Krizler derinleşiyor

ENTERNASYONAL SOSYALİZM
Tipografi
  • En Küçük Küçük Orta Büyük En Büyük
  • Varsayılan Helvetica Segoe Georgia Times

Joseph Choonara

Covid-19 salgını ve beraberindeki çoklu krizlerin “yaşamın olağan akışını” sekteye uğrattığı, hayatın er ya da geç kaldığı yerden devam edeceği düşüncesi, 2020’yi berbat bir sapma olarak görmemize neden olabiliyor.[1] Pandemiyle karşılaşmamız bizler için nasıl bir bahtsızlık olursa olsun —ki bu dergi onun esasen sermayenin doğayı acımasızca yağmalaması yüzünden yaşandığını ileri sürer— ortaya çıkardığı krizler, zaten yaşanmakta olan sorunların şiddetli bir şekilde büyüyüp yoğunlaşmasının sonucudur.

Özü itibariyle sömürüye ve kaotik bir rekabete dayalı birikim temelinde yükselen kapitalizm, doğayı ve insan yaşamını kendinden daha az önemli sayan irrasyonel tutumu sürdürerek ayakta kalabiliyor. Ekolojik yıkımın iklim krizine sebep olduğunu, aynı zamanda gıda ve su rezervlerinde düşüşe yol açtığını ve beraberinde yepyeni virüs tehditlerini de getiren kitlesel yok oluş olaylarıyla sonuçlandığını bu yıl öğrenmedik; bunlar zaten çoktandır bildiğimiz gerçeklerdi. Bunlara ilaveten, ekonomik büyümedeki uzun süreli durgunluğun toplumsal tedirginlik ürettiğini, geride bıraktığımız on yıllar boyunca gelişimine tanık olunan siyasi yönetim sistemlerini aşınmaya uğrattığını gösteren bolca kanıt da mevcuttur. İşte Covid-19’un devinime geçirdiği koşullar bunlardı. Ve aynı nedenle, Enternasyonal Sosyalizm’in bir önceki sayısında, karşı karşıya kaldığımız bu tabloyu “üçlü kriz” olarak sunmuştum; ekolojik yıkım, pandemik felaket ve ekonomik çöküş. Çoklu krizlerin bu üç boyutunun her biri derinleşmeye devam ediyor ve onlarla birlikte, bağlantılı oldukları siyasi krizler de küresel kapitalizmin yürütücüleri için tehdit oluşturacak şekilde büyüyor.[2]

ABD Cehennemi

Birleşik Devletler’deki durum gerçekten cehennemi andırıyordu. Kasım’daki seçimlere yaklaşıldıkta sular daha da ısındı. Ağustos ortasından, benim bu makaleyi kaleme aldığım Eylül ayının sonlarına kadar, Kaliforniya, Oregon ve Washington’ı kapsayan batı bölgeleri cayır cayır yandı. Haber bültenlerinin sunduğu Batı Yakası görüntülerinde cehennem kızılına boyanmış gökyüzüne, Doğu Yakası’ndan paylaşılan fotoğraflardaysa bu alevlerden yayılan dumanların Atlantik’e kadar ulaştığına tanık olduk. Bir önceki yıl Avustralya’daki yangınlarda, Çin’in güneybatısında, Sibirya veya Brezilya’da karşılaştığımız türden, daha önce eşi benzeri görülmemiş alevler bir kez daha her yeri kapladı.[3] Türümüzün sebep olduğu (daha doğrusu, kapitalizmin sebep olduğu) iklim değişiminin kontrol edilemeyen yangınların sayısını ve yıkıcılığını artırdığını gösteren çok güçlü bulgulara sahibiz. 1984-2015 aralığına odaklanan bir araştırma, alışılmadık sıcaklık artışı ve kuraklığın, ABD’de yangına karşı duyarlı bölgelerin sayısını ikiye katladığını gösteriyor.[4] Arazi kullanımı, ormancılık faaliyetleri ve hava modelleri değişime uğradıkça görülme sıklığı artan yıldırımlar da zaten yayılmakta olan orman yangınlarını daha şiddetli olacakları seviyeye geçmeye zorluyor.[5] Kaliforniya’da yaşamakta olan Marksist kent kuramcısı [ayrıca yazar, tarihçi ve çevrebilimci] Mark Davis’in yazmış olduğu gibi:

İklim değişiminin ateşe verdiği bir dünya, bitki ekolojisi adına tehlikeli bir dönüşüm başlatır… Bu yüzyılın başlarında, su kaynakları planlamacıları ve itfaiye teşkilatlarının odağında ağırlıklı olarak, La Niña döngüsünün şiddetlenmesinden kaynaklı çok yıllık kuraklık tehditleri ile güçlü ve süreğen yüksek basınç tepeleri bulunuyordu —ki her ikisi de antropojenik ısınmaya atfedilebilir. En büyük korkuları, son on yılda yaşanan büyük kuraklıkta (ve bu muhtemelen son 500 yılın en kötü kuraklığıydı) gerçeğe dönüştü… Yakınlarda tanık olduğumuz böylesi felaketler, bilim insanlarını, karşılaştıkları bu yeni fenomeni ‘çok şiddetli kuraklıklar’ olarak tanımlamaya mecbur bıraktı. Yirminci yüzyılın alışılagelmiş ortalama yağış miktarının görüldüğü yıllarda bile, aşırı yaz sıcakları —yani bizim için ‘yeni normal’ sayılan koşullar— bitki topluluklarında ve su haznelerinde buharlaşmaya sebep olarak olağanüstü su kaybına yol açıyor. Bol yağışlı bir kışın ardından gelen erken bahar bizleri çiçekli bitkilerin gösterişli teşhiriyle büyülerken, aynı zamanda yabani otların da sürüsüne bereket her yerde bitmelerine yol açar ve bunlar da yakıcı yaz aylarının fırınında, ‘şeytan rüzgârları’ [Santa Ana rüzgârları] geri dönene dek kızartılıp, rüzgârlar başlar başlamaz tutuşmaya hazır hale getirilirler.[6]

