Haberler

Grid List

Trump hükümetiyle Cumhur İttifakı arasında varılan anlaşmanın ardından, 8 yıldır savaş nedeniyle harap olmuş Suriye’nin kuzeyine bir askeri harekât düzenlenmesinin yolu açıldı. Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) olarak Türkiye’nin Suriye ile kuracağı tüm ilişkilerin barışçıl bir temelde, Suriye halklarının kendi kaderlerini belirlemelerinin önünü açacak şekilde belirlenmesi gerektiğini düşünüyoruz.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Suriye'de rejimin ve muhaliflerin bir Anayasa Komitesi kurulması konusunda anlaşmaya vardıklarını açıkladı. Buna göre, iki tarafın belirleyeceği 50’şer kişinin yanı sıra, BM’nin atadığı 50 teknokratla birlikte 150 kişi, ilerleyen haftalarda Cenevre’de toplanacak, Suriye’nin yeni anayasasını yazmak ve iki yıl sonra seçimlerin yapılmasını sağlamak için çalışacak.

20-27 Eylül tarihlerinde tüm dünyada iklim değişikliğine karşı küresel iklim grevi ilan edildi. Dünyanın hemen her yerinde grevler ve etkinlikler gerçekleşecek. Öğrencilerin başlattığı küresel başkaldırıya bu sefer yetişkinler ve emek örgütleri de katılıyor. Küresel İklim Grevi haftasında, 136 ülkede 5 bin 600 eylem ve etkinlik gerçekleşecek.

DSİP tarafından düzenlenen Sosyalist Tartışma toplantıları bu yıl beş şehirde gerçekleşecek.

‘Otoriterleşmeye, iklim krizine ve ırkçılığa karşı mücadele’ başlığıyla düzenlenen toplantılar, herkesin katılımına ve katkısına açıktır.

İstanbul'da düzenlenen Marksizm 2019 toplantılarının üçüncü gününde, tüm dünyada ve Türkiye'de antikapitalist sol alternatifleri güçlendirme vurgusu öne çıktı.

Cuma günü "Stalinizm, Marksizmin bir yorumu mu?", "Corbyn'den Ocasio-Cortez'e dünyada sosyalizmin yükselişi", "Trump bir dünya savaşını göze alabilir mi?" oturumları oldu.

Sunumlardan öne çıkanlar şöyleydi:

Stalinizm, Marksizmin bir yorumu mu?

Dila Ak: "Karşıdevrimden sonra işçilerin devlet üzerindeki kontrolü azaldı"

Lenin, her zaman “Rusya’da tek başına devrim olmaz, kendimizi daha büyük bir devrim için hazırlamalıyız” demiştir. Lenin “Rusya’da bir süre devlet kapitalizmi uygulayalım, işçiler bizi anlar” da demiştir.

Ama 1917 Ekim Devrimi sonrasında Bolşevik Parti hükümeti, kendisini emperyalistler ve onların müttefiki Beyaz Ordu ile büyük bir savaşın içinde buldu. Bu savaşta Bolşevik Parti kadroları ve proletaryanın önemli bir kesimi öldü. Savaşın getirdiği açlık ve yoksulluk, sağ kalan işçilerin önemli bir bölümünün kentleri terk etmesine, kırsala dönmesine yol açtı.

Bolşevik Parti savaş döneminde ve sonrasında devlete egemen oldu. Tek parti yönetimi oluşturuldu. Kızılordu, ihtiyaçlarını karşılamak için eski Çarlık dönemi subaylarını işe aldı. Gizli polis teşkilatı ÇEKA, insanları sorgusuz, mahkemesiz cezalandırabilen bir kurum hâline geldi. ÇEKA’nın yerine kurulan GPU ve daha sonra KGB, bu tutumu devam ettirdi.

Kızılordu ve ÇEKA’nın merkezileşmesi ve güçlenmesi ile proletaryanın devlet üzerindeki etkisi giderek azaldı. Fabrika komitelerindeki işçi sayısı azaltıldı. Grevler yasaklandı, sendikalar baskı altına alındı. Bu süreçte Troçki’nin de içinde yer aldığı Birleşik İşçi Muhalefeti kuruldu, bu hareket olumsuzluklara karşı eleştirilerini dile getirdi.

