DSİP eşsözcüleri ile röportaj: “AKP neoliberal, nobran ve kibirli bir liderliğe sahip”

AÇIKLAMALAR
Tipografi
  • En Küçük Küçük Orta Büyük En Büyük
  • Varsayılan Helvetica Segoe Georgia Times

Sosyalist İşçi gazetesi, DSİP Eşsözcüleri Meltem Oral ve Şenol Karakaş ile AKP'nin son manevralarını konuştu.

Röportaj şöyleydi:

AKP ne yapıyor sizce? Gezi direnişinden bu yana AKP politikalarını nasıl yorumluyorsunuz?

Meltem Oral: AKP, neoliberal ve sağcı bir burjuva partisi neler yaparsa onu yapıyor. AKP'nin ne yaptığını anlamayı zorlaştıran şey, onun ne olduğu analizinin genellikle doğru yapılmaması. AKP, küresel sermayeyle entegrasyonunu güçlendirmek isteyen, bölgede kendi hegemonya alanlarını kurmak ve geliştirmek isteyen, içerde maksimum kâr elde etmek için rekabet eden büyük sermayenin yıllardır aynı ekonomik programı uygulayan partisi. Bu nedenle, AKP sermayenin programını uyguluyor. Bu programın, sonucu iş cinayetlerinde en net şekilde görülen, doğrudan işçi sınıfının yaşam standartlaryıla ilgili bir yanı var. Bunun yanı sıra, egemen sınıfın ekonomik büyümesi için mahkûm olduğu habire yeni enerji ihtiyacı var. Bugün Türkiye'nin en büyük 10 şirketinden 6'sı petrol ve enerji sektöründen. Yaşanan rant ve talan çılgınlığının kimlerin çıkarına olduğu ortada. AKP bu programı hayata geçiriyor ve başlangıçta daha reformlardan yana görünen yüzünü şimdi geri plana itti. Bu programı uygularken, hem ekonomik krizden uzak durmayı başaran ve nispeten büyüyen bir ekonominin üzerinde durması hem de demokrasi dışında güçlerle tepişmesi, öte yandan da muhalefetin hiçbir şey vadetmeyen hâli, AKP'nin sarsılmadan bugünlere gelmesini ve yoksullardan oy almasını sağladı. Ama 2011 seçimlerinden beri reformlara meyleden değil, siyasal demokrasinin nefes borularıyla zoru olan bir parti görünümünde. Bu durum, AKP'nin içine battığı yolsuzluk bataklığının boyutlarının muazzamlığıyla ilgili. Bu açığa çıktı. Hırsızlık açığa çıktı. Bu durumu ancak düşmanlar yaratarak, sürekli meydan okuyarak, sürekli savaş hâlinde bir organizma gibi davranarak gölgeleyebilirlerdi. Aynen böyle yapıyorlar. Başarıyorlar da, yolsuzluktan daha fazla "paralel yapı" konuşuluyor.