Donald Trump’ın tepkisi, tahmin edilebileceği gibi, iklim değişikliğini reddetmek üzerine kuruluydu ve kendisine yöneltilen soruları, “Tekrar soğumaya başlayacak; izleyin ve görün” diyerek yanıtlıyordu.[7] Trump’ın bu konudaki politik tutumu, karbon emisyonları yoğunluğunun artırılmasını ve çevre koruma yasalarının gevşetilmesini teşvik eden seleflerinden bile daha ileri gitti.[8] Bu, elbette, tanık olunan ABD felaketinin birçok unsurundan biriydi sadece. Bu yazının hazırlandığı sırada, ABD’de neredeyse 6,5 milyon Covid-19 vakası vardı, yani küresel toplamın beşte birinden fazlaydı. Ölüm sayısı ise 200 bine yaklaşıyordu. Tüm bunlar, ülkeleri bu tür salgınlara hazırlıklı olma durumlarına göre sıralayan 2019 Küresel Sağlık Güvenliği Endeksi’nin ilk sırasında yer alan, muazzam kaynaklara sahip bir ülkede yaşanıyor.[9] Trump, Hastalık Kontrol Merkezi (CDC) ve Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) gibi, ulusal tepkiyi organize edebilecek kurumları sistematik olarak itibarsızlaştırdı, sindirdi, susturdu ve bilimsel tavsiyeler sunan resmi kurumların içini boşaltma ya da onları yok sayma gibi taktiklere başvurdu.[10] Deneyimli gazeteci Bob Woodward’un Trump ile yaptığı röportajın kaydına odaklanan son kitabı, başkanın Şubat ayının başlarında Covid-19’un yaratacağı tehlikenin tam anlamıyla farkında olduğunu ve dahası onun kendi sözleriyle ifade edersek, bilhassa “mütemadiyen hafife almayı” tercih ettiğini “çünkü paniğe neden olmak istemediğini” ortaya seriyor.[11] Bu, yönetimin kapsamlı tepkisini de şekillendiren bir tutum oldu. Örneğin, başkanın yakın iş birliği içinde olduğu kişilerden Michael Caputo, CDC araştırmacılarını Trump’a karşı komplo kurmakla itham ettiği tuhaf bir olayın patlak vermesiyle birlikte, Eylül ayında, Sağlık [ve Sosyal Hizmetler] Bakanlığı’nın halkla ilişkiler sorumlusu olarak yürüttüğü görevinden iki aylık izin kullanmaya zorlandı.[12]

Salgının kontrol altına alınamaması, ABD’deki ekonomik toplarlanmanın kısa ömürlü olabileceği, en iyi ihtimalle, 2019’a göre çok daha düşük üretim seviyelerinde dengelenebileceği yönündeki endişeleri güçlendirdi. Bloomberg’in derlediği veriler, ABD, İsveç ve Britanya dâhil olmak üzere, bir grup “nal toplayan” devlette ekonomik faaliyetlerin, kriz öncesi dönemin yüzde 70’inde istikrara kavuşabildiğini; Almanya, Fransa ve İspanya’da ise yüzde 80’in biraz üzerindeki bir seviyede dengelendiğini gösteriyor.[13] Birleşik Devletler’de ekonomik çöküşün yükü, orantısız bir şekilde işçiler, kadınlar, siyahlar ve diğer azınlıkların omzunda. Marksist iktisatçı Michael D. Yates şöyle söylüyor:

İşsizlik, istihdam ve pandemi bağlamında bakıldığında; siyahlar, yerli halklar, beyaz olmayanlar (BIPOC) ve kadınlar orantısız şekilde mağdur oldular. Siyah, yerli ya da Latin kökenliyseniz, Covid-19’dan ölme ihtimaliniz beyazlara oranla çok daha yüksek. Ön saflardaki emekçilerin yüzde 40’ından fazlası beyaz değil… Pandemi ayları boyunca, Siyahlar ve Latin kökenlilerdeki işsizlik oranları beyazlara kıyasla daha yüksekti.[14]

Bu istihdam ve sağlık krizleri ve beraberinde 1960’lardan bu yana görülmüş en büyük isyanlardan biri olan ırkçılık karşıtı Siyahların Hayatı Önemlidir (BLM) hareketinin yankıları 3 Kasım’da yapılacak başkanlık seçimlerine zemin oluşturdu. Doğrusu, BLM hareketine 15 ila 26 milyon insanın katıldığını öne süren tahminler de dikkate alındığında, bunun ABD tarihindeki en büyük intifada olabileceği görülüyor.[15]

Böyle şiddetli dalgalanma eğilimindeki öngörülmesi güç değişkenlik karşısında, ABD seçimlerinin sonuçlarını şimdiden tahmin etmeye çalışmak için fazlaca gözüpek olmak gerek. Gerçi durgunluk ekseriyetle görevdeki ABD başkanlarının aleyhine görülür (ve yaşanmakta olan halk sağlığı felaketinin de aynı şekilde değerlendirilmesi beklenebilir) ancak Trump, merkez Demokrat rakibi Joe Biden’ın içler acısı kampanyasından faydalanma fırsatını da kaçırmıyor. Bu durum “coşku farkı” diye adlandırılan şeyi yaratıyor: Biden destekçilerinin yalnızca yüzde 43’ü adayları için heyecan duyduklarını belirtirken, Trump taraflarında bu oran yüzde 59 civarında. Biden, Bernie Sanders’ın başarısızlığa uğrayan demokratik adaylık süreci ve ırkçılık karşıtı mücadelesinin radikal yükselişinden ayrı konumlandı —kapsamlı bir sağlık sistemi oluşturulmasına karşı çıktı, sermaye dostu politikalara bağlılığını vurguladı ve BLM protestocularını onaylamadığını gösterdi.[16] Oysa seçime aynı partiden katılan başkan yardımcısı adayı Kamala Harris’i destekledi. Harris’in bu mevkideki ilk siyah kadın olma potansiyeli, halihazırdaki ırkçılık karşıtı duyarlılığın onaylanmasına da dönüşebilirdi. Ne var ki Harris’in, polisin daha sert tutum alması gerektiğini savunduğu Kaliforniya’daki başsavcılık sicili, BLM hareketine katılanların çoğunda, zaten var olan öfkeyi biraz daha artırdı.

Biden kampanyasının kendini baltalaması bir tarafa, ayrıca bir de muhafazakârların boyunduruğu altındaki mahkemelerde alınan bazı kararlar ile haklardan mahrum bırakılma süreçleri işletiliyor. Sözgelimi, Federal Yüksek Mahkeme, Florida eyaletinde ödenmemiş para cezaları ya da harç borçları bulunan kişilerin oy kullanma hakkının engellenmesine izin veren bir karar alabiliyor. Bu, yüz binlerce seçmenin sandığa gitmesini engellemek anlamına gelir.[17] Bu listeye Trump’ın, posta ile gönderilen oyların rekor seviyeye ulaşacağını bildiği için, ABD posta hizmetlerine aktarılan fonları kısma girişimi de eklenmeli. Ona göre, oylamanın bu şekilde yapılması hileli bir seçime yol açacak, gerçek sonuçların “aylar veya yıllar” boyunca hesaplanamaması gibi bir sorun yaratacaktı. Bunun üzerine, Financial Times gibi anaakım gazeteler bile Trump’ın seçimi kaybetse bile Beyaz Saray’ı terk etmemek için neler yapabileceğine dair bazı tahminler yürütmeye başladılar.[18]

