et­me­si an­la­mın­da, sek­ter bir ter­cih ola­rak gö­rün­dü. ISO’nun tu­tu­mu, Ame­ri­kan SWP’si­nin sa­vaş kar­şı­tı ha­re­ke­tin ge­liş­ti­ği 1960’lı yıl­lar­da be­nim­se­miş ol­du­ğu tak­tik­le şa­şır­tı­cı ve ür­kü­tü­cü bir ben­zer­lik için­dey­di.

So­nuç­ta, ISO li­der­li­ği üye­le­ri­ni A16 gös­te­ri­si için ha­re­ke­te ge­çir­di –bu­nun ola­sı ne­de­ni, Se­att­le’dan son­ra şim­di ve Was­hing­ton gös­te­ri­si­ni ka­çır­mış ol­duk­la­rı suç­la­ma­sın­dan ka­çı­na­bil­mek dü­şün­ce­siy­di.53 Fa­kat, ye­ni bir an­ti-ka­pi­ta­list azın­lı­ğın doğ­mak­ta ol­du­ğu gö­rü­şü­nü yad­sı­dı­lar; bu­nun ye­ri­ne, gös­te­ri­le­rin ‘re­for­mist’, ya da ‘te­kel-kar­şı­tı’ bir ruh ha­li­ni ifa­de et­ti­ği­ni öne sür­dü­ler. Cliff’in ve be­nim mek­tu­bu­muz­da da di­le ge­tir­miş ol­du­ğu­muz gi­bi, bu tür bir for­mü­las­yon, te­kel­ci kü­re­sel­leş­me kar­şı­tı ha­re­ket­le­rin ‘ge­li­şen bi­linç dü­ze­yin­de­ki akış­kan­lı­ğı­nı ge­rek­ti­ğin­ce kav­ra­ya­maz’; bu ha­re­ket­ler, tu­tar­lı bir dev­rim­ci ba­kış açı­sı sun­maz­lar, ama, sis­te­min şu ya da bu ya­nı­nı iyi­leş­tir­me gi­bi bir he­de­fi aşıp bu­nun öte­si­ne ge­çen bir bi­linç dü­ze­yi­ni yan­sı­tır­lar.54

ISO li­der­li­ği­nin, an­ti-ka­pi­ta­list ola­rak ni­te­le­me­mek­te di­ret­ti­ği ha­re­ke­te iliş­kin ba­kış açı­sı, aşa­ğı­da­ki şu bö­lüm­de açık ifa­de­si­ni ka­za­nır:

Bir­bir­le­riy­le gev­şek bi­çim­de iliş­ki­len­miş bu ye­ni ye­ni fi­liz­le­nen ha­re­ket­ler için­de, ken­di­si­ni an­ti-ka­pi­ta­list ola­rak gö­ren bir bi­rey­ler top­lu­lu­ğu da var. Esas ola­rak genç öğ­ren­ci­ler­den, çok bü­yük öl­çü­de be­yaz­lar­dan ve ge­niş öl­çü­de or­ta sı­nıf­lar­dan olu­şan bu azın­lı­ğın ra­di­kal­leş­me­si, gi­de­rek ak­tif ha­le ge­len, bun­dan çok da­ha ge­niş sos­yal kat­man­lar­dan olu­şan küt­le­de ya­şa­nan ra­di­kal­leş­me ile ay­nı kay­nak­tan doğ­mak­ta­dır. Bü­tün bu sos­yal kat­man­la­rın ra­di­kal­leş­me­si, ABD’de ve dün­ya­da sı­nıf iliş­ki­le­rin­de ya­şa­nan ku­tup­laş­ma­ya yö­ne­lik bir tep­ki­nin ürü­nü­dür. Biz, ken­di­si­ni an­ti-ka­pi­ta­list ola­rak ni­te­len­di­ren bu azın­lık gu­ru­bun or­ta­ya çık­ma­sı­nı, he­ye­can ve­ri­ci bir ge­liş­me ola­rak gö­rü­yo­ruz –fa­kat, bu, bir­den çok ge­liş­me için­de sa­de­ce bir ta­ne­si­dir. An­ti-ka­pi­ta­list­ler, bu ge­li­şen ha­re­ket­le­rin ön­cü gü­cü du­ru­mun­da de­ğil­ler ve bu ha­re­ket­le­rin ta­lep­le­ri ke­sin­lik­le on­la­rın da­va­sı­nın ta­lep­le­ri de­ğil... Bi­zim bu ay­rı­mı ya­pı­yor ol­ma­mız, bu ra­di­kal­leş­me­nin öne­mi­ni ol­du­ğun­dan kü­çük gör­dü­ğü­müz an­la­mı­na gel­mi­yor. Ak­si­ne, sa­hip ol­du­ğu­muz pers­pek­tif, ge­li­şen po­li­tik ruh ha­li­nin açık­ça ta­nım­lan­ma­sı ve çe­şit­li ha­re­ket­ler­le ken­di­mi­zi na­sıl iliş­ki­len­di­re­ce­ği­miz me­se­le­si üze­rin­de odak­la­şı­yor.55

Bu ar­gü­man, bir kez da­ha, ISO li­der­li­ği­nin ken­di­si ile ha­re­ke­ti ay­rı yer­le­re ko­ya­rak bu iki­si­ni bir­bi­rin­den ayırt et­me gü­dü­sü­nü açı­ğa çı­ka­rı­yor –ISO li­der­li­ği­nin an­ti-ka­pi­ta­list ak­ti­vist­le­ri be­yaz, or­ta sı­nıf öğ­ren­ci­ler ola­rak hi­çe say­ma­sı, Gerry He­aly ve Pi­er­re Lam­bert ta­raf­ta­rı or­to­doks Troç­kist­le­rin ‘kü­çük bur­ju­va’ ka­rak­te­ri yü­zün­den öğ­ren­ci ha­re­ke­ti­ne ve sa­vaş kar­şı­tı ha­re­ke­te ka­tıl­ma­yı red­det­miş ol­ma­la­rı gi­bi, 1960’lı yıl­la­rın en sek­ter sap­ma­la­rın­dan ba­zı­la­rı­nı ak­la ge­ti­ri­yor. ISO’nun be­nim­se­miş ol­du­ğu ta­vır, ABD’de ge­li­şen ra­di­kal­leş­me­nin yan­lış bir de­ğer­len­dir­me­si­ne da­ya­nı­yor­du. Mek­tu­bu­muz­da yaz­dı­ğı­mız gi­bi,

ISO li­der­li­ği, an­ti-ka­pi­ta­list ha­re­ke­ti, di­ğer bir di­zi ha­re­ket­ten bi­ri ola­rak gö­rü­yor ve bu­nun özel bir öne­me sa­hip ol­ma­dı­ğı­nı dü­şü­nü­yor. Yol­daş­lar, ge­nel­leş­me­ye baş­la­mış olan, sis­te­min öz­gül gö­rü­nüm­le­rin­den bi­rin­den çok sis­te­min ken­di­si­ni he­def alan bir azın­lık ha­re­ke­ti­nin do­ğu­şu­nun st­ra­te­jik öne­mi­ni gör­mü­yor­lar. Yol­daş­lar, ken­di­le­ri­ni bu azın­lık­la sis­te­ma­tik ola­rak iliş­ki­len­dir­mek su­re­tiy­le ni­te­lik­sel bir sıç­ra­ma­yı ger­çek­leş­ti­re­bi­lir­ler –ken­di­le­ri­ne bu ola­na­ğı ta­nı­yan çok­luk­ta ye­ni üye ka­za­na­rak ken­di­le­ri­ni Ame­ri­kan so­lu üze­rin­de ha­kim eği­lim ola­rak in­şa ede­bi­lir­ler.56

ISO ile Ulus­la­ra­ra­sı Sos­ya­list Akım’ın ge­ri ka­la­nı ara­sın­da 2000 yı­lı için­de ya­şa­nan tar­tış­ma­da, Ame­ri­kan ör­gü­tü­nün li­der­li­ği, Cliff’in, 1990’la­rın Av­ru­pa­sı’ndan ha­re­ket­le söy­le­di­ği, ge­nel gö­rü­nü­mün 1930’lar­da­ki fil­min ağır çe­kim­de bir tek­ra­rı çı­kar­sa­ma­sı­nın ima et­ti­ği çö­züm­le­me­yi de bir tar­tış­ma ko­nu­su ha­li­ne ge­tir­di. İlk ola­rak 1990’la­rın baş­la­rın­da ge­liş­ti­ril­miş olan bu çö­züm­le­me, 1930’la­rın bü­yük sos­yal çal­kan­tı­la­rı­nı ya­rat­mış olan ay­nı güç­le­rin bu­gün de var ol­du­ğu­na işa­ret et­me­yi amaç­lı­yor­du: eko­no­mik ve po­li­tik is­tik­rar­sız­lık, sı­nıf­sal ku­tup­laş­ma, hem so­la hem de ra­di­kal sa­ğa doğ­ru kes­kin kay­ma­la­rın ya­şa­na­bi­le­ce­ği ola­sı­lı­ğı. Bu­nun­la bir­lik­te, biz, 1930’lar­la 1990’lar ara­sın­da­ki fark­la­rın al­tı­nı çiz­me ko­nu­sun­da ol­duk­ça dik­kat­liy­dik –özel­lik­le, 1990’la­rın eko­no­mik kri­zi­nin (en azın­dan ile­ri ka­pi­ta­list ül­ke­ler­de) 1930’la­rın Bü­yük Bu­na­lı­mı’ndan çok da­ha ge­ri öl­çek­te bir şid­det­te ya­şa­nı­yor ol­du­ğu, bur­ju­va de­mok­ra­si­si­nin iki dün­ya sa­va­şı ara­sın­da ka­lan dö­nem­de ol­du­ğun­dan çok da­ha is­tik­rar­lı bir bi­çim­de yer­leş­miş ol­du­ğu ko­nu­sun­da­ki vur­gu­lar.57

