Desteklediğimiz Yayınlar

HDP heyeti, Kobanê ile dayanışma çadırlarına dün TSK tarafından şiddetli bir saldırıda bulunulan Ziyaret köyü yakınındaki noktada incelemelerde bulundu. Heyette yer alan DSİP Eş Başkanı Şenol Karakaş, izlenimlerini Marksist.org'a aktardı. Karakaş'a göre, hükümet karar vermeli, çözüm sürecinin bir ucunda ve ayakta duran bir halkın sinir uçlarıyla oynamaya devam edip etmeyeceğini karara bağlamalı.

Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) Eşsözcüsü Şenol Karakaş, önümüzdeki iki yıl içinde Ermeni soykırımının tanınması, Kürt sorununda çözüm süreci, AKP'nin yıkım politikaları ve ekolojik direniş, yerel seçimler gibi başlıklarda neler yapmayı planladıklarını Marksist.org'a anlattı.

Başbakan'ın açıkladığı demokrasi paketine iki tür tepki geldi. Birinci grup adeta "devrim" dedi, ikinci grup ise "demokrasi değil, gericilik" diye niteledi. 

Öncelikle, neden Türkiye'nin gündemine böyle bir paket girdi, onu düşünmek gerekiyor.

Bir gün birileri bir çağrı yapsa ve bir milyon insan sokaklara çıkıp "barış" için yürüse... Ivır zıvır, ama mama demeden, şu haklıydı bu haklıydı demeden; sadece "barış" için yürüyecek ve savaşı durdurmaya mecbur edecek bir milyon insan... Var mıdır?

Bence vardır. Açlık grevine yatmış 683 tane insanın bedenleri azar azar solarken, "bana ne" demeyecek; çatışmalarda ölen insanların Türk mü, Kürt mü olduğuna bakmayacak bir milyon insan vardır.

Dünya bir süredir bir dizi seçime kilitlenmiş durumda. Doğan Tarkan, yarın Yunanistan ve Mısır'da gerçekleşecek seçimleri yorumlarken, sandık ve sokak, kitlelerin bilinci ve siyasi alternatifleri değerlendiriyor:

Dünyada ve Türkiye'de Ortadoğu devrimlerini küçümseyen, ABD'nin bölgeyi yeniden şekillendirmesi olarak gören, ABD'nin 40 yıllık diktatörlerin yerine Müslüman Kardeşleri başa geçirdiğini söyleyenler ayağa kalktı. 'İşte gördünüz her yerde Müslüman Kardeşler kazanıyor' demeye başladılar.

AKP hükümetinin kürtaj hakkına yönelik saldırılarına karşı protestolar İstanbul'da bugün de sürdü. Kürtaj Yasağına Hayır İnisiyatifi'nin çağrısıyla Galatasaray Meydanı'nda bir araya gelen aktivistler, İstiklal Caddesi boyunca "AKP elini bedenimden çek" diyerek yürüdüler.

Yürüyüş boyunca "Kürtaj haktır, Uludere katliam", "Sana ne Tayyip?", "Kürtaj yasağı kadınları öldürür", "Çeneni kapa, çeneni kapa, Melih Gökçek çeneni kapa" sloganları atan aktivistler, hükümetin çeşitli sözcülerinin konuyla ilgili yaptığı kadın düşmanı açıklamalara tepki gösterdiler.

Bu ülkenin tarihinin bize bıraktığı en kötü miras insanların ölülerinin yasını hakkıyla tutma hakkını elinden almak oldu. Ne Ermeniler ölülerini hakkıyla gömebildi, ne de Kürtler. Ve şimdi de Roboski halkı… Kara kışın ortasında Irak sınırında bombalanan çocuklarının cesetlerini bile bulamadan boş tabutları taşıdılar mezarlığa, boş tabutları gömdüler. Acıları bitmek, dinmek bilmiyor. Yarım kalan yaslarıyla yaşıyorlar ve bunu onlara yaşatan devlete çok büyük öfke duyuyorlar. Her Perşembe 34 kişiyi gömdükleri mezarlığa gidip, hemen karşısındaki askerî taburun gözüne soka soka ölüleri için dua ediyorlar. Bunu bilerek, askere bu olayı asla unutmayacaklarını göstermek için yaptıklarını ve yapmaya devam edeceklerini söylüyorlar.