Marksist solun önemli bir kısmı, Hal Draper’ın “Kötünün İyisi Kim Olacak” (1968) başlıklı makalesinde tipik bir biçimde ifade ettiği görüşündeki gibi, seçmenlerin kapitalizm yanlısı iki partinin tekelinde yürütülen seçimlerde, bu ikisinden birine oy vermek zorunda bırakıldıklarını belirtip ikili sisteme karşı çıkmaya devam ediyor.[19] Üzerine eklenen yarım asırlık deneyim, Draper’ın elini biraz daha güçlendirdi. Burada önemli mesele, Trump dehşetine bir dönem daha katlanmaktansa Biden’a oy vermeyi tercih eden solun utanılacak bir şey yapmadığını görebilmek ve aynı zamanda üçüncü bir partiye, mücadele hareketlerine giriş bileti verip destek sunabilmektir. Daha açık bir ifadeyle, Demokrat Parti’ye bir değişim aracı olarak güvenmek, radikal hareketlerin enerjisini sönümlendirip gücü, kapitalizme gönülden bağlı olan bu neoliberallerin kendilerini bazı reformlarla yenilemeleri gibi göstermelik bir çabaya kanalize eder ve bu nedenle stratejik bir hata yapılmış olur. Bu siyasetin temsilcilerini göreve seçmek, ABD’de muteber, solu temsil eden üçüncü bir partinin kurulmasını geciktiriyor —ve Tarık Ali’nin “aşırı merkez” olarak tanımladığı şeyin güç kazanmasına yol açıyor.[20] Barack Obama, Hilary Clinton ve şimdi de farklı derecelerde değişim vaat edebileceği görülen Biden gibi siyasetçiler, eşitsizliği ve kurumsal zenginleşmeyi daha uç noktalara taşımalarının yanı sıra içeride ırkçılığa, dışarıdaysa emperyalizme destek veriyor, Trump gibi figürlerin ortaya çıkışına yol açan bir inanç yitimi üretiyorlar. ABD’de yaşanan krizin ölçeği göz önüne alındığında —BLM ve Demokratik Sosyalistlerin büyümesiyle canlanan radikal hareketin ölçeği de gözden kaçmamalı— ehvenişerci sistemin dışında işleyen yeni bir sol yaratma fırsatının kaçırılması gerçek bir trajedi olurdu.[21]

Radikal sağ ve pandemi

Kötünün iyisi siyasetine muhalefet etmek, Trump’ın eylemlerine kayıtsız kalmak anlamına gelmez. Bir yandan hezimet ekonomisi, diğer taraftan kontrolden çıkmış bir salgınla karşı karşıya kalan Trump, tepki olarak sağcı, ırkçı tabanına özgü unsurları seferber ederek konumunu güçlendirmeye çalıştı. BLM’e verdiği karşılık, yani “Antifa” etiketini kullanan bağımsız toplulukları terör örgütü olarak adlandırması, bunun en belirgin dışavurumlarından biriydi. Yine BLM’e karşılık verdiği bir tweet’te, 1967’de, o zamanın polis şefi Walter Headley tarafından dile getirilmiş olan “yağma başlarsa ateş de başlar” ifadesini kullandı. Headley aynı yıl gerçekleştirilen bir basın toplantısında, o gençlerin “Sivil Haklar mücadelesinden nemalanan 15-21 yaş aralağındaki genç serseriler” olduklarını söylemiş, “Polis vahşeti suçlamasına aldırmadığını”, ne olursa olsun onlarla savaşacağını belirtmişti.[22] Trump, sığındığı bu “kanun ve nizam” referansına biraz daha cila atmak amacıyla, Portland’taki protestocuları taciz etmeleri, onlara saldırmaları ve zorla alıkoymaları için ABD İç Güvenlik Bakanlığı’na bağlı federal yetkilileri görevlendirdi.[23] Sonbaharın başlarında Beyaz Saray’da gerçekleştirilen Amerikan tarihi konulu bir konferansta verdiği demeç, bu yaklaşımına dair bir özet niteliğindeydi:

Solcu çeteler kurucularımızın heykellerini alaşağı ettikleri, kutsal abidelerimize hakaret ettikleri bir şiddet ve anarşi kampanyası yürüttüler… Sol, kolluk kuvvetlerinin karşısına dikilip saldırgan ve şiddete eğilimli bir taarruz başlattı… Bu radikallere liberal politikacılar, düzen medyası ve hatta büyük şirketler tarafından yardım ve yataklık edildi… Solun başlattığı bu isyan ve kargaşa, okullarımızda onlarca yıldır gerçekleştirilen solcu beyin yıkama faaliyetlerinin doğrudan bir sonucudur… Üniversiteli gençlerimizi eleştirel ırk kuramı ile zehirliyorlar. Bu, Amerika’nın nefret dolu ırkçı bir ulus olduğunu iddia eden Marksist bir doktrindir.[24]

Trump öte yandan da aşırı sağcı hiziplere apaçık ve giderek artan bir destek sundu. Sözgelimi Portland’da BLM protestocularına saldıran Proud Boys [Onurlu Çucuklar] ve Patriot Prayer [Yurtsever Duası] gibi faşist grupların oluşturduğu silahlı milis gruplarını, “müthiş bir vatanseverlik” örneği olduğunu söyleyerek övdü. Bununla da yetinmedi, yerel milislerin çağrısına istinaden yasadışı yollardan elde edilen bir tüfekle Wisconsin, Kenosha’ya gidip iki sivili öldüren 17 yaşındaki gence atıfta bulunan “Kyle Rittenhouse, Trump’a oy verme kararı alma nedenimi özetleyen iyi bir örnektir” şeklindeki bir tweet’i “beğendi”.

Trump, QAnon’ın destekçilerini, yani ABD başkanının Hillary Clinton, Bill Gates ve çok daha beklenmedik bir isim olan Tom Hanks gibi seçkin figürlerden oluşan (insan kaçakçılığı yapıp, çocuk kanı içen) küresel bir şeytani grupla savaştığını iddia eden komplocu gruptan bile övgüyle söz etti. QAnon, uzun süredir bir dizi aşırı sağcı içeriği yaymakta olan 4chan ve 8chan çevrimiçi forumlardan türemiş bir gruptur.[25] Küresel çevrimiçi takipçilerinin sayısı milyonları bulsa da bu hareketin kaç destekçisi olduğunu bilmemiz mümkün değil. Ancak “Q” sembolünü Trump yanlısı toplantılarda düzenli olarak görmek mümkündü. Hatta QAnon’ın bazı iddialarını benimsemiş olan Marjorie Taylor Greene, Cumhuriyetçiler kanadından aldığı biletle Temsilciler Meclisi’ne seçilmeyi de başardı.[26] Burada gözden kaçırılmaması gereken asıl mesele, “Q” tarafından yayılan ve çeşitli aşırı sağcı fenomenlerin, hatta politikacıların desteğiyle güçlendirilen bir dizi tuhaf inanış değil, daha ziyade kendisini aşırı sağın tutumu içinde bulanıklaştırıp bir şekilde onunla bütünleşerek çok daha kapsamlı bir sağcı hareketi canlandırıyor olmasıdır. QAnon destekçileri, George Soros ve Rothschild ailesi gibi isimleri karanlık bir entrikanın içinde konumlandırıp, geçmişte Nazi örgütlerinin birbirine tutunup güçlenmesine hizmet eden türden bir antisemitizmi de teşvik ediyor. Dahası, salgın patlak verdiğinde, QAnon destekçileri, aşı karşıtı kampanyacılar ve virüsün kökeni ya da yayılması ile ilgili çılgınca ve epeyce kapsamlı komplo teorilerine inananların etrafında toplanmaya başladılar. Örneğin InfoWars adlı web sitesini yöneten ve bolca QAnon içeriği paylaşan aşırı sağcı komplo teorisyeni Alex Jones gibi figürler, Teksas’ta gerçekleştirilen maske karşıtı protestoları örgütlemekle kalmayıp, virüsün Bill Gates’in Amerikalılara mikroçip takma planının bir parçası olduğu iddiasını da sürekli gündemde tuttular.[27]