ISO li­der­li­ği, çö­züm­le­me­mi­zin bu bo­yut­la­rı­nı bir ke­na­ra ite­rek, onu, eko­no­mik yı­kım ke­ha­ne­ti ola­rak ka­ri­ka­tü­ri­ze et­ti. Bu çar­pıt­ma, (Ulus­la­ra­ra­sı Sos­ya­list Akım’ın 8 Ma­yıs 2000 ta­rih­li bir top­lan­tı­sın­da ISO’yu tem­sil eden ko­nuş­ma­cı) Jo­el Ge­i­er’ın, bi­zi, dün­ya­nın ‘ka­pi­ta­liz­min on­yıl­lar­dır ya­şa­dı­ğı en bü­yük çö­küş’ ile kar­şı kar­şı­ya bu­lun­du­ğu­na inan­dı­ğı­mı­za iliş­kin suç­la­ma­sıy­la en aşı­rı bo­yu­tu­na ulaş­tı. Bu tür saç­ma­lık­lar, ISO li­der­li­ği­nin tu­tar­lı bir al­ter­na­tif çö­züm­le­me­den yok­sun ol­du­ğu ger­çe­ği­nin göz­ler­den sak­lı kal­ma­sı­nı sağ­lı­yor­du. ISO li­der­li­ği, 1990’lar­da Ame­ri­kan eko­no­mi­si­nin ya­şa­dı­ğı ge­niş­le­me­yi “1930’la­rın ağır çe­kim­de tek­ra­rı” çö­züm­le­me­si­ni yan­lış­la­yan be­lir­le­yi­ci bir ör­nek ol­du­ğu­na işa­ret edi­yor­du; fa­kat, söz ko­nu­su eko­no­mik ge­niş­le­me­nin kı­rıl­gan ve çe­liş­ki­li bir ka­rek­te­re sa­hip ol­du­ğu gu­ru­bun ken­di ya­zı­la­rın­da da vur­gu­la­nı­yor­du, do­la­yı­sıy­la, ISO’nun tam ola­rak ne­yi söy­le­di­ği­ni an­la­mak güç­tü. ISO li­der­li­ği şu­nu id­di­a edi­yor­du: “İn­gi­liz SWP Mer­kez Ko­mi­te­si’nin 1930’la­ra pa­ra­lel bir kon­jonk­tür için­de bu­lu­nul­du­ğu te­zin­de ıs­rar et­me­si, SWP’yi, san­ki eko­no­mik kriz her an sı­nıf mü­ca­de­le­sin­de ani bir pat­la­ma­ya yol aça­cak­mış gi­bi bir yö­ne­lim içi­ne sok­tu.” 58 Fa­kat, Ame­ri­kan eko­no­mi­si­nin ge­niş­le­me­si­nin son bul­du­ğu­nun ilk ger­çek işa­ret­le­ri 2000 yı­lı­nın son­la­rı­na doğ­ru gel­me­ye baş­la­dı­ğın­da, ISO li­der­li­ği bir­den ağız de­ğiş­tir­di, çok geç­me­den ge­ce­kon­du­laş­ma­nın, se­fa­le­tin di­ğer bi­çim­le­ri­nin or­ta­ya çı­ka­ca­ğı ön­gü­rü­süy­le ta­mam­la­nan bir ‘yı­kım ka­pı­da’ pers­pek­ti­fi­ne kay­dı.59

Bu gö­rüş ay­rı­lık­la­rın­da ki­min hak­lı ol­du­ğu­nun sı­nan­dı­ğı ikin­ci önem­li ge­liş­me, Na­der’ın baş­kan­lık kam­pan­ya­sı ol­du. ISO li­der­li­ği, baş­lan­gıç­ta­ki ka­rar­sız­lık ve du­rak­sa­ma­dan son­ra, kes­kin bir U dö­nü­şü ile kam­pan­ya­nın in­şa­sı­na yö­nel­di. ISO’nun ön­de ge­len üye­le­rin­den Ge­i­er, an­ti-ka­pi­ta­list ha­re­ke­tin son de­re­ce olum­lu bir de­ğer­len­dir­me­si­ni sun­du­ğu bir ya­zı­sın­da, ‘ye­ni so­lun do­ğu­şu ve çok ulus­lu şir­ket­le­re kar­şı bir­den pat­lak ve­ren se­çim kam­pan­ya­sı’nı se­vinç­le kar­şı­lı­yor­du.60 Bel­ki de, Cum­hu­ri­yet­çi Par­ti ile De­mok­rat Par­ti’nin Tem­muz ve Ağus­tos 2000’de ya­pı­lan par­ti ku­rul­tay­la­rı­na kar­şı dü­zen­le­nen bü­yük pro­tes­to gös­te­ri­le­ri­ne ISO’nun da ka­tıl­mış ol­ma­sı, Na­der’ın ge­li­şen mu­ha­le­fet ha­re­ket­le­ri­ne na­sıl bir po­li­tik ze­min ha­zır­la­dı­ğı­nı ISO li­der­li­ği­nin de sez­me­si­ni sağ­la­dı. Na­der’ın se­çim kam­pan­ya­sı, ay­rı­ca, Ame­ri­kan so­lun­da, De­mok­rat Par­ti’nin, özel­lik­le Clin­ton-Go­re li­der­li­ğin­de, ha­la Cum­hu­ri­yet­çi Par­ti’den ‘da­ha az kö­tü’ olup ol­ma­dı­ğı tar­tış­ma­sı­na da sağ­lık­lı bir bo­yut ka­zan­dır­mış ol­du. Na­der’ın, son­ba­ha­ra doğ­ru Ame­ri­ka’nın bir ucun­dan di­ğe­ri­ne pek çok yer­de ger­çek­leş­tir­di­ği kit­le­sel gös­te­ri­le­rin bü­yük­lü­ğü ve coş­ku­sal­lı­ğı, onun bu kam­pan­ya­ya gi­riş­mek­te ne ka­dar ye­rin­de bir ka­rar ver­miş ol­du­ğu­nu doğ­ru­la­dı.

Ne var ki, ISO, bir adım ile­ri, iki adım ge­ri at­ma­yı sür­dür­dü. Bir ör­güt ola­rak ken­di­ni di­ğer­le­rin­den fark­lı bir ye­re yer­leş­tir­me gü­dü­sü, ISO’nun ken­di­si­ni Na­der’ın se­çim kam­pan­ya­sı­nın par­ça­sı ha­li­ne ge­tir­me doğ­rul­tu­sun­da­ki baş­lan­gıç­ta­ki ilk tu­tu­mu üze­ri­ne ga­le­be çal­dı. ISO Mer­kez Ko­mi­te­si şu­nu ilan et­ti: “Se­çim ko­mi­te­le­rin­de ra­di­kal­le­şen ve ay­rı­ca pek çok me­se­le­de Na­der’ı eleş­ti­ren in­san­la­ra uzun dö­nem­li po­li­tik bir al­ter­na­tif sun­ma­ya baş­la­mak du­ru­mun­da­yız.” Her ISO ye­rel ör­gü­tü­ne, 7 Ka­sım se­çim gü­nün­den ön­ce, ya­ni kam­pan­ya fa­a­li­yet­le­ri­nin do­ru­ğa eriş­ti­ği bir dö­nem­de, ISO’nun ‘Na­der kam­pan­ya­sın­da ve di­ğer ak­ti­vi­te­le­rin­de ör­gü­tün et­ra­fın­da yer alan iliş­ki­ler’ açı­sın­dan ‘Karl Marks’ın Dev­rim­ci Fi­kir­le­ri’ üze­ri­ne hal­ka açık bi­rim top­lan­tı­la­rı dü­zen­le­me yö­ner­ge­si ve­ril­di.61 ISO’nun New York ken­tin­den iki üye, bu ta­vır­da iç­kin sek­ter­ci­li­ğe işa­ret et­mek­te ge­cik­me­di: “Na­der’ı eleş­ti­ren in­san­lar ya if­lah ol­maz sek­ter­ler, ya da Go­re yan­daş­la­rı­dır!” 62 “Her­kes, se­çim ko­mi­te­le­rin­de bu tür in­san­la­rın ger­çek­ten var olup ol­ma­dık­la­rı­nı, ne­den Na­der’e sem­pa­ti ve coş­kuy­la yak­la­şan ve ka­pi­ta­list şir­ket­le­re kar­şı mü­ca­de­le­yi se­çim­le­rin dar sı­nır­la­rı­nın dı­şı­na ta­şı­mak is­te­yen in­san­la­rın tü­mü­nü de­ğil de sa­de­ce bun­la­rı he­def al­ma­mız ge­rek­ti­ği­ni sor­gu­la­mak zo­run­da­dır.” 63

ISO’nun yak­la­şı­mı, üye­le­ri­nin bir­bir­le­ri­ne or­tak fa­a­li­yet ile bağ­lan­dık­la­rı bu ge­li­şen ve gi­de­rek ra­di­kal­le­şen ha­re­ke­tin di­na­mi­ği­ni kav­ra­mak­tan uzak­tı. Dev­rim­ci­ler, il­kin ve her şey­den ön­ce, or­tak fa­a­li­ye­te ken­di ener­jik ça­ba­la­rıy­la ka­tı­la­rak ve ken­di et­kin­lik­le­ri va­sı­ta­sıy­la böy­le bir ha­re­ket için­de ken­di­le­ri­ne yer açar­lar. Po­li­tik tar­tış­ma önem­li­dir kuş­ku­suz, fa­kat, böy­le bir tar­tış­ma, bü­yük ola­sı­lık­la, bir bü­tün ola­rak ha­re­ke­tin ken­di fa­a­li­ye­tin­den or­ta­ya çı­ka­cak­tır –dev­rim­ci­le­rin ya­pay bir şe­kil­de dı­şa­rı­dan sun­duk­la­rı so­yut ko­nu­lar­dan de­ğil. ISO, bun­dan fark­lı dav­ra­na­rak, Na­der kam­pan­ya­sı­nı, ISO’nun dı­şa­rı­dan ge­lip iş­gal ede­ce­ği, kam­pan­ya­nın ak­ti­vist­le­ri­ni ken­di ör­güt­sel ak­ti­vi­te­le­ri­ne ve tar­tış­ma­la­rı­na çe­ke­ce­ği bir şey ola­rak gör­dü. Bu, San Fran­cis­co Kör­fez Böl­ge­si’nin aşa­ğı­da­ki ra­po­run­da açık­tır:

ISO bül­ten­le­ri­nin ör­gü­te ye­ni in­san ka­za­nıl­ma­sı ko­nu­sun­da söy­le­dik­le­ri­ni cid­di­ye ala­rak, bi­zi, Na­dar ta­raf­tar­la­rı­nın en ge­niş kit­le­siy­le po­li­tik tar­tış­ma­ya uyu­gun bir or­tam­da iliş­ki içi­ne so­ka­cak bir ça­lış­ma­ya gi­riş­tik... Kam­pan­ya ça­lış­ma­sı­nın ola­ğan gün­de­lik fa­a­li­yet­le­ri çer­çe­ve­sin­de bi­le, sos­ya­list fi­kir­le­rin tar­tı­şıl­ma­sı için uy­gun bir ik­li­min ya­ra­tıl­ma­sı­nı ba­şar­dık.