Petersburg parti sekreteri Kirov’un 1934 yılında şüpheli bir şekilde öldürülmesi, Stalin’in temizlik yapması için bahane oldu. Parti sekreteri Stalin, süreç içinde tüm muhalefeti düşman ilan etti ve yok etti. Ekim Devrimi sırasında Bolşevik Parti Merkez Komitesi üyesi olan kişilerin tümü (Lenin ve Stalin hariç, Lenin 1924’te öldü) bu süreçte öldürüldü. Milyonlarca parti üyesi ve sivil insan öldürüldü.

Stalin dönemi Rusya’da ücret farklarını incelediğimizde, generallerin 15 bin ruble, subayların 5000 ruble, fabrika müdürlerinin 1500 ruble, işçilerin ise ortalama 200 ruble aldığını, asgari ücretin 110 ruble olduğunu görmekteyiz. Bu sayılar bürokratik devlet yapısının ücretler düzeyinde ifadesidir. Ücret farklılıkları dönemin kapitalist devleti ABD’de bu ölçüde değildir. Bir işçi ile bir general arasında Rusya’da 75 kat fark varken, ABD’de bu fark 5 kattı.

Ahmet Yıldırım: "Stalinizm, işçi sınıfına savaş açan yönetici bürokrat sınıfın ideolojisidir"

Stalinizm ideoloji olarak hakim sınıfın fikridir. Hakim sınıfların çıkarı için çalışır. Sadece Rusya’da değil, dünyanın her yerinde hakim sınıfların lehine adımlar atmıştır. İngiltere’de 2. Dünya Savaşı sonrası genel grevin başarılı olmasını engellemiştir. İspanya’da iç savaşta devrimcilerin yenilmesini sağlamıştır. Almanya’da Komünist Parti ile Sosyal Demokrat Parti'nin kavga etmesine ve aradan faşizmin iktidara gelmesine yol açmıştır. Macaristan, Çekoslovakya ve Afganistan’ı işgal etmiştir. Tüm bunlar Stalinizmin eserleridir. Ama 2. Savaş sonrası dünyanın yarısında Stalin’in sözü geçtiği için Troçkistler güçsüzleşmiştir. Stalinizm, işçi sınıfına savaş açan yönetici bürokrat sınıfın ideolojisidir.

Türkiye’de de stalinizmin etkisi çok fazladır. 90’lı yıllarda kamu çalışanları hareketi, en etkili sınıf hareketiydi. Ama stalinistler bu harekete küçük burjuva damgası vurdu, küçümsedi. Stalinistler, Kürt sorununda milliyetçilik yaptı, 28 Şubat darbesinde darbe destekçiliğine soyundu. 1999’da neoliberalizme karşı Seattle’de başlayıp Dünya Sosyal Forumu adı altında yayılan direnişe destek olmadı. 2011 yılında başlayan Arap isyanlarını, emperyalistlerin oyunu diyerek küçümsedi. Suriyeli göçmenlere karşı ırkçılık yaptı. Tüm bunlar stalinizmin milliyetçi, egemen sınıf yanlısı karakterini ortaya koymaktadır.

Marx manifestoda der ki, işçi sınıfının kurtuluşu kendi eseri olacak. Stalinizmde egemen sınıf yönetici bürokrat sınıftır, ekonomik yönetim tarzı devlet kapitalizmidir. Stalinizm çoğulcu değildir, parti ve tek insan iktidarını savunur, uygular. Biz sosyalistler enternasyonalistler, sınırları yapay olarak görürüz, dünya devrimini savunuruz. Bu konuda kaynak olarak Marx’a, Lenin’e, Rosa’ya, Troçki’ye bakmak gerektiğini söyleriz.

 

Corbyn'den Ocasio-Cortez'e dünyada sosyalizmin yükselişi

Sosyalizmin yükselişi

İkinci oturumda ise Corbyn'den Ocasio-Cortez'e dünyada sosyalizmin yükselişi konuşuldu. Sunumlar şöyleydi:

Roni Margulies: "Ben devrimi savunuyorum"

Dünya sağa kayıyor veya dünyada sosyalizm güçleniyor demenin her ikisi de durumu yeterince açıklamaz. Dünya siyaseti ciddi bir istikrarsızlık döneminden geçiyor. Dünyada sosyalistler için olumlu gelişmeler oluyor. 2011’de başlayan Arap isyanları yenilmişti, şimdi Sudan ve Cezayir’de tekrar başladı. Özgürlük talepleri ile ayaklanan Sudan halkı diktatör Beşir’i kovdu, yerine gelen generali de kovdu. Halk hâlâ meydanlarda, taleplerini savunmaya devam ediyor. Meydanları işgal eden Sudan halkının eylem tarzı Gezi’yi ve Tahrir’i hatırlatıyor.