Şenol Karakaş: Enteresan olan, bu gelişmelere "Yeni Türkiye" adlandırmasını verenlerin durumu. Bir kişinin halk oyuyla cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından, Erdoğan'ın seçim kampanyasının sloganını siyasal bir hat hâline getirmeye çalışanlar oldu. Oysa şişe biraz yeni gibi görünse de şarap eski şarap! "Ananı da al git!" diyen adam, Soma'da madenci yakınlarını şahsen dövmeye çalışan adam. Aynı zamanda emlak komisyoncusu gibi çalışan adam, aynı zamanda Kalkavan gibilere ihalelere nasıl girmesi gerektiğini anlatan bir adam. Halk oyuyla seçildi diye Türkiye yeni olamaz. Yenilik, sınıf dengeleriyle ilgili bir süreçtir ve sınıf dengelerinde hiçbir değişiklik yok. AKP döneminde işçilerin reel ücretleri önceki dönemlere göre daha yüksek. Bir miktar yeni müteahhitler sınıfı şekillendi ama Türkiye'nin efendisi hâlâ TÜPRAŞ, Koç grubu, büyük sermaye. AKP'nin yeniliği, 21 Şubat 2001 krizine öfke duyan yoksulların sesi olacağı yönündeki beyanıydı. Muhalefetin köhnemişliği, ulusalcılığı nedeniyle büyük sermayenin programını kolaylıkla hayata geçiren AKP, bunu yaparken yoksulların platformu gibi görünmeyi başardı. Askeri vesayetle cebelleştiği için de darbelere karşı mücadele eden siyasi güç olarak göründü. Bu dönemde kendisini darbeyle devrimek isteyen güçlere karşı, genel bir demokrasi programını savunuyormuş gibi hareket etti. Oysa AKP, ordunun kendisine, yapısına, işleyiş mekanizmalarına değil, ordunun kendisini devirme ihtimaline karşıydı. Bu ihtimal geri çekildiğinde reformları, yoksulları savunuyor görüntüsünden tümüyle koptu. Orduyla anlaştı. Yolsuzlukların açığa çıkması, AKP'nin daha sağ politikaları uygulama konusunda daha aceleci davranmasına neden oldu. Yolsuzluklar olmasa, Gezi direnişi olmasa daha ağırdan alarak gideceği daha sağ çizgiyi hızla kat etmeye başladı. Neoliberal kibirle dolu nobranlık, AKP liderliğinin kendini savunma mekanizmasının yüzsüzce açığa vurulması olarak görülmek zorunda.

{jathumbnail off images="images/stories/2014/dsip1mayis2011.jpg"}

Peki çözüm süreci bir olumluluk değil mi?

Meltem Oral: Türkiye'deki genel manzarayı ya hepten berbat ya da her yönüyle muhteşem olarak kodlamak yanlış olur. Bu hem AKP'nin hem de ulsulacıların kutuplaştırıcı politikalarının yarattığı toplumsal kamplaşmanın bir sonucu. Her gelişmeyi 1990'larla kıyaslayanlar var. 1990'larda yaşamıyoruz artık. Muazzam gelişmeler de yaşanıyor. Askeri vesayeti geriletiyoruz, askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasını sağlıyoruz, Gezi gibi bir direniş patlak veriyor, Kürt halkı mücadele ediyor ve liderlerini devlet muhatap almak zorunda kalıyor. Hiçbir kazanım yokmuş gibi karamsar bir hava yaratanlar, her gelişmenin ve olumluluğun AKP'nin hanesine yazılmasına neden oluyor.

Şenol Karakaş: Bu açıdan, çözüm süreci çok olumlu, önemi tartışmassız bir olgu. Çözüm sürecine göz bebeğimiz gibi bakmamız gerektiğini düşünüyoruz. Bu, tarihsel bir kazanım. Mücadeleyle elde edilmiş bir kazanım. Selahattin Demirtaş'ın cumhurbaşkanlığı seçiminde elde ettiği büyük zafer de böyle. Çok olağanüstü bir başarıydı, bir Kürt cumhurbaşkanı adayının yüzde 10 civarında oy alması. Bu kazanım yokmuş gibi davrananlar şöyle insanlar: "AKP döneminde hiçbir iyi adım atılamaz, siyasi gelişme yaşanamaz" diyenler. Böylece çözüm sürecini de gölge altında bırakan genel ve yaygın bir karamsarlığın oluşmasını hızlandırıyorlar. Mücadele ettiğimizi, daha kalıcı mücadelelere imza atabileceğimizi, Kürt halkının ardından batıda da korku duvarının aşıldığını, AKP'nin bir blok olarak gidişattan memnunlar kitlesini oluşturmadığını anlatabilmek lazım. Çözüm süreci hem demokratik gelişmeler hem de Kürt halkının özgürlüğünün sağlanması ve bir bütün olarak morallerin yükseltilmesi açısından da çok önemli.