24 Haziran Seçimleri: Siyaset sağa kaydı! Şimdi solu ve işçi sınıfının birliğini inşa etme zamanı

AÇIKLAMALAR
Tipografi
  • Daha Küçük Küçük Orta Büyük Daha Büyük
  • Varsayılan Helvetica Segoe Georgia Times

24 Haziran seçimlerinde hem en çok gerileyen hem de en çok milletvekili kazanan parti AKP oldu. 1 Kasım’da 23 milyon 681 bin oy alan AKP, bu seçimlerde 21 milyon 91 bin oy aldı. AKP, üstelik seçmen sayısı yaklaşık 2 milyon artmışken iki seçim arasında 1,5 milyonluk bir oy kaybı yaşamış durumda. Bu, 24 Haziran seçimleriyle birlikte oluşan yeni durumunun siyasi niteliğini de açığa çıkartıyor.

Hoş geldin koalisyon!

AKP, yasama görevini üstelenen mecliste MHP’nin desteği olmadan çoğunluğu sağlayamıyor. Mecliste 295 milletvekilliği kazanan AKP, çoğunluğu ancak MHP’nin 49 milletvekilinin desteğiyle kazanabiliyor. Bu, iktidara geldiği günden beri koalisyonlar dönemine son vermekle övünen hükümet partisinin artık koalisyonlara mahkûm olduğu ve siyasal istikrarsızlık koşullarıyla yüz yüze olduğumuz anlamına geliyor.

24 Haziran seçimlerinin en şaşırtan, beklenmeyen çıkışını yapan partisi MHP oldu. AKP’nin kaybettiği yaklaşık yüzde 7’lik oyun önemli bir bölümünün MHP’ye kaydığı görülüyor. MHP’nin siyasi karakteriyle birlikte düşünüldüğünde mevcut meclis içi hâkim koalisyon, Türkiye’de siyasetin sert bir şekilde sağa yattığını gösteriyor.

Siyasetin sağa yattığının bir başka göstergesi ise kuruluşunun üzerinden daha bir yıl geçmeden İyi Parti’nin yüzde 10 oy almış olması. Ana faşist partinin içinden çıkan, geçmiş yıllarda faşist eylemliliklerin örgütçüsü olan, faşist geleneğin yerleşmesinde rol oynayan kadrolara sahip İyi Parti’nin yüzde 10 oy alması sağcı politik ortamın göstergelerinden bir diğeri.

Erdoğan neden kazandı?

16 Nisan referandumuyla kıyaslandığında, Erdoğan’ın bir sene önceki kayıplarını toparladığı görülüyor. 16 Nisan referandumunda büyükşehirlerin önemli bölümünü ama özellikle Ankara ve İstanbul’u kaybeden Erdoğan, 24 Haziran’da bu iki şehirde yeniden çoğunluğu sağladı. 16 Nisan referandumunda AKP’nin kalelerinden olan Eyüp ve Üsküdar gibi ilçelerde muhalefet çoğunluğu sağlamışken, şimdi bu ilçelerin çoğunluğu da yeniden Erdoğan’a oy verdiler.

Hem siyasetin bu denli sağa yatması hem de içinden geçtiğimiz koşullar muhalefet açısından bir dizi avantajı içermesine rağmen, Erdoğan nasıl kazandı?

Bu sorunun ilk yanıtı şudur: Kitlelerin ekonomik krize vereceği tepki sadece direnmekle sınırlı değildir. Kitleler, bir krizden, yoksullaşma dalgasından geçerken ve daha sert bir ekonomik durgunluk kapıda beklerken, geminin kaptanını değiştirmek istemeyebilirler. 24 Haziran’da, kitlelerin önemli bir kesimi kapıda bekleyen ekonomik krize bir de siyasi krizin eşlik etmesini tercih etmediler. Partisi sert bir düşüş yaşarken Erdoğan’ın yüksek oy almasının nedenlerinden birisi bu.

Bir diğer neden ise, anket şirketlerinin ve büyük çoğunluğun şu gerçeği ıskalaması: Geçen sene yapılan referandum hükümet sistemini değiştirmeyi hedefliyordu ve AKP’ye oy veren kitlelerin bir kesimi, bu değişikliğe karşı çıktığı için “Hayır” oyu vermişti. Ama bu seçim, yaşanan değişiklikten sonra kimin başkan olacağını oya sunuyordu ve bir önceki referandumda sisteme karşı olanlar, sistem hayata geçecekse Erdoğan’ın sistemin başında olmasını tercih ettiler.

Nasıl bir dip dalgası?

Seçimlerden önce dip dalgasından söz ediliyordu. Erdoğan’ın 24 Haziran’ı kazanmasının nedenlerinden birisi de bu dip dalgasının yanlış yerde aranması.  AKP’den demokrasi ve eşitlik istediği için kopan kitleler değil, AKP’den milliyetçi gerekçelerle MHP’ye kayan kitlelerle yüz yüze kaldık. Bu, yaklaşık iki buçuk yıldır işlenen, devletin bekası kaygısına bağlı olarak açıklanan devlet politikasının kitleler nezdinde alıcı bulduğunu gösteriyor. Türkiye, Suriye politikasında radikal bir değişiklik yaptı, çözüm sürecini önce rafa kaldırdı sonra bütünüyle bir kenara bıraktı. Suriye’ye askeri müdahale dâhil bir dizi müdahalede bulundu. Bu çaba yerli ve milli bir koalisyonun ortak girişimiyle kitlelere anlatıldı.