ABD’de kadınlar son meclis ve senato seçimlerinde önemli başarı sağladı, tarihinde ilk defa kadın senatör seçen eyaletler var. İki hakim partinin (Cumhuriteçi ve Demokrat) ikisinin de sağcı olduğu ABD’de Demokrat Parti içinde iki yıl önce oluşan Demokratik Sosyalistler grubu, bu seçimlerde önemli başarı sağladı, üye sayısı 50 bine çıktı.

Sosyalistlerin önünde bir soru var, reform mu, devrim mi? ABD’deki gibi parlamenter yoldan mı medet ummalıyız, yoksa Sudan’daki gibi aşağıdan bir hareket mi örgütlemeliyiz? Ben devrimi savunuyorum.

Melek Ulagay: "Sarı Yelekliler kendilerini 1789 ile özdeşleştiriyorlar"

Fransa’da Sarı Yelekliler hareketinin bazı eylemlerine katıldım. Hareketin içindeki insanlarla konuştum. Fransa tarihinde üç önemli devrimsel hareket var. 1789 devrimi, 1848 işçi isyanları, 1871 komün hareketi. Sarı Yelekliler kendilerini daha çok 1789 ile özdeşleştiriyorlar, lidersiz bir hareketler. İlk yürüyüşlerini 17 Kasım 2018 tarihinde Paris’te 125 bin kişinin katılımı ile yaptılar. Eylemlerinin ana sebebi dizel yakıta yapılan vergi zammıydı. Hareketin içinde aşırı sağdan veya soldan insanlar var, emekliler, kadınlar var, politik olarak çok geniş bir yelpazeyi içeriyorlar. Sarı Yelekliler, 17 Kasım’dan itibaren her hafta yürüdüler, 16 Mart yürüyüşünde Champs-Élysées'de çatışmalar oldu, dükkanlar tahrip edildi. O tarihten sonra Macron, Paris merkezini eylemlere yasakladı. 23 Mart eylemi banliyöler tarafında yapıldı. 1 Mayıs bile Paris merkezinde yapılamadı. Sarı Yelekliler “Biz Kaliforniya’da sokakta yatan insanlar için de yürüyoruz” diyorlar. 23 Mart eylemine ilk defa siyah insanlar da katıldı.

Ferda Keskin: "Enternasyonal bir sosyalizmi savunmalıyız"

2008 krizi sonrası dünyada iki hareket öne çıktı; birincisi özgürlük isteyen Arap isyanları, ikincisi neoliberal kapitalizme isyan eden eylemler. Bugün Sudan bir özgürlük talebidir, Sarı yelekliler ise neoliberal kapitalizme isyan eylemleridir. 2008 ekonomik krizi, daha sonra politik krize yol açtı. Küreselleşmeyi savunan neoliberalizm, güvenlik kaygıları öne çıktıkça ulusal sınırlarına dönmeye başladı. Yabancı düşmanlığı ve ırkçılık yayıldı, otoritarizm gelişti. Reform mu, devrim mi sorusuna devrim demeliyiz, ama nasıl bir sosyalizm diye de sormalıyız. Elbette enternasyonal bir sosyalizmi savunmalıyız.

Trump bir dünya savaşını göze alabilir mi?

Marksizm 2019'un üçüncü gününün son oturumunda ise İngiliz marksist kuramcı, Sosyalist İşçi Partisi'nin (SWP) liderlerinden Alex Callinicos, "Trump bir dünya savaşını göze alabilir mi?" sorusuna yanıt aradı. Toplantının video kaydı şöyle:

>>Alex Callinicos: "Trump bir dünya savaşını göze alabilir mi?"

Marksizm'in ikinci gününde "Sanayi 4.0: Bildiğimiz kapitalizmin sonu mu?", "Gezegen yıkıma uğrarken: İklim krizi durdurulabilir mi?", "Göç ve müzik" oturumları oldu. Konuşmaların özeti şöyleydi:

Sanayi 4.0: Bildiğimiz kapitalizmin sonu mu?

