Yangınların gösterdiği: İklim krizini durdurmak zorundayız

AÇIKLAMALAR
Tipografi
  • En Küçük Küçük Orta Büyük En Büyük
  • Varsayılan Helvetica Segoe Georgia Times

İki günde 21 ilde 63 orman yangınına şahit olduk ve yeni yangınlar çıkmaya devam ediyor. Kadrosuz orman işçilerinin, itfaiyecilerin, vatandaşların cesur mücadelelerine rağmen telafisi mümkün olmayan kayıplar yaşandı. Marmaris’teki yangında itfaiyecilere gönüllü olarak içme suyu taşıyan Şahin Akdemir, motosikletinin devrilmesi sonucu alevler arasında kalarak hayatını kaybetti. Çok sayıda hayvan yaşamını yitirdi, yaban hayatı ve biyoçeşitlilik ağır biçimde tahrip oldu. Birçok insanın hayatı altüst oldu, üç kişi öldü. 

Kısa sürede korkutucu boyutlara varan ve birçok yerde neredeyse eşzamanlı yaşanan yangınlara verilen ilk tepkiler, bu endişe verici durumun bölgesel olarak değerlendirildiğini gösterdi. Genel olarak orman yangınlarında sabotaj ihtimali vardır. Ancak gezegen çapındaki yangınlar, ilk anda verilen yüzeysel tepkilerin, asıl sorumluları gizlemekten başka bir işe yaramadığını gösteriyor. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu bile sabotaj izine rastlanmadığını, yangınların aşırı sıcaklar nedeniyle başladığını dile getirdi. 

Küresel bir yangın

Sadece Türkiye’de ormanlar yanmıyor; tüm dünya yanıyor. 2018’den beri şiddeti, sıklığı ve süresi artan, dünyanın bir kısmının kavurucu sıcak dalgaları, bir kısmının da güçlü fırtınalar ve sel felaketleri olarak tecrübe ettiği iklim felaketlerine tanık oluyoruz. Isınan bir dünyada aşırı hava koşullarını yaşamaya başlayacağımızı biliyorduk. Sıcak hava dalgalarının giderek daha yakıcı olmaya başlayacağını, yaşandığı bölgelerin sayısının artacağını da biliyorduk. Isınmanın yıkıcı kasırga ve tayfunlara, kontrol edilemeyen yangınlara, şiddetli kuraklıklara ve sellere sebep olacağını da uzun yıllardır biliyorduk.

Geçen yıl alevler içinde kalan Avustralya’nın bize yakın geleceğimizden korkunç bir kesit sunduğunu dile getirdiğimizde; “Böyle devam edemeyiz” demiştik. “Bekle ve gör yaklaşımı hiç de zekice değil.” Dorian kasırgasının yıktığı Bahamalar’ı; ‘ısı kubbesi’ adlı fenomen yüzünden 50 dereceyi gören Kuzeybatı Pasifik’te yüzlerce kişinin yaşamını yitirdiğini; Kanada ve ABD’de bir türlü söndürülemeyen orman yangınlarını; yağmur fırtınalarının yaşanmakta olduğu Avrupa ülkelerini; sıcak hava dalgası yüzünden Pakistan’da bir okulda 20 çocuğun ısı stresine girip bilincini kaybettiğini gördük. 

Son birkaç yılda üst üste tüm zamanların en sıcak Mayıs’ını, Haziran’ını, Temmuz’unu yaşadık. Sibirya’da mevsim normallerinin 10 derece üzerine çıkıldı. Geçen yaz da aşırı ısınma kaynaklı orman yangınları baş göstermişti. Yangınlar Sibirya’da “zombi alevler”i doğurdu. Geçen günlerde Almanya, Polonya, Hollanda, Çek Cumhuriyeti ve İngiltere’de sokakları nehirlere çeviren yıkıcı sellerin yaşandığına şahit olduk. Sel suları yüzünden Çin’de metro trenlerinde insanların boğulduğunu, 33 kişinin yaşamını yitirdiğini gördük. 

Bilim insanları, Kuzeybatı Pasifik'te ve Avustralya’da yaşanan aşırı sıcakların "tam olarak beklediğimiz şey" olduğunu söylüyordu. 

İklim felaketleri süreci

İklim krizinin etkileri maalesef artık net bir şekilde ölçülebilir değerlere dönüştü. Bu yıl yaşanan iklim felaketleri, ısınma artışının, öngörülen iklim modellerinin ‘en kötü durum senaryolarını’ bile aştığına işaret ediyor.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin 2022’de sunulması planlanan raporunun bir bölümünün taslağının basına sızdırılması sonucunca, raporda “en kötüsü henüz gelmedi” dendiğini gördük. Yakıcı sıcakların ‘yeni normal’ olacağı, yakın gelecekte bulaşıcı hastalıkların yaygınlaşacağı, ekosistemlerin çökmeye başladığı, ısınmanın hızlandığı doğrulanıyor. Tüm bunların azami 30 yıl içinde devreye gireceğini öngören taslak raporda artık ataletle geçirilecek vaktimizin kalmadığı söyleniyor: İklim krizini hızlandıracak tüm kritik eşikler ya geçildi ya da geçilmek üzere! 