Gündemde bir sessizlik var. Öne çıkan sorunlar ancak birkaç gün üzerinde çok konuşulan konu olabiliyor, sonra geriye gidiyor ve çok zaman unutuluyor. Birçok konu aslında konunun kendi içeriğinden dolayı değil, o konuyu oluşturan olay iktidarı veya muhalefeti yıpratacağı için öne çıkıyor. Daha çok iktidarı yıpratacak olan konular doğal olarak öne çıkıyor.

Sessizliğin temel nedeni, Kürt sorununda yeni ve önemli bir gelişmenin olmaması. Hükümet son zamanlarda süreklilik kazanan KCK operasyonlarına devam ediyor, zaman zaman Başbakan ağır milliyetçi sözler ediyor, arada bir küçük çaplı çatışmalar oluyor. Yüzlerce Kürt genci ya da Kürt halkının mücadelesini destekleyen Türk genci hapiste, BDP’li Kürt milletvekilleri aleyhinde yüzden fazla fezleke hazırlanmış durumda.

Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin (ÖDP) düzenlediği bir toplantıda Suriye’deki gelişmeler tartışılmış. Toplantı hakkındaki bilgileri BirGün gazetesinden Ahmet Meriç Şenyüz’ün yazısından öğrendim. İlginç bir toplantı olmuş doğrusu.

Konuşmacıların bir kısmı “Suriye’de devrim oluyor” derken, ÖDP Genel Başkanı Alper Taş, BirGün Dış Politika Editörü İbrahim Varlı, Faik Bulut ve Cumhuriyet ve Sol Portal yazarı Mustafa Kemal Erdemol buna karşı çıkmış. Toplantıyı ve konuşmaları aktaran Şenyüz de Suriye’de devrim olduğu fikrine karşı çıkıyor.

İlk konuşmayı ÖDP Genel Başkanı Alper Taş yapmış ve “Emperyalizmin bölgedeki planlarını da, muhalefetin bazı haklı taleplerini de göz ardı etmemeli” demiş. Doğru, çeşitli emperyalist güçlerin ve alt emperyalistlerin bölgede ve tek tek Ortadoğu ülkeleri üzerinde elbette planları vardır. Ama diğer konuşmacıların yaptığı gibi gelişmeleri ‘emperyalizmin planlarına’ bağlamak yanlış. Onlara göre “her şey emperyalizmin tertibi”.

Bu satırlar yazılırken, mahkeme Hrant Dink’in katilleri hakkında kararını açıklamış, bizler de 19 Ocak’ta İstanbul’da Taksim’den Agos’a yapılacak yürüyüşe hazırlanıyoruz.

Tıpkı Ermeni soykırımının devlet eliyle işlenmesi gibi, Hrant Dink cinayeti de devlet eliyle işlendi. Beş yıldır süren adalet komedisinin sonucu, işte, tam da bu cinayetin içindeki devlet elini kanıtlıyor.

Mahkeme, başlangıçta çizilen sınır ne ise, orada durdu. Birkaç tetikçiye, sıradan bir cinayet suçu ne kadarsa o kadar ceza verildi. Cinayetin işlenmesinde dahli olan bir örgüt bağlantısını bu mahkeme tespit edemedi. Cinayette MİT yok, silahlı kuvvetler yok, emniyet yok, ırkçı-faşist güruhlar yok, Ergenekon’un medya ayağı yok. Cinayet işlendiğinde İstanbul Emniyet Müdürü olan Celalettin Cerrah ne dediyse o: “Milliyetçi hassasiyete sahip birkaç genç tarafından gerçekleştirilen bir eylem.”

12 Eylül’ün 30. yıldönümünde yapılan anayasa değişikliği referandumuna katılanların yüzde 58′nin oylarıyla:

1) 1982 Anayasası’nın geçici 15. maddesi kaldırıldı, böylece 12 Eylül darbesini gerçekleştirenlerin hukukî dokunulmazlığı son buldu;

2) Askerlerin askerî mahkemede yargılanıp aklanmasına son veren değişiklikle darbecilerin sivil mahkemelerde yargılanması mümkün hale geldi;

3) Suç işleyen Genelkurmay başkanlarının, tıpkı seçilmiş bakanlar, başbakanlar ve sivil devlet görevlileri gibi Yüce Divan’da yargılanması yasalaştı.

Evet, oylanan 26 maddelik anayasa değişikliği paketi yetersizdi. “Yetmez ama Evet” kampanyasının iddiası, paketin yetersiz ama olumlu olduğu, bir kapı açtığı idi.