Levent Özyıldırım (DSİP): "İnsansız üretim burjuvazinin bir hayali ama bu doğrultuda bir gelişme olmadı"

Sanayi 4.0 kavramı Almanya’daki teknoloji şirketleri tarafından 2011 yılında ortaya atılan bir iddia. Bu kavram, kendisinden önce üç sanayi devrimi olduğunu ifade eder. Bunlar sırasıyla şöyle: Sanayi 1.0: Buharlı makinenin, çırçır makinesinin, lokomotifin icad edildiği 1800’lü yıllar. Sanayi 2.0: Elektriğin, telefonun, telgrafın icad edildiği 1900’lü yılların başı. Sanayi 3.0: Yarı iletken teknolojilerin, bilgisayarın, elektronik kontrollü makinaların icad edildiği 1960’lı yıllar.

Sanayi 4.0: Tüm teknolojilerin birlikte kullanılabildiği bir dönem, içinde yaşadığımız yıllar. Diğer dönemlerin aksine Sanayi 4.0 döneminde belirgin bir icad yoktur. Pek çok alanda sağlanan gelişmeler söz konusu edilmekte, bu gelişmeler sonucu teknoloji kullanımının devrimsel bir dönüşüm geçirmekte olduğu, işçi sınıfının bu dönüşüm sonucu ortadan kalkacağı ileri sürülmektedir.

Sanayi 4.0 kavramı 2013 yılında Almanya hükümet programına girdi. Çünkü Almanya şirketleri, sanayi üretiminde ileri, robot teknolojisinde Japonya ve Kore’den sonra üçüncü. Ama bilişim teknolojisi konusunda ABD çok ileride, Almanya şirketleri bu alanda da kendilerine pazar bulmak istediler, Sanayi 4.0 kavramını ortaya attılar.

Sanayi 4.0 kavramı içinde en çok tartışmalı konu “yapay zeka” kavramı. Yapay zeka, insansı bir makina değil. Sisteme ne yüklerseniz onun karşılığını aldığınız bir cihaz.

Teknolojinin gelişmesi ile birlikte sanayi üretiminde robotik ekipman kullanımı son 30 yılda yaygınlaştı. Bu nedenle bazı üretim yöntemlerinde işçi kullanımı sayısı azaldı. Ama yeni iş alanları ortaya çıktı. Tamamen insansız üretim, burjuvazinin bir hayali. Ama şimdiye kadar bu doğrultuda bir gelişme olmadı, hatta çalışma saatlerinde azalma bile olmadı. Sanayi 4.0 dönemi, kapitalist sömürü ve sömürüye karşı mücadelenin şekli açısından esaslı bir değişiklik anlamına gelmiyor.

Özdeş Özbay (DSİP): "Marksistler teknolojiye karşı çıkmazlar"

2008 krizi ABD’de başladıktan sonra Almanya kapitalist pazarda avantaj elde etmek için Sanayi 4.0 kavramını ortaya attı. Çalışma hukukunu Almanya’nın belirlemesi için çalışıyorlar. Sanayi 4.0 için çalışma yapacağını iddia eden her şirket aslında devletten kredi desteği, vergi muafiyeti koparmaya, kâr oranını artırmaya çalışıyor.

Sanayi 4.0 kavramı bazı sosyalistleri de etkiledi. Hardt ve Negri, 2000’lerin başında yazdıkları kitaplarında işçi sınıfının yok olmakta olduğunu iddia ettiler. Ama 20 yıldır, işçi sınıfı ve onun mücadelesi yok olmadığı gibi daha da arttı. Bugün dünyanın ilk 100 şirketinin 80’i gayet maddi üretimler yapıyor, sadece 20 şirket “hizmet” üretimi alanında. Hizmet ürettiği söylenen şirketlerde de insanlar bilgisayar başında veya başka araçlarla emek sarfediyorlar. Bütün emek sarfedenler ve bunun karşılığında ücret alanlar işçidir.

Robotların sanayide yaygınlaşması, kapitalistlerin hayal ettiği hızda gerçekleşmiyor, çünkü ilk yatırım rakamları çok yüksek, kapitalizmin krizleri robotların yaygınlaşmasını engelliyor. Marksistler teknolojiye karşı çıkmazlar, teknolojiyi işçi sınıfı lehine kullanırlar. Gelişen robot teknolojilerinin çalışma saatlerini azaltması için mücadele etmeliyiz.

