Haberler

Grid List

İsrail polisi, Doğu Kudüs'te bulunan Mescid-i Aksa’ya arka arkaya saldırdı. Saldırıda namaz kılan cemaate yönelik ses bombaları, tazyikli su ve plastik mermiler kullanıldı. Meclis-i Aksa yıllardır İsrail işgali altında bulunan Doğu Kudüs’te yer alıyor ve İsrail ne zaman Filistin’e yönelik ağır bir şiddet uygulamaya karar verirse Mescid-i Aksa’ya saldırıyor...

Salgının yayılmasının, kontrolden çıkmasının, toplu ölümlerin, işsizliğin, açlığın ve yoksulluğun sorumlusu olan iktidar, işçileri ve ailelerinin hayatlarını gözden çıkarmışa benziyor. Patronların çıkarlarına hizmet eden yanlış politikalar ve yetersiz önlemler sonucu Covid-19 vakaları rekor seviyeye ulaştı...

106 yıl önce nüfus içinde büyük bir ağırlığı olan Ermeniler, merkezi bir devlet planlamasıyla tasfiye edildi. Anadolu, Ermenisizleştirildi. Ardından bir halk diliyle, kültürüyle, tüm manevi zenginliğiyle yok sayıldı. Sanki buralarda böyle bir halk hiç yaşamamış gibi davranıldı. Bu davranış yakın tarihin tüm siyasi davranışlarına bir kalıp olarak yerleşti. Artık çok iyi biliyoruz ki bu davranış kalıbı halklar arasında eşitliğin, kardeşliğin önünde bir engel.

En büyük sorunumuz. Açlık sınırı 3 bin liraya dayanmışken, asgari ücret 2 bin 824 lira. Ama bu kadar bile geliri olmayan milyonlarca işsiz var. Diz boyu. Çöplerden ekmek bulmaya çalışan işçi çocukları, evine ekmek götüremediği için çaresizl ikten intihar eden işçiler var. Saldırı altında, sendikaya üye olmak isteyen işçi arkadaşlarımız Kod29 ile tazminatsız işten atılıyorlar. Bir işçi sınıfı hastalığı oldu. Açık olan işyerlerinde yüzbinlerce işçi hastalığa yakalandı, yüzlerce işçi salgında öldü. Bir gece yarısı iptal edildi. Kadınların, LGBTİ+lar ve çocukların evrensel hakları ellerinden alındı. Yapma hakkımız salgın bahanesi ile kısıtlandı, ama kendileri lebalep kongre yapmaya, salgını yaymaya devam ediyorlar. Boğaziçi’nde, sokaklarda, işyerlerinde, okullarda; işçiler, öğrenciler, kadınlar olarak hep birlikte haklarımız için direniyoruz.

Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) Şubat ayının ikinci yarısındaki toplantı ve etkinlik programını duyurdu.

Çevrimiçi yapılan toplantıların başlıkları, konuşmacıları ve katılım bilgileri şöyle:

Çarşamba akşamı 20:00’de gerçekleştirilecek yayında, Engels’in hayatını anlatan Fraklı Komünist kitabının çevirmenlerinden olan, gazeteci Işın Eliçin ve DSİP’ten Şenol Karakaş konuşmacı olarak yer alacaklar.

Pazar günü Fransa’da sendikaların da dahil olduğu 650 kadar örgütün çağrısıyla, çok sayıda şehirde 110 bin kişi iklim için yürüdü. En kitlesel katılım Paris’te olurken coşkulu geçen gösterilerde bu hafta parlamentoda görüşülecek olan İklim Yasası’nın yetersizliği protesto edildi.

Darbeyle yönetime el koyan Myanmar ordusu haftalardır barışçıl, kitlesel eylemler ve grevler örgütleyen darbe karşıtlarına yoğun şiddet uyguluyor. Resmi olarak Myanmar Silahlı Kuvvetleri Günü olarak kutlanan 27 Mart’ta on binlerce gösterici demokrasi talep etmek için sokaklara indiğinde darbe döneminin en büyük katliamı gerçekleşti. 100’den fazla gösterici açılan ateş sonucu hayatını kaybetti.

