Sinan Özbek - Marx, üzerindeki Feuerbach etkisini atmakla Feuerbach’ın insanın temel bir özelliği olarak düşündüğü dolayısıyla insanın özü olarak ilan ettiği din tanımlamasından tamamen uzaklaşıyor, kopuyor. Daha 1843’te Yahudi Sorunu’unda şöyle diyor: “Bize göre din bir temel değil, aksine sadece dünyevi sınırlılığın bir olgusudur. Bu nedenle biz özgür vatandaşın dini saplantılarını, önyargılarını  onların dünyevi saplantılarından geldiğiyle açıklıyoruz. Biz insanların dünyevi sınırlılığını yok etmek için onların dini kalıplarını yok etmeyi savunmuyoruz. Biz insanların dünyevi sınırlılıklarının ortadan kaldırılmasıyla dini önyargıların da ortadan kalkacağını savunuyoruz. Biz, insanların dünyevi sorunlarını teolojik soruna çevirmiyoruz. Teolojik sorunlarını dünyevi sorunlar olarak görüyoruz. Tarihin yeterince uzun süre batıl itikatlarla yorumlanmasından sonra, biz batıl itikatları tarihle yorumluyoruz.”

Çağla Oflas - Devlet, günümüzde yaygın burjuva anlayışına göre, meşru rollerin belirlendiği politik bir aygıttır. Ve bu anlamıyla toplumdaki bütün sınıfların üzerinde, hepsine eşit mesafede yer alan bir iktidarı temsil eder. Eşitlik, adalet ve refah için devletin olmadığı bir toplumsal tasavvur ne yazık ki günümüzde yok. Aksine, özgür ve eşit bir topluma ilişkin yapılan tüm tartışmalar, devletin iyileştirilmesi üzerinden yürütülmektedir. Marksist devlet teorisi ise bu görüşlerden tam bir kopuşu ifade eder...

Meltem ORAL - On yılı geride bırakan finansal kriz depreminin neoliberal düzende yarattığı çatlaklar günümüzde, jeostratejik gerilimler ve küresel ölçekte farklı siyasi krizlerle bütünleşerek derinleşiyor. Özellikle son iki yıldır otoriter sağ siyasetlerin birçok ülkede siyasi yelpazenin merkezine doğru ilerleyişi, söz konusu krizin yarattığı güncel sonuçlardan biri. Son olarak Donald Trump’ın ABD Başkanı seçilmesi, ekonomik-siyasi krize eşlik eden otoriterizm ve karşısındaki sol alternatifler tartışmalarını küresel çapta alevlendirdi. Bu dönemde ayrıca otoriter, sağ, muhafazakâr söylem ve seçeneklerin karşısında kadın hareketinin adeta bir dip akıntısı olarak kendisini örgütlediğine tanık oluyoruz.

DSİP’in İngiltere’deki kardeş örgütü Socialist Workers Party (Sosyalist İşçi Partisi) Merkez Komite üyesi ve King’s College Öğretim Üyesi Alex Callinicos, Enternasyonal Sosyalizm’den Can Irmak Özinanır ve Almanya’daki Marx21 dergisinden Jules El-Khatib ile Marksizmin güncelliği üzerine konuştu. Söyleşiyi Melih Mol deşifre etti ve Türkçeye çevirdi. 

Faruk Sevim - Sendikalar, ilk olarak Avrupa’da 19. yüzyılın başlarında kuruldu. Bu işçi birlikleri her zaman kapitalist sınıf ile mücadele içerisinde var olmaya çalışmışlardır. Türkiye’de 1940’ların ortalarında ortaya çıkan sendikalar, grev ve toplu sözleşme hakkına 1960’tan sonra kavuşmuştur. Sendikacılık toplumsal ve ekonomik yapılar ve üretim tekniklerindeki değişimlerle sürekli etkileşim içindedir. 80’li yılların başından itibaren uygulanmakta olan neoliberal ekonomik model, sendikal alanda önemli hak kayıplarına ve gerilemelere yol açmıştır, ancak 2008 krizi sonrası sendikal bilinç ve örgütlenme tekrar güçlenmeye başlamıştır.

Türkiye kapitalizmine düzülen övgüler yerini telaşa bıraktı. Anlaşıldı ki, yönetenlerin övgüyle bahsettiği ekonomik büyüme aslında devasa bir borç yığınından ibaretmiş. Türk lirası 2018’in ilk dokuz ayında hızla değer kaybederken, dolarla borçlanan şirketlerin ve bankaların borçları geri ödenemez halde. Tarihî müttefiki ABD’nin yaptırımlarıyla karşı karşıya kalan Türkiye yönetimi, borç bulmak için kapı kapı dolaşıyor. Erdoğan kabinesi, şirketlerin ve bankaların devlet teminatı altındaki borçlarını, Yeni Ekonomik Program adı verilen ekonomik saldırı paketi ile işçilere ödetmek istiyor.

Bunu yaparken “Kriz mriz yok”, “Bunlar psikolojik”, “Ekonomik krizden bahsetmek hainliktir” diyorlar. Ancak ekonomik gerçekler gibi hükümetin aldığı olağanüstü tedbirler de yaşanmakta olanın bir kriz olduğunu gösteriyor:

Çok şeyler söylendi “Yetmez ama evet”çilere dair. Bir çok “Yetmez ama evet”çi gibi ben de bu saldırılara artık daha fazla yanıt vermemek gerektiğini düşünüyorum. Ama özellikle geçtiğimiz aylarda Murat Belge hakkında üretilen spekülayonlar ve ardından Sezai Temelli’nin HDP Eş Genel Başkanı olmasının ardından “Yetmez ama evetçi”leri linç etme girişimi yeniden başladı.