Kam­pan­ya­nın do­ru­ğu­na eriş­ti­ği gün­ler­de, bu­nu yap­mak gi­de­rek da­ha da güç­leş­ti. Muz­zam bir ba­şa­rıy­la ger­çek­le­şen Su­per Rally mi­tin­gi, çok da­ha faz­la sa­yı­da in­sa­nı kam­pan­ya­nın içi­ne çek­ti. Bu bir yan­dan da­ha çok sa­yı­da in­san­la ko­nuş­mak, da­ha çok iş yap­mak, ama, di­ğer yan­dan, da­ha çok sa­yı­da in­sa­nın ‘ken­di­ni kam­pan­ya­nın ha­va­sı­na kap­tır­ma­sı’ an­la­mı­na ge­li­yor­du. Kam­pan­ya­ya ‘pa­ra, yı­ğın­lar ta­ra­fın­dan gö­rü­nür­lük ya da oy’ ge­tir­me­yen her tür­den fa­a­li­yet eleş­ti­ri­li­yor­du. Se­çim bü­ro­sun­da­ki tar­tış­ma­lar fi­i­len sü­rü­dü­rü­le­mez ha­le gel­di; in­san­lar ya te­le­fon­la­rın ba­şı­na ge­çi­yor­lar­dı, ya da pro­pa­gan­da için cad­de­le­re gi­di­yor­lar­dı. Bu du­rum, se­çim bü­ro­su et­ra­fın­da ör­güt­len­me­mi­zi bir sü­re için da­ha da güç­leş­tir­di. Fa­kat, Su­per Rally mi­tin­gin­de var­lı­ğı­mız hay­li his­se­di­lir du­rum­da ol­du­ğu için ve kam­pan­ya sü­re­sin­ce is­tik­rar­lı bir fa­a­li­yet yü­rüt­tü­ğü­müz için, yol­daş­la­rı­mız kam­pan­ya ile öy­le­si­ne öz­deş­leş­miş­ler­di ki, bi­zi bir ke­na­ra it­me­le­ri müm­kün ol­ma­dı...

Bü­tün bu koş­tur­ma­ca­nın or­ta­sın­da, Na­der se­çim bü­ro­sun­dan 4 ak­ti­vis­ti, bü­ro­dan bir­kaç blok öte­de dü­zen­le­di­ği­miz “Karl Marks’ın De­virm­ci Fi­kir­le­ri” top­lan­tı­sı­na gö­tür­me­yi ba­şar­dık. Kam­pan­ya fa­a­li­yet­le­ri­ne doğ­ru­dan ka­tıl­ma­mış yol­daş­la­rın yo­ğun ça­lış­ma­sı, top­lan­tı­nın iyi bir şe­kil­de dü­zen­len­me­si­ni ve ha­tı­rı sa­yı­lır bir in­san top­lu­lu­ğu ta­ra­fın­dan iz­len­me­si­ni ola­nak­lı kıl­dı. Top­lan­tı­ya ka­tı­lan in­san­lar, ken­di­le­ri­ni ‘san­ki bir ders­te imiş gi­bi’ his­set­mek söy­le dur­sun, ko­nuş­ma­lar­la son de­re­ce il­gi­li­ler­di. Öy­le ki, ba­yan bir ka­tı­lım­cı, ko­nuş­ma de­vam eder­ken otur­du­gu yer­de üye­le­ri­miz­den bi­ri­ne doğ­ru eği­le­rek, gu­ru­ba üye ol­mak için ne yap­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni sor­du. Ka­tı­lım­cı­la­rın pek ço­ğu, bir son­ra­ki top­lan­tı­mı­za da gel­mek is­te­dik­le­ri­ni söy­le­di­ler. Bü­tün bun­lar se­çim­den dört gün ön­ce, ya­ni, ‘pa­ra, yı­ğın­lar ta­ra­fın­dan gö­rü­nür­lük ya da oy’ ge­tir­me­yen her tür­den fa­a­li­ye­ti eleş­tir­me eği­li­mi­nin do­ruk nok­ta­sı­na ulaş­tı­ğı gün­ler­de ya­şan­dı.64

Bu ra­por, iyi ni­yet­le ger­çek­leş­ti­ril­miş bir fa­a­li­ye­te işa­ret edi­yor; an­cak, bu iyi ni­yet, onun son de­re­ce sa­kat bir an­la­yış çer­çe­ve­sin­de ya­şa­ma ge­çi­ril­miş bir ça­lış­ma ol­du­ğu ger­çe­ği­ni de­ğiş­tir­mi­yor. 1980’li yıl­lar­da, hat­ta 1990’la­rın baş­la­rın­da, Marks’ın fi­kir­le­ri­nin an­la­tıl­dı­ğı bir top­lan­tı­ya dört in­sa­nın ge­ti­ril­me­si, ha­yat­ta kal­ma­ya ça­lı­şan kü­çük bir dev­rim­ci gu­rup için ger­çek bir ba­şa­rı­ya kar­şı­lık dü­şer­di. An­cak, Na­der kam­pan­ya­sı­nın in­şa­sı sü­re­cin­de (özel­lik­le de kam­pan­ya­nın do­ru­ğu­na ulaş­tı­ğı gün­ler­de) ön­ce­li­ğin ISO’ya ye­ni üye ka­zan­ma­ya ve­ril­miş ol­ma­sı, dev­rim­ci Mark­sist­le­rin yap­tık­la­rın­dan ya da söy­le­dik­le­rin­den ba­ğım­sız ola­rak ken­di içi di­na­mi­ği ile ra­di­kal­leş­mek­te olan bir ha­re­ket kar­şı­sın­da be­nim­sen­miş sek­ter bir tav­rın ifa­de­si­dir. Bu ne­den­le, baş­kan­lık se­çim­le­ri bi­ter bit­mez ISO’nun Na­der se­çim ko­mi­te­le­ri­ni he­men bir ya­na ata­rak dik­ka­ti­ni Ge­or­ge W. Bush’un hi­le­li se­çim za­fe­ri­ni pro­tes­to eden li­be­ral de­mok­rat­la­ra yö­nelt­miş ol­ma­sı şa­şır­tı­cı de­ğil­dir. ISO’nun New York ken­tin­de­ki bir üye­si­nin (ken­di böl­ge so­rum­lu­su yol­da­şı­nın olum­la­ya­rak ak­tar­dı­ğı) aşa­ğı­da­ki ifa­de­le­ri­nin de or­ta­ya koy­du­ğu gi­bi, ISO’nun tak­ti­ğin­de­ki bu doğ­rul­tu de­ği­şik­li­ği, Na­der yan­daş­la­rı­nın or­ta-sı­nıf in­san­lar ol­duk­la­rı sa­vıy­la meş­ru­laş­tı­rıl­mak­ta­dır:

Na­der’a oy ve­ren in­san­lar, Go­re için oy kul­lan­mış olan bin­ler­ce Re­de­em the Dre­am ak­ti­vis­tin­den, mi­li­tan iş­ye­ri tem­sil­ci­le­rin­den, ta­ban ör­güt­le­rin­de fa­a­li­yet yü­rü­ten mi­li­tan­lar­dan da­ha dev­rim­ci ve da­ha iş­çi sı­nı­fı­na ya­kın in­san­lar mı ger­çek­ten? Na­der kam­pan­ya­sı, bü­tün dik­ka­ti­mi­zi ve ener­ji­mi­zi üze­rin­de yo­ğun­laş­tır­ma­mız ge­re­ken ol­gun­laş­mış bir Sos­yal De­mok­rat par­tiy­miş gi­bi gös­te­ri­li­yor. Oy­sa ki, Na­der kam­pan­ya­sı, kit­le­sel re­for­mist par­ti­le­rin için­de çok­tan be­ri kök sal­mış ol­duk­la­rı iş­çi sı­nı­fı içi­ne nü­fuz et­me­ye da­ha ye­ni ye­ni baş­lı­yor. Bi­zim pers­pek­ti­fi­mi­ze gö­re, Go­re’a oy ve­ren­ler ara­sın­da, en az az Na­der kam­pan­ya­sı­na ka­tı­lan­lar ka­dar ile­ri­ci olan mil­yon­lar­ca si­yah ve emek­çi var ve biz, tam da sa­hip ol­du­ğu­muz bu pers­pek­tif do­la­yı­sıy­la, bu ha­li­ha­zır­da mev­cut iş­çi sınıfı kök­le­ri­ne da­ha ya­kın bir nok­ta­da bu­lu­nu­yo­ruz. Na­der ta­raf­tar­la­rı­nın bi­ze da­ha ya­kın ol­duk­la­rı dü­şün­ce­si, sa­de­ce bi­zi top­lu­mun ezi­ci ço­ğun­lu­ğun­dan ko­par­mak­la kal­mı­yor, fa­kat ay­rı­ca, Na­der kam­pan­ya­sı için­de, bu ha­re­ke­ti iş­çi sı­nı­fı içi­ne doğ­ru na­sıl ge­niş­le­ti­le­ce­ği gi­bi son de­re­ce önem­li bir so­run kar­şı­sın­da bi­zi si­lah­sız bı­ra­kı­yor.65

