Venezuela: Darbenin arkasında ne var?

MARKSİST.ORG
Tipografi
  • En Küçük Küçük Orta Büyük En Büyük
  • Varsayılan Helvetica Segoe Georgia Times

Sosyalist İşçi gazetesinin son sayısında, Venezuela'daki gelişmeler Volkan Akyıldırım tarafından kapsamlı bir dosyayla ele alındı.

Venezuela'da ABD destekli sağcı muhalefetin darbe girişimi devam ediyor.

Sağ kanadın elindeki yetkisiz Ulusal Meclis'in başkanı Juan Guaido, 24 Ocak'ta düzenlenen bir mitingde kendisini "geçici başkan" ilan etti.

Birkaç dakika sonra ABD, Guadio'nun başkanlığını tanıdı ve Trump hemen tehdit etti: "Venezuela'da demokrasinin yeniden tesisinin sağlanması adına bastırmak için ABD'nin ekonomik ve diplomatik gücünün tamamını kullanmaya devam edeceğim. Venezuela'daki mevcut durumun çözümü için tüm seçenekler masada.”

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise Birleşmiş Milletler'e çağrı yaptı: ''Bütün ülkelerin taraf tutma zamanı geldi. Ya özgürlüğü seçen güçlerin yanında olursunuz, ya da Maduro ve kargaşasını seçersiniz.''  

Kanada, İngiltere, İsrail gibi birçok devlet Guaido'nun geçici başkanlığını hızla tanıdı. İngiltere, Almanya ve Fransa, Maduro yönetimine seçime gitmesi için sekiz gün mühlet verdi. Süre bitince, Guadio'yu tanıdılar.

Dünyanın en güçlü devletlerinin Venezuela Devlet Başkanı Maduro'yu dışlamak için birleşmesi ve diplomatik manevraları, kapitalizmde demokrasinin nasıl hızla rafa kaldırılabildiğini gösterdi.

Darbenin hedefi

ABD güçleri, Latin Amerika'da belirleyici bir ülkenin ve dünyanın en büyük kaynaklarının kontrolünü ele geçirmek istiyor.

Venezuela petrollerinin 4'te 3'ü ABD'ye satılıyor. ABD'nin petrol ithalatının yüzde 7'si buradan karşılanıyor.

Venezuela’daki olayların demokrasiyle ilgisi yok. Asıl amaç, ABD’ye uygun bir rejim kurmak. Trump'ın Ulusal Güvenlik danışmanı Bolton, yaptırımların ABD çıkarlarını korumaya yönelik olduğunu itiraf etti.

ABD'nin yanı başında, zayıf düşmüş bir ülkedeki solcu yönetimi, 2014'ten bu yana artan bir şekilde baskı uygulamasına rağmen devirememesi, gücünün sınırlarını gösteriyor.

Şimdi ekonomik krizi şiddetlendirerek darbe yaptırmaya uğraşıyorlar.

Sağın atağı

Darbe girişimi, solcu yönetimleri devirmek için 20 yıldır ellerinden geleni yapan Venezuela ve Latin Amerika'daki hakim sınıfların bir atağıdır.

Darbe girişimini başlatan muhalefet, aşırı sağcılar ve faşistlerden oluşuyor. 2017-2018 yılları arasında Maduro yönetimine karşı şiddetli sokak gösterileri ve saldırılar düzenlediler. 2018 Ekim'inde Brezilya'da aşırı sağcı Bolsonaro'nun başkanlığa gelmesiyle harekete geçtiler.

2018 Aralık ayı ortasında, Guaido sessizce Washington, Kolombiya ve Brezilya'ya gitti. Yetkililerle muhalefetin kitlesel gösteri stratejisini konuşmak için yapılan bu seyahatte, kıtanın en gerici figürlerinin desteğini kazandı.