Dünya genelinde, hemen herkes salgının başlangıcıyla birlikte bir miktar oryantasyon yitiminden muzdarip olmuşken, (çeşitli milliyetçi ve ırkçı oluşumlardan ibaret olan ve buradan beslenen, daha sert faşist gruplar için alan yaratan) radikal sağ kendisini yeniden yönlendirmeye başladı. Pek çok durumda bu akımlar liberaller ve komplocu muhalefet temelinde kök salmaya çalışıyor —iklim değişikliğini inkâr, homofobi ve salgını göçmenlerle, mültecilerle özdeşleştirme gibi sağcı klişelerden faydalanmayı da ihmal etmiyorlar tabii.

Ağustos ayında Londra’da salgın önlemlerine karşı gerçekleştirilen bir protestoya yaklaşık 10 bin kişi katıldı, 19 Eylül’de benzer büyüklükte bir gösteri daha düzenlendi. Her ikisi de komplo teorisyenleriyle doluydu. Gösterilere katılanların büyük bölümü faşist bile değildi aslında. Ve İngiltere’deki komplocu protestoların, yerleşik aşırı sağ ile Almanya ya da ABD’de olduğu kadar güçlü bir organik bağı da yoktur (en azından şimdiye dek öyleydi). Fakat “Britanya İçin” (For Britain) gibi bazı faşist grupların da bu protestolara katıldığı görüldü. Ağustos’ta Trafalgar Meydanı’nda toplanan Britanya Faşistler Birliği, QAnon’un ve aşırı sağın diğer komplo teorisyenlerinin ürettiği teorileri sahneden tanıttı.[28] Berlin’de, neo-Nazi NPD üyelerinin de katılımıyla, 1 Ağustos’ta Querdenken (“Karşı Düşünce”) bayrağı altında birleşen on binlerce kişi Covid-19 önlemlerini protesto etti. Aralarında, neo-faşistler ve görece daha “saygın” ulusal muhafazakârlar arasında patlak veren gerilimi yatıştırmaya çalışan —daha önceki bir anti-faşist karşı-hareketin ilk dalgasını takiben yükselen— radikal sağ parti AfD de mevcuttu. Querdenken hareketi zamanla yayıldı ve Ağustos sonunda Berlin’de düzenlenen bir gösteride, (içlerinde, Alman parlamentosuna saldırma girişiminde bulunmuş kişilerin de yer aldığı) 40 bin katılımcıyı harekete dâhil etti. Bu hareketin sloganı bile düpedüz QAnon’dan alınmıştı: “Birimiz nereye, hepimiz oraya!”[29] Avustralya, Melbourne’un da dâhil olduğu bir dizi başka ülkede, buna kıyasla küçük ölçekli fakat benzer nitelikte gösteriler gerçekleştirildi. Örneğin Mayıs ayında, radikal sağ Vox partisi, İspanya’daki sokağa çıkma yasağının sona erdirilmesi için bir araç konvoyu çağrısı yaptı. Viyana’da ise Querdenken’den ilham alan protestocular LGBTİ+ bayrağını parçaladıklarını göstermek için sahneye çıktılar.[30]

Salgına karşı daha sıkı önlemler alınması gerektiğini savunan işçi sınıfının, BLM hareketinin dinamizmini de arkasına alıp, bu türden [faşist] hareketleri geri püskürtmeye yönelik zemin hazırlaması gerekir. Ancak bu, aşırı sağın karşısına dikilecek, ırkçılığa meydan okuyacak ve gelişmekte olan faşist hareketler ya da herhangi bir kaygan zeminden gelebilecek destek ile kendisi arasına set çekecek hareketlerin yaratılmasıyla başarılabilir.[31]

İki ateş arasında

Radikal sağda yükselen bu hareket, bir yandan pandeminin diğer taraftan ekonomik krizin alevleri arasında yönlerini tayin etmeye çalışan liderlerin yarattığı kapsamlı siyasi krizin suretlerinden biri sadece. Enternasyonal Sosyalizm dergisi yayına hazırlanmaktayken, dünya genelinde 60 milyona yakın doğrulanmış Covid-19 vakası bulunuyordu ve hayatını kaybedenlerin sayısı da bir milyonu aşmıştı. Kıta Amerikası’nda günlük vaka sayısı çok yüksek bir seviyede sabitlenmiş, Latin Amerika ülkelerindeki kısıtlamaların gevşetilmesiyle birlikte salgın yeniden yükselişe geçmeye başlamış gibi görünüyordu. İktidarın kısıtlamaları kaldırmaya devam ettiği Hindistan’da ise doğrulanmış vaka sayıları, ABD’yi bile geride bırakabilecek şekilde yükseliyordu. Mumbai gibi mega kentlerde hızlıca yayılmış olan virüs şimdi daha küçük şehirleri ve kırsal bölgeleri de benzer bir yayılımla ele geçiriyor.