Yu­ka­rı­da­ki me­tin, ISO üye­le­ri­nin ko­şul­lan­dı­rıl­mış ol­duk­la­rı sek­ter man­tı­ğın ne ol­du­ğu­na işa­ret eden iyi bir ör­nek. Söz ko­nu­su man­tık şu: An­ti-ka­pi­ta­list azın­lı­ğı oluş­tu­ran­lar dev­rim­ci sos­ya­list­ler ol­ma­dık­la­rı­na gö­re, bun­lar an­cak re­for­mist ola­bi­lir­ler, ve, do­la­yı­sıy­la bun­lar (ISO ta­ra­fın­dan Na­der kam­pan­ya­sı­na çe­ki­len bir­kaç iş­çi dı­şın­da) or­ta-sı­nıf in­san­lar ol­duk­la­rı­na gö­re, po­li­tik açı­dan, Go­re’a oy ve­ren si­yah re­for­mist­ler­le emek­çi re­for­mist­ler ka­dar il­ginç ve önem­sen­me­ye de­ğer de­ğil­ler­dir. Bu ba­kış açı­sı, sı­nıf­sal kö­ken­le­ri her ne olur­sa ol­sun, gi­de­rek sis­te­min bü­tü­nü­ne yö­ne­len bir azın­lık ha­re­ke­ti­nin or­ta­ya çık­ma­sı­nın ya­rat­tı­ğı ye­ni ve fark­lı du­ru­mun de­ğer­len­di­ril­me­si ge­rek­ti­ği­ni ta­ma­men gö­zar­dı edi­yor. ISO, gi­de­rek ar­tan bir şe­kil­de, dün­ya­yı ken­di sek­ter ba­kış açı­sın­dan gö­rü­yor. ISO’nun Ulu­sa­lal Ör­güt­len­me pro­fes­yo­ne­li Sha­ron Smith, ör­gü­tün Ara­lık 2000 Kong­re­si’nde yap­tı­ğı ko­nuş­ma­da, ISO’nun sis­te­ma­tik ola­rak bu an­ti-ka­pi­ta­list azın­lık üze­rin­de yo­ğun­laş­mak su­re­tiy­le di­ğer sol ör­güt­le­rin üze­rin­den at­la­ya­rak en öne ge­çe­bi­le­ce­ği fik­ri­ne sal­dı­rı­yor, de­ği­şen nes­nel ko­şul­lar ne olur­sa ol­sun, sı­nıf ha­re­ke­ti­nin ge­ri­le­me için­de bu­lun­du­ğu dö­nem­de bi­çim­len­miş par­ti in­şa­sı yön­tem­le­ri­nin ge­çer­li­li­ği­ni ko­ru­du­ğu­nu ile­ri sü­rü­yor­du: “Ör­gü­tün branş­la­rı, ör­gü­tün bü­yük­lü­ğü­nün ne ol­du­ğu­nun öl­çü­sü­dür ve öl­çü her za­man bu ola­cak­tır.” 66

Smith, bu­ra­da, tam da Troç­ki’nin uyar­dı­ğı yan­lı­şa dü­şü­yor –ya­ni, öz­gül bir par­ti in­şa yön­te­mi­ni bir il­ke so­ru­nu ha­li­ne ge­tir­me yan­lı­şı. İn­gi­liz SWP’si ve (ISO da da­hil ol­mak üze­re) onun di­ğer ül­ke­ler­de­ki kar­deş ör­güt­le­ri, esas ola­rak ge­nel po­li­tik tar­tış­ma­lar yü­rüt­mek üze­re haf­ta­lık ola­rak top­la­nan branş ör­güt­le­rin­den olu­şan ru­tin bir fa­a­li­yet te­me­lin­de, 1980’li yıl­lar­da ge­liş­ti­ler. Bu, sı­nıf mü­ca­de­le­si dü­ze­yi­nin dü­şük ol­du­ğu bir du­ru­ma uy­gun dü­şü­yor­du ve son der­ce olum­suz ko­şul­lar­da bir ör­güt ola­rak ayak­ta ka­la­bil­mek için tek tek üye­le­rin Mark­sist ge­le­ne­ği ola­bi­li­di­ğin­ce iyi kav­ra­ma­la­rı­nı esas alan bir yön­tem ka­çı­nıl­maz­dı. Ne var ki, bu ya­pı, 1990’lı yıl­lar­da, ya­ni, ge­nel ola­rak sı­nıf mü­ca­de­le­si­nin dü­ze­yin­de ağır da ol­sa bir can­lan­ma­nın ya­şan­dı­ğı, po­li­tik ra­di­kal­leş­me­nin, kü­çük ak­ti­vist branş­la­rın emek­çi top­lu­luk­la­rı için­de ken­di­le­ri­ne yer edi­ne­bil­mek için uğ­raş ver­me­le­ri­ni ge­rek­tir­di­ği yıl­lar­da, par­ti in­şa sü­re­ci­nin önün­de gi­de­rek bir en­gel ha­li­ne gel­me­ye baş­la­dı. ISO’nun, ör­ne­ğin İn­gil­te­re ve Yu­na­nis­tan’da­ki ör­güt­le­rin ya­şa­ma ge­çir­miş ol­duk­la­rı bu yö­ne­lim de­ği­şik­li­ği­ni ba­şa­ra­ma­mış ol­ma­sı, ISO’nun gi­de­rek da­ha sek­ter bir yö­rün­ge­ye otur­muş ol­ma­sı­na açık­lık ge­ti­re­bi­lir. Ger­çek­ten, ISO’da, sek­ter bir ör­güt­sel ya­pı, gi­de­rek ken­di­si­ni Mark­sist po­li­tik bi­linç üze­ri­ne da­yat­ma­ya baş­la­mış­tı.

ISO’nun Ara­lık 2000’de­ki kong­re­si, gu­ru­bun sek­ter­leş­me sü­re­cin­de ni­te­lik­sel bir aşa­ma­ya ulaş­mış ol­du­ğu­na işa­ret edi­yor­du. ISO için­de, Ulus­la­ra­ra­sı Sos­ya­list Akım’ın tü­mü ta­ra­fın­dan be­nim­se­nen ye­ni bir an­ti-ka­pi­ta­list ruh ha­li­nin ge­liş­mek­te ol­du­ğu çö­züm­le­me­si­ni be­nim­se­miş olan bir azın­lık, if­ti­ra, göz­da­ğı ver­me, yı­dır­ma gi­bi ör­güt içi de­mok­ra­si­ye ay­kı­rı dü­şen bir tu­tu­ma ma­ruz kal­mış­tı. Ara­lık’ta­ki kong­re­den son­ra, ISO Mer­kez Ko­mi­te­si, ör­güt için­de­ki bu azın­lı­ğı di­sip­lin al­tı­na sok­mak üze­re ha­re­ke­te geç­ti ve Ocak 2001’de bu azın­lı­ğın al­tı üye­si­ni ör­güt­ten at­tı. Bu, ISO li­der­li­ği­nin sü­rek­li ola­rak ken­di­siy­le İn­gi­liz SWP’si ara­sın­da ‘il­ke­sel bir gö­rüş ay­rı­lı­ğı ol­ma­dı­ğı­nı’ ile­ri sür­dü­ğü, ken­di­si ile Akım’ın ge­ri ka­la­nı ara­sın­da­ki fi­kir ay­rı­lık­la­rı­nın ‘ikin­cil önem­de’ ol­du­ğu­nu id­di­a et­ti­ği dü­şü­nü­lür­se67, ola­ğan­dı­şı bir adım­dı. Oy­sa, ISO için­de po­li­tik tar­tış­ma­nın zor yo­luy­la bas­tı­rıl­ma­sı­nın bel­li bir sek­ter man­tı­ğı var­dı. ISO li­der­li­ği, dış dün­ya­da ya­şa­nan de­ği­şi­mi gör­mez­lik­ten gel­me­ye ka­rar var­miş­ti: Gu­rup için­de li­der­li­ğin yak­la­şı­mı­nın yan­lış­lı­ğı­na işa­ret eden ses­le­ri sus­tur­mak ge­re­ki­yor­du.

Ay­nı sek­ter man­tık, ISO’yu Ulus­la­ra­ra­sı Sos­ya­list Akım’ın ge­ri ka­la­nı ile de ça­tış­ma içi­ne sü­rük­le­di. Şu­bat 2001’de, Yu­nan Sos­ya­list İş­çi Par­ti­si (SEK)’nden kü­çük bir gu­rup ay­rıl­dı. Bu ör­güt­sel bö­lün­me, SEK için­de­ki tu­tu­cu bir azın­lı­ğın, par­ti­nin Prag gös­te­ri­le­ri­ne iş­çi sen­di­ka­la­rı­nın da des­te­ği­ni ala­rak bü­yük bir kit­le ile ka­tıl­ma­sı­na kar­şı yü­rüt­tü­ğü mu­ha­lif ta­vır­dan doğ­du. ISO li­der­li­ği, Prag gös­te­ri­le­ri­ne iliş­kin ge­nel­de olum­suz bir de­ğer­len­dir­me­de bu­lu­nur­ken, SEK’ten, ‘iyi ör­güt­len­miş, özel­lik­le et­ki­le­yi­ci bir gu­rup’ ola­rak söz edi­yor­du.68 Ne var ki, hi­zip li­der­le­ri, Prag’da ilk ola­rak ISO’dan Ah­med Shaw­ki ile ile iliş­ki kur­duk­la­rı­nı ve Shaw­ki’nin bel­ge­le­ri­nin ha­zır­lı­ğı sü­re­cin­de ken­di­le­ri­ne yar­dım­cı ol­du­ğu­nu söy­le­di­ler. Bun­lar, SEK Mer­kez Ko­mi­te­si’ne bir ül­ti­ma­tom ve­re­rek, ye­ni bir an­ti-ka­pi­ta­list ruh ha­li­nin ge­liş­mek­te ol­du­ğu çö­züm­le­me­si­ni be­nim­se­me­dik­le­ri­ni bil­dir­di­ler ve par­ti­nin li­der­li­ğin­de ken­di hi­zip­le­ri­ne tem­sil hak­kı ve­ril­me­si­ni is­te­di­ler –ak­si tak­tir­de par­ti di­sip­li­ni­ne ri­a­yet et­me­ye­cek­ler­di. SEK için­de­ki bu gu­ru­bun par­ti kon­fe­ran­sı ön­ce­sin­de­ki tar­tış­ma­lar sı­ra­sın­da ta­kın­dı­ğı bu en­gel­le­yi­ci ta­vır ge­ri tep­ti; mev­cut po­li­tik me­se­le­le­ri tar­tış­ma­yı red­de­den bu hi­zip, SEK kon­fe­ran­sın­dan iki haf­ta ön­ce gu­rup ola­rak par­ti­den ay­rıl­dı.