Bugün 11 Güney Amerika devleti, Guadio "geçici başkanlığı"nı tanımış durumda. Lima Grubu adı verilen devletler büyükelçilerini çekerken, Venezuela ordusuna "Başkomutan sıfatı ile Geçici Devlet Başkanına bağlılığını bildirmesi" çağrısı yaptı.

Bolsonaro, ilk iş olarak solcu devlet memurlarını işten attı ve işçilere saldırılar düzenledi. Guaido, Bolsonaro'nun “demokrasi ve insan haklarına bağlılığı”nı kutlamıştı.

Maduro yönetiminin totaliterliği darbe gerekçesi yapılıyor. Darbe başarılı olursa ölümcül bir şiddet dalgası yaşanacak. Brezilya'da olduğu gibi aşırı sağcı bir yönetim oluşacak.

Sokak

Guadio, uluslararası alanda, Venezuela'da olduğundan daha güçlü.

2 Şubat'ta hem Maduro destekçileri hem de sağcı muhalefet sokağa çıktı. Guadio'ya destek ve orduya darbe çağrısı yapan muhalif gösterilere on binlerce kişi katıldı. ABD ve darbe karşıtı protestolara katılım çok daha kalabalıktı.

Başkanlığını ilan ettiği 24 Ocak'tan bugüne sadece bir general istifa edip muhalefete katılsa da, Guaido orduyu ve devletin katmanlarını kazanmaya çalışıyor. ABD yaptırımlarıyla şiddetlendirilen ekonomik krizin kendi işine yarayacağını düşünüyor.

Darbeyi kim durdurur?

2002 yılında Venezuela ordusu içindeki ABD destekli bir cunta, solcu başkan Hugo Chavez'e darbe girişiminde bulundu. Yüz binlerce işçi ve yoksul, Chavez'in serbest bırakılması talebiyle gecekondularından başkanlık sarayına yürüdü. Darbe girişimi sıradan insanların direnişiyle 48 saatte püskürtüldü.

Chavez'den farklı olarak Maduro için seferber olan işçiler ve yoksullar yok. Bunun sebebi, ekonomik krizin faturasını Venezuela emekçilerine çıkartması, işçi mücadelelerine baskıyla karşılık vermesi.

Dün olduğu gibi bugün de Venezuela'da darbeyi engelleyebilecek tek güç işçiler ve yoksullardır. İşçilerin kitlesel gösterileri darbeyi durdurabilir, aşırı sağı yenebilir ve ortak talepleri kazanabilir.

Maduro ise yüzünü aşağıdan mücadeleye dönmek yerine, her gün generallerle TV'ye çıkıyor. Son olarak büyük bir askeri tatbikat düzenledi. Orduyu memnun ederek iktidarı elinde tutma kolaycılığını sürdürüyor.

Maduro'yu kim neden destekliyor?

Maduro'ya iki emperyalist devletten destek geldi: Çin ve Rusya.

İkisi de ABD'nin başlıca rakipleri. Biri ticaret savaşlarının, diğeri yaptırımların hedefinde.

Çin ve Rusya, aynı zamanda Venezuela'dan petrol ithal eden başlıca iki devlet durumda ve Maduro yönetimi tarafından verilen imtiyazlara sahipler. Kriz içindeki Venezuela'ya kredi verdiler, borçları karşılığında ucuza petrol alıyorlar.

Çin ve Rusya'nın Maduro'ya verdikleri destek, kendi çıkarlarından ve ABD ile aralarındaki rekabetten kaynaklanıyor.

Antiemperyalizm mi?

Maduro'ya destek veren devletlerden biri de Türkiye. ABD'nin ekonomik yaptırımlarıyla kuşatılan Maduro, ABD ile büyük sorunlar yaşayan ve 15 Temmuz darbe girişimini atlatan Erdoğan ile dost oldu. Bu dostluğun sebebi, uluslararası durum ve kriz içindeki iki ekonominin acilen kaynak bulma ihtiyacı.

2018'de Venezuela ile Türkiye arasındaki ticaret 8 kat arttı.