Bu esnada Avrupa’da, kıta ekonomilerinin “büyük yeniden açılması” olarak adlandırılan sürecin sebep olduğu, yaşanacağı aylar öncesinde öngörülmüş olan ikinci dalga da devreye girdi.[32] İlk dalgadan farklı olarak, bu ikinci dalga şimdilik görülebildiği kadarıyla, siyasi iktidarları tarafından çalışmaya, okula gitmeye ve tüketmeye itilen ama aynı zamanda ve aynı iktidarlar tarafından sorumsuzca davrandıkları söylenerek suçlanan genç insanları ele geçiriyor. Fransa ve İspanya’nın başı çektiği bu süreçte her birinde, Eylül ayına kadar, günlük vaka sayısı 10 binin üzerinde seyrediyordu. İngiltere de bu istikamette ilerledi. Avrupa’nın büyük bölümünde (bölük pörçük uygulanan) yeni kısıtlamalara başvurulurken, ilkbaharda birçok ülkenin yönelmek zorunda kaldığı türden kapsamlı önlemleri gündeme getirmeye pek de niyetli olmadıkları anlaşılıyor —gerçi bir noktada yine mecbur kalabilirler. Onlara kalsa, bu tür önlemlerin toplum sağlığı açısından bir değeri yok çünkü ekonomik bedeline odaklı kaldıkları için basit hesaplar peşindeler. Karşı koyamadıkları bir dürtüyle, biteviye nereden ne kadar kâr edebileceklerine, sermayeyi nasıl biriktireceklerine odaklanıyor, bununla çatıştığı için, insan hayatını savunma sorumluluğunu bir kenara bırakıyorlar. İngiltere, bunun açıkça izlenebildiği yerlerden biridir. Barlar ve restoranların yeniden açılması, insanların işyerlerine geri dönmeye bilfiil zorlanmış olmaları ve hepsinden öte, okulların bile tekrar açılması, salgının yeniden canlanmasına yol açtı.[33] Test sistemindeki öngörülmüş çöküş de bunlara eklenince salgının etkisi iyice arttı. Öngörülebiliyordu çünkü hükümet yaz aylarındaki geçici düşüşü fırsat bilip etkili, kapsamlı bir test ve izleme sistemi oluşturmak yerine, “testlerde başarılı olamayan dev Lighthouse Laboratuvarlarını yöneten” Deloitte gibi vurguncu şirketlere ve “hükümetin hedeflerini hiç şaşmadan ıskalayan temas takip sisteminin yöneticisi” Serco’ya bel bağladı.[34] Böyle olacağı tahmin edilebilirdi, çünkü okullar ve üniversitelere dönüş zaten normal koşullarda bile soğuk algınlığı ve grip vakalarında yükselişin başlamasına sebep oluyor ki bu da daha fazla teste ihtiyaç duyulacağını gösteriyordu. Sonbaharın gelişiyle birlikte, insanların saatlerce beklediği test kuyrukları oluşmaya başladı. Hatta yüzlerce kilometre ötedeki sağlık merkezlerine yönlendirilenler bile oldu.

Tüm bunlar yaşanırken, Imperial College araştırmacılarının yürüttüğü bir çalışma, İngiltere’de Ağustos sonu ya da Eylül başında vaka sayılarının 5,5-12,7 gün aralığında ikiye katlanabileceği bölgeler olduğunu ve R değerinin (her bir taşıyıcının salgını kaç kişiye bulaştıracağını gösteren sayı) 2,0’a kadar yükselebileceğini duyurmuştu.[35] Özetle, Boris Johnson hükümeti salgının kontrolünü yitirdi. Beraberinde ekonominin kontrolünü de kaybetti. İlkbaharda başlanan ücretsiz izin stratejisi, iş piyasalarının toparlanması açısından dikkate değer bir etki yarattı ama etkisi giderek azaldı ve nihayetinde ekonomik krizin indirdiği darbe yeniden hissedilir oldu. Mayıs ila Temmuz döneminde, toplam çalışma saati sayısı, bir önceki çeyreğe göre yüzde 9,8 düşüş kaydetti. Londra Ekonomi Okulu akademisyenlerinin sunduğu bir raporda, zorunlu ücretsiz izin kullandırılanların da hesaba katıldığı “gerçekçi istihdamın” Şubat’taki yüzde 77,6 seviyesinden Nisan’da 54,4 seviyesine düştüğü ve Haziran’da biraz toparlanarak yüzde 61,7’ye ulaştığı söyleniyor.[36]

İşverenler de bu hengâmeden faydalanıp işçilere yönelik saldırılarına devam ediyor. Bu genellikle, “kov ve yeniden işe al” diye bilinen şeye, yani işten çıkarma ve yeniden, daha düşük standartlarda işe alma biçimine bürünür. British Gas’daki 20 bin, British Airways’teki 12 bin, Heatrow Havalimanı’nda çalışan 4.700 işçi ve Manchester’daki Go North West’in 500 otobüs şoförü bu tutumun mağduru oldu. Doğu Londra’daki Hamlet Kulesi konseyinde çalışan işçiler, işçi sendikaları birliğinden gelen bir dayatmayla 4 bin işçinin kovulup yeniden işe alınması üzerine, yaz boyunca greve gitti.

Hükümetin derinleşen krize tepkisi, altıdan fazla kişiden oluşan grupların kamusal ya da özel alanlarda bir araya gelmesini yasaklamaktı. Ne var ki bu kural da örneğin orman tavuğu avlama izni gibi çok sayıda istisnayı içeriyordu. Daha da beteri, kısıtlama işyerlerini, okulları ve üniversiteleri kapsamıyordu. Sonbaharda, üniversitelerdeki öğretim üyeleri tuhaf bir gerçekle karşı karşıya kalacak. Kalabalık amfilerde bir araya gelen öğrenciler, ders bitttiğinde kampüsü tek seferde, hep birlikte terk edemezler çünkü yerleşke dışına çıktıkları anda fiziksel mesafe kurallarını ihlal ettikleri gerekçesiyle tutuklanabileceklerini biliyorlar. Bu esnada İngiltere’nin kuzeyinde bölgesel karantina uygulanıyor. Durum kontrolden çıktıkça, buradaki sıkı önlemlerin otoriter bir dil ve yoğun bir ırkçılıkla harmanlanabileceği de görülüyor. Acil Durumlar İçin Bilimsel Danışma Grubu’na bağlı birimlerden biri bunun farkına varıp, tecrit önleminin, nüfusu büyük oranda siyahlar ve Asyalılardan oluşan bölgelerde yürürlüğe konulmasının damgalanma ve ayrımcılığa zemin oluşturabileceğini söyleyip uyarıda bulundu.[37]

