DSİP basın açıklaması: Su hakkı temel bir haktır! Suyun ticarileştirilmesine son!

AÇIKLAMALAR
Tipografi
  • En Küçük Küçük Orta Büyük En Büyük
  • Varsayılan Helvetica Segoe Georgia Times

Su hakkı temel bir haktır!

Suyun ticarileştirilmesine son!

1992 yılından beri 22 Mart, Dünya Su Günü olarak anılıyor. Bu, uzun zamandan beri var olan su krizine dikkat çekmek, su varlıklarının korunması için ilgilerin, hükümetlerin, daha fazla rol almasını sağlamak amacıyla ilan edilen bir gün. Dünya Su Günü için bu yılın teması, “Kimseyi Geride Bırakmamak”.

Bu yıl için hazırlanan Dünya Su Gelişimi 2019 Raporu’nda önemli istatistik bilgileri yer alıyor:

  • 1 milyar insan evinde temiz, güvenilir içme suyu olmadan yaşamını sürdürüyor.
  • Dünya üzerinde her dört ilköğretim okulundan birinde, çocuklara temiz içme suyu sunulamıyor. Çocuklar ya temiz olmayan su içiyor ya da okullarında su içmiyorlar.
  • Her gün 5 yaşında altındaki 700’den fazla çocuk, her gün güvenli olmayan su tüketimi ve kötü hijyen koşullarına bağlı olarak ishalden hayatını kaybediyor.
  • Küresel ölçekte, güvenli olmayan kaynaklardan su içenlerin yarısı Afrika’da yaşıyor. Sahraaltı Afrika’da nüfusun sadece %24’ünün güvenli içme suyuna erişimi var.
  • İçme suyu olmayan her 10 haneden sekizinde su temininden kadınlar ve kızlar sorumlu.

1992 yılından itibaren dönüp baktığımızda elimizdeki verilerde iyileşme yaşanmadı. Aksine daha da kötüleşen bir su sorunundan bahsediyoruz. BM her yıl su sorununa vurgu yapsa da çözüm önerileri kapitalizmin kâr ve rekabet odaklı sisteminin gerçekleri ile uyumlu değil. Kendi raporları da zaten su, ekoloji ve iklim krizinde her hangi bir olumlu ilerlemeden bahsetmiyor. Aksine 2050 yılında krizin radikal biçimde artacağına vurgu yapıyor.

Oysa son derece yakıcı bir sorun olan su krizine karşı neoliberal olmayan bir çözüm mümkün. Yaşamımızın garantisi olan su varlıklarını korumak için ekolojik, kolektif çözümlere ihtiyacımız var. Bir insan hakkı olan su konusunda gerçekten kimseyi geride bırakmamak için ve aynı zamanda ekolojik dengeyi de koruyabilmek için atılması gereken adımlar şunlardır:

- Su herhangi bir ihtiyaç maddesi değil, yaşamın ayrılmaz bir parçası, temel bir insan hakkıdır. Su, ne şirketlerin para kazanacağı bir araç, ne de devletlerin elinde ekonomik bir kaynak veya stratejik bir silahtır.  Su varlıklarının ve hizmetlerinin özelleştirilmesi, metalaştırılması ve ticarileştirilmesine hayır!

- Su hakkı anayasal güvence altına alınmalı, suyun yönetimine yerellerde demokratik ve etkin bir katılım sağlanmalıdır. Suyun kullanım öncelikleri demokratik bir şekilde belirlenmelidir.

- Yerel yönetimleri su hizmetlerinde tam maliyet prensibi ve kârlı çalışmaya zorunlu kılan yasal düzenlemelere ve uygulamalara hayır! Musluklarımızdan içilebilir nitelikte su akmalı, temel ihtiyaçlarımıza yetecek miktarda suyun ücretsiz verilmeli ve tüm bu adımların kamu kaynaklarınca finanse edilmeli.

- Susuzluğa çözüm olarak ileri sürülen yeni barajlar, havzalar arası su aktarımı, deniz suyunun arıtılması, yer altı sularının sınırsız kullanımı gibi uygulamalar ekolojik çözümler olmadığı gibi sosyal ve ekonomik maliyetleri yüksek, sadece günü kurtarmaya yönelik adımlardır. İklim değişikliğini durdurmadan su krizine çözüm bulunamaz. İklimi değişikliğini durdurmak için fosil yakıt kullanımına son verilmeli, derhal kapsamlı etkin adımlar atılmalıdır.

31 Mart seçimleri yaklaşırken sorunlara bir de bu açıdan bakmak zorundayız. Sadece sağın adayları kadar bu adaylara karşı öne sürülen sağcı, ırkçı ve faşist adaylara karşı değiliz, aynı zamanda suyun ticarileştirilmesine karşı olmayan, “Su tüm canlılar açısından temel bir haktır ve insanlar suya ücret ödemeden ulaşmalıdır” talebini savunmayan adaylara da oy yok.

Kapitalizm, neden olduğu krizleri çözebilme kabiliyetinde değildir. İklim değişikliği, ekonomik kriz, yükselen aşırı sağ ve militarizm gibi gelişmelerin her biri su krizini daha da derinleştiriyor. “Kârdan önce insan ve doğa” diyen bizler, iklim değişikliğine karşı okullarında grev örgütleyen öğrencilerle, Fransa’da neoliberal uygulamalara karşı direnen Sarı Yeleklilerle, cinsiyetçiliğe karşı sokakları dolduran kadınlarla ve ırkçılığa karşı göçmenlerle dayanışan dünyanın dört bir yanındaki antikapitalistlerle omuz omuza başka bir dünya için mücadeleye çağırıyoruz.

DSİP GYK