Bir süredir nafaka hakkına karşı bir kampanya yürütülüyor. Kadın düşmanı ifadelerle, nafaka hakkının erkekler için zulüm olduğu ve kadınlar tarafından suistimal edildiği iddia ediliyor. Zaten Cumhurbaşkanlığı’nın 100 günlük eylem planında ‘nafakanın daha adil olması için düzenleme yapılacağından’ bahsedili­yordu. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı nafaka çalıştayları düzenliyor. Adalet Bakanlığı ‘nafaka bekleyeceklerine çalışsınlar’ diyerek yasayı değiştirmek için gerekli hazırlıkların başladığını açıkladı. Son olarak faşist MHP, nafaka hakkını sınırlayan bir yasa teklifi hazırladı.

Devrimci Marksistler, kadınların özgürlüğünü savunan birçoklarından çok önemli bir noktada ayrılır. Bizler kadının ezilmesinin cinsler arasındaki biyolojik farklılıklardan veya erkek ruhunun doğasına özgü herhangi bir nedenden ötürü her zaman var olan bir olgu olduğuna inanmıyoruz. Kadının ezilmesinin tarihin belli bir anında, toplumun sınıflara bölünmeye başlamasıyla ortaya çıktığını savunuyoruz...

Günümüz kadın hareketi içerisinde herhalde en uzun soluklu ve yaygın teori ataerkillik teorisidir. Bu teori birçok farklı şekle bürünse de arkasındaki temel fikirler, yani erkek egemenliğin ve cinsiyetçiliğin yalnızca kapitalizmin bir ürünü olmadıkları, kapitalist üretim biçiminden bağımsız oldukları ve kapitalizmden sonra da devam edeceklerine dair fikirler o kadar geniş kabul görüyor ki, teoriyi toptan reddetmek katıksız ve gerçek bir şaşkınlıkla karşılanıyor.

Eğer ABD küresel kapitalizmin kumanda merkezi olmaya devam ediyorsa, geçtiğimiz birkaç ayda bu kumanda merkezinin ekranlarında birden fazla kriz göründü. Şimdi bu krizleri, ABD karar vericileri açısından önem sırasına göre ele alalım. En önemsizden en önemliye doğru, bunların arasında; İsrail’in Gazze’ye açtığı son savaş vardı –aslında bu, Washington için bir krizden ziyade dengenin yeniden kurulduğu bir şiddet patlaması, dünya çapında çok sayıda insan için ise zulüm ve suçtu. Kiev’deki Batı yanlısı hükümet ile Ukrayna’nın güneydoğusunda Rusya’nın desteklediği güçler arasındaki savaş vardı. Irak ve Suriye’de kendisini İslami Devlet olarak adlandıran (ancak bizim IŞİD olarak adlandırmaya devam edeceğimiz) cihatçı grubun ilerleyişini durdurmak için yapılan ABD bombardımanıydı. Ve en önemlisi de –henüz bir kriz değil ama en ciddi çatışma olma potansiyeline sahip– Çin’in giderek büyüyen gücüne karşı Doğu Asya’daki devletler arası artan rekabet var.

Troçki’nin marksizme en büyük ve en özgün katkısı Sürekli Devrim teorisiydi. Bu çalışmada, bu teori ilk olarak yeniden ifade edilecek. Daha sonra ise geçtiğimiz yaklaşık on yıllık süreçte yaşanan sömürge devrimlerinin ışığında düşünülecek. Teorinin büyük bir bölümünü reddetmeye mecbur kalacağız. Ancak varılan sonuçlar Troçki’nin düşüncelerinden oldukça farklı çıksa dahi, çalışma ağırlıklı olarak onun düşüncelerine yaslanmaktadır...

Rus Devrimi’nin önde gelen liderlerinden biri olarak yüklendiği sorumluluklardan sonra (hem 1905’de hem 1907’de Petersburg Sovyeti Başkanı, Bolşevikleri iktidara getiren Ekim ayaklanmasının örgütleyicisi, Kızıl Ordu’nun kurucusu, 1918-21 arasındaki iç savaş zaferinin mimarı) Troçki’nin bu olayları takip eden kaderi (1924’de Lenin’in ölümünden sonra Stalin ve yandaşları tarafından yönetimden uzaklaştırılması, 1929’da Sovyetler Birliği’nden sürgün edilmesi ve 1940’da KGB olarak adlandırılan kurumun bir ajanı tarafından öldürülmesi) 20. yüzyılın en belirleyici olayıyla bu kadar bütünleşmiş bir yaşama trajik bir anlam vermiştir. Troçki’nin, belki en açık biçimde ve Rus Devrimi Tarihi’nde (Troçki 1967) sergilenen toplumsal teorisyen, siyasal yorumcu ve yazar olarak sahip olduğu olağanüstü entelektüel yetenekler kendi politikasına tamamen muhalif olan birçok insanın bile beğenisini kazanmasına neden olmuştur... 

