1 Mayıs işçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günüdür. 1 Mayıs patronların ve kapitalist iktidarların korkulu rüyasıdır. Tek tek fabrikalardaki mücadeleler her 1 Mayıs’ta dünya ölçeğinde birleşir, her yıl işçilerde sınıf bilinci tazelenir. Çünkü her işçi, kapitalizme karşı uluslararası işçi sınıfının bir parçasıdır...

Antikapitalist aktivistler birleşik mücadele ve örgütlenme çağrılarını imzaya açtı: Ekonomik kriz ve salgının yarattığı koşullar hem dünyada hem de Türkiye’de çalışanları zorlu bir tabloyla karşı karşıya bırakıyor. Hak kayıpları, işsizlik artıyor. Covid-19’la mücadele eden sağlık çalışanları için yeterli tedbirler alınmıyor. Patronlar ve hükümet kıdem tazminatından asgari ücrete, bir dizi alanda işçilerin durumunu daha da kötüye götüren uygulamalara imza atıyorlar...

Hükümet, TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranları doğrultusunda memur maaşlarına yüzde 7,3 zam yaptı. Yıllık gerçek enflasyonun yüzde 40’larda olduğu bir dönemde yüzde 7,3 zam infial yarattı. Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Birleşik Kamu-iş ve Türkiye Kamu-Sen’e bağlı sendikalar, çe şitli illerde yaptıkları etkinliklerle ek zam taleplerini dile getirdiler. Sağlık çalışanları ek ödemelerini alamadıkları için eylemlere başladılar.

Türkiye diğer gelişmiş ülkeler ile birlikte 2018’den beri ciddi bir ekonomik kriz içinde. AKP-MHP koalisyonu, Cumhurbaşkanlığı yönetimi bu krizi çözmekten çok uzak. 2019 yılında hükümet bütçesi 150 milyar TL açık verdi, 2020 yılında ise 300 milyar TL açık verecek. Çünkü bütçeden dış borç ödemeleri ve kamu özel ortaklığı olarak yapılan projeler için yüklü ödemeler yapılıyor. Gelirler kısmında ise ciddi azalmalar söz konusu, turizm ve vergi gelirleri hedeflerin çok altında.

Salgında risk grupları genişlerken, etkili ilaçlar ateş pahası. Herkesin ilaç ve tedaviye erişim hakkını savunan Antikapitalistler mücadele çağrısı yaptı.

Covid-19 salgını aylardır devam ediyor. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de vaka sayıları yükseliyor. Yaşamını yitirenlerin sayısı maalesef 11 bini aştı. Birçok bölgede durum Nisan ayından daha vahim, salgın kontrol altına alınamıyor.

İlk bakışta, kapitalizme karşı verilecek mücadele ile göçmen düşmanlığına karşı mücadele birbirinden ayrı konular gibi görünebilir. Çünkü göçmen düşmanlığının, bireylerin önyargılarından kaynaklandığına dair görüşler oldukça yaygın ve bunlar sorunun kaynağını görmemizi zorlaştırıyor.

Antikapitalist Blok’a katıl, kadınların özgürlüğü için birlikte mücadele edelim!

Kapitalizmin krizlerinin her yeni gelişmeyle beraber derinleştiği bir dönemden geçiyoruz. Halihazırda ekonomik ve ekolojik krizlerle boğuşan küresel sistem, şimdi de pandeminin yarattığı basınç altında can çekişiyor. Artan eşitsizlik, iklim felaketleri ve salgınla beraber alınan önlemlerin işçi düşmanı içeriği her yerde öfkeyi büyütüyor. Kitleler radikalleşiyor, mevcut siyasi partiler çözülüyor ve siyasi iktidarlar bu kutuplaşmanın sonucunda daha da otoriterleşiyor. Türkiye’de bunun savaş tamtamlarıyla, ırkçı ve militarist politikalarla merkeze oturtulduğunu hissediyoruz.

Katıl bize lubunya! - Barış Yılmaz

Bütün dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını yüzünden bir haller var üzerimizde. Türlü eşitsizlikler boynumuza zincir oldu. Kimimiz işinden oldu, kimimiz zorla aile evine döndü ve orada şiddete uğradı, seks işçisi olan kimimiz zaten güvencesiz koşullarda çalışırken aldığı risk iyice arttı. Bunlarla da kalmadı, geçtiğimiz aylardan beri yoğun bir nefret kampanyasına maruz kaldık ve kalıyoruz. Nisan ayında Diyanet’in yaptığı klasik, duymaya çok alışık olduğumuz ve artık başımızı zonklatan “lut kavmi” deyişini hepimiz hatırlıyoruz. Orada kalsaydı neyse ama öyle bir şekle büründü ki biz de “Yuh ama!” dedik. Söylediklerine göre dünyadaki hastalıklara LGBTİ+’lar neden oluyormuş. Devletlerin mücadele etmekte zorlandığı ve kapitalist ekonominin teste tabi tutulduğu böyle bir dönemde suçu LGBTİ+’lara atmalarına şaşırmamalı.