Johnson belki de Avrupa Birliği’ne yönelik tehditkâr davranışlar akımının, kendisine bu davada da yardımcı olabileceğini sanıyordur. İktidarın İç Pazarlar Yasa Tasarısı, Johnson tarafından imzalanan ve AB’den çekilme kararının bir parçasını oluşturan Kuzey İrlanda protokolünün bazı unsurları çiğnenerek hazırlandığı için ihtilafların büyümesine sebep oldu. Bu değişiklikler, İngiliz hükümetinin Kuzey İrlanda’yı kapsayacak devlet destekleri sunması ya da Kuzey İrlanda’ya İngiltere’den giriş yapan mallarla ilgili anlaşmalar üzerinde değişiklik yapması durumunda AB’yi bilgilendirme zorunluluğunu ortadan kaldırıyor.[38] Hayırlı Cuma Anlaşması’nın ihlal potansiyeli, İrlanda’ya yeniden sıkı sınır yönetmeliklerinin dayatılması ve tasarının uluslararası hukuku da ihlal ettiğinin hükümet tarafından kabul edilmesi nihayetinde İngiltere’nin (AB ile bir ticaret anlaşmasına varamazsa) Ocak 2021’e kadar yürürlükte olması gereken geçiş düzenlemesini gerçekleştiremeyeceği konusundaki endişeleri yeniden uyandırdı. İngiltere’nin AB ile yürüttüğü ve henüz bir sonuca bağlanamamış olan müzakerelerini izleyenlere göre asıl mesele, Johnson’ın etkili danışmanlarından Dominic Cummings’in, Britanya’nın devlet desteği kullanma hakkını elinde tutma konusundaki ısrarı. Devlet yardımlarına kısıtlama getirme konusundaki Thatchercı geleneksel tutumun tersine, Cummings, piyasalara likidite enjeksiyonu yapılmasının pandemi sonrası ekonomiyi canlandıracağını görüyor. Bunun, Muhafazakâr seçim bölgelerindeki yeni destek gruplarını hükümete yaklaştıracağını ve kendisinin en büyük takıntısı olan teknokratik büyük sıçramayı mümkün kılacağını umuyor.[39]

Bu tartışmalar akla Britanya’nın doğasıyla ilgili önemli meseleleri getiriyor. İrlanda birliği de İskoç bağımsızlığı da solun aktif desteğini hak eder. Buna rağmen, geri dönüp Brexit’in iyi mi yoksa kötü mü olduğu konusundaki bütünüyle ayrıştırıcı tartışmaya odaklanmak doğru olmaz. Aksine birleştirici bir yaklaşımla, işçilerin yaşam standartlarına ve dolayısıyla yaşamlarına yönelik saldırılara odaklanılmalıdır. Krizin olağanüstü ölçeği, solu acilen tutarlı bir tepki vermeye zorluyor. Ancak bu tepkinin, asıl mücadeleye güç verecek ve önünde durmakta olan muazzam büyüklükteki sorunlarla boy ölçüşebilecek kadar radikal olması gerekir. Maalesef çoğu sendika liderleri şimdiye dek seslerini fazla yükseltmeden yakınmakla yetindiler. Bu sırada Keir Starmer liderliğindeki İşçi Partisi de hükümete karşı çıkmak yerine enerjisinin büyük bölümünü Jeremy Corbyn’in mirasını değersizleştirmeye yönlendirdi.[40] Kârdan Önce İnsan partisinin pandemiye yanıt olarak geliştirdiği “Acil Durum Programı” çok daha umut verici bir yaklaşım sunmaktaydı. Yaygın şekilde benimsenmesi durumunda kapsamlı bir müdahaleye dönüşebilecek bir dizi talepten oluşan program, işçi hareketinin liderlerine, harekete geçmeleri için gereken itici gücü de veriyor. Aynı zamanda, Britanya’da BLM yürüyüşlerine katılan sendikacılar ile Yokoluş İsyanı (Extinction Rebellion) protestolarının son dalgasına katılan aktivistlerin aslında örtüşmekte olan destek gruplarını bir araya getirebilir, hatta yanlarına Corbyn’in yükselişiyle canlanan ama takip eden aylarda umutlarını yitirenleri de çekebilirdi.[41] Talep ettiği tedbirler arasında, randımanlı bir şekilde devam eden şirketlerde işten çıkarmanın yasaklanması, zorunlu izinlerin sonlandırılması, işyerlerinde sendikaların imzasıyla alınacak güvenlik önlemleri ve muazzam bir yeşil yatırım programı da bulunuyordu.

Böylesi bir yaklaşımın etkisi, bu üçlü krizin [ekolojik, ekonomik, pandemik] doğurduğu son derece önemli ideolojik soruların da benimsenmesiyle iyiden iyiye artırılabilir. Küresel ölçekte büyümekte olan tüm hareketlerin umudunu besleyen bir şeyler var. Geçtiğimiz aylarda dünyanın her yerine yayılan büyük isyanlar şu sıralar salgın nedeniyle kesintiye uğradı, daha da büyüyecekken sönümlendi. Altıncı ayın sonunda görüyoruz ki, bu salgın halihazırdaki kutuplaştırıcı siyaseti daha da şiddetlendiren bir faktöre dönüştü. Sadece sağ radikallere zemin hazırlamıyor; solun karşı konulmaz çekimine kapılanların sayısı da çığ gibi büyüyerek artıyor. Bu, dünya geneline yayılan BLM hareketi için de geçerliydi. Geçtiğimiz aylarda Lübnan, Mali, Tayland, Bolivya ve Belarus’u sarsan isyanlarda da kendini gösterdi.[42] Bilhassa Bolivya ve Belarus’ta ibretlik olaylar yaşandı. Örneğin Bolivya’da grevler, kuşatmalar ve kitlesel gösterilerle güç kazanan direniş, geçtiğimiz yıl sonbaharda eski başkan Evo Morales’i devirmiş olan sağcı rejime meydan okumaya devam ediyor. Belarus’ta ise Stalinizm’in kalıntıları üzerinde yükselmiş olan diktatör Aleksandr Lukaşenko’nun kontrolündeki fabrikalarda greve giden işçiler sayesinde, Stalin’in 1920’lerin sonundaki karşı-devrimiyle tanınmayacak hale gelene dek tahrif edilen “aşağıdan sosyalizm” geleneğinin yeniden keşfedilmeye başladığı görülüyor ki işte bu umutları yeşerten değişimlerden biriydi.[43]

Derinleşmekte olan üçlü kriz koşullarında bundan daha iyisi yapılamazdı. Dünyanın her yeri için geçerli: Artık bir seçim yapmamız gerekiyor. Yaşamı ve doğayı mı muhafaza edeceğiz, yoksa sermayenin dozu artırılmış barbarlığını mı?

Kaynakça

Abatzoglou, John T, ve A Park Williams, 2016, “Impact of Anthropogenic Climate Change on Wildfire Across Western US Forests”, PNAS, cilt 113, sayı 42.

Ali, Tariq, 2018, The Extreme Centre: A Second Warning (Verso).