ISO’nun bu bö­lün­me­de oy­na­dı­ğı rol, 3 Mart 2001’de, Shaw­ki’nin SEK’ten ay­rı­lan hi­zi­bin “In­ter­na­ti­o­nal Wor­kers Left” (Ulus­larara­sı İş­çi So­lu) adı al­tın­da oluş­tur­du­ğu ye­ni gu­ru­bun ku­ru­cu kon­fe­ran­sı­nın hal­ka açık bir otu­ru­mun­da yap­tı­ğı ko­nuş­may­la açı­ğa çık­tı. SEK li­der­li­ği ve SWP, bu­na, ISO ile bağ­la­rı­nı ke­se­rek ve Akım’ın di­ğer ül­ke­ler­de­ki ör­güt­le­ri­ne ay­nı tav­rı gös­ter­me­le­ri çağ­rı­sın­da bu­lu­na­rak tep­ki gös­ter­di­ler. ISO’nun –ken­di­si­ni ge­li­şen top­lum­sal ha­re­ket­ten ko­pa­ran- bu sek­ter­li­ği, şim­di, ISO’yu, bir za­man­lar par­ça­sı ol­mak­tan övünç duy­duk­la­rı Ulus­la­ra­ra­sı Sos­ya­list Akı­mı iç­ten yık­ma­nın yol­la­rı­nı ara­mak gi­bi ta­lih­siz bir nok­ta­ya ka­dar ge­tir­miş­ti.

So­nuç

 

So­nuç

ISO’nun sek­ter­le­şip yoz­laş­ma­sı hiç kuş­ku­suz bir tra­je­di­dir. Troç­ki, bu teh­li­ke­ye şu söz­ler­le dik­ka­ti çe­ker: “Eğer ha­zır­lık dö­ne­min­de par­ti­nin ön­cü or­gan­la­rı için­de ata­let aşı­rı dü­ze­ye eriş­miş ise, par­ti, ken­di­si­ni on­yıl­lar bo­yun­ca ha­zır­la­dı­ğı ta­ri­hin o ya­şam­sal anı ge­lip çat­tı­ğın­da, li­der­lik gö­re­vi­ni ye­ri­ne ge­ti­re­me­ye­cek­tir.” ISO ör­ne­ğin­de, ba­zı­la­rı 1970’le­rin or­ta­la­rın­dan (hat­ta da­ha öne­sin­den) be­ri po­li­tik fa­a­li­yet için­de olan sa­mi­mi dev­rim­ci­ler, alış­mış ol­duk­la­rı fa­a­li­yet için­de öy­le­si­ne ke­mik­leş­miş­ler­dir ki, bu du­rum, on­la­rı, on­yıl­lar bo­yun­ca ge­liş­me­si­ni bek­le­dik­le­ri ye­ni sol ha­re­ket­le ken­di­le­ri­ni iliş­ki­len­di­re­mez ha­le ge­tir­miş­tir.

Bu üzü­cü du­rum, iki ge­nel yan­lı­şın de­ğer­len­di­ril­me­si­ni ge­rek­ti­rir. Bun­lar­dan bi­rin­ci­si, ulus­la­ra­ra­sı dev­rim­ci bir akı­mın için­de gö­rüş ay­rı­lık­la­rı­nın na­sıl çö­zü­me ka­vuş­tu­rul­ma­sı ge­rek­ti­ği me­se­le­si ile il­gi­li­dir. SWP ve onun di­ğer ül­ke­ler­de­ki kar­deş ör­güt­le­ri, her za­man, ulus­la­ra­ra­sı bir ha­re­ke­tin in­şa­sı ko­nu­sun­da Troç­ki ve onun ta­kip­çi­le­ri­nin yan­lış­la­rı­nı tek­rar­la­mak­tan ka­çın­ma­ya ça­lış­mış­lar­dır; Bol­şe­vik­le­re Ko­mü­nist En­ter­nas­yo­nal’i dün­ya emek ha­ra­ke­ti için­de bir çe­kim mer­ke­zi ha­li­ne ge­tir­me şan­sı ve­ren tür­den bir kit­le­sel iş­çi-sı­nı­fı ra­di­ka­li­zas­yo­nu ge­liş­me­den ön­ce, ken­di li­der­li­ği ve di­sip­li­ni için­de, böy­le bir ta­rih­sel ge­liş­me­ye ha­zır ol­ma­ya ça­ba­la­mak­ta­dır­lar. Biz, SWP ola­rak, Ulus­la­ra­ra­sı Sos­ya­list Akı­mı, müş­te­rek ola­rak pay­la­şı­lan po­li­tik bir ge­le­nek et­ra­fın­da bir­leş­miş özerk ör­güt­ler­den olu­şan ulus­la­ra­ra­sı dev­rim­ci bir akım ola­rak gö­rü­yo­ruz.

ISO li­der­li­ği, söz ko­nu­su tar­tış­ma­lar bo­yun­ca, SWP’yi bu yak­la­şım­dan uzak­laş­mış bir ör­güt ola­rak gös­ter­me­ye ça­lış­tı. ISO, Le­nin li­der­li­ğin­de­ki Üçün­cü En­ter­nas­yo­nal ve Troç­ki li­der­li­ğin­de­ki Dör­dün­cü En­ter­nas­yo­nal ile ger­çek­lik­ten uzak ki­mi kar­şı­laş­tır­ma­lar ya­pa­rak, SWP’yi, ‘en ufak bir eleş­ti­ri­ye bi­le kat­la­na­ma­yıp gi­de­rek bir us­ta­ba­şı gi­bi dav­ran­mak’la suç­la­dı.69 Bu, ger­çek du­ru­mun, onu ta­nın­maz ha­le ge­ti­ren bir ka­ri­ka­tü­rün­den baş­ka bir şey de­ğil­dir. Ulus­la­ra­ra­sı Sos­ya­list Akım, bü­yük öl­çü­de, ken­di ön­cü ör­güt­le­ri için­de­ki kes­kin po­li­tik tar­tış­ma­lar sa­ye­sin­de ge­li­şim gös­ter­miş­tir. 1987-88’de, SWP li­der­li­ği ile OSE (bu­gün­kü SEK’in o yıl­lar­da­ki ör­güt­sel adı) li­der­li­ği ara­sın­da, Bi­rin­ci Kör­fez Sa­va­şı’nın son­la­rı­na doğ­ru ABD’nin sa­va­şa İran’a kar­şı Irak’ın ya­nın­da mü­da­ha­le et­me­si­ne dev­rim­ci­le­rin na­sıl bir tep­ki gös­ter­me­le­ri ge­rek­ti­ği ko­nu­sun­da cid­di fi­kir ay­rı­lık­la­rı­na sa­hip­ler­di. İki ör­gü­tün li­der­lik­le­ri ara­sın­da­ki po­li­tik tar­tış­ma­lar, Ulus­la­ra­ra­sı Sos­ya­list Akım’ın 1991 İkin­ci Kör­fez Sa­va­şı’na çok da­ha et­kin bir tep­ki gös­te­re­bil­miş ol­ma­sın­da esas­lı bir rol oy­na­dı. Ben­zer şe­kil­de, 1993-94’te, SWP ile OSE ara­sın­da, Al­man­ya’da­ki kar­deş ör­gü­tü­mü­zün ya­şa­dı­ğı kriz­den çık­ma­sın­da ken­di­si­ne na­sıl yar­dım­cı ola­bi­le­ce­ği­miz ko­nu­sun­da cid­di fi­kir ay­rı­lık­la­rı var­dı –iki Al­man­ya’nın bir­leş­me­si­nin ar­dın­dan Al­man­ya’da sos­yal ve po­li­tik bir ku­tup­laş­ma baş gös­ter­miş­ti ve bu­na et­kin bir bi­çim­de tep­ki gös­te­re­me­yen kar­deş ör­gü­tü­müz ken­di için­de bir tı­ka­nık­lık ya­şı­yor­du; bu ör­gü­tün mev­cut ko­şul­la­ra ye­ni­den uyar­lan­ma­sı, bu­gün Akım için­de­ki en güç­lü ör­güt­ler­den bi­ri du­ru­mun­da olan Links­ruck’un do­ğu­şu­na yol aç­mış­tı.

Her iki du­rum­da da, et­kin bir ey­lem için var­lı­ğı kaç­nıl­maz olan bir net­leş­me­ye ula­şa­bil­mek için, kes­kin bir po­li­tik tar­tış­ma sü­re­ci zo­run­lu idi. Her iki olay­da da tar­tış­ma­lar po­li­tik bir te­mel­de yü­rü­tül­müş ol­du­ğu için, SEK ile SWP li­der­lik­le­ri ara­sın­da var­lı­ğı­nı bu­gün de sür­dü­ren ya­kın iliş­ki, o tar­tış­ma­lar sı­ra­sın­da ya­ra al­ma­dı. An­ti-ka­pi­ta­list ha­re­ke­tin or­ta­ya çı­kı­şı, mev­cut ko­şul­lar­da or­ta­ya çı­kan ve dev­rim­ci­le­rin gö­rev­le­ri­nin açık­ça ta­nım­lan­ma­sı­na yö­ne­lik bir tar­tış­ma­yı ge­rek­ti­ren da­ha bü­yük bir de­ği­şi­mi tem­sil edi­yor­du. ISO Mer­kez Ko­mi­te­si’nin, SWP li­der­li­ği­nin bu tar­tış­ma­yı sür­dür­me ko­nu­sun­da­ki ka­rar­lı­lı­ğın­dan ya­kın­ma­sı, ISO li­der­li­ği­nin, ay­nı ulus­la­ra­ra­sı ha­re­ket için­de­ki fark­lı ör­güt­ler ara­sın­da­ki iliş­ki­le­ri, bir­bi­ri­ni eleş­tir­me­mek­te an­laş­mış li­der­lik­le­rin bir­bir­le­ri­ne kar­şı­lık­lı öv­gü­ler yağ­dır­dık­la­rı il­ke­siz bir top­lu­luk gi­bi al­gı­la­dı­ğı­na işa­ret eder gi­biy­di. Bi­zim böy­le bir mo­de­li red­de­di­yor ol­ma­mız, SWP’nin ken­di ira­de­si­ni Ulus­la­ra­ra­sı Sos­ya­list Akım’ın di­ğer ör­güt­le­ri­ne da­yat­ma hak­kı­na sa­hip ol­du­ğu­nu id­di­a et­ti­ği­miz an­la­mı­na gel­mi­yor. Her bir ör­güt özerk­tir ve bu yüz­den ken­di po­li­tik ka­rar­la­rı­nı ken­di­si al­ma­lı­dır. An­cak, bu du­rum, dev­rim­ci ha­re­ke­tin ulu­sal ve ulus­la­ra­ra­sı dü­zey­de­ki ge­li­şi­min­de po­li­tik tar­tış­ma­nın mer­ke­zi bir ye­re sa­hip ol­du­ğu ger­çe­ği­ni de­ğiş­tir­mez.