İki sene önce yaşanan 15 Temmuz darbe girişimi, “Türkiye Devleti’nin varlığına kast eden dış güçler ve bu dış güçlerin piyonu olanlar” iddialarının daha gür sesle çıkmasına neden oldu. Hem anket şirketleri hem de solun geniş kesimleri bu perspektifle girişilen Afrin ve Kandil askeri harekâtları ile Menbiç için ABD’yle yaşanan tartışmaların milliyetçi bir dip dalgası haline dönüşeceğini öngöremedi. MHP’nin yüzde 5’lerde gezineceği koşullarda AKP-MHP ittifakının meclis çoğunluğunu kazanması mümkün değilken, beka kaygısının sürekli işlendiği siyasal koşullar milliyetçi bir tepkinin güçlenmesine neden oldu.

HDP barajı aştı!

24 Haziran seçimlerini değerlendirirken OHAL koşullarından güç alan büyük bir haksızlık tüm değerlendirmelerin özünü oluşturmak zorundadır. İktidar devlet olanaklarının tüm gücünü istediği gibi kullanırken muhalefet sürekli olarak düşmanlaştırıldı, gözaltılar, tutuklamalar seçim sürecinde de devam etti. HDP’nin cumhurbaşkanı adayı arkadaşımız Selahattin Demirtaş seçim kampanyasını hücresinden sürdürmek zorunda kaldı. Seçim süreci tam bir eşitsizlikler ve haksızlıklar süreci olarak yaşandı.

HDP’ye yönelik baskı, uzun süreden beri devam etmekteydi. Binlerce üyesi, milletvekilleri, belediye başkanları ve parti yöneticileri tutuklandı. Bütün bunları birlikte düşündüğümüzde, HDP’nin bir kez daha fırtınayı atlatmasının önemi çok daha iyi anlaşılır. HDP, hem oy oranında hem de kazanılan milletvekilliği sayısında yeniden üçüncü parti oldu. HDP’nin ağır baskıyla siyaset dışına düşeceğini düşünenlerin hesapları suya düştü. Bizler, yaklaşık iki ay boyunca, “Bir oy HDP’ye, bir oy Demirtaş’a” kampanyası yaptık. Yine de şu gerçeğin altını çizmek zorundayız:

HDP, baskı koşullarına rağmen barajı aştı ama doğu illerindeki oyları ciddi bir durgunluk içerisinde. Bitlis’te AKP’ye geçildi, batı illerinde aldığı oylarda CHP’nin stratejik oy desteğinin katkısı oldu. Aday belirleme sürecinde tercih edilen yöntem ve özellikle İstanbul’da tercih edilen adaylar bu durgunluğun önemli nedenlerindendir.

İstikrarsızlık da sürecek mücadele de!

Trump’ın seçilmesinin bildiğimiz dünyanın sonu anlamına gelmesi gibi 24 Haziran seçimleriyle birlikte bildiğimiz Türkiye’nin de sonuna geldik. Artık bütün eski alışkanlıkları bir kenara bırakmalı ve yeni bir mücadele döneminin gerektirdiği mücadele örgütünü, solu inşa etmeliyiz. Patronlar örgütü TÜSİAD hemen Erdoğan’ı kutladı ve reform talep etti. Hükümet, geçen hafta IMF’siz bir IMF programını, yani daha fazla borç alabilmenin karşılığında krizin bütün faturasını yoksullara ödetmeyi hedefleyen bir ekonomik programı kabul etti.

Siyaset sağa kaymış olsa da işçi sınıfının birleşik mücadelesini örmek için şimdi çok daha yoğun bir şekilde mücadele etmek zorundayız. “Krizin faturasını ödemeyeceğimizi, patronların vergilendirilmesi gerektiğini” daha yüksek sesle haykıracağız.

MHP 24 Haziran seçimlerinin en büyük kazananı oldu. Bu, Erdoğan ve AKP’nin MHP’nin basıncı altında kalması anlamına gelecek. Bu durum, bir yandan daha sağ politikaların uygulanmasına kapı aralayacak ama bir yandan da sürekli bir siyasal istikrasızlığın Demokles'in kılıcı gibi hükümetin üzerinde sallanıp durmasına yol açacak.

Öte yandan seçim performansı pek beğenilen Muharrem İnce de dahil, seçim kampanyasında HDP dışındaki bütün partiler göçmenlere, Suriyelilere karşı ırkçı ve milliyetçi açıklamalar yaptılar. İyi Parti, MHP, CHP ve AKP gözlerini Suriyelilere dikmiş vaziyette. Erdoğan seçime birkaç gün kala Suriyelileri Suriye’ye geri yollayacağını açıkladı. 24 Haziran seçimlerinden sonra göçmenlerle dayanışmak çok daha acil bir politik görev olarak önümüzde duruyor.

Küresel düzeyde sağa kayışın yaşandığı, Trump, Orban, Putin gibi siyasi figürlerin yükseldiği politik iklime Türkiye de katıldı. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından tercih edilen bu sağ yönelim, Türkiye’de AKP’ye oy veren yoksul kitlelere seslenecek bir alternatifin yokluğunda daha da güçleniyor. Şimdi yeniden solu güçlendirme, karamsarlığa karşı direnme,  barışı ve eşit koşullarda kardeşliği tesis etmek için mücadele zamanı. AKP’nin gerilediğini unutmayalım. Bu gerileyişin sonucu mutlak bir sağ eğilimin yükselmesi demek değildir. İşçi sınıfını, yoksulları kazanmayı amaçlayan, laik-dindar çelişkisini değil, işçi sınıfının patronlarla çelişkisini öne çıkartan bir alternatifin örgütlenmesi 24 Haziran’dan sonra yeni siyasal koşullarda en temel hedefimiz olacaktır. Herkesi bu hedefte birleşmeye çağırıyoruz.

Devrimci Sosyalist İşçi Partisi
26.06.2018