Anton, Daniel, 2020, “Querdenken Protest in Berlin: Gefährliches Gemisch”, Marx21 (21 Eylül), www.marx21.de/querdenken-protest-in-berlin-gefaehrliches-gemisch

Bates, Sarah, 2020, “XR Climate Rebellion Ends with Rage at the Financial System”, Socialist Worker (10 Eylül), https://bit.ly/3iVc6aS

BBC News, 2020a, “US West Coast Fires: I Don’t Think Science Knows about Climate, Says Trump”, BBC News (15 Eylül), www.bbc.co.uk/news/world-us-canada-54144651

BBC News, 2020b, “German Shooting: What We Know about the Hanau Attack”, BBC News (20 Şubat), www.bbc.co.uk/news/world-europe-51571649

BBC News, 2020c, “Coronavirus: Anti-Lockdown Car Protest Draws Thousands”, BBC News (23 Mayıs), www.bbc.co.uk/news/world-europe-52783936

Bell, Brian, Mihai Codreanu ve Stephen Machin, 2020, “What Can Previous Recessions Tell Us about the Covid-19 Downturn?”, London School of Economics, http://cep.lse.ac.uk/pubs/download/cepcovid-19-007.pdf

Berman, Ari, 2020, “Conservative Judicial Decisions Keep Boosting GOP Voter Suppression”, Mother Jones (11 Eylül), https://bit.ly/3i1TlS9

Buchanan, Larry, Quoctrung Bui ve Jugan K Patel, 2020, “Black Lives Matter May Be the Largest Movement in US History”, New York Times (3 Temmuz).

Buchholz, Christine, ve Rene Paulokat, 2020, “Solidarity Instead of Common Cause with Nazis”, The Left Berlin (27 Ağustos), www.theleftberlin.com/post/solidarity-instead-of-common-cause-with-nazis

Chakrabortty, Aditya, 2020, “England’s Test and Trace is a Fiasco Because the Public Sector has been Utterly Sidelined”, Guardian (17 Eylül), www.theguardian.com/commentisfree/2020/sep/17/england-test-and-trace-public-sector-boris-johnson-covid

Choonara, Joseph, 2020a, “A New Cycle of Revolt”, International Socialism 165 (kış), http://isj.org.uk/a-new-cycle-of-revolt

Choonara, Joseph, 2020b, “Socialism in a Time of Pandemics”, International Socialism 166 (ilkbahar), http://isj.org.uk/socialism-in-a-time-of-pandemics

Choonara, Joseph, 2020c, “A Triple Crisis”, International Socialism 167, http://isj.org.uk/a-triple-crisis

Davis, Mike, 2020, “California’s Apocalyptic ‘Second Nature’”, Rosa Luxemburg Stiftung (11 Eylül), https://rosaluxnycblog.org/california-fires

Dearden, Lizzie, 2020, “Coronavirus: Local Lockdowns Increase Racial Tensions and Could Cause ‘Divided Nation’, Sage Experts Warn”, Independent (15 Ağustos), www.independent.co.uk/news/uk/home-news/ coronavirus-uk-lockdown-local-racism-sage-a9671981.html

Draper, Hal, 1967, “Who’s Going to be the Lesser-Evil in 1968?”, Independent Socialist (Ocak-Şubat), www.marxists.org/archive/draper/1967/01/lesser.htm

Dunne, Daisy, 2020, “Explainer: How Climate Change is Affecting Wildfires around the World”, Carbon Brief (14 Temmuz), www.carbonbrief.org/explainer-how-climate-change-is-affecting- wildfires-around-the-world

Frassl, Amina, 2020, “The Out of Control Fringes”, Metropole (19 Eylül), https://metropole.at/the-out-of-control-fringes

Hylton, Forrest, 2020, “Bolivia’s Roadblocks”, London Review of Books (2 Eylül), https://bit.ly/33UjCwo

Karlawish, Jason, 2020, “A Pandemic Plan was in Place”, STAT (17 Mayıs), www.statnews.com/2020/05/17/the-art-of-the-pandemic-how-donald-trump-walked-the-u-s-into-the-covid-19-era

Kimber, Charlie, 2020, “Mali’s Military Oust Western-backed President Amid Mass Protests”, Socialist Worker (19 Ağustos), https://socialistworker.co.uk/art/ 50512/Malis+military+oust+Western+backed+president+amid+mass+protests

Lemlich, Clare, 2020, “Bernie Sanders, the Democratic Socialists of America and the New US Left”, International Socialism 167 (yaz), http://isj.org.uk/bernie-sanders-the-democratic-socialists-of-america-and-the-new-us-left

Manson, Katrina, ve Kadhim Shubber, 2020, “What Happens if Trump Loses but Refuses to Concede?”, Financial Times (14 Eylül).

Maxmen, Amy, ve Jeff Tollefson, 2020, “Two Decades of Pandemic War Games Failed to Account for Donald Trump”, Nature (4 Ağustos), www.nature.com/articles/d41586-020-02277-6

McGowan, Michael, 2020, “Ten Arrested and Police Officer Injured at Protest against Victoria’s Covid-19 Lockdown Laws”, Guardian (10 Mayıs), www.theguardian.com/australia-news/2020/may/10/ten-arrested-and-police-officer -injured-at-protest-against-victorias-covid-19-lockdown-laws

O’Connor, Sarah, 2020, “Goodbye to the ‘Pret Economy’ and Good Luck to Whatever Replaces It”, Financial Times (1 Eylül).

Palmer, Ewan, 2020, “InfoWars’ Alex Jones Leads ‘We Can’t Breathe’ Anti-Mask Protest in Texas”, Newsweek (29 Haziran), www.newsbreak.com/news/1591892418580/ infowars-alex-jones-leads-we-cant-breathe-anti-mask-protest-in-texas

Parker, George, Jim Brunsden ve Peter Foster, 2020, “Why Boris Johnson is Considering a No-Deal Brexit for a Bruised Economy”, Financial Times (8 Eylül).

Pengelly, Martin, 2020, “Portland Clampdown: Why Are Federal Agents there and What Are They Doing?”, Guardian (21 Temmuz), www.theguardian.com/us-news/2020/jul/21/portland-protests-police-unmarked-cars-what-is-happening

Post, Charles, ve Ashley Smith, 2020, “Facing Reality: The Socialist Left, the Sanders Campaign and Our Future”, New Politics (14 Nisan), https://newpol.org/facing-reality-the-socialist -left-the-sanders-campaign-and-our-future

Riley, Steven, Kylie Ainslie, Oliver Eales, Caroline Walters, Haowei Wang, Christina Atchison, Claudio Fronterre, Peter Diggle, Deborah Ashby, Christl. Donnelly, Graham Cooke, Wendy Barclay, Helen Ward, Ara Darzi ve Paul Elliott, 2020, “Resurgence of SARS-CoV-2 in England: Detection by Community Antigen Surveillance”, Imperial College, https://bit.ly/3kCKAiW

Ringrose, Isabel, 2020, “Reactionary Protest Says No to Covid-19 Safety Measures”, Socialist Worker (31 Ağustos), https://socialistworker.co.uk/art/50563/ Reactionary+protest+says+no+to+Covid+19+safety+measures

Roose, Kevin, 2020, “What is QAnon, the Viral Pro-Trump Conspiracy Theory?”, New York Times (1 Eylül).