ISO ile Ulus­la­ra­ra­sı Sos­ya­list Akım ara­sın­da­ki tar­tış­ma, po­li­tik pers­pek­tif­ler ala­nın­da var­lı­ğı­nı şu ya da bu dü­zey­de her za­man sür­dü­re­bi­le­cek tür­den bir fark­lı­lık­tan da­ha faz­la bir şey­di. Bu, ISO’nun soy­suz­laş­ma­sı ve ken­di için­de ke­mik­le­şe­rek bir sekt ha­li­ne gel­me­si­nin bir işa­re­tiy­di. ISO ile ay­nı ça­tı al­tın­da bir­lik­te dur­ma­yı sür­dür­mek de­mek, Ulus­la­ra­ra­sı Sos­ya­list Akım’ı ör­güt­sel bir iki yüz­lü­lük du­ru­mu­na in­dir­ge­mek an­la­mı­na ge­le­cek­ti –bu tür­den bir iki yüz­lü­lük, 1970’ler­de US­FI (Dör­dün­cü En­ter­nas­yo­nal Bir­le­şik Sek­re­ter­ya­sı) için­de ya­şan­mış, (Av­ru­pa mer­kez­li) Ulus­la­ra­ra­sı Ço­ğun­luk Eği­li­mi (In­ter­na­ti­o­nal Ma­jo­rity Ten­dency) ile (Ame­ri­kan SWP’si­nin ön­cü­lü­ğün­de­ki) Le­ni­nist-Troç­kist Eği­lim, söz­de bir ör­güt­sel bir­lik gö­rün­tü­sü al­tın­da, Dör­dün­cü En­ter­nas­yo­nal’in her sek­si­yo­nun­da bir­bir­le­ri­ne kar­şı aman­sız bir sa­va­şa gi­riş­miş­ler­di. Böy­le bir du­rum, ya bu­gün ol­du­ğun­dan çok da­ha cid­di bö­lün­me­le­re yol aça­rak, ya da, Akım’ın bu ku­tup­laş­ma­yı iç­sel­leş­tir­me­si­ne ve onun ulus­la­ra­ra­sı po­li­tik tar­tış­ma ve iş­bir­li­ği için et­kin bir po­li­tik fo­rum ola­rak var­lı­ğı­nı or­ta­dan kal­dı­rıp içi­ni bo­şalt­ma­sı­na yol aça­rak, Ulus­la­ra­ra­sı Sos­ya­list Akım’ı yı­kı­ma uğ­ra­tır­dı.

De­ğer­len­di­ril­me­si ge­re­ken ikin­ci te­mel me­se­le şu­dur: Ulus­la­ra­ra­sı Sos­ya­list Akım için­de­ki ör­güt­ler, ISO’nun ba­şı­na ge­len yaz­gı­dan şim­di­ye ka­dar ka­çı­na­bil­miş ol­duk­la­rı­na ba­kıp bir gö­nül ra­hat­lı­ğı­na ve re­ha­ve­te ka­pıl­ma­ma­lı­dır­lar. Yu­ka­rı­da gös­ter­me­ye ça­lış­tı­ğım gi­bi, sek­ter­li­ğe sü­rük­len­me, dev­rim­ci ör­güt­ler için her za­man po­tan­si­yel bir teh­li­ke ola­rak var­lı­ğı­nı sür­dü­rür ve bu teh­li­ke, Le­nin’in ‘ta­ri­hin akı­şın­da ani bir de­ği­şim’ ola­rak ni­te­len­dir­di­ği ko­şul­lar için özel­lik­le ge­çer­li­dir. Ulus­la­ra­ra­sı Sos­ya­list Akım’ın çok bü­yük bir bö­lü­mü ISO’nun yap­tı­ğı te­mel yan­lış­tan sa­kın­mış, an­ti-ka­pi­ta­list ha­re­ke­tin öne­mi­ni ka­bul edip ken­di­si­ni bu­nun­la iliş­ki­len­dir­me­nin yol­la­rı­nı ara­mış ol­mak­la bir­lik­te, Akım’ın ör­güt­le­ri açı­sın­dan bu doğ­ru tu­tu­mu de­vam et­tir­mek hiç de ko­lay ol­ma­ya­cak­tır. ISO’nun ye­ni ko­şul­la­ra uyar­lan­ma ye­te­ne­ği­ni yi­ti­re­rek bir sekt ha­li­ne gel­me­si, Ulus­la­ra­ra­sı Sos­ya­list Akım için­de­ki tüm ör­güt­ler­de var olan sek­ter bir eği­li­min ulaş­tı­ğı en uç nok­ta­dır. Bu eği­li­min üs­te­sin­den gel­mek için, bi­zim dı­şı­mız­da fi­liz­le­nen an­ti-ka­pi­ta­list ha­re­ke­tin et­kin bir par­ça­sı ha­li­ne gel­mek üze­re ken­di­mi­zi dö­nü­şü­me uğ­ra­ta­bil­me­miz için, sü­rek­li sa­va­şım ver­mek zo­run­da­yız.

Bu sa­va­şım sü­re­ci ha­li­ha­zır­da baş­la­mış bu­lu­nu­yor. Ulus­la­ra­ra­sı Sos­ya­list Akım’ın Prag ve Ni­ce kent­le­rin­de­ki pro­tes­to gös­te­ri­le­ri­ne plan­lı ve kit­le­sel ka­tı­lı­mı, Av­ru­pa’nın her ye­rin­de sol üze­rin­de bir et­ki ya­rat­mış­tır. Da­ni­mar­ka Nor­veç ve (akı­ma ye­ni ka­tıl­mış olan) Fin­lan­di­ya’da­ki İs­kan­di­nav­ya­lı kar­deş ör­güt­le­ri­miz, AT­TAC’ın bu ül­ke­ler­de­ki ulu­sal branş­la­rı­nın ör­güt­len­me­sin­de ak­tif ola­rak yer al­dı­lar, Got­her­berg’te­ki Av­ru­pa Bir­li­ği kar­şı­tı pro­tes­to­la­rın in­şa­sın­da et­kin bir rol oy­na­dı­lar. Ce­no­va, ya­kın­da Ulus­la­ra­ra­sı Sos­ya­list Akım’ın Av­ru­pa öl­çe­ğin­de­ki ye­ni bir mo­bi­li­zas­yo­nu­na ta­nık ola­cak.

Bu et­kin­lik­le­rin öne­mi, sa­de­ce Akım’ın tek tek ör­güt­le­ri­nin hem üye­lik hem de et­ki açı­sın­dan bü­yü­me­le­ri­ne ola­nak ta­nı­ma­sıy­la sı­nır­lı de­ğil. So­lun ulus­la­ra­ra­sı dü­zey­de bir ye­ni­den şe­kil­len­me içi­ne gir­di­ği gi­de­rek da­ha açık ha­le ge­li­yor. Gör­müş ol­du­ğu­muz gi­bi, ra­di­kal so­lun or­ta­ya çık­mak­ta olan an­ti-ka­pi­ta­list ha­re­ke­te gös­ter­di­ği tep­ki, alı­şı­la­gel­miş ge­le­nek­sel te­o­rik ve ör­güt­sel sa­da­kat sı­nır­la­rı­nı aşıp ge­çen bir ni­te­lik gös­te­ri­yor. İn­gil­te­re’de “Sos­ya­list İt­ti­fak”ın, da­ha ön­ce Troç­kist ör­güt­le­re şid­det­le kar­şı çı­kan re­for­mist sol­dan ve ge­le­nek­sel İş­çi Par­ti­si so­lun­dan dev­rim­ci­le­ri son de­re­ce et­kin bir or­tak fa­a­li­yet için­de bir ara­ya ge­tir­miş ol­ma­sı, ge­le­nek­sel it­ti­fak­la­rın bi­çim bo­zu­mu­na uğ­ra­yıp ye­ni­den şe­kil­len­me­le­ri­nin ha­li­ha­zır­da baş­la­mış ol­du­ğu­na işa­ret eder gö­rü­nü­yor. Bu, an­ti-ka­pi­ta­list ha­re­ke­tin ken­di­si­ni ta­nım­la­yan ti­pik özel­lik­le­rin­den bi­ri. Es­ki ön­yar­gı­la­rı­nı bir ya­na bı­ra­ka­rak de­ğiş­me ve öğ­ren­me ye­te­ne­ği­ne sa­hip olan dev­rim­ci­le­rin önün­de, ye­ni bir ku­şa­ğı dev­rim­ci Mark­siz­me ka­zan­ma fır­sa­tı uza­nı­yor.

Çeviren: Orhan Bulut

 

Not­lar

 

Not­lar

(1) D. Mont­go­mery, “For Many Pro­tes­tors, Bush Isn’t the Ma­in Is­su­e”, Was­hing­ton Post, 20 Ocak 2001.

(2) S. Ge­or­ge, ‘Qu­e fa­i­re à présent?’, 15 Ocak 2001’de Por­to Aleg­re’de dü­zen­le­nen Dün­ya Sos­yal Fo­ru­mu’na su­nul­muş olan me­tin.

(3) Fi­nan­ci­al Ti­mes, 27 Şu­bat 2001.

(4) E. Sa­id, ‘Pa­les­ti­ni­ans un­der Si­e­ge’, Lon­don Re­vi­ew of Bo­oks, 14 Ara­lık 2000, s. 10.

(5) Bkz. J. Wolf­reys, ‘Class St­rugg­les in Fran­ce’, 2.84 (1999).