Uluslararası sosyalizmin kitle grevi sorunu üzerine şimdiye kadar yaptığı neredeyse tüm yazıları ve açıklamaları, mücadele araçlarının en geniş çapta kullanıldığı ilk tarihsel deney olan Rus devriminden öncesine dayanır...

İşçiler kapitalistlerden daha akıllı, köylülerden daha okumuş ve gençlerden daha ciddi olduğu için devrimci değildir. İşçilerin devrimciliği tümüyle kapitalist sistemin doğasından kaynaklanır.

Kapitalist sistem tarihin akışını şaşırtıcı şekilde hızlandırır, üretici güçlerde öngörülemez bir gelişim ve patlama yaratırken, karı nasıl daha fazla artıracağı bu artışı nasıl sürekli hale getireceği sorusuna da çoktan yanıtını vermişti: Mülksüzleştirme!

Egemen fikirler dünyası - Egemen fikirlerin panzehiri - İşçiler ve devrimciler - İşçi Demokrasisi - İşçi demokrasisi ve devrimci parti - 21. yüzyılda işçi sınıfı - İşçi sınıfı nerede? 

Marksist çevrelerde, parti ile sınıf arasındaki ilişki sorunu kadar anlaşmazlık konusu olan sorun azdır. Bu konudaki tartışmalar yoğun ve kavgalı olmuş, kaç nesildir aynı suçlamalarla sonuçlana gelmiştir: 'Bürokrat', 'ikameci', 'elitist', 'otokrat'. Konunun önemine ve uzun zamandır tartışılıyor olmasına rağmen, tartışmanın altında yatan temel ilkeler genellikle berraklığa kavuşturulamamıştır. Örneğin, parti örgütlenmesinin niteliği konusunda bolşevikler ve menşevikler 1903'de bölündükleri zaman Lenin'in yanında yer alanların birçoğu 1917'ye gelindiğinde barikatların karşı tarafında kalmış (örneğin Plekhanov); buna karşılık, Rosa Lüksemburg ve Troçki gibi devrimciler 1903'de Lenin'in karşısında fakat 1917'de onunla beraber tutum almışlardır. Üstelik bu karmaşa istisnai bir örnek değil, devrim tartışmalarında sürekli karşımıza çıkıyor...

Parti-sınıf ilişkisi: Sosyal demokratik görüş

Devrimci sol ve sosyal demokrat teoriler

Lenin ve Gramşi'nin parti ve sınıf görüşleri

Sosyal demokratik parti, bolşevik parti ve stalinist parti

Çeviri: Canan Şahin - Onur Devrim Üçbaş

Leninizm’in güncel savunusu iki görev içeriyor: İlki tarihsel Lenin’in politik içeriğinin savunusu; ikincisi Lenin’in ana politik fikirlerinin devam eden geçerliliğinin ve uygulanabilirliğinin gösterilmesi. Bu makale asıl olarak ikinci gö­reve odaklanmakla birlikte ilk nokta ile ilgili bir noktanın altını çizmek gerekiyor...

1. Tarihsel Lenin - 2. Günümüzde Leninizm: Emperyalizm ve Savaş - Devlet Teorisi - Leninist Parti - Sonuç

Sosyalizme karşı yöneltilen itirazlar arasında en yaygın ve en etkili olanı 'sosyalizm iyi bir fikir, ama hayata geçirilmesi mümkün değil. İnsanın doğasını değiştiremezsiniz!' şeklinde ifade edebileceğimiz argümandır. Fabrikalarda, işyeri kantinlerinde ya da kahvehanelerde karşılaşılan ilk itiraz budur. Pek çok siyasetçi ve entellektüel de zora düştüğünde hemen bu itiraza sarılır...

1. Anti-sosyalist Argüman 

2. İnsanın Doğası Koşullara Bağlı Olarak Değişir 

3.İnsan Doğası Nedir? 

4.Kapitalizm ve İnsan Doğası

5.Sosyalizm ve İnsan Doğası

Alt Kategoriler