Antikapitalistler: Kanal İstanbul'a hayır! Marmara Denizi'ni kurtarmak için mücadeleye!

ANTİKAPİTALİSTLER
Tipografi
  • Daha Küçük Küçük Orta Büyük Daha Büyük
  • Varsayılan Helvetica Segoe Georgia Times

Antikapitalistler, müsilaj felaketi hakkında gerçek tedbirler almak yerine daha da büyütecek olan Kanal İstanbul dayatmasına ve iktidarın sorunu ele alış biçimine karşı bildiri yayınladı.

Antikapitalistlerin taleplerini ve mücadele önerilerine içeren bildiri şöyle:

Marmara Denizi gözlerimizin önünde can çekişiyor.

Başımıza bin bir türlü musibet salıp endişe verici bir çevre felaketi yaratan siyasi iktidar, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan 2014-2016 Marmara Denizi raporunda Marmara’nın içler acısı halini ortaya koymuş ve müsilaj sorununu tespit etmiş olmasına rağmen biyolojik arıtma sistemine geçmemekte, hassas alanları belirleyen yönetmeliği uygulamaya koymamakta, arıtması olmayan tesislere hiçbir cezai işlem uygulamamakta direttiği gibi, Marmara’yı tamamen öldürecek olan Kanal İstanbul projesinde de diretmeye devam ediyor.

Müsilaja sebep olan faktörleri kabaca atık ve ısınma sorunu olarak özetleyebiliriz. İlki kentsel, kanalizasyon ve termal atık olarak üç bölümde incelenmelidir. İkincisi ise iklim krizinin bir sonucu olarak deniz yüzeyi sıcaklığının normal değerlerin çok üstünde seyrettiği Marmara’nın soğumasına fırsat verilmediği, denize nefes aldırılmadığı için yaşanıyor.

Kentsel atık sorunu, fosfor ve azot gibi kirleticilerin miktarını artıran atıksu arıtımı sorunudur. 2006’da çıkarılan ve hassas alanları belirleyen yönetmelik bu sorunu belirli bir ölçüde çözebilirdi ama ilgili yönetmelik 10 yıl boyunca uygulamaya konulmadı, konulduğunda ise acil bir sorun değilmiş gibi, tesislere 7 yıllık bir geçiş süreci tanındı. Ve henüz uygulanmaya başlanmış değil. 

Kanalizasyon atığı sorunu ise biyolojik arıtma yerine, Marmara’yı kirletmeye devam eden ve İstanbul’un atığını Karadeniz’e gönderip kurtulmayı (!) hedefleyen Derin Deniz Deşarjı yöntemi adlı sistem yüzünden yaşanıyor.

Sonuncusu, yani termal atık, iklim krizinin bir sonucu olarak ısınan deniz suyunun bir de Çanakkale Boğazında yer alan ve Marmara Denizi’nin suyunu soğutma suyu olarak kullanıp denize geri döndürürken 35C sıcaklığa ulaştırarak veren termik santrallerden kaynaklı bir sorundur. Bu santraller, zaten ısınma tehdidi altında olan denize her bir 60 dakikada binlerce metreküp sıcak su boca ediyorlar.

Hepimizin içini yakan böyle acı bir tablo karşısında bile kanal projesinden geri adım atmayan siyasi iktidar, birçok sivil toplum örgütünün, bilimin, meslek odaları ve uzmanların itirazlarına rağmen on yıldır büyük bir inatla gündemde tuttuğu, “yapacağız” diye direttiği ve önümüzdeki ay başlanacağını ilan ettiği Kanal İstanbul’un Marmara’daki müsilaj sorununa çözüm sunacağı iddiasında! Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, sabrımızın sınırlarını zorlayan açıklamasında, Kanal İstanbul’un Marmara’daki su kalitesini artıracağını dile getirdi.

Bakan Karaismailoğlu “Sazlıdere barajı İstanbul'un %2.8'ine denk geliyor” diyor; “İstanbul'un su rezervine Kanal İstanbul ile Piriççik ve Kahramadere barajları ile daha fazla katkı sağlayacağız.” Oysa milyarlarca liraya mal olmuş ve kullanılabilir ömrünün çok başında olan Sazlıdere Barajı’nın feda edilmesi, kentin bugün kullandığı suyun yüzde 6-7 oranında azalması anlamına gelir. 

İstanbul’un sadece denizini ve İstanbulluları değil, ormanlarını, sulak alanlarını, mera ve fundalıklarını, binlerce bitki ve hayvan türünü tehdit eden, son derece hassas bir ekosistemin dinamiklerini altüst edecek olan bu proje, müsilaj sorunuyla boğuşan Marmara’yı ölü ve balıksız bir denize dönüştürmekle kalmayıp Karadeniz'in ekolojik yapısını da bozacak.

Marmara’nın 25 metrelik üst katmanı Karadeniz suyudur. Bunun altı ise deniz dibine kadar, tuzlu Akdeniz suyundan oluşmaktadır. İstanbul Boğazı günde 600 milyon metreküp suyu üst akıntılarla Marmara’ya akıtırken, ters yönde ilerleyen alt akıntılar bunu dengeliyor. Bu sistem sadece Karadeniz ve Marmara’dan ibaret olmayan, küresel boyutlu ve hassas bir dengeler sistemidir. Bir yandan Tuna, Dinyester gibi Karadeniz’i dolduran nehirlere, öte yandan Akdeniz’e uzanır. Akdeniz’de yazın buharlaşan su, Karadeniz’deki fazla suyun İstanbul ve Çanakkale boğazlarından geçmesiyle telafi edilir.