Çöküş içindeki Venezuela ekonomisini ayakta tutmak için, 300 bin kişi altın madenlerinde çalıştı. Çıkarılan işlenmemiş altınları başka ülkelere satarak, uluslararası ambargo engelini aşmaya çalışıyorlar. Resmi rakamlara göre 900 milyon dolar değerindeki altın 2018'de Türkiye'ye satıldı. Bunun karşılığında makarna ve süt tozu aldıkları söyleniyor.

Ancak darbe girişimi ve Venezuela'ya uygulanan ablukanın daraltılması ile iki ülke arasındaki ticari ilişkiler de tehlikeye girdi. Geçen hafta Türkiye'ye gelen ABD'li yetkililer, patronlarla bir toplantı yaparak altın ya da başka bir kalemde Venezuela ile ticaret yapanların cezalandırılacağı tehdidinde bulundu. ABD, Venezuela altınlarını alan Türkiye'ye yaptırım uygulanabileceğini de söylüyor.

Türkiye'nin Venezuela'ya verdiği destek, AKP yönetiminin ilkesel olarak emperyalizme karşı olmasından kaynaklanmıyor. Maduro'yu destekleyen Erdoğan'ın Trump’la da arası iyi ve ABD ile anlaşmaya çalışıyor. Günü birlik çıkarlar ve her an değişebilecek saflaşmalarla işler değişebilir.


Komplo mu? Sosyalizmin başarısızlığı mı?

Darbe girişimi, uzun süreli ekonomik krizin üzerine geldi.

Venezuela'da fiyatlar ortalama 19 günde bir artıyor. Enflasyon oranı yüzde 1.300.000'e çıkmış durumda. Maduro yönetimi, artan fiyatlara karşı asgari ücrete zam üstüne zam yaptı. Ancak Ocak ayında yüzde 300 zamlanan asgari ücret 20 dolar, yani 105 lira ediyor. Halk gıda başta olmak üzere temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hâlde. İlaç sıkıntısı büyüyor. Aşırı pahalanan ilaçlar bulunmuyor.

3 milyon Venezuelalı ülkeyi terk etti. Çoğu komşu ülke Kolombiya'ya, bir kısmı da Ekvador, Peru ve Şili'ye göç etti. Bazıları da Brezilya'ya taşındı.

Petrol üretimi de azaldıkça azaldı.

2018'de Venezuela'da düzenlenen protestoların yüzde 83'ü ekonomik gerekçelere yapıldı. Birçok sektörde sendikal mücadeleler gelişti.

Bir zamanlar petrolden elde edilen zenginliğini yeniden bölüştürerek yoksulluğu azaltan sosyal reformları finans eden bir ülke nasıl bu hâle geldi?

Maduro yönetimi, ekonomik krizin "büyük bir komplo" olduğunu iddia ediyor.

Burjuva ekonomistler ise sosyalizmin başarısızlığı olduğunu söylüyor.

Oysa Venezuela, serbest piyasanın kurallarına tabi, kapitalist bir ekonomidir ve küresel dalgalanmalara açıktır. Chavez'den Maduro'ya solcu hükümetler yoksulluğu azaltmak için mücadele ederken, kapitalist toplumsal ilişkilere dokunmadılar.

Tercihler

1999'da Hugo Chavez liderliğindeki solcu hükümetin kuruluşu coşkuyla karşılanmıştı.

Chavez'in dönemi (1999-2013), petrol fiyatlarının hızla artışına denk gelmişti. Piyasada, ham petrolün varil fiyatı 20 dolardan 100-120 dolar düzeyine yükseldi. Venezuela'nın ihracatının yüzde 95'i petrol satışı.

Petrol şirketini devletleştirerek elde edilen geliri yeniden dağıtan Chavez'in sosyal reformları, 21. yüzyılın başlarındaki meta satışı patlamasıyla desteklendi. Petrol satışlarından elde edilen gelir, yoksulluğu azaltmak için kullanıldı.

