Son yazıda, “dava”nın yerini basit muhasebenin almasını, AKP’yi giderek kaynakları dağıtma işini organize eden bir partiye dönüştürmesini vurgulamaya çalışmıştım. Bu, kaynakların daraldığı, siyasal nedenlerle derinleşen bir kaynak krizinin ekonominin başat sorunu haline geldiği koşullarda, kaynak paylaşımında çelişkilerin derinleşmesine neden olacaktır.

Her şey vatandaşların gözü önünde yaşanıyor ve her gün sayısız örnekle karşı karşıya kalıyoruz. Çeşitli bankalar kurup kaçanlar, kripto para şirketleri kurup kaçanlar, “pudra şekeri” çekerken görüntüsü sosyal medyaya düşenler, Covid-19 bahanesiyle içki satışı yasaklanmışken otellerinde içkili partiler yapanlar, çeşitli düzeylerde dolandırıcılık yapanların çeşitli siyasilerle fotoğraflarının boy boy paylaşılması, aynı siyasi parti kadrosunun birden fazla göreve atanıp inanılmaz maaşlar ve bir de “huzur hakkı” diye, bir insan cebinde taşıdığında bile çokluğu nedeniyle huzurunu kaçıracak olan aşırılıkta ödenekler alması… 

Kapitalizmin tarihi rüşvet ve yolsuzlukların, mafyatik ilişkilerin de tarihidir aynı zamanda. 1990’lı yılların başında rüşvet skandalları neredeyse küresel bir vaka haline gelmiş ve çürüme dünyanın dört bir yanını sarmıştı. Kapitalist üretimin doğası, meta üretimi, üretimin plansızlığı, artı-değer için birbirlerini ve işçi sınıfını acımasızca ezmeye, yok etmeye çalışan sermaye gruplarının devlet üzerinde bitmek bilmez kontrol savaşları rüşvet ve mafyanın devreye girdiği gedikleri oluşturur. 

Alex Callinicos - Neoliberalizm bitti mi? Savunucularının büyük çoğunluğunun korkmaya başladığı şey aslında tam da bu. Financial Times’ın ekonomi editörü Chris Giles kısa süre önce: “Sol, ekonomik fikir savaşını kazanıyor” diye yakınıyordu. Bunun temel nedeni, Joe Biden’ın ABD başkanı olmasından sonra Ocak ayında üç dev harcama programını imzalamasıydı...

Öncelikle, bu iktidarın açıkça bir sınıfsal tercih yaptığını görmemiz gerekiyor. Bu iktidarın ideolojisi, politik kararları, ekonomik uygulamaları ve salgın günlerinde yaptığı her bir ekonomik-politik tercih net bir şekilde zenginleri koruyor. Hatta belki de patronlar sınıfının beklentisini aşan bir tercihle karşı karşıyayız.  

Yıldız Önen - AKP hala en yüksek oyu alan parti olabilir. Ancak, artık iktidar blokunun sözcülerinin insanlara öyle tepeden bakarak konuşabilecekleri bir durumla karşı karşıya değiliz. İktidar bloku, seçmen nüfusunun azınlığını temsil ediyor. Hepimizin bildiği gibi son dönemde yaşanan gerginliklerin kaynağı da bu.

Şenol Karakaş - En son Erdoğan, bir konuşmasında birdenbire CHP lider Kılıçdaroğlu’na yüklendiğinde fark etmiştim, AKP liderliğinin anlatacak pek bir hikayesi kalmamış. O konuşmasında, Erdoğan durduk yere, SGK’yı Kılıçdaroğlu’nun batırdığını anlatmaya başlamıştı. Üstelik bunu 'gençlere anlatmamız gerek, hatırlamazlar o günleri' diyerek.

Cinsiyetçilik, gelmiş geçmiş en eski ayrımcılık şekillerinden biri. Günümüzün kapitalist dünyasına dek uzanan bu ayrımcılık, mülkiyet ilişkileriyle bir arada ve birbirinden beslenerek gelişmiş durumda. Elbette kadınların dezavantajlı konumu, kapitalizmden çok daha öncesine dayanıyor. Fakat kapitalizm, geçmişten miras aldığı bu ayrımcılığı bağrına basıyor ve onu kendi çıkarları için, en faydalı haline getirmek için muhafaza ediyor.

“Kadının beyanı esastır” ilkesi, cinsel suç/şiddet vakalarında delil yetersizliği olması durumunda, kadının beyanını esas alarak, olay ile ilgili etkili bir kovuşturma, yani etkin bir soruşturma ve araştırma yapılması ve hatta yargılama aşamasına gelindiği takdirde delil niteliği taşıyabilmesi anlamına gelmektedir. 

Cinsiyetçi söylemlerin karşısında olmak, bu söylemleri başta kendimizde olmak üzere değiştirmek, bu cinsiyetçi dilin niçin bu denli büyük bir sorun teşkil ettiğini bilmek oldukça önemli. Karşısındaki kişiye cinsiyetçi bir dil kullandığını ifade eden her kişinin karşılaştığı ilk tepki “kadınların bu konuda fazla hassasiyet gösterdiği ya da söylenenin asla o anlamda söylenmediği, ‘niyetlerinin’ o yönde olmadığı, bu konunun abartıldığı” yönünde oluyor.

Mansplaining, man (erkek) ve explain (açıklamak) sözcüklerinin birleşimden oluşmuştur. Türkçeye “erbilmişlik" veya "erkekleme" olarak çevrilmiştir. Bir erkeğin, genellikle bir kadına, patronluk taslayan, küçümseyici bir tavırla, çoğu zaman kadının talebi olmaksızın, sözünü keserek bir şeyler açıklaması anlamına gelir. Ayrıca, kadının o konuda daha fazla bilgisi olduğu gerçeğine aldırış etmeden erkeklerin açıklama yapmasını da kapsamaktadır.