Temel kürtaj hakkı için mücadele yine Polonya sokaklarında. Pracownicza Demokracja (İşçi Demokrasisi) örgütünden Agnieszka Kaleta anlatıyor.

Anayasa Mahkemesinin utanç verici ve acımasız kararı geçen Çarşamba günü yayınlandı. Kürtaj neredeyse tamamen yasaklanıyor. Öyle ki fetüs ciddi şekilde hasar görmüş ve hatta hayatta kalma şansı olmasa bile, kadınların yine de doğum yapması gerekecek. 

Desteklediğimiz Yayınlar

Yıldız Önen - AKP hala en yüksek oyu alan parti olabilir. Ancak, artık iktidar blokunun sözcülerinin insanlara öyle tepeden bakarak konuşabilecekleri bir durumla karşı karşıya değiliz. İktidar bloku, seçmen nüfusunun azınlığını temsil ediyor. Hepimizin bildiği gibi son dönemde yaşanan gerginliklerin kaynağı da bu.

Şenol Karakaş - En son Erdoğan, bir konuşmasında birdenbire CHP lider Kılıçdaroğlu’na yüklendiğinde fark etmiştim, AKP liderliğinin anlatacak pek bir hikayesi kalmamış. O konuşmasında, Erdoğan durduk yere, SGK’yı Kılıçdaroğlu’nun batırdığını anlatmaya başlamıştı. Üstelik bunu 'gençlere anlatmamız gerek, hatırlamazlar o günleri' diyerek.

Cinsiyetçilik, gelmiş geçmiş en eski ayrımcılık şekillerinden biri. Günümüzün kapitalist dünyasına dek uzanan bu ayrımcılık, mülkiyet ilişkileriyle bir arada ve birbirinden beslenerek gelişmiş durumda. Elbette kadınların dezavantajlı konumu, kapitalizmden çok daha öncesine dayanıyor. Fakat kapitalizm, geçmişten miras aldığı bu ayrımcılığı bağrına basıyor ve onu kendi çıkarları için, en faydalı haline getirmek için muhafaza ediyor.

John Molyneux - Marksist emperyalizm analizi, yaklaşık yüz yıl önce başta Luxemburg, Buharin ve Lenin olmak üzere bir dizi önemli marksist tarafından, tartışma ve işbirliğinin bir arada yürüdüğü bir süreç sonucunda geliştirildi. Bu analiz, kapitalist gelişmenin mantığının, sistemin yeni bir uluslararası emperyalist aşamaya ulaşmasına yol açtığını öne sürüyordu.

Ozan Tekin - Venezuela’da sağcı muhalefetin lideri Juan Guaidó’nun kendini devlet başkanı ilan etmesiyle başlayan süreçte, solda meseleyi başta bir “demokrasi sorunu” olarak ele alma eğilimi baş göstermişti. Maduro hükümetinin ekonomideki başarısızlıklarının yanına Kurucu Meclis’i kapatma gibi hamlelerin eklenmesi, bu yöndeki argümanları popülerleştirdi...

Kalahari'den Paris'e... Sinan Özbek bir toplumsal örgütlenme biçimi olarak komünün tarihini anlatıyor.

Dila Ak - İstanbul Sözleşmesi (ve 6284 sayılı kanun) etkin bir şekilde uygulandığı takdirde kadını toplumsal olarak güçlendirecek ve cinsel kimlik ya da yönelimine bakılmaksızın şiddet mağdurunu koruyacak bir konuma sahip. Sözleşme oldukça talepkâr ve devletlere de epeyce büyük sorumluluk yüklüyor. Kadının sırf kadın olduğu için şiddete uğradığını kabul ediyor, yani kadın cinayetlerinin politik oluşunu kabul ediyor ve bunun önüne geçmek için bir dizi önlem talep ediyor.

