Bir çok insan ırkçılığın insanın doğasında bulunduğunu ve ezeli ve ebedi olduğunu düşünür. Yahudilerin dünyayı yönettiğini, Suriyeli göçmenlerin hırsız oldukları, Müslümanların dinlerinden dolayı potansiyel katil oldukları, Ermenilerin hain, Kürtlerin terörist oldukları, işsizliğin sorumlusunun göçmenler olduğu iddiaları bunlardan bazılarıdır.

Ancak ırkçılığın kökleri ve kapitalizmin tarihi aslında iç içe geçmiştir. Irkçılığın ortaya çıkışı, 17. yüzyılda ulus devletlerin doğuşuna ve asıl olarak da Atlantik köle ticaretine dayanır. 16. yüzyıl ile 1870’ler arasında 13 milyon siyah şeker, tütün ve pamuk tarlalarında çalışmak üzere köle olarak Amerika’ya getirildi. Burjuvazi, ırkçılık sayesinde hem bağlı olduğu ulus devletin içindeki emek gücünü ırk temelinde bölme fırsatını buldu hem de Afrika’lı siyahları, Güney yarımküredeki yerlileri sömürüsünü  “vahşi” “medenileşmemiş”, “insanlık dışı” gibi sıfatlar ve Afrikalıların köle olmak için yaratıldığı gibi fikirler altında meşrulaştırdı. Dünyanın zenginliğinin büyük çoğunluğu işte bu insan bile sayılmayan halkların emeğinin sırtından yaratıldı.   

Zamanla kölelik sona erdi ancak ırkçılık bitmedi. Karl Marks bunun nedeninin ırkçılığın kapitalistler için çok faydalı bir ideoloji olması olduğunu söyler. Alex Callinicos’un da söylediği gibi ırkçılık kapitalistler açısından işçi sınıfının bölünmesi için son derece elverişli bir ideolojidir. Sınıf dayanışmasını engeller ve sınıf mücadelesini sekteye uğratır.

DSİP olarak ırkçılığın ezeli ve ebedi olmadığını, insanların genlerinde bulunan doğal bir güdü şeklinde tanımlanamayacağını söylüyoruz. Irkçılık kapitalizmin insanları daha kolay sömürmek için keşfettiği, öğretilen ve öğrenilen, her dönemde farklı versiyonlarla yeniden ve yeniden üretilen bir ideolojidir ve yenilemez değildir. Bu nedenle DSİP olarak ırkçılık karşıtı mücadelenin aktif bir parçasıyız.

Konuyla İlgili Yazılar Irkçılığa Karşı

Güncellemelerden, eylem ve etkinliklerimizden haberdar olmak için abone olun.