(6) Gu­ar­di­an, 7 Ka­sım 2000.

(7) T. Har­ri­son, ‘Elec­ti­on 2000: In­famy and Ho­pe’, New Po­li­tics, VI­I­I:2 (2001), s. 9.

(8) H. Haw­kins, ‘The Na­der Cam­pa­ign and the Fu­tu­re of the Gre­ens’, ibid., s. 19.

(9) F. Fu­ku­ya­ma, The End of His­tory and the Last Man (New York, 1992), ve P. An­der­son, ‘The Ends of His­tory’, A Zo­ne of En­ga­ge­ment (Lon­don, 1992) için­de. Bu tar­tış­ma­ya çok fark­lı bir nok­ta­dan yak­la­şan bir ça­lış­ma için bkz. A. Cal­li­ni­cos, The­o­ri­es and Nar­ra­ti­ves (Camb­rid­ge, 1995), 1. bö­lüm.

(10) P. An­der­son, ‘Re­ne­wals’, New Left Re­vi­ew, (I­I) 1 (2000), s. 17.

(11) Özel­lik­le bkz. B. Ka­gar­litsky, ‘The Su­i­ci­de of New Left Re­vi­ew’ ve G. Ach­car, The “His­to­ri­cal Pes­si­mism” of Perry An­der­son’, In­ter­na­ti­o­nal So­ci­a­lism, 2.88 (2000).

(12) Wal­den Bel­lo’nun şu öne­ri­si, bu son eği­li­me bir ör­nek oluş­tu­ru­yor: “Cun­hu­ri­yet­çi­le­rin IMF ve Dün­ya Ban­ka­sı’nı eleş­ti­rir­ken sa­hip ol­duk­la­rı mo­ti­vas­yon, bun­la­rın ser­best pa­zar eko­no­mi­si­ni eko­no­mik ge­liş­me­nin çö­zü­mü ol­du­ğu­na iliş­kin sa­hip ol­duk­la­rı inanç­tan kay­nak­la­nı­yor. Bu, IMF ve Dün­ya Ban­ka­sı’nı Ame­ri­kan he­ge­mon­ya­sı­nın bir ara­cı ola­rak gö­ren ile­ri­ci­le­rin an­la­yı­şıy­la ça­kış­ma­ya­bi­lir. Fa­kat, bu iki ke­sim, bu ko­nu­da ay­nı gün­dem et­ra­fın­da bir ara­ya ge­le­bi­lir: Bret­ton Wo­ods’un bu iki ikiz ku­ru­mu­nun gü­cü­nü ra­di­kal bi­çim­de sı­nır­lan­dır­mak.” ‘Is Bush Bad News for the World Bank’, Fo­cus on the Glo­bal So­uth için­de, www.fo­cus­web.org, Ja­nu­ary 2001. An­ti-ka­pi­ta­list ha­re­ke­tin eleş­ti­rel bir de­ğer­len­dir­me­si için, bkz. C. Har­man, ‘An­ti-Ca­pi­ta­lism: The­ory and Prac­ti­ce’, In­ter­na­ti­o­nal So­ci­a­lism, 88 (2000) (13) Ge­or­ge, ‘Qu­e fa­i­re à présent?’

(14) The Lu­ga­no Re­port on Pre­ser­ving Ca­pi­ta­lism in the Twenty-First Cen­tury, Su­san Ge­or­ge (Lon­don, 1999), pp. 82-3.

(15) Bkz. Cal­li­ni­cos, The­o­ri­es and Nar­ra­ti­ves, bö­lüm 4, ve S. Smith, ‘Mis­ta­ken Iden­tity’, In­ter­na­ti­o­nal So­ci­a­lism, 2.62 (1994).

(16) Bu­si­ness We­ek, 6 Ka­sım 2000.

(17) Fi­nan­ci­al Ti­mes, 30 Ocak 2001.

(18) Fi­nan­ci­al Ti­mes, 29 Ocak 2001.

(19) J. Lloyd, ‘At­tack on Pla­net Da­vos’, Fi­nan­ci­al Ti­mes, 24 Feb­ru­ary 2001.

(20) P. Bo­ur­di­e­u ve L. Wac­qu­ant, ‘La No­u­vel­le vul­ga­te planéta­i­re’, Le Mon­de dip­lo­ma­ti­qu­e, on­li­ne ver­si­yo­nu (www.mon­de-dip­lo­ma­ti­qu­e.fr), Ma­yıs 2000, s. 4.

(21) B. Ka­gar­litsky, ‘Pra­gu­e 2000: The Pe­op­le’s Batt­le’, met­nin in­ter­net ad­re­si www.gre­en­left.org.a­u.

(22) G. Mon­bi­ot, ‘Dis­sent is in the A­ir: Ta­ke to the St­re­ets’, Gu­ar­di­an, 7 Şu­bat 2001.

(23) Var­lı­ğı­nı ha­la ko­ru­yan Ko­mü­nist Par­ti­le­ri –ki bun­lar ara­sın­da Av­ru­pa’da en bü­yük olan­lar Fran­sız Ko­mü­nist Par­ti­si, Yu­nan Ko­mü­nist Par­ti­si ve İtal­ya’da­ki  Ri­fon­da­zi­o­ne Com­mu­nis­ta’dır, Prag gös­te­ri­le­rin­de gö­ze çarp­ma­dı­lar, bu­na kar­şı­lık, ba­zı kü­çük Sta­li­nist ör­güt­ler –ör­ne­ğin ABD’de­ki In­ter­na­ti­o­nal Ac­ti­on Cen­ter ad­lı gu­rup- bun­lar­dan da­ha et­kin­di­ler (24) Bu ko­nu­da da­ha ay­rın­tı­lı bil­gi için bkz. J. Re­es, ‘An­ti-ca­pi­ta­lism, Re­for­mism and So­ci­a­lism’, In­ter­na­ti­o­nal So­ci­a­lism, 2.90 (2001).

(25) Troç­ki, ‘The Les­sons of Oc­to­ber’, The Chal­len­ge of the Left Op­po­si­ti­on (1923-25) (New York, 1975) için­de, s. 205.

(26) T. Cliff, Le­nin, I (Lon­don, 1975), 8. ve 16. bö­lüm­ler (alın­tı 171. say­fa­dan).

(27) Ibid., s. 263; ge­nel ola­rak bkz. ibid., 14. bö­lüm.

(28) Let­ter to Bol­te, 23 No­vem­ber 1871, Marx and En­gels, Se­lec­ted Cor­res­pon­den­ce (Mos­cow, 1965) için­de, s. 269.

(29) Let­ter to J.B. Sch­we­it­zer, 13 Ekim 1868, ibid., s. 213, 214.

(30) Ibid., pp. 214-15. Marks’ın Las­sal­le ve ta­raf­tar­la­rıy­la iliş­ki­le­ri­nin ar­kap­la­nı için bkz. H. Dra­per, Karl Marx’s The­ory of Re­vo­lu­ti­on, IV (New York, 1990), 3. bö­lüm.

(31) T. Wol­forth, The Prop­het’s Child­ren (At­lan­tic High­lands NJ, 1994), s. 86.

(32) Ibid., s. 91.

(33) M. Is­ser­man, If I Had a Ham­mer … (New York, 1987).

(34) Ibid., s. 202.

(35) Qu., T. Wells, The War Wit­hin (New York, 1996), s. 18.

(36) Wol­forth, Prop­het’s Child­ren, s. 156. Prog­res­si­ve La­bo­ur, 1960’la­rın baş­la­rın­da Ko­mü­nist Par­ti­si’nden ay­rı­la­rak Ma­o­ist bir çiz­gi­ye yö­ne­len, hız­la ge­li­şe­rek SDS için­de göç­lü bir des­tek ka­za­nan bir gu­rup­tu. Ame­ri­kan SWP’si­nin da­ha son­ra­ki ge­ri­le­me­siy­le il­gi­li ola­rak bkz. A. Cal­li­ni­cos, ‘The­ir Trotsk­yism and O­urs’, In­ter­na­ti­o­nal So­ci­a­lism, 2.22 (1984).

(37) Bu kı­sır-dön­gü, Tom Wells’in sa­vaş kar­şı­tı ha­re­ket­le il­gi­li (dev­rim­ci so­la düş­man­sı bir ba­kış açı­sıy­la ya­zıl­mış ol­mak­la be­ra­ber) ay­rın­tı­lı ve ay­dın­la­tı­cı bir ça­lış­ma­sın­da çar­pı­cı bir şe­kil­de an­la­tı­lı­rö bkz. The War Wit­hin, pas­sim.

(38) Bkz. T. Cliff, Trotsk­yism af­ter Trotsky (Lon­don, 1999), ve A. Cal­li­ni­cos, Trotsk­yism (Mil­ton Key­nes, 1990).

(39) F. Ro­u­le­a­u, ‘L’En­ne­mi, est-ce la “mon­di­a­li­sa­ti­on” o­u le ca­pi­ta­lis­me?’, Lut­te O­uv­rière, 3 Ara­lık 1999.

(40) ‘Un cu­ri­e­ux front com­mun po­ur ent­ra­ver la rec­herc­he sci­en­ti­fi­qu­e’, Lut­te O­uv­rière, 16 Şu­bat 2001.

(41) F. Ches­na­is, C. Ser­fa­ti ve C.-A. Udry, ‘L’Ave­nir du “mo­ve­ment ant-mon­di­a­lis­te”’, s. 6.  Ben­zer bir ar­gü­man için bkz. B. Ka­gar­litsky, The Twi­light of Glo­ba­li­za­ti­on (Lon­don, 2000), 1. ve 2. bö­lüm­ler.

