Marksizm 2019: “İşçi sınıfı ve onun mücadelesi yok olmadığı gibi arttı”

ETKİNLİKLER
Tipografi
  • En Küçük Küçük Orta Büyük En Büyük
  • Varsayılan Helvetica Segoe Georgia Times

Marksizm'in ikinci gününde "Sanayi 4.0: Bildiğimiz kapitalizmin sonu mu?", "Gezegen yıkıma uğrarken: İklim krizi durdurulabilir mi?", "Göç ve müzik" oturumları oldu. Konuşmaların özeti şöyleydi:

Sanayi 4.0: Bildiğimiz kapitalizmin sonu mu?

Levent Özyıldırım (DSİP): "İnsansız üretim burjuvazinin bir hayali ama bu doğrultuda bir gelişme olmadı"

Sanayi 4.0 kavramı Almanya’daki teknoloji şirketleri tarafından 2011 yılında ortaya atılan bir iddia. Bu kavram, kendisinden önce üç sanayi devrimi olduğunu ifade eder. Bunlar sırasıyla şöyle: Sanayi 1.0: Buharlı makinenin, çırçır makinesinin, lokomotifin icad edildiği 1800’lü yıllar. Sanayi 2.0: Elektriğin, telefonun, telgrafın icad edildiği 1900’lü yılların başı. Sanayi 3.0: Yarı iletken teknolojilerin, bilgisayarın, elektronik kontrollü makinaların icad edildiği 1960’lı yıllar.

Sanayi 4.0: Tüm teknolojilerin birlikte kullanılabildiği bir dönem, içinde yaşadığımız yıllar. Diğer dönemlerin aksine Sanayi 4.0 döneminde belirgin bir icad yoktur. Pek çok alanda sağlanan gelişmeler söz konusu edilmekte, bu gelişmeler sonucu teknoloji kullanımının devrimsel bir dönüşüm geçirmekte olduğu, işçi sınıfının bu dönüşüm sonucu ortadan kalkacağı ileri sürülmektedir.

Sanayi 4.0 kavramı 2013 yılında Almanya hükümet programına girdi. Çünkü Almanya şirketleri, sanayi üretiminde ileri, robot teknolojisinde Japonya ve Kore’den sonra üçüncü. Ama bilişim teknolojisi konusunda ABD çok ileride, Almanya şirketleri bu alanda da kendilerine pazar bulmak istediler, Sanayi 4.0 kavramını ortaya attılar.

Sanayi 4.0 kavramı içinde en çok tartışmalı konu “yapay zeka” kavramı. Yapay zeka, insansı bir makina değil. Sisteme ne yüklerseniz onun karşılığını aldığınız bir cihaz.

Teknolojinin gelişmesi ile birlikte sanayi üretiminde robotik ekipman kullanımı son 30 yılda yaygınlaştı. Bu nedenle bazı üretim yöntemlerinde işçi kullanımı sayısı azaldı. Ama yeni iş alanları ortaya çıktı. Tamamen insansız üretim, burjuvazinin bir hayali. Ama şimdiye kadar bu doğrultuda bir gelişme olmadı, hatta çalışma saatlerinde azalma bile olmadı. Sanayi 4.0 dönemi, kapitalist sömürü ve sömürüye karşı mücadelenin şekli açısından esaslı bir değişiklik anlamına gelmiyor.

Özdeş Özbay (DSİP): "Marksistler teknolojiye karşı çıkmazlar"

2008 krizi ABD’de başladıktan sonra Almanya kapitalist pazarda avantaj elde etmek için Sanayi 4.0 kavramını ortaya attı. Çalışma hukukunu Almanya’nın belirlemesi için çalışıyorlar. Sanayi 4.0 için çalışma yapacağını iddia eden her şirket aslında devletten kredi desteği, vergi muafiyeti koparmaya, kâr oranını artırmaya çalışıyor.

