Özelleştirmelere ve nükleere hayır! Güneş rüzgar bize yeter

AÇIKLAMALAR
Tipografi
  • En Küçük Küçük Orta Büyük En Büyük
  • Varsayılan Helvetica Segoe Georgia Times

31 Mart sabah saatlerinden itibaren bir mahalle, bir semt, bir ilçe, bir şehir değil, Türkiye’nin bir iki ili dışında her yerde elektrik kesildi. Gün içinde devam eden yaklaşık 10 saatlik elektrik kesintisi sırasında sayısız büyük felaketin kıyısından dönüldü, çok sayıda da felaket yaşandı. Tüpraş’ın İzmit rafinerisinin bacasından çıkan dumanlara eşlik edecek bir patlama, belki de felaketlerin en büyüğü olabilirdi. Uçurumun kıyısından dönüldü. Aksayan ulaşım, yanmayan trafik lambalarının yol verdiği kazalar, suların kesilmesi, haberleşmenin durması, ameliyatların yapılamaması, uçakların farklı havalimanlarına inmesi, Antalya’da elektrik kesintisi yüzünden hafızası sıfırlanan barajın kapaklarının açılması ve koca meydanın sular altında kalması…

31 Mart’ta hep birlikte Türkiye’nin elektrik sisteminin bırakın deprem, sel gibi doğal afetleri, teknik aksaklıklara bile hazırlıklı olmadığını gördük. Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı, kesintinin ardından saatler sonra çıkıp “kesintinin neden kaynaklandığını araştırıyoruz, kesin bilgimiz yok” dedi. Elektrik piyasalarını denetleyen ve düzenleyen Enerji Piyasaları Düzenleme Kurulu’ndan (EPDK) ise hiçbir açıklama gelmedi. 10 saat süren elektrik kesinti sırasında kesintinin oluşmasına ilişkin sayısız spekülasyon yapıldı.

Kesintinin nedeni özelleştirmeler

Yaşanan elektrik kesintisine ilişkin gerek EPDK, gerek Enerji Bakanlığı gerekse TEİAŞ, teknik açıklamalarla hiç de normal olmayan bu durumu normalleştirmeye çalışacaklar, “iletim hatlarında arıza, domino etkisi” diyecekler. Oysa kesintinin teknik altyapısını oluşturan neden, kamunun elinde olan elektrik santrallerinin özelleştirilmesi, elektrik sisteminin ihtiyaç temelli değil piyasa temelli çalışıyor olmasıdır.

Kâr ve daha çok kâr

Her gün evimize giren elektrik, bize ulaşana kadar çeşitli aşamalarda özel şirketler arasında alınıp satılıyor. Bunun adına "market unbundling"/"pazar ayrıştırması" deniliyor. Burada elektriğin üretiminden nihai kullanımına kadarki süreç, kendi içinde ne kadar fazla ve ayrı aşamada farklı şirketler üzerinden özelleştirilirse, fiyatların tüketici lehine o kadar cazip olacağı ve sistemin o kadar sorunsuz çalışacağı iddia ediliyordu. Bu iddianın koca bir kandırmaca olduğunu tüm Türkiye hep birlikte gördük. Elektriğin son kullanıcıya kadar ulaşması, her aşamada şirketler arasında fiyat uyuşmasına bağlı. Her bir şirketin daha fazla kâr elde etmesi ve diğer şirketlerle rekabet edebilmesinin tek koşulu da maliyetleri düşürmekten, yani altyapı hizmetlerinde gerekli yatırımı yapmamaktan geçiyor. Hizmetin kalitesine değil de kâra odaklı çalışan sistemin sonucu; ister iletim sistemlerinde altyapıya gerekli yatırımların yapılmaması olsun, ister günlük satış fiyatlarını beğenmeyen üreticilerin sisteme elektrik vermemeleri, isterse de şirketlerin piyasa üzerinde hâkimiyetlerini belirlemek için attıkları adımlar olsun, her durumda milyonlarca insanın mağduriyeti ile sonuçlanıyor.

Elektrik hizmetlerinin özelleştirilmesi daha kaliteli, kesintisiz bir hizmet anlamına gelmediği gibi elektrik hizmetlerinin tamamen çökmesine yol açmakta. Bu nedenle elektrik hizmetleri özelleştirilmemeli, kamu eliyle sürdürülmelidir. Altyapı hizmetlerinde gerek duyulan finansman, kamu finansmanıyla karşılanmalıdır.

Daha fazla güneş ve rüzgar

Elektrikte yaşanan kesinti iki şeyi daha net bir biçimde göstermiştir. Birincisi: Enerji ihtiyacının yerellerde, güneş ve rüzgar ile karşılamanın ne kadar önemli ve faydalı olduğunu. Büyük mağduriyetlerin önüne geçebilmek için enerji verimliliği ve tasarrufu ile kendine yeterli enerjiyi yerellerde karşılama imkânı mevcuttur.

Nükleer gereksiz

İkincisi ise nükleerin ne kadar gereksiz ve tehlikeli olduğudur. Nükleer enerjiyi savunanların en önemli argümanlarından biri, nükleer santrallerin kesintisiz enerji arzı sağlayacak olmasıdır. 31 Mart’ta bu argüman yerle bir oldu, bırakın sınırlı bir bölgeyi, tüm Türkiye’ye sıfır enerji iletildi. Milyonlarca insanı etkileyen, milyon dolarlık mali kayba yol açan bir durum karşısında; hiçbir yetkilinin bilgisi olmaması, yeterli açıklama yapamaması, olağanüstü durumlar için herhangi bir hazırlığının olmaması ve kriz oluştuktan sonra kriz masasının oluşturulması da göstermiştir ki, olağanüstü tehlikeler barındıran nükleer enerjinin bu topraklara hiç taşınmaması gerekir. Elektrik kesintisini bahane bilip, insanların mağduriyetlerini suistimal ederek gece yarısı Sinop için üçüncü bir nükleer kararı çıkarmak tam bir yüzsüzlüktür. Elektrik kesintisi karşısında bile çaresiz kalan bu hükümetin, sistemin ölümcül nükleer enerjiye bizleri mahkûm etmesine izin vermeyeceğiz.

Ne kadar enerjiye ihtiyacımız olduğunu belirleyecek olan, piyasanın değil bizlerin ihtiyaçlarıdır. Enerjimizi hangi kaynaklardan elde edeceğimize de piyasa değil biz karar vermek istiyoruz. Toplumsal örgütlenmemiz ancak bu ihtiyacın organizasyonunda yer almalıdır.

Özelleştirmelere ve nükleere hayır! Güneş rüzgar bize yeter!