(42) ISO, Shacht­man­cı ha­re­ket­ten tü­re­miş olan In­ter­na­ti­o­nal So­ci­a­lists (IS) ad­lı ör­güt­ten ay­rı­lan bir gu­rup ta­ra­fın­dan ku­rul­du. Ame­ri­kan Troç­kiz­mi­nin ta­rih­sel li­der­le­rin­den Max Shacht­man, 1940 yı­lın­da Dör­dün­cü En­ter­nas­yo­nal’den ay­rıl­dı. Shacht­man, SSCB’nin sı­nıf­lı top­lu­mun ye­ni bir bi­çi­mi­ni tem­sil et­ti­ği­ni ile­ri sü­ren ‘bü­rok­ra­tik ko­lek­ti­vizm’ te­o­ri­si­nin ön­de­ge­len sa­vu­nu­cu­la­rın­dan­dı; za­man için­de sa­ğa sav­rul­du ve son­ra­la­rı 1961’de Kü­ba’ya kar­şı gi­ri­şi­len Ame­ri­kan des­tek­li Do­muz­lar Kör­fe­zi çı­kar­ma­sı­nı ve Vi­et­nam Sa­va­şı’nı des­tek­le­di, özel­lik­le bkz.P. Druc­ker, Max Shacht­man and His Left (At­lan­tic High­lands, NJ, 1994). IS, Shacht­man’ın, onun sa­ğa kay­ma­sı­na kar­şı çı­kan yan­daş­la­rı ta­ra­fın­dan ku­rul­du. Fa­kat, 1970’le­rin or­ta­la­rı­na ge­lin­di­ğin­de, IS li­der­li­ği, özel­lik­le o za­man­lar Ame­ri­kan ra­di­kal so­lun­da hay­li yay­gın olan ‘sa­na­yi­leş­me’ po­li­ti­ka­sı­nı be­nim­se­ye­rek, sı­nıf ika­me­ci po­li­ti­ka­nın ken­di ver­si­yo­nu­nu ge­liş­tir­di. Bu, es­ki öğ­ren­ci mi­li­tan­la­rı fab­ri­ka­lar­da ça­lış­ma­ya gön­de­re­rek iş­çi sı­nı­fı için­de ör­güt in­şa et­me­yi amaç­la­yan bir ‘hız­la zen­gin­leş’ (get-rich-qu­ick) tak­ti­ği idi. De­ne­yim, bu fab­ri­ka­lar­da ba­rın­ma­yı ba­şar­mış es­ki öğ­ren­ci mi­li­tan­la­rın, ‘pro­le­ter’ kim­lik­le­ri­ni ka­nıt­la­mak üze­re ken­di­le­ri­ni dar sen­di­kal me­se­le­le­re hap­set­tik­le­ri için, ör­güt için­de tu­tu­cu un­sur­lar ol­ma eği­li­mi gös­ter­dik­le­ri­ne işa­ret edi­yor. Söz ko­nu­su bu tak­tik, iş­çi­ler­le doğ­ru­dan bağ ku­ra­rak on­la­rı sos­ya­list fi­kir­le­re ka­zan­mak gi­bi zor­lu bir gö­re­vin üs­tün­den at­la­ma­nın yo­lu­nu ara­yan ika­me­ci bir yak­la­şı­mın ifa­de­si­dir. Bu son de­re­ce yan­lış pra­ti­ğe kar­şı şı­kan ve İn­gi­liz SWP’si­nin des­te­ği­ni ka­za­nan bir gu­rup IS üye­si, IS’ten atıl­dı­lar ve ISO’yu kur­ma­ya gi­riş­ti­ler. İro­nik ola­rak, ‘sa­na­yi­leş­miş’ IS’in tu­tu­cu­lu­ğu, bu st­ra­te­ji­nin en ön­de ge­len ku­ram­cı­sı J. Ge­i­er’ın da­ha so­nar ISO’ya ka­tıl­ma­sı­na yol aç­mış­tır ve Ge­i­er gü­nü­müz­de­ki ISO li­der­li­ği­nin en ak­tif des­tek­çi­le­rin­den bi­ri­dir.

(43) 1960’la­rın son­la­rıy­la 1970’le­rin baş­la­rın­da­ki top­lum­sal ka­ba­rı­şın ulus­la­ra­ra­sı dü­zey­de­ki bir çö­züm­le­me­si için bkz. C. Har­man, The Fi­re Last Ti­me (rev. edn., Lon­don, 1998).

(44) ISO Mer­kez Ko­mi­te­si’nin SWP M. Ko­mi­te­si’ne gön­der­di­ği mek­tup, 7 Ma­yıs 1999, SWP In­ter­nal Bul­le­tin, İlk­ba­har 2000, s. 3, 4.

(45) SWP Mer­kez Ko­mi­te­si’nden ISO M. Ko­mi­te­si’ne mek­tup, 2 Tem­muz 1999, ibid., s. 7.

(46) Ba­tı Av­ru­pa’da­ki bu sü­re­cin ge­nel bir de­ğer­len­dir­me­si için bkz. A. Cal­li­ni­cos, ‘Re­for­mism and Class Po­la­ri­za­ti­on in E­u­ro­pe’, In­ter­na­ti­o­nal So­ci­a­lism, 2, 85 (1999).

(47) ‘ISO Mer­kez Ko­mi­te­si’nin SWP’ye ya­nı­tı’, 20 March 2000, SWP In­ter­nal Bul­le­tin, İlk­ba­har 2000, s. 31. Bu iti­raf, son­ra­dan, ISO’nun Kör­fez Böl­ge­si ör­güt­len­me so­rum­lu­su ta­ra­fın­dan ge­ri alın­mış­tır, bkz. Todd C., ‘Did the ISO “Miss Se­att­le”? Of Co­ur­se Not.’, ISO Pre-Con­ven­ti­on Dis­cus­si­on Bul­le­tin, no. 2, 27 Ka­sım 2000.

(48) Bkz. J. Charl­ton, ‘Tal­king Se­att­le’, In­ter­na­ti­o­nal So­ci­a­lism, 2.86 (2000).

(49) ‘Com­mu­ni­ca­ti­on from Pra­nav J., Pro­vi­den­ce ISO, to ISO Ste­e­ring Com­mit­te­e’, ISO In­ter­nal Dis­cus­si­on Bul­le­tin, 20 Mart 2000, s. 20.

(50) Le­nin, Col­lec­ted Works, XX­XI (Mos­cow, 1966), s. 57.

(51) ISO No­tes, 11 Şu­bat 2000.

(52) Özel­lik­le bkz. ‘Let­ter from Alex Cal­li­ni­cos and Tony Cliff to ISO Ste­e­ring Com­mit­te­e’, 29 Mart 2000, SWP In­ter­nal Bul­le­tin, İlk­ba­har 2000, mek­tup, Cliff’in 9 Ni­san’da­ki ölü­mün­den kı­sa bir su­re on­ce ka­le­me alın­mış­tır.

(53) Ne var ki, ISO li­der­li­ği, A16 gös­te­ri­le­ri­ne iliş­kin ay­rın­tı­lı bir de­ğer­len­dir­me­sin­de, gös­te­ri­le­rin za­a­fı­na sal­dı­rı­yor­du –ör­güt­lü iş­çi­le­rin ve si­yah­la­rın yok­lu­ğu, ba­zı sen­di­ka li­der­le­ri­nin sağ­cı de­ma­gog Pat Buc­ha­nan ile bir­lik­te dü­ze­ni­e­dik­le­ri yü­rü­yüş; ISO No­tes, 4 Ma­yıs 2000.

(54) ‘Let­ter from Alex Cal­li­ni­cos and Tony Cliff to ISO Ste­e­ring Com­mit­te­e’, 29 Mart 2000, s. 43.

(55) ISO Ste­e­ring Com­mit­te­e, ‘Reply to the In­ter­na­ti­o­nal Re­port’, 9 No­vem­ber 2000, SWP In­ter­na­ti­o­nal Bul­le­tin, Ocak 2001, s. 8.

(56) SWP Cent­ral Com­mit­te­e, ‘Com­ments on the ISO Reply to the In­ter­na­ti­o­nal Re­port’, s. 13.

(57) A. Cal­li­ni­cos, ‘Cri­sis and Class St­rugg­le in E­u­ro­pe To­day’, In­ter­na­ti­o­nal So­ci­a­lism, 2.63 (1994), ve ‘Re­for­mism and Class Po­la­ri­za­ti­on in E­u­ro­pe’.

(58) ISO Ste­e­ring Com­mit­te­e, ‘Reply to the In­ter­na­ti­o­nal Re­port’, s. 10.

(59) M. Bow­ler ve A. Cal­li­ni­cos, ‘Re­port on the ISO Con­ven­ti­on, 1-3rd De­cem­ber in Chi­ca­go’, SWP In­ter­na­ti­o­nal Bul­le­tin, Ocak 2001. C. Har­man’ın tar­tış­ma­sıy­la kar­şı­laş­tı­rı­nız, C. Har­man, ‘Be­yond the Bo­om’, In­ter­na­ti­o­nal So­ci­a­lism, 2.90 (2001).

(60) J. Ge­i­er, ‘Na­der 2000: Chal­len­ging the Par­ti­es of Cor­po­ra­te Ame­ri­ca’, In­ter­na­ti­o­nal So­ci­a­list Re­vi­ew, A­u­gust-Sep­tem­ber 2000, s. 17.

(61) ISO No­tes, 13 Oc­to­ber 2000.

(62) Bri­an C., ‘Gras­ping the An­ti-Ca­pi­ta­list Mo­od’, ISO Pre-Con­ven­ti­on Dis­cus­si­on Bul­le­tin, no.1, 15 Ka­sım 2000, s. 18.

(63) Bi­lal E., ‘”Se­att­le was a fork in the ro­ad”’, ibid., s. 21.

(64) Bri­an B., ‘As­ses­sing San Fran­cis­co Na­der Work’, ISO Pre-Con­ven­ti­on Dis­cus­si­on Bul­le­tin, no. 2, 27 Ka­sım 2000, s. 14.

(65) Danny K., ak­ta­rıl­dı­ğı yer Me­re­dith K., ‘Com­ba­ting the Ma­gic Bul­let The­ory’, SWP In­ter­na­ti­o­nal Dis­cus­si­on Bul­le­tin, Ocak 2001, s. 39.

(66) Bow­ler ve Cal­li­ni­cos, ‘Re­port on the ISO Con­ven­ti­on’, s. 57.

(67) ISO Ste­e­ring Com­mit­te­e, ‘Reply to the In­ter­na­ti­o­nal Re­port’, s. 12.

(68) ISO No­tes, 4 Ekim 2000.

(69) ISO Ste­e­ring Com­mit­te­e, ‘Reply to the In­ter­na­ti­o­nal Re­port’, s. 13.

Güncellemelerden, eylem ve etkinliklerimizden haberdar olmak için abone olun.