Sanayi 4.0 kavramı bazı sosyalistleri de etkiledi. Hardt ve Negri, 2000’lerin başında yazdıkları kitaplarında işçi sınıfının yok olmakta olduğunu iddia ettiler. Ama 20 yıldır, işçi sınıfı ve onun mücadelesi yok olmadığı gibi daha da arttı. Bugün dünyanın ilk 100 şirketinin 80’i gayet maddi üretimler yapıyor, sadece 20 şirket “hizmet” üretimi alanında. Hizmet ürettiği söylenen şirketlerde de insanlar bilgisayar başında veya başka araçlarla emek sarfediyorlar. Bütün emek sarfedenler ve bunun karşılığında ücret alanlar işçidir.

Robotların sanayide yaygınlaşması, kapitalistlerin hayal ettiği hızda gerçekleşmiyor, çünkü ilk yatırım rakamları çok yüksek, kapitalizmin krizleri robotların yaygınlaşmasını engelliyor. Marksistler teknolojiye karşı çıkmazlar, teknolojiyi işçi sınıfı lehine kullanırlar. Gelişen robot teknolojilerinin çalışma saatlerini azaltması için mücadele etmeliyiz.

Gezegen yıkıma uğrarken: İklim krizi durdurulabilir mi?

Marksizm'in perşembe günü ikinci oturumunda ise iklim yıkımı ve buna karşı nasıl mücadele edileceği tartışıldı. Sunumlar şöyleydi:

Nuran Yüce (DSİP): "İklim krizini yaratan da, çözümüne engel olan da kapitalist sistem"

Yokoluş İsyanı ve iklim için okul eylemleri devam ediyor. 15 Mart'ta iklim için okul eylemi tüm dünyada yapıldı, 1,6 milyon öğrenci katıldı. 16 yaşındaki Greta hareketin sembolü oldu. “İklim değişikliği değil, iklim yıkımı var, geleceğimizi çaldınız, yokoluşa sürükleniyoruz” dedi. Greta’nın bu çağrısı milyarlarca insan tarafından paylaşılıyor. IPCC raporlarına göre dünyanın ortalama sıcaklığı son yüzyılda 1,2 derece arttı, bunun 1,5 derecede tutulması hedefleniyor, 1,5 derece hedefi aşılırsa kötü şeyler olacağı bilim insanları tarafından ifade ediliyor. Kalan 0.3 derecelik artış, fosil yakıtlar bugünkü gibi kullanılmaya devam edildiğinde 12 yıl içinde gerçekleşecek. Yani 12 yıl sonra artık dönüşü olmayan bir yola girmiş olacağız.

Bazı araştırmalara göre ise zaten dönüşü olmayan yola girmiş durumdayız. Bugün tüm fosil yakıtların kullanımına son versek, 1,5 derecelik artışı geçmeme hedefini tutturma ihtimalimiz sadece yüzde 66. İklim krizini yaratan da, çözümün önünde engel olan da kapitalist sistemdir. Sürekli büyümek için çalışan kapitalist sistem, iklimi ve biyosistemi bozuyor. Üretim süreçlerine müdahale edebilmemiz, neyi nasıl üreteceğimize tüm toplum olarak birlikte karar vermemiz gerekir, aksi hâlde iklim yıkımı kaçınılmaz. İklimi değil sistemi değiştirelim.

Ömer Madra (Açık Radyo): "Umut etmeye ve iklim için mücadeleye devam ediyoruz"

Greta’nın eylemleri 20 Ağustos 2018’de başladı. Biz Açık Radyo olarak 22 Ağustos’taki Avustralya eylemlerinde röportajlar gerçekleştirdik. Röportajları 10 yaşında bir çocuk olan Deniz bizim için yaptı. Konuştuğu çocuklar da 13-14 yaşlarındaydı. Çocuklar çok aklı başında konuşmalar yaptılar, Avustralya’nın saçma sapan konuşan başbakanına cevaplar verdiler. Çocukların eylemleri Türkiye’de de oldu, Bebek parkında çok sayıda çocuk “iklim için okul” eylemine katıldı.

