Türkiye'de antisemitizm ve 1934 Trakya Pogromu

SOSYALİST İŞÇİ
Tipografi
  • Daha Küçük Küçük Orta Büyük Daha Büyük
  • Varsayılan Helvetica Segoe Georgia Times

Türkiye’de, antisemitlerden, içinde Yahudi geçen, Yahudilerin dünyaya ve Türkiye’ye yaptığı kötülüklerin anlatıldığı pek çok komplocu zırvalığı duyabilirsiniz. Zaten dünyayı Yahudiler yönetiyor gibi pek çok komplocu cümle, birazcık Google ya da sosyal medya taraması ile hemen karşımıza çıkıverir.

Zannetmeyelim ki bu ve buna benzer komplo teorileri o Türk milletinin berrak zihinlerinden fışkırmış. Hayır! Bakın aynı komplocu mantık 1935’te Goobbelsin ağızlarından nasıl da dökülüyor. 

Goebbels'i Eylül 1935'te, Nuremberg'de Nazi Parti Kongresi'nde halka hitap ederken yaptığı konuşmada Bolşevikliği uluslararası Yahudi cemaatiyle ilişkilendirerek, Nazi partisi üyelerini sözüm ona Batı medeniyetini yıkacak bir Yahudi komplosuna karşı uyarır. 

Antisemitizmi Naziler uydurmadı, ama Naziler kendi iktidarlarından önce de var olan antisemitizmin üzerine yerleşti ve kendi iktidarlarını güçlendirmek için kullandı. 

O dönemde Türkiye de dünyada dolaşan Yahudi düşmanlığından, antisemitizmden nasibini almıştı. Nazilerle de yakın ilişkisi bilinen pek çok isim 1934 Trakya pogromunun mimarlarındandır. 

1934’te, Trakya pogromundan kısa bir süre önce Nihal Atsız Çanakkale’yi gezdikten sonra şöyle yazıyor:

“Şehirde ne kadar çok Yahudi ne kadar çok Çingene ne kadar da Rum bozuntusu var!.. Buradaki Yahudi de her yerde tanıdığımız Yahudi’dir. Sinsi, küstah, zelil, korkak, fakat fırsat düşkünü Yahudi; Yahudi mahallesi her yerde olduğu gibi burada da çığırtkanlığın, gürültünün ve levsin (=pislik, mundarlık) merkezi. Çarşıdaki dükkânların levhalarını okuyoruz. Onda dokuzu bizi sinirlendiren nankör ve kahpe milletin isimlerini taşıyor.

Bu ve benzeri yazılan çizilen pek çok söylemin de katkısı ve mimarlığıyla ve tabi ki her zamanki gibi devletin izni ve gözetimi altında Trakya’da yaşayan onlarca Yahudi’nin acı çekmesine, evlerinden yurtlarından olmasına sebep oldu. Aynı dönemde, 1934 Ağustos ayında yani Trakya pogromundan 1 ay kadar sonra Cezayir’in Konstantin kentinde de Yahudilere dönük bir pogrom gerçekleştirildi. Konstantin pogromu denilen bu pogromda Yahudi mahallesine saldırıldı ve 25 Yahudi katledildi. Bütün bunlar bir tesadüf değildi elbette. Bu Nazi propagandasının, Yahudi düşmanlığının nasıl işe yaradığının göstergesiydi. 

1930’larda arşa çıkan devlet ve iktidar eliyle de çıkarılan Yahudi düşmanlığının, nefret söyleminin söylemde kalmadığı hemen nefret suçuna dönüşebildiğini Türkiye’de Trakya’da, Cezayir’de Konstantin’de görebiliriz. Bu nefret söyleminin mimarları iktidara geldiklerinde nefret söyleminin sistematik bir katliama, soykırıma doğru gelebileceğini de Almanya’da, Polonya’da Nazilerin olduğu heryerde görebiliriz. 

Holokostu anlamak ve dolayısıyla soykırımlara karşı mücadele edebilmek için yapılan katliamın büyüklüğü, sistematikliği, korkunçluğu bir yana, nasıl olduğuna, o yola nasıl girildiğine, insanların nasıl ikna olduğuna iyi bakmak gerekiyor. 