Türkiye’de küresel ısınmaya, nükleer santrallara, 3. Köprü’ye, HES’lere ve termik santrallara karşı mücadele denince akla hemen KEG geliyor. Küresel Eylem Grubu (KEG) Sözcüsü ve DSİP üyesi Nuran Yüce ile Türkiye’de ekolojik mücadeleler üzerine konuştuk.

KEG aktivistleri küresel ısınmayı anlatırken “Bir günde dört mevsimi yaşamak”, “Aşırı yağışlar ve görülmedik hava olaylarından” bahsediyordu. Bugünkü duruma baktığınızda tehlikenin neresindeyiz?

2000’lerin başlarında atmosferdeki karbondioksit oranı milyonda 385 parça idi. Son veriler bu miktarın 400 parçacığı aştığını göstermekte.

AKP hükümetinin meclis gündemine getirdiği 3. Yargı Paketi’nde Özel Yetkili Mahkemeleri’n (ÖYM) yetkililerinin sınırlandırılması ya da kaldırılması ile birlikte Balyoz ve Ergenekon davası tutuklusu darbeci generallere af getirileceği söyleniyor.

ÖYM’lerde yapılacak değişiklikle KCK tutuklusu binlerce Kürdün de serbest bırakılacağı ileri sürülüyor.

AKP, katillerle kurbanlarını terazinin aynı kefesine koyarken CHP’nin bu girişimden hayli memnun olduğu görülüyor. Bu girişim ne barışı getirir, ne de demokrasi ve normalleşme sağlar. 90 yıllık askeri vesayet rejiminin temsilcilerinin dışarı çıkınca yapacakları ilk iş yeniden kendi iktidarlarını kurmak ve darbecilerden hesap soran milyonlara kan kusturmak olacaktır.

“Sezaryanla doğuma karşıyım, kürtajı cinayet olarak görüyorum” diyen başbakan bu açıklamasına gelen tepkilere “Her kürtaj bir Uluderedir” diyerek yanıt verdi.

Şimdi kadınlar başbakana yanıt veriyor: “Kürtaj haktır, Uludere katliam.”

Kadınlar başbakanın sözlerine büyük tepki gösteriyor. 1983’de kürtaj yasası çıkmadan önce binlerce kadın olumsuz koşullarda kaçak çalışan kliniklerde yaşamını yitiriyordu. Kürtajı yasaklamak kadınları ölüme mahkum etmektir.

Kendi halkını bombalayan devlet, halka yalan söyleyen bir hükümet

Kendi halkını bombalayan devlet günlerdir yalan söylüyor.

Katliamı “hata” diye yutturmak isteyen hükümetin emrindeki generallere bombardıman yetkisini verdiği açığa çıkıyor.

Başbakan bombardımana “doğal” diyor, Cumhurbaşkanı ile birlikte orduya övgüler yağdırıyor.

Uludere katliamının sorumlusu, bölgedeki işgalci güç ABD ordusunun verdiği istihbaratın ardından, kendi generallerine operasyon yetkisi veren AKP hükümetidir.

- Yasal çalışma süresi 45 saat olmasına rağmen Türkiye’de ortalama çalışma süresi 60 saate ulaşmakta.
- Haftada 60 saati aşan uzun çalışma saatleri, işsizliğin ve iş kazalarının başlıca nedeni.
- Uzun çalışma süreleri ne karşı işçi sendikları mücadele etmeli, çalışma sürelerini 40 saate indirmelidir.

Yasalara göre Türkiye’de resmi çalışma haftası 45 saat. Cumartesi ve Pazar günleri ise çalışılmayan günler.

45 saatin üzerindeki çalışmalarda ise fazla mesai ücreti verilmeli. Hiç bir biçimde günde 11 saatin üzerinde çalışılmamalı.

4857 nolu iş yasasının 63’üncü maddesi böyle diyor.

MİT müsteşarını "KCK sanığı" olarak yargılama girişimi, müzakere ile çözümün önünü nihai olarak kapatma, Kürt sorununu barışla değil savaşla çözeceğini iddia eden 90 yıllık baskı politikalarına güç kazandırma girişimiydi.

-  Kürtlere karşı kullanılan 12 Eylül yasaları ve uygulamaları derhal kaldırılmalıdır. MİT müsteşarını 17 saatte kurtarmayı başaran hükümet Terörle Mücadele Yasası başta olmak üzere baskı yasalarını da hızla kaldırmalıdır.

Güncellemelerden, eylem ve etkinliklerimizden haberdar olmak için abone olun.