Yazılan bazı raporlara göre, küresel sıcaklık 2 derece arttığında buğday, pirinç yetişmeyecek, açlık baş gösterecek, medeniyet tehlikeye girecek. 5 derece arttığında 6-7 milyar insan ölecek.

İklim yıkımını durdurmak için mücadele etmeliyiz. Bu konuda karamsar olanlar, yapılacak hiç bir şeyin kalmadığını söyleyenler de var. Ama biz umut etmeye, iklim için mücadele etmeye devam ediyoruz.

İkinci toplantıda salondan yapılan katkılar şöyleydi:

- Greta’nın eylemleri çok önemli, bizde de gençler bu mücadeleye sahip çıkmalı. Suriye iç savaşı öncesi 2007 yılında kuraklık ve açlık meydana gelmişti. Mısır’da da 2011 ayaklanması öncesi kuraklık ve açlık yaşandı. İklim yıkımı arttıkça, iklim krizi siyasal mücadeleye etki eden çok önemli bir faktör hâline geldi. Sendikaları iklim krizi konusunda daha duyarlı olmaları gerektiğine ikna etmeliyiz. İklim krizi gıda fiyatlarının artmasına neden oluyor.

- Meydanlardaki eylemler iklim konusunda çok verimli olmuyor. İşçi sınıfının üretimden gelen gücünün devreye girmesi gerekir. Çevre hareketleri çok yerel faaliyetler olarak sürüyor, daha merkezi örgütlenmelere ihtiyaç var.

- Kapitalist sistemin birikim mantığı içinde iklim krizi çözülemez. Kapitalist sistemde reformlar için mücadele pek çok konu için doğru olabilir, ama iklim konusu bunlardan biri olmaktan artık çıktı, iklim meselesi artık bir devrim konusu hâline gelmiştir.

Göç ve müzik

Marksizm 2019'un ikinci gününün son oturumunda ise Salih Erturan'ın moderatörlüğü ve Evrim Hikmet Öğüt'ün sunumu ile göç müzik ilişkisi tartışıldı. Topantıdan notlar şöyleydi:

- Sokak müziğinde çok popüler Türk ve Arap kültürünü içeren şarkılarla repertuar daralıyor. Bunlar genelde Mısır ve Irak’tan meşhur şarkılar, aslında bu hoş değil. Normalde flamenko yapan rap müzik yapan müzisyenler hem Türklerin hem Arapların bildiği şarkıları çalmak zorunda kalıyor.

- Müzisyenlik sosyal ağ gerektiren bir meslek, mültecilerin durumu bu alanda daha da zor, hem bir çevreleri yok hem de ırkçılık var.

- Suriye’de bir sokak müziği yok. Suriyeli müzisyenler burada sokak müziğiyle yeni tanışıyor.

- Suriyeli müzisyenlerin bir kısmı yurt dışına, Dubai vb. ülkelere iş yapıyor.

- “Sınır ötesinden sesler” isimli, mülteci müzisyenler ile alakalı bir belgesel serisi çektik. (Toplantıda gösterilen video için: https://www.youtube.com/watch?v=kgO8UTFuwuE&feature=youtu.be)

- Mülteciler konservatuara yabancı öğrenci statüsüyle girebiliyorlar. Türkiyeli ile bir farkı yok, giriş sürecinin. Bazıları konservatuarı kazandığı hâlde çalışmak zorunda olduğu için okuyamıyor.

- Normalde başka işler yapıp hobi olarak müzik yapan insanlar burada müzik yapmaya başladılar. Birçoğu zengin Arap turistlere hizmet ediyorlar.

- Türkiyeli Kürtlerle Suriyeli Kürtler bir arada daha rahat çalışıyorlar.

- Mültecilerin Türk müzisyenlerle olan ilişkileri iyi değil. Türk müzisyenlerde ırkçılık hakim

marksist.org