Gezegen yıkıma uğrarken: İklim krizi durdurulabilir mi?

Marksizm'in perşembe günü ikinci oturumunda ise iklim yıkımı ve buna karşı nasıl mücadele edileceği tartışıldı. Sunumlar şöyleydi:

Nuran Yüce (DSİP): "İklim krizini yaratan da, çözümüne engel olan da kapitalist sistem"

Yokoluş İsyanı ve iklim için okul eylemleri devam ediyor. 15 Mart'ta iklim için okul eylemi tüm dünyada yapıldı, 1,6 milyon öğrenci katıldı. 16 yaşındaki Greta hareketin sembolü oldu. “İklim değişikliği değil, iklim yıkımı var, geleceğimizi çaldınız, yokoluşa sürükleniyoruz” dedi. Greta’nın bu çağrısı milyarlarca insan tarafından paylaşılıyor. IPCC raporlarına göre dünyanın ortalama sıcaklığı son yüzyılda 1,2 derece arttı, bunun 1,5 derecede tutulması hedefleniyor, 1,5 derece hedefi aşılırsa kötü şeyler olacağı bilim insanları tarafından ifade ediliyor. Kalan 0.3 derecelik artış, fosil yakıtlar bugünkü gibi kullanılmaya devam edildiğinde 12 yıl içinde gerçekleşecek. Yani 12 yıl sonra artık dönüşü olmayan bir yola girmiş olacağız.

Bazı araştırmalara göre ise zaten dönüşü olmayan yola girmiş durumdayız. Bugün tüm fosil yakıtların kullanımına son versek, 1,5 derecelik artışı geçmeme hedefini tutturma ihtimalimiz sadece yüzde 66. İklim krizini yaratan da, çözümün önünde engel olan da kapitalist sistemdir. Sürekli büyümek için çalışan kapitalist sistem, iklimi ve biyosistemi bozuyor. Üretim süreçlerine müdahale edebilmemiz, neyi nasıl üreteceğimize tüm toplum olarak birlikte karar vermemiz gerekir, aksi hâlde iklim yıkımı kaçınılmaz. İklimi değil sistemi değiştirelim.

Ömer Madra (Açık Radyo): "Umut etmeye ve iklim için mücadeleye devam ediyoruz"

Greta’nın eylemleri 20 Ağustos 2018’de başladı. Biz Açık Radyo olarak 22 Ağustos’taki Avustralya eylemlerinde röportajlar gerçekleştirdik. Röportajları 10 yaşında bir çocuk olan Deniz bizim için yaptı. Konuştuğu çocuklar da 13-14 yaşlarındaydı. Çocuklar çok aklı başında konuşmalar yaptılar, Avustralya’nın saçma sapan konuşan başbakanına cevaplar verdiler. Çocukların eylemleri Türkiye’de de oldu, Bebek parkında çok sayıda çocuk “iklim için okul” eylemine katıldı.

Yazılan bazı raporlara göre, küresel sıcaklık 2 derece arttığında buğday, pirinç yetişmeyecek, açlık baş gösterecek, medeniyet tehlikeye girecek. 5 derece arttığında 6-7 milyar insan ölecek.

İklim yıkımını durdurmak için mücadele etmeliyiz. Bu konuda karamsar olanlar, yapılacak hiç bir şeyin kalmadığını söyleyenler de var. Ama biz umut etmeye, iklim için mücadele etmeye devam ediyoruz.

İkinci toplantıda salondan yapılan katkılar şöyleydi:

- Greta’nın eylemleri çok önemli, bizde de gençler bu mücadeleye sahip çıkmalı. Suriye iç savaşı öncesi 2007 yılında kuraklık ve açlık meydana gelmişti. Mısır’da da 2011 ayaklanması öncesi kuraklık ve açlık yaşandı. İklim yıkımı arttıkça, iklim krizi siyasal mücadeleye etki eden çok önemli bir faktör hâline geldi. Sendikaları iklim krizi konusunda daha duyarlı olmaları gerektiğine ikna etmeliyiz. İklim krizi gıda fiyatlarının artmasına neden oluyor.

- Meydanlardaki eylemler iklim konusunda çok verimli olmuyor. İşçi sınıfının üretimden gelen gücünün devreye girmesi gerekir. Çevre hareketleri çok yerel faaliyetler olarak sürüyor, daha merkezi örgütlenmelere ihtiyaç var.