Kanalın, zıt yönde ilerleyen bu iki akıntıyı etkileyecek yeni bir musluk gibi çalışıp Karadeniz’deki tuzlanmayı artıracağı, 25 metrelik üst katmanı Karadeniz suyundan oluşan Marmara’yı ise öldürecek bir etki yaratacağı bilinmektedir. 

Marmara’yı “kronik astımlı” bir hastaya benzeten uzmanlar, tek oksijen kaynağının Çanakkale Boğazı’ndan giren Akdeniz suyu olduğunu söylüyor. Ve alttaki tabaka kendisini 7 yılda yenileyebiliyor. Uzmanlara göre, derinliği 25 metre olan ikinci bir musluk olarak işleyecek bu kanal açıldığında Karadeniz'in suyu Marmara’ya daha hızlı akacak, üst tabaka şu anda can çekişmekte olan alt tabakaya baskı yaparak oksijenin hızla azalmasına neden olacaktır. 

Oksijen tükendiğinde bunun geri dönüşü olmaz. Bu noktada, kanalın kötü bir proje olduğu kabul edilse bile artık iş işten çoktan geçmiş olur. 

Marmara Denizi’nin yeniden sağlığına kavuşturulması için yapılması gerekenler ortadadır. Aşağıdaki taleplerin acilen yerine getirilmesini istiyoruz:

► Kanal İstanbul, Marmara’yı tamamen öldürecek olan yıkım projesidir. Bu proje ekolojik, sosyal, ekonomik felaketler yaratacak olmasına rağmen, tüm canlıların ortak yaşam alanı olan denizler ile karalara yapılacak büyük ve yıkıcı bir müdahaledir. Aynı zamanda mali kaynaklarımızın da heba edildiği Kanal projesi hemen durdurulmalıdır.

► Yenikapı'da, atık suların biyolojik arıtımdan geçirildikten sonra kullanımı amacıyla biyolojik arıtma tesisi kurulması için 500 bin metrekarelik bir deniz dolgusu yapılmış, ancak İstanbul'un en önemli biyolojik arıtma tesisinin inşa edileceği bu alan AKP iktidarı tarafından miting ve gösteriler için kullanılmıştır. Uygulamayı geciktiren, planı erteleyen siyasi iktidar önce bunun ve Marmara Denizi’nin durumu ortadayken görmezden gelip eylem planını yürürlüğe koymak için yıllarca beklemiş olmasının hesabını vermelidir.

► Günde birkaç milyon metreküp atık boşaltılan denizin yüzeyindeki müsilajın ve sadece yüzeyden temizlenmesi hiçbir şekilde çözüm sunmaz. Bu, göstermelik ve beyhude bir çabadır. Marmara’yı, iktidarda olduğu sürece çöplük gibi kullanan, en ufak bir önlem almak şöyle dursun durumun vahametini artıran politikaları ve projeleri yürürlüğe koyan, üstüne bir de Kanal İstanbul projesinde diretmeye devam eden iktidarın yeni açıklamış olduğu eylem planı yetersizdir. 

► Acilen kanalizasyon atığı, endüstriyel ve kentsel atıklar için ihtiyaç duyulan ileri arıtmaya geçilmeli, bütün kirleticiler kontrol altına alınmalı ve gübre fabrikaları başta olmak üzere denize atık bırakan tüm tesisler için hemen yaptırım uygulanmalı, cezai işleme başvurulmalıdır. Marmara’nın suyunu soğutma suyu olarak kullanan tüm termik santrallerin listesi paylaşılmalıdır.

► Marmara Denizi ve Marmara körfezlerinin tamamı hassas alan statüsünde değerlendirilmeli, körfezlerde sıfır deşarj önlemleri alınmalıdır.

► Marmara Denizi’nde ekolojik durumun düzelmesi için karasal baskıların azaltılmasına yönelik ciddi yönetim planlamalarına ihtiyaç olduğu açıktır. Ekosistem temelli su kalitesi modelleme çalışmalarının yapılması ve sürekliliğinin sağlanması, karasal baskıların kıyılardaki etkisini ortadan kaldıracak önlemlerin alınması gerekir. 

► Tarım Bakanlığı lojistik altyapısı ve kadro sayısı Marmara’da yasa dışı avcılıkla mücadelede yetersiz kalmaktadır. Marmara’daki balık stokunun korunması için gereken önlemler acilen alınmalı, kıyılarda konuşlanmış küçük balıkçı kooperatifleri ve denizlerdeki organik yükü azaltması amacıyla midye yetiştiriciliği, her türlü destek sağlanarak teşvik edilmeli, sayıları artırılmalıdır. 

► Demokratik toplumlarda hem Marmara’nın kurtuluş planı hem de Kanal İstanbul gibi devasa projelerin olası etkileri, bu konularda uzmanlaşmış bilim çevreleri tarafından tüm ayrıntılarıyla incelenmeli, kapsamlı ve nitelikli çalışmalar yapılmalıdır. Kabul edilebilir olanı, bölgedeki tüm yaşamı derinden etkileyen böylesi kararların; işçilerin, sendikaların, kooperatiflerin, belediyelerin, çevre ve kadın örgütlerinin, balıkçıların, siyasi partiler ve derneklerin, sivil toplum kuruluşlarının, özetle konuyla ilgili tüm örgütlerin kolektif katılımıyla yürütülecek tartışmaların neticesinde alınmasıdır.

Antikapitalistler

11.06.2021

SON SAYI