DSİP-BDP konferansının çağrısı: Güçlü bir barış hareketi yaratalım!

ETKİNLİKLER
Tipografi
  • En Küçük Küçük Orta Büyük En Büyük
  • Varsayılan Helvetica Segoe Georgia Times

DSİP ve BDP tarafından dün Ankara'da düzenlenen 'Barış ve Özgürlük Konferansı'nda canlı tartışmalar yaşandı. Çok sayıda kişinin katılımıyla gerçekleşen üç oturumda, T.C.'nin kökenleri, Suriye devrimi ve Kürt sorunu konuşuldu.

Marksist.org'un haberine göre konferansta söylenenler:

Mehmet Can: "AKP ve CHP arasında fark yok"

T.C.'nin kökenleri toplantısında DSİP GK üyesi Atilla Dirim ile BDP Çankaya İlçe Yönetim Kurulu üyesi Mehmet Can, Kemalizmin kanlı tarihini, Ermeni, Rum ve Kürtlerin maruz kaldığı baskıyı anlattılar.

Konuşmasına "Tarih 1919'da mı başladı?" sorusu ile başlayan Atilla Dirim, 1923'ün devrim olmadığını, Türkiye'de asıl burjuva devriminin 1908'de yaşandığını anlattı. 1908 ertesinde iktidara gelen İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin ve onun devamı Mustafa Kemal'in 1908'in bütün kazanımlarını gaspettiğini söyleyen Dirim, Türk ulus devletinin kuruluşu sürecinde Ermeni ve Rumların katledildiğini söyledi.

Mehmet Can konuşmasına ezenlerin en çok ezilenlerin örgütlenmesinden korktuğunu söyleyerek başladı. Kürt halkının örgütlenmesi aracılığıyla sömürgeci kuşatmayı dağıttını belirten Can, daha sonra Ermeni ve Kürtlerin nasıl sistemin periferisine itildiğinden bahsetti. Sistemin, 1923'ten önce Ermeni ve Rumları, 23'ten sonra ise Kürtleri hedef aldığını söyledi. Mehmet Can, AKP ve CHP'nin arasında önemli bir fark bulunmadığını söyleyerek ikisinin zihninde de Kürtlere, Ermenilere, Rumlara yer olmadığını belirtti.

Roni Margulies: "Devrim kitlelerin kendi eseridir"

"Suriye: Devrim mi, karşı devrim mi?" başlıklı toplantıda BDP Çankaya İlçe Başkanı Mükremin Barut ile DSİP Merkez Komite üyesi Roni Margulies konuştu.

Mükremin Barut, Suriye'de yaşananın devrim olmadığın savunarak tek kazanımın Kürtlerin kazanımları olduğunu savundu. Özgür Suriye Ordusu'nun bir programı olup olmadığını soran Barut, Arap coğrafyasında yaşananlar konusunda pek iyimser olmadığını belirtti.

Roni Margulies, devrimleri sosyalistlerin değil kitlelerin yaptığın belirterek, devrimlerin süreç olarak algılanması gerektiğini belirtti. Arap devrimlerinin emperyalizmin oyunu olduğu yönündeki tezlerin doğru olmadığını belirten Margulies, tıpkı Kürt hareketine destek verdiği gibi Suriye devrimine de destek verdiğini söyledi. Margulies, Hatay'da Suriyeli göçmenlere karşı geliştirilen argümanların ırkçılık olduğunun altını çizdi. Margulies, savaştan kaçan insanların haklarını savunmak için sosyalist olmaya gerek olmadığını, iyi bir insan olmanın yeterli olduğunu söyleyerek, Suriye devrimini desteklemek gerektiğini savundu.

İsmail Beşikçi: "Kürt sorunu ile Ermeni sorunu birbiriyle bağlantılıdır"

Konferansın son toplantısında sosyolog İsmail Beşikçi ve DSİP Genel Başkanı Doğan Tarkan, "Kürt sorununda neredeyiz?" sorusuna yanıt verdiler.

İsmail Beşikçi, 50'li ve 60'lı yıllarda Kürt adının hiç anılmadığını söyleyerek, bugün Kürt hareketinin fiili olarak pek çok kazanımı olduğunu belirtti. Bu kazanımlar için çok fazla bedel ödendiğinin altını çizen Beşikçi, yine de kazanımların çok önemli olduğunu vurguladı. Mücadelenin en önemli sonucunun Kürt toplumunun kendi bilincine varması olduğunu söyleyen Beşikçi, daha sonra Kürt ve Ermeni sorununun birbiriyle sıkı sıkıya bağlı olduğunu söyledi. Türkiye büyük burjuvazisinin ve Kürt ağalarının zenginliğinin kaynağının el konulan Ermeni ve Rum malları olduğunu belirten Beşikçi, devletin Kürt ağalarının bu malları kullanması için koşul olarak "Türkleştirmeyi kabul etmeyi" koyduğunu söyledi. Beşikçi, "1950'lerde nasıl Kürt adı anılmıyorsa bugün de hiçbir ekonomi kitabında Ermeni ve Rum mallarından söz edilmiyor" dedi.

Doğan Tarkan: "Birinci görevimiz Türk milliyetçiliğine karşı mücadele etmek, bir büyük barış hareketi inşa etmektir"

Doğan Tarkan, 1960'larda Kürt sözcüğü kullanılmazken bugün başbakanın "Öcalan ile görüşebilirim" dediği günlere gelinmesinin, sonuncusu 35 yıl süren Kürt halk mücadelelerinin sonucu olduğunu söyledi. Başbakanın tekrar Oslo görüşmelerine başlama sinyali vermesinin önemli olduğunu belirten Tarkan, barış için Kürt ulusal kimliğinin tanınması gerektiğini; Öcalan'ın özgür olması, hiç değilse koşullarının düzeltilmesi gerektiğini söyledi. KCK tutuklularının Kürtçe savunma yapmasının kabul edilmesini ve bir an önce serbest bırakılmaları gerektiğini de söyleyen Tarkan, Türk toplumunun da çoğunun barıştan yana olduğunu söyledi.

Doğan Tarkan, başbakanın bir gün açılım dediğini bir gün ise savaş çığırtkanlığı yaptığının altını çizerek, "Bu iş egemen sınıf partilerine bırakılırsa yine savaş politikaları devreye girer" dedi. Tarkan, Kürt hareketini koşulsuz desteklediğini söyleyerek, "Birinci görevimiz Türk milliyetçiliğine karşı mücadele etmek, bir büyük barış hareketi inşa etmektir" dedi.