Türkiye’de Merkez Bankasının özerkliğinden bahsetmek elbette mümkün değil. Ekonomideki her türlü tıkanmada, hükümetler önce Merkez Bankasının rezervlerini eritmiş, daha sonra para basmasını sağlamışlardır. Böylece kısa vadede bazı şirketler kurtarılmış, ama artan enflasyon nedeniyle, bu kurtarmaların bedeli başta işçi sınıfı olmak üzere tüm halka ödettirilmiştir. 

Irkçı saldırganlığın birisi genel diğeri biraz daha özel iki nedeni var. Genel nedeni, Türkiye’deki siyasal iklim. Türkiye’de hamaset yüklü bir dil kullanarak politika yapmak moda haline geldi. İktidar çevresinin nefret söylemleriyle hedef tahtasına oturtmadığı hemen hiçbir toplumsal kesim yok. Bir olayı düşmanlaştırmadan, “ihanet” kavramını kullanmadan, “hainler” demeden, soğukkanlı bir şekilde ele aldıklarına tanık olmak mümkün değil.

Nuran Yüce - Aralık 2015’te 195 ülke Paris İklim Anlaşması’nı kabul etti. Bu Anlaşma ‘küresel ısınmanın sanayi öncesi döneme göre 2 derecenin oldukça altında tutulması ve artışın 1,5 dereceyle sınırlandırılması’ hedefini içeriyordu. Böylece ülkeler bu sözleşme ile iklim değişikliğinin en kötü sonuçlarından ve zararlarından kaçınmak için net bir eşik belirlediklerini ilan ettiler...

Özdeş Özbay - Son birkaç yıldır felaket üzerine felaket yaşanıyor. Amazonlarda, Rusya’nın ve Avusturya’nın geniş ormanlarında dev yangınlar, kutuplarda dev buzul kayıpları, sıklığı ve gücü artan kasırgalar, dünya ölçeğinde artan kuraklık, hava kirliliği ve salgınlar. Tüm bunlar, tek amacı sermaye birikimi olan ve bu nedenle de sürekli olarak büyümesi gereken şirketlerin ve ülke ekonomilerinin birbiri ardına neden olduğu ekolojik sorunlar.

Çağla Oflas - Otoriter liderliklerin üzerinde oturdukları burjuva kurumları aşındırması, siyasal kutuplaşmaların yol açtığı istikrarsızlık, bölgesel emperyalist müdahaleler gibi çok yönlü krizler, darbe mekanizmasının çalışması için uygun ortam sağlıyor. 20. yüzyılda sermayenin krize girdiği, büyük işçi kitlelerinin ayaklandığı koşullarda, seçilmiş hükümetleri devirip toplumu yukarıdan aşağıya yeniden dizayn etmek üzere pek çok kez darbe yapıldı, darbe girişimi gerçekleşti. Darbeler çoğunlukla iktidardaki sağ partilere, zaman zaman da reformist partilere karşı yapıldı. Ancak hepsi işçi sınıfını hedefledi.

Desteklediğimiz Kampanyalar

Grid List

1 Mayıs işçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günüdür. 1 Mayıs patronların ve kapitalist iktidarların korkulu rüyasıdır. Tek tek fabrikalardaki mücadeleler her 1 Mayıs’ta dünya ölçeğinde birleşir, her yıl işçilerde sınıf bilinci tazelenir. Çünkü her işçi, kapitalizme karşı uluslararası işçi sınıfının bir parçasıdır...

31 Mart yerel seçimlerde Bolu Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen CHP’li Tanju Özcan, ilk iş olarak göçmenlere yönelik sosyal ve mali yardımların sona erdirileceğini duyurdu. Sosyal medya üzerinden büyük tepki gören Özcan, bu tutumunu savunmaya devam etti, CHP’nin ortağı İyi Parti’nin Ümit Özdağ gibi önde gelen figürleri tarafından da desteklendi.

Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu (BAK) 31 Mart 2019'da gerçekleştirilecek yerel seçimlere ilişkin değerlerini yazılı bir basın açıklamasıyla kamuoyuna duyurdu: "Savaş; bireyi ve toplumu hedef alan her türlü şiddetin uygulandığı, anatomik ve ruhsal bütünlüğü bozucu, maddi ve manevi nitelikteki şiddet olarak tanımlanır.