Olan bitenin basit bir demokrasi sorunundan ziyade kitlesel bir katliam olarak görmek ona karşı mücadeleyi de şekillendirmemizi sağlayacaktır. Tüm toplumu şekillendiren, hayattaki neredeyse her ilişkiyi, bütün ilişkilerimizi, evcil hayvanınızla olan ilişkimizin bile faşizmin istediği şekilde olmasını isteyen bir sistemin ister istemez sonucu çalışma kampları, toplama kampları ve ölüm kampları olacaktır. 

Engelleyebiliriz

Bırakın antisemit ya da ırkçı ayrımcı herhangi bir eylemi, hareketi, kitabı görmezden gelmeyi, tek bir cümleyi bile görmezden gelme lüksümüz yok. Bizim için bu konunun sırası değil şimdi diye ertelenecek bir tek ayrımcılık bile olamaz.

Ya da bu fikirleri ileri sürenlere bu zırdeli zaten diyemeyiz. Herhangi bir ayrımcılık, ırkçılık karşısında derhal ama ivedilikle cevap veremezsek etrafta istediği her konuda zırvalayabilen ve bu zırdelilikler etrafında birleşip örgütlenen nefret yüklü bir kalabalık olmaya başlar. Bir de buna siyasi parti derler. Bu nefret yüklü kalabalık, bazen sinagog önünde, bazen sinagoga bomba ile girerek bazen bir gazete önünde Ermeni bir genel yayın yönetmenini katlederek ya da Maraş, Çorum sokaklarında Alevileri katlederek örgütlenmesini güçlendirir, o zırva fikirlerini katliamlarla fiiilen uygulamaya geçirir. 

Nazizm, faşizm gibi son derece sistematik bir şekilde katliamlar gerçekleştiren sistemi diğer baskıcı, otoriter sistemlerle karıştırmamak gerekir. Bu hem Nazizizmi ve yaptıklarını küçümseyecektir hem de burjuva demokrasisine karşı nasıl mücadele edebileceğimizin yollarını tıkayacaktır. 

Bu demek değildir ki tüm dünyanın gördüğü trumpizmi ya da otoriter rejimlerin yaptığı baskıları küçümseyeceğiz. Bu demek değildir ki bugün içinde bulunduğumuz sistemle, yaşadığımız her türlü baskıyla mücadele etmeyeceğiz. Tabi ki edeceğiz. Biz yaşadığımız krize emekten yana, çalışanların, dolayısıyla tüm toplumun çıkarlarından yana cevaplar veremezsek şimdiki iktidarların yanı başında, tetikte duran umutsuzluğu örgütleyen faşist partiler yaşadığımız krizden çıkmak için başka başka yollar arayacak. Emin olun bu yollar hiç birimizin çıkarına olmayacak. 

Bu fikirleri taşıyanlar yaşadığımız yoksulluğun, yenilginin, krizin, her türlü kötü gidişin sorumlusu olarak ötekileri gösteriyor. Öteki onlar için sadece etnik, ırksal ya da dinsel azınlıklar değil, KHK’lılardan, hedef gösterilen TTB’ye kadar kendilerinden olmayan herkesi hedef gösteriyorlar. 

Dünyayı Yahudiler yönetiyor gibi fikirlerle mücadele etmezsek yükselen, kazanan bu fikirlerin üzerine basarak büyüyen faşist partiler olacaktır. 

Buna izin vermemeliyiz. Ne iyi ki buna izin vermemek için bize yol gösterenler var.  7 Ekim’de Yunanistan’da yoldaşlarımızın da içinde bulunduğu, örgütlediği bir hareket böyle bir faşist partiyi kapattırdı. Amerika’da paramiliter güçlerle kolkola olan Trump’ı BLM hareketi, kadın hareketi yendi. 

Türkiye’de kadın hareketi her bulduğu fırsatta ayrımcı fikirlere geri adım attırıyor. İşçiler pandeminin, krizin faturasını bize kesemezsiniz diye yürüyor. Umutsuzluğun örgütlenmesine izin vermemek işte bu hareketi, bu umudu örgütlemekten geçiyor. Her fırsatta, bu fikirler her kafasını kaldırdığında, her ırkçı fikirde, her ayrımcılıkta, bu fikirler henüz eyleme geçemeden birleşik ve güçlü cevaplar vermek karanlığa karşı bizi kurtaracak tek güç!

SON SAYI