- Kapitalist sistemin birikim mantığı içinde iklim krizi çözülemez. Kapitalist sistemde reformlar için mücadele pek çok konu için doğru olabilir, ama iklim konusu bunlardan biri olmaktan artık çıktı, iklim meselesi artık bir devrim konusu hâline gelmiştir.

Göç ve müzik

Marksizm 2019'un ikinci gününün son oturumunda ise Salih Erturan'ın moderatörlüğü ve Evrim Hikmet Öğüt'ün sunumu ile göç müzik ilişkisi tartışıldı. Topantıdan notlar şöyleydi:

- Sokak müziğinde çok popüler Türk ve Arap kültürünü içeren şarkılarla repertuar daralıyor. Bunlar genelde Mısır ve Irak’tan meşhur şarkılar, aslında bu hoş değil. Normalde flamenko yapan rap müzik yapan müzisyenler hem Türklerin hem Arapların bildiği şarkıları çalmak zorunda kalıyor.

- Müzisyenlik sosyal ağ gerektiren bir meslek, mültecilerin durumu bu alanda daha da zor, hem bir çevreleri yok hem de ırkçılık var.

- Suriye’de bir sokak müziği yok. Suriyeli müzisyenler burada sokak müziğiyle yeni tanışıyor.

- Suriyeli müzisyenlerin bir kısmı yurt dışına, Dubai vb. ülkelere iş yapıyor.

- “Sınır ötesinden sesler” isimli, mülteci müzisyenler ile alakalı bir belgesel serisi çektik. (Toplantıda gösterilen video için: https://www.youtube.com/watch?v=kgO8UTFuwuE&feature=youtu.be)

- Mülteciler konservatuara yabancı öğrenci statüsüyle girebiliyorlar. Türkiyeli ile bir farkı yok, giriş sürecinin. Bazıları konservatuarı kazandığı hâlde çalışmak zorunda olduğu için okuyamıyor.

- Normalde başka işler yapıp hobi olarak müzik yapan insanlar burada müzik yapmaya başladılar. Birçoğu zengin Arap turistlere hizmet ediyorlar.

- Türkiyeli Kürtlerle Suriyeli Kürtler bir arada daha rahat çalışıyorlar.

- Mültecilerin Türk müzisyenlerle olan ilişkileri iyi değil. Türk müzisyenlerde ırkçılık hakim

marksist.org

16 Mart'taki Uluslararası Irkçılık Karşıtı Gün kapsamında dünyanın birçok noktasında göçmenlerle dayanışma eylemleri düzenlendi.

DSİP'in de bir parçası olduğu Uluslararası Sosyalist Akım, Avrupa'daki ırkçı taarruz üzerine yazılı bir açıklama yayımladı:
1- Avrupa Devlet ve Hükûmet Başkanları Konseyi'nin 28 Haziran'daki toplantısı, Avrupa'daki göçmenlere karşı ırkçı taarruz açısından potansiyel olarak çok tehlikeli bir dönüm noktasını işaret ediyor. Donald Trump'ın Kasım 2016'da seçilmesinin ardından, Avrupa Birliği kendisini yeni Amerikan başkanının ırkçılığına ve cinsiyetçiliğine karşı göğüs geren, liberalizm ve hoşgörünün kalesi olarak gösterdi. Ancak bu son zirvede, AB'nin Trump'ın göçmen karşıtı politikalarını benimsediği görüldü.

Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) ve Hollanda'daki Enternasyonal Sosyalistler örgütünden ortak açıklama:

Hollanda ve Türkiye hükümetleri arasındaki gerginliğin yükselişi, Hollanda’nın Türkiye’nin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Kaya’yı “istenmeyen göçmen” ilan edip topraklarından kovmasıyla zirveye çıktı. Bunun sonrasında Rotterdam Belediye Başkanı Ahmet Abutalip, Türkiye konsolosluğu önünde toplanan Türkiyeli-Hollandalı protestocuların üzerine çevik kuvvet polislerini saldı.

