1 Mayıs değerlendirmesi: Apaçık bir polis terörü

AÇIKLAMALAR
Tipografi
  • En Küçük Küçük Orta Büyük En Büyük
  • Varsayılan Helvetica Segoe Georgia Times

1 Mayıs'a İstanbul'da polis şiddeti damga vurdu. Polis, Beşiktaş ve Şişli'de buluşan kortejlere daha yürüyüşe geçmeden gaz bombalarıyla saldırdı.

2013 1 Mayıs'ının örgütlenmesi en başından garipti. Siyaset, 1 Mayıs talepleri, döneme uygun sloganlar konuşulmadı. Sendikalar aylar öncesinden şu ya da bu meydanda 1 Mayıs kutlanacak diye bir kampanya yapmadı. Özellikle dört aydır devam eden barış ve çözüm sürecinin ruhuna uygun bir 1 Mayıs çağrısı yapılmadı. 1 Mayıs, yine alan tartışmalarına kilitlendi. Kürt halkının haklarını kazanacağı, kemalizmin yapı taşlarının sökülmeye başladığı bir dönemin 1 Mayıs hazırlığının alan tartışmasına kilitlenmesi, hangi alanda olursa olsun, ister yasal ister izinsiz olsun, katılımı, coşkuyu düşüren temel problem oldu.

Hükümet, aylar önce başlayan inşaat çalışmalarını bahane ederek, 1 Mayıs'ı bu yıl da yasakladı. Yasaklama eğilimi güçlenmeye başladığı andan itibaren de kamuoyu oluşturmak için çeşitli tezler üretildi.

Hükümetin en önemli iddiası, Taksim Meydanı'nın 1 Mayıs kutlamasına fiziksel olarak uygun olmadığı görüşü oldu. 1 Mayıs'tan bir gün önce İstanbul Valisi inşaat alanının önünde basın toplantısı yaparak, alanın işçi bayramının kutlanması için ne kadar elverişsiz olduğunu kanıtladı!

1 Mayıs katılımcılarının güvenliği için Taksim Meydanı'nı yasaklayan Vali, aynı insanlara sayısız gaz bombası atmakta, sendika binalarına saldırmkta, insanları hastanelik etmekte bir sakınca görmedi.

Sendikalar, işçiler ve 1 Mayıs katılımcıları, bir alanın güvenliğini sağlayabilecek ve fiziki sıkıntılar yaratan bir alanda uyumlu bir geçiş sırası belirleyerek, Taksim Meydanı'nda bir facia yaşanmadan etkinlik örgütleyebilecek olgunlukta. Yolları yapanlar, eğitim ve sağlık hizmeti verenler; her sabah fabrikalarda çalışan, yolların temizliğini yapan; depolarda, inşaat işlerinde çalışan işçiler ve sendikaları, bir alanda sorunsuzca 1 Mayıs'ı da kutlayabilirler. Çocukların emanet edildiği öğretmenler ve sağlık çalışanlarının sendikasının, fiziki şartları kısıtlı olan Taksim Meydanı'nda sorunsuz bir etkinlik düzenleyemeyeceğini iddia etmek saçmalık.

Polisin şiddet uygulamadığı hemen hiçbir eylemde büyük bir sorun yaşanmaz. Geçen sene yasaklanmamıştı, sorun yoktu. Bu sene yasaklandı ve tüm İstanbul'da büyük bir gerginlik yaşandı.

Eylemcilerin güvenliği için eylemcilere defalarca gaz bombası atanlar, aynı zamanda tüm İstanbul'da bir tür sıkıyönetim uyguladı. Vapurlar, metro, metrobüs çalıştırılmadı.

Sanki bu baskıcı tutum hükümetin ve valiliğin ürünü değilmiş gibi bir de marjinal grupların çatışma çıkarttığı yalanı medyada işlendi. DİSK, KESK, Türk-İş bu eylemin çağrıcı kurumlarıydı ve bu kurumlar daha buluşma noktasında ilk adımlarını attıklarında polis saldırısı başladı. Herhangi marjinal bir grup herhangi bir alanda bir araya gelemeden, polis yoldan geçen üç kişinin bir araya gelmesini engelledi.

Sorun çıkartan en marjinal grup, diğer şehirlerden aldığı takviyeyle büyük bir hiddetle saldıran İstanbul polisiydi.

1 Mayıs'ta yaşanan tam bir polis terörü oldu.

Ne valilik ne de hükümet, "Bu sene alan yetersiz, bu sene başka bir alanda 1 Mayıs kutlansın, seneye yine Taksim Meydanı'nda kutlanır" demedi. Tersine, yapılan açıklamalar, Taksim Meydanı'nın sendikal konfederasyonların 1 Mayıs kutlamalarına sonsuza kadar kapatılacağı imasını taşıyordu. Özellikle başbakanın Anadolu ve Avrupa yakasında miting alanlarını önermesi, bu Taksim Meydanı'nı yasaklama eğiliminin ne kadar güçlü olduğunu gösterdi.

Bu yüzden, hükümetin, kamuoyu oluşturarak Taksim'de 1 Mayıs kutlamasını önümüzdeki yıllarda da engelleme eğilimine destek sağlamak istediği açık. Çalışma Bakanı da benzer bir konuşma yaptı.

Başbakanın da Çalışma Bakanı'nın da konuşmalarında kibir hakimdi. Bu kibir, demokrasiden nasibini almamışlıkla ilgili. Bu yüzden 1 Mayıs tartışması bir alan tartışması değil, demokrasi tartışması temelinde ele alınmak zorunda. Kim, hangi taleple, nasıl bir eylemi nerede yapacağını kendisi belirler. Hükümet temsilcileri, hükümete karşı diye bir eylemi yasaklayamaz; kendisi açısından uygun gördüğü miting alanının miting düzenlemek isteyenlere de uygun görünmek zorunda olduğunu düşünemez.

Sınırsız düşünce, gösteri, ifade ve örgütlenme özgürlüğü için mücadele, demokratik alanın sınırlarının genişlemesi için en önemli etkendir ve meydanların bir mitinge uygun olup olmadığını da öncelikle bu mücadele beliler.

DSİP Eşsözcüsü Şenol Karakaş