Sirota, David, 2020a, “Donald Trump has Declared War on the Climate Movement”, Jacobin (14 Eylül), https://jacobinmag.com/2020/09/ climate-change-california-wildfires-trump

Sirota, David, 2020b, “Joe Biden is Severely Hurting His Chances of Beating Donald Trump”, Jacobin (15 Eylül), https://jacobinmag.com/2020/09 /joe-biden-donald-trump-enthusiasm-gap

Sprunt, Barbara, 2020, “The History Behind ‘When the Looting Starts, the Shooting Starts”, NPR (29 Mayıs), https://n.pr/33UfDjH

Stacey, Kiran, 2020, “Trump Team vs the Scientists: The Battle Over Covid ahead of the Election”, Financial Times (17 Eylül).

Tengely-Evans, Tomáš, 2020, “Workers’ Strikes and Protests Increase Pressure on Regime in Belarus”, Socialist Worker (12 Ağustos), https://bit.ly/3hPEvxR

Thomas, Mark L, 2019, “Fascism in Europe Today”, International Socialism 162 (ilkbahar), http://isj.org.uk/fascism-in-europe-today

Ungpakorn, Giles Ji, 2020, “Huge Anti-Junta Demonstrations in Bangkok”, Ugly Truth Thailand (16 Ağustos), https://uglytruththailand.wordpress.com/ 2020/08/16/huge-anti-junta-demonstration-in-bangkok

Van Roye, Bjorn, ve Tom Orlik, 2020, “Alternative Data Shows Slow Recovery in Europe, US Lags”, Bloomberg (17 Eylül).

Woodward, Bob, 2020, Rage (Simon & Schuster).

Yates, Michael D, 2020, “Covid-19, Economic Depression and the Black Lives Matter Protests”, Monthly Review, cilt 72, sayı 4, https://monthlyreview.org/2020/09/01/ covid-19-economic-depression-and-the-black-lives-matter-protests

DİPNOTLAR

[1]     Iannis Delatolas, Richard Donnelly, Sheila McGregor, John Rose ve Mark Thomas’a görüşlerini bildirdikleri için teşekkür ederim.

[2]     Bkz. Choonara 2020a, 2020b, 2020c

[3]     Dunne, 2020

[4]     Abatzoglou ve Williams, 2016.

[5]     Bkz. Trump yönetiminin 2018 yılında gerçekleştirdiği iklim değerlendirmesi, https://nca2018.globalchange.gov/downloads/NCA4
_2018_FullReport.pdf

[6]     Davis, 2020.

[7]     BBC News, 2020a.

[8]     Sirota, 2020a.

[9]     Maxmen ve Tollefson, 2020.

[10]    Maxmen ve Tollefson, 2020; Karlawish, 2020.

[11]    Woodward, 2020, s. 11-12. Woodward bu bilgiyi kamuoyuyla daha önce paylaşmayıp, kitabın tanıtımını yaparken kullandığı için haklı eleştirilere maruz kaldı.

[12]    Stacy, 2020.

[13]    Van Roye ve Orlik, 2020.

[14]    Yates, 2020.

[15]    Buchanan, Bui ve Patel, 2020.

[16]    Örneğin bkz. Sirota, 2020b.

[17]    Bkz. Berman, 2020.

[18]    Manson ve Shubber, 2020. Son derece karmaşık ve anti-demokratik olan ABD seçim sisteminde, eyaletlerin, oy oranlarıyla ilgili itiraz ya da anlaşmazlıkları çözmek için 8 Aralık’a kadar vakti oluyor. 14 Aralık’ta ise Seçim Kurulu’na bir döküm sunuyorlar. Kongre, kurulun oylarını 6 Ocak tarihinde sayıyor. Kimin daha yüksek oy aldığı konusunda hala sürmekte olan bir anlaşmazlık varsa, Yüksek Mahkeme’den karar vermesi isteniyor ki başkan 20 Ocak’ta görevine başlayabilsin.

[19]    Draper, 1967.

[20]    Ali, 2018, bölüm 7.

[21]    Güncel bir Marksist yaklaşım için bkz. Lemlich, 2020; Post ve Smith, 2020.

[22]    Sprunt, 2020.

[23]    Pengelly, 2020.

[24]    www.whitehouse.gov/briefings-statements/remarks-president-
trump-white-house-conference-american-history

[25]    4chan’in geçmişi 2003’e dek uzanır. Kullanıcılarının anonim paylaşımlar yaptığı bu oluşum, bir dizi liberteryen siyasi akıma da ev sahipliği yapmaktadır. Ayrıca gençlere yönelik içerikler, memler ve abartılı seviyede kadın düşmanlığına da rastlayabilirsiniz. 8chan ise, onun daha aşırı ve özgürlükçü bir sürümü olarak 2013’te kuruldu. Video oyunları kültüründe “Gamergate” olarak bilinen, kadınlara yönelik çevrimiçi bir taciz kampanyası ile ilgili tartışmalarda 4chan’in, yaptığı yorumlar nedeniyle engellenmesinden sonra öne çıktı. Kadın düşmanlığının yanı sıra, ırkçı ve antisemitik içerikler de yayıyor. Örneğin El Paso’daki Latinx halkını hedef alan toplu katliamlarda ve Yeni Zelanda’daki Christchurch cami cinayetlerinde, bizzat şüphelilerin kendileri tarafından yapılan paylaşımlarla ünlenmişti. Şifreli paylaşımları QAnon hareketine yol açan “Q”, ilk olarak Ekim 2017’de 4chan’da yayınlandı, daha sonra 8chan’a taşındı.

[26]    Roose, 2020.

[27]    Palmer, 2020.

[28]    Ringrose, 2020.

[29]    Anton, 2020; Buchholz ve Paulokat, 2020; BBC News, 2020b.

[30]    McGowan, 2020; BBC News, 2020c; Frassl, 2020.

[31]    Bkz. Thomas, 2019.

[32]    Choonara, 2020c.

[33]    O’Connor, 2020.

[34]    Chakrabortty, 2020.

[35]    Riley ve diğerleri, 2020.

[36]    Bell, Codreanu and Machin, 2020.

[37]    Dearden, 2020.

[38]    Bir özeti için bkz. www.dlapiper.com/en/uk/insights/publications/2020/09/the-northern-ireland-protocol-and-the-uk-internal-market-bill

[39]    Parker, Brunsden and Foster, 2020.

[40]    Starmer, İşçi Partisi’nin sanal parti konferansını fırsat bilip, parti için yeni sloganını açıkladı: “Yeni Bir Liderlik”. Daha az ilham verici bir yaklaşım hayal etmek zordur…

[41]    Bkz. Bates, 2020

[42]    Bkz. Kimber, 2020; Ungpakorn, 2020; Hylton, 2020; Tengely-Evans, 2020. Tayland ve Belarus’taki hareketleri gelecekteki bir sayıda daha ayrıntılı olarak ele almayı umuyoruz.

[43]    https://www.dsip.org.tr/index.php/haberler/83-dunya/1285-belarus-ve-lukasenko-ya-karsi-mucadele