Desteklediğimiz Yayınlar

Sue Caldwell - Sadece bir yıl gibi bir sürede, Yokoluş İsyanı, Greta Thunberg ve okul öğrencilerinin iklim grevi ile birlikte iklimin aciliyetini ön sayfalara taşıdı. Geçen ayki iklim değişikliğine karşı Uluslararası İsyan, tüm dünyadan aktivistleri harekete geçirdi. Polisin, Brüksel’deki tazyikli sudan Londra’nın merkezindeki protestoları yasaklamasına varan agresif karşılığı, pek çok destekçiyi şok etti ve strateji ve taktikler konusunda tartışmalara yol açtı.

Simon Assaf - Bunun asla olmaması gerekiyordu. Mezhepsel bölünmelerle dolu bir ülke, insanları yerinde tutmak için rahatça şiddet, tehdit ve himaye kullanarak derinden yerleşmiş yönetici sınıfla karşı karşıya. Ancak şimdi değişim için benzeri görülmemiş bir hareket Lübnan'ı süpürüyor, nüfusun dörtte biri gösterilerde, sokak işgallerinde ve grevlerde yer alıyor – katılım sayıları ülkenin tarihindeki her şeyi geride bırakıyor. “Açlığın, kamu ahlakına uymayan bir kâfir olduğunu” söyleyen popüler bir söz vardır.

Mario Nain - Şili'de şu an olan şeye bir ayaklanma denebilir. Cuma günü bir milyonu aşkın kişi başkent Santiago sokaklarına döküldü. Polis ve ordunun baskıcı güçleri, yurttaşların akınını durduramadı. İşçi sınıfının varlığı güçlüydü; otobüs şoförleri, öğretmenler, madenciler, liman işçileri ve daha pek çoğu... Kamyon sürücüleri otoyolları kapattı.

Sinan Laçiner - Marx ve Engels, Komünist Manifesto’ya “Avrupa’nın üzerinde bir hayalet dolaşıyor. Bu hayalet komünizmin hayaletidir” diye başlamıştı. Şu ara Türkiye’nin (ve dünyanın) üzerinde de çeşitli hayaletler dolaşıyor, ama bunlar pek o kadar hayırlı sayılmaz. Bu tatsız hayaletlerdenbaşlıcası (sağ popülizm, militarizm ve otoriterleşmenin yükselişiyle birlikte) göçmen karşıtı ırkçılık. 

Arife Köse - Avrupa’da yükselen sağ hareketler, Doğu Avrupa’da iktidara gelen milliyetçi hükümetler, Trump ile birlikte zirve noktasına ulaşan ve son olarak 24 Haziran seçimleri ile birlikte Türkiye’nin de etki alanı içine girmiş olduğu artık kesin olan milliyetçi akımı daha çok tartışacağımız açık. Bu yazının da amacı, bu tespitten yola çıkarak, milliyetçiliğin nasıl bir ideoloji olduğunu anlamaya yönelik bir çabayı ortaya koymak. 

Atilla Dirim - Tibet’in pek çok açıdan çok ilginç bir yer olduğuna şüphe yoktur. Orta Asya’da, ortalama 4.900 metre yüksekliğindeki bu ülke “dünyanın çatısı” olarak anılır. İlgi çekici olması sadece coğrafî özelliklerinden ötürü değildir. Tibet, eskiden bu yana güçlü bir mistisizme ve etkileyici efsanelere sahip bir yer.

Nuran Yüce - Tüm canlı yaşamı için önemi tartışmasız olan Yağmur ormanları hem iklim krizinin tehdidi atlında hem de şirketler tarafından yok ediliyor. Bu iki tehdidin kaynağı kapitalizm. Piyasaların dostu, milliyetçi ekonomi savunucusu aşırı sağcı Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro ise tehdidi gerçek hale dönüştüren kişidir.

Şenol Karakaş - 20-27 Eylül’de iklimi, gezegeni, yoksulları, ekosistemi, yaşamı korumak için başlayan büyük ve yeni mücadele dalgasının yeni bir sıçrama noktası gerçekleşecek. Bu hareket yeni, genç ve çok kararlı. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de kolları sıvayan hareket çok genç. İlkokul, ortaöğretim öğrencileri kızgınlar. Hem bugünlerinin hem de geleceklerinin çalınmasına öfkeliler.