Gerçeklerden kopuk bir iktidar

Isınma sonucunda kuraklığın yaşanması, içme suyu kaynaklarının azalması, suya ve gıdaya erişimde yeni krizler yaşanması bekleniyorken bile iklim krizini ciddiye almayan iktidarın, yaşanacağı bilinen orman yangınlarına hazırlıklı olmaması yüzünden adeta çevresel bir yıkım yaşıyoruz. Pandemide, depremde, selde, her felakette olduğu gibi yine devletin hiçbir altyapısının ve önleminin olmamasının bedelini ödüyoruz. 

Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli, “Envanterimizde yangın söndürme uçağı yok” diyor, Türk Hava Kurumu’nun başına atanan kayyumun düğüne gittiği ve yaşananları hiç umursamadığı ortaya çıkıyor. Cumhurbaşkanının 13 uçağının olduğu bir ülkede yangınlara müdahale edecek üç uçak bulunabiliyor. Geri kalan hava araçlarının helikopter olduğu anlaşılıyor. Oysa helikopterlerin etkisi sınırlıdır, uçaklar ise daha geniş bir bölgeye su bırakabilir ve bu da alevlerin kontrol altına alınmasını sağlar. 

Özelleştirmeler öldürür!

2019'da Muğla'da günlerce söndürülemeyen yangınlardaki siyasi sorumluluk, şimdi bir kez daha görüldü. Yangın söndürme işi, her kamu hizmeti gibi ihaleye çıkarılarak özel bir şirkete teslim edilmişti. Bu şirket Kanada ve başka yerlerden kiraladığı helikopterlerle ihaleyi kazanmıştı. İhaleye giren 9 uçaklı Türk Hava Kurumu ise teknik bir neden gösterilerek elenmişti. 2019’da olduğu gibi bugünkü yangınların kontrol altına alınamamasının da başlıca sebebi, ihaleyi alan şirketin uygun araçlara sahip olmaması. Yangınların artık daha sık yaşanması bekleniyor ancak erken müdahale sistemleri de yetersiz. 

İklim krizinin yol açacağı felaketlerin vahametini artıracak projeleri hayata geçiren iktidar, felaketler karşısında sadece halktan bağış istemeyi akıl edebiliyor: denizlerimizin müsilajla kaplanmasına sebep olan, orman yangınlarına müdahale edemeyen, betonla kaplı kentler yakıcı sıcaklara teslim olurken inşaat şirketlerinin yüzünü güldürmeye devam eden iktidar; yangının yarattığı yıkımla mücadelede halktan para istiyor. Doğu Karadeniz’de yaşanan seller tarım toprağını silip süpürür ve karşısına çıkan her şeyi yıkıp geçerken bile iktidar; bölgeyi inşaat şirketlerine pazarlamaya, sel ve çevre felaketlerine yol açan HES projelerini sürdürmeye devam ediyor. Fosil yakıtlara yatırım yapmaktan vazgeçmediği gibi, yüksek yakıt maliyetleri yüzünden zarar ettiğini bildiğimiz termik santral projelerine ağırlık vermeye devam edeceğini de açıklıyor. Üstelik “kömürde büyümenin” önemli bir kısmını bizim vergilerimizle sübvanse ediyor.

Kaynaklar militarizme değil iklim kriziyle, yangınlarla mücadeleye harcansın!

Devletin İHA'ları, SİHA'ları, S-400'leri var ama yangın söndürecek uçakları yok. Ayrıca orman yangınları sadece havadan su sıkarak söndürülemez. Çok sayıda orman işçisinin yangının yayılmasını önlemek için bir tampon alan yaratması ve aynı zamanda yerden basınçlı suyla önünün kesilmesi gerekiyor.

Milyonlarca kişinin iş bulamadığı koşullarda Orman Genel Müdürlüğü'ne bağlı çalışan sayısı sadece 34 bin 54 kişi. Ve bu az sayıda işçi, düşük ücretle ve iş güvenliği olmadan geçici sözleşmeli statüsünde çalışıyor. İktidar saraylar yapıyor, ama ormanları korumak için işsizleri istihdam etmiyor:

• Ormanların güvenliği, özel şirketlerin eline bırakılmamalıdır. 

• Tarım ve Orman Bakanlığı yeterli yangın söndürme uçaklarına ve gerekli araçlara sahip olmalıdır.

• Mevsimlik orman işçilerine kadro verilmeli, en az 15 bin yangın işçisi Bakanlık tarafından istihdam edilmelidir.

• Yanan alanlar başka amaçlarla kullanıma açılmamalı, ekolojik restorasyon için koruma altına alınmalıdır. 

• Ormanlık alanlarda ticari amaçlı ve orman ekosistemini yok edici her türlü faaliyete son verilmelidir. 

• Türkiye'yi yönetenler iklim krizini körükleyen fosil yakıt tüketimine son vermelidir.

• Nükleere hayır! Yangınlar Akkuyu’da inşaatı süren santralin ne kadar tehlikeli olduğunu gösteriyor.

• Halktan para istemeyin, sermayeyi vergilendirin! Kaynakları patronlara aktarmaya, zam yapmaya, pandeminin, iklim krizinin ve yangınların faturasını geçim şartlarının ağırlığından beli bükülenlere yüklemeye son verin!

• Kayyum politikasını her alanda durdurun. Ormanlar yanarken düğüne gittiği açığa çıkan THK'nın Kayyum Başkanı Cenap Aşçı'yı derhal görevden alın!

DSİP GYK

30.07.2021