Volkan Akyıldırım -  21. yüzyılda eşitsizlik o kadar büyük ki kapitalistler kapitalizmin geleceğinden endişe duyuyor. 2019, IMF yöneticilerinin küresel ekonomideki yavaşlamayı ve ABD-Çin arasındaki ticaret savaşını işaret ederek, kapitalizmin küresel bir krize doğru gittiği uyarılarıyla başlamıştı. 28 Nisan - 1 Mayıs tarihlerinde Los Angeles'te toplanan Milken Enstitüsü'nün yıllık küresel konferasında konuşan kapitalistler, sistemin geleceği hakkında korkularını dile getirdi.

Şenol Karakaş - Otoriterleşme gerçekten de bir dalga gibi, dünyayı sarıp sarmalıyor. ABD 329 milyon, Rusya 147 milyon, Macaristan 10 milyon, Hindistan 1 milyar 370 milyon, Brezilya 212 milyon ve Türkiye 83 milyonluk nüfuslarıyla, yaklaşık 7,5 milyar kişilik dünya nüfusunun yedide birini oluşturuyorlar. Bu ülkelerin her biri otoriter siyasetçiler tarafından yönetiliyor. Her bir otoriter liderin bir diğerinden farklı özellikleri var ve kuşkusuz her ülke bir diğerinden farklı bir dizi özelliğe sahip. 

Arife Köse - Son yıllarda sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada yaşanan siyasi gelişmeleri açıklarken yaygın bir otoriterleşme eğiliminden söz ediliyor. Dünyada bu eğilimin simge isimleri arasında Donald Trump, Victor Orban, Vladimir Putin ve Recep Tayyip Erdoğan gibi isimler sayılırken kısa süre önce Brezilya’nın başkanı olarak seçilen Jair Bolosonaro gibi yenileri de bu listeye ekleniyor. Bu eğilime eşlik eden bir diğer küresel olgu ise, zaman zaman ırkçılığa ve yabancı düşmanlığına kadar varan bir milliyetçilik. Bu makale, otoriter yönetimlerin anti-demokratik uygulamalarını meşrulaştırmak için milliyetçilikten yararlandıklarını, bunu yaparken ‘güçlü devlet, güçlü millet’ ve yabancı ve göçmen düşmanlığı söylemlerine dayandıklarını anlatıyor. 

Şenol Karakaş - 2013 Newroz’unda Abdullah Öcalan’ın demokratik siyaset çağrısı okundu. Bu çağrı sosyal, ekonomik ve mekânsal anlamda büyük yıkımlara neden olan 30 yıllık bir çatışma döneminden sonra, devletin bilgisiyle, Diyarbakır gibi sembolik bir merkezde, sembolik bir günde ve bir milyona yakın insanın huzurunda yaptı. Tarihi nitelikteki bu çağrıyı ve sadece 5 sene önce yapılmış olduğunu hatırlayınca, toplumsal bir şans olarak çözüm sürecinin elimizden kaçmış olmasına hayıflanmamak mümkün değil.

Desteklediğimiz Kampanyalar

Grid List

1 Kasım seçimleri öncesinde "Oyumuz Umuda" kampanyasını yürüten Antikapitalistler, bu hafta sonu İstanbul ve Ankara'da yapacağı basın açıklamalarıyla, Fransa'da yapılacak BM İklim Zirvesi (COP21) öncesi "İklimi değil sistemi değiştir" diyecek.

Antikapitalistler, 28 Kasım Cumartesi günü saat 15:00'te İstanbul'da Galatasaray Meydanı'nda ve Ankara'da Yüksel Caddesi'nde yapacağı basın açıklamalarıyla iklim değişikliğinde egemen sınıfların rolünü teşhir ederek küresel kapitalizmi protesto edecek.

31 Mart yerel seçimlerde Bolu Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen CHP’li Tanju Özcan, ilk iş olarak göçmenlere yönelik sosyal ve mali yardımların sona erdirileceğini duyurdu. Sosyal medya üzerinden büyük tepki gören Özcan, bu tutumunu savunmaya devam etti, CHP’nin ortağı İyi Parti’nin Ümit Özdağ gibi önde gelen figürleri tarafından da desteklendi.

Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu (BAK) 31 Mart 2019'da gerçekleştirilecek yerel seçimlere ilişkin değerlerini yazılı bir basın açıklamasıyla kamuoyuna duyurdu: "Savaş; bireyi ve toplumu hedef alan her türlü şiddetin uygulandığı, anatomik ve ruhsal bütünlüğü bozucu, maddi ve manevi nitelikteki şiddet olarak tanımlanır.