Kapitalistlere ise dokunulmadı. 1999-2011 yılları arasında özel sektörün ekonomik faaliyetteki payı yüzde 65'ten yüzde 71'e çıktı. Petrol satışına dayalı ekonomi, diğer metalarının fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı da savunmasız bırakıldı.

Venezuela emekçi sınıfları için, dünyaya örnek olan büyük kazanımlarla dolu bir dönemin sonunu iki gelişme getirdi.

Büyüyen Çin'le birlikte artan petrol ve diğer hammadde satışları, 2007 küresel mali krizi sonrası düşüşe geçti.

Maduro yönetime geldikten bir yıl sonra, 2014'te petrol fiyatlarının düşüşüyle birlikte sosyal reform programı uygulanamaz hâle geldi, maddi temelini yitirdi ve kriz başladı.

Yaptırımlar

Yanı başında kendisine kafa tutan, dost ülkelere ucuza petrol satan ve yoksulları kollayan bir hükümetin varolmasını kabul etmeyen ABD, saldırı fırsatını bulmuştu.

2014'te petrol fiyatları hızla düşerken Obama yönetimi Venezuela'yı ilk yaptırımlarla vurdu. Ülke, ABD mali sistemi ile etkileşemez ve dış borcunu yapılandıramaz hâle geldi. Küresel sermaye fonları ve piyasa korkutuldu. Trump başkan olduktan sonra, abluka daha da yoğunlaştı. Mart 2018'de devreye sokulan yaptırımlarla Venezuela devletinin borç senetlerinin satın alınması ve dijital kripto paranın dolaşımı yasaklandı. Mayıs 2018'de bu yaptırımların kapsamı genişletilerek, Venezuela borç senetlerine ilişkin işlemler de yasaklandı. Kasım 2018'de altın sektörünü de kapsamına alan yeni yaptırımlar açıklandı.

Son olaraksa ABD, darbeci Guaido'dan gelen bir talep sonrasında Venezuela'ya "yardım" gönderdiğini açıkladı. Aynı anda devlete ait petrol şirketi PDVSA'ya yaptırım getirildi.

Trump yönetimi petrol satışını engelleyerek Venezuela ekonomisini çökertmek istiyor. PDVSA Venezuela ordusu tarafından yönetiliyor. Trump, generalleri darbeye teşvik ediyor.

Krizle baş etme yöntemleri

Chavez'den Maduro'ya, Venezuela'daki Bolivarcı iktidar, bir yanıyla aşağıdan hareketlere dayansa ve işçilerin desteğiyle ayakta dursa da kontrolü dışında gelişen mücadelelere ve taban örgütleri aracılığıyla işçi kontrolü girişimlerine izin vermedi.

İktidardaki PSUV, işçilerle patronlar arasında toplu sözleşmeleri yıllarca yenilemedi. Şartlarda değişiklik yapmayı ve yasalarca yapılması gereken ödemeleri reddetti. Maduro bununla, işçilere haklarını korumak için tek yolun devlet olduğunu kabul ettirmeyi umdu. Fakat bu silah geri tepti.

Kaosu engellemek için sağa ve kapitalistlere karşı mücadeleyi yükseltmek dışında bir yol yoktu.

Maduro ise küresel sermaye ile işbirliği arayışlarına girdi. 159 küresel şirketi, birçok taviz vererek, maden ocaklarından mineral, petrol ve doğalgaz çıkartmak için davet etti. Davet ettiği yer ise kapitalistlerin önünü kesmek için anayasal haklarınının askıya alındığı Arco Minero bölgesiydi. Küresel kapitalistlerin ilgisini ise Venezuela devletinin satışa çıkardığı borç senetleri çekti. Senetleri alan yatırımcılar, çöküş sonrasını beklemek için kenara çekildi.

Maduro, krizin faturasını halka ödetmeyi tercih etti. Ücretler için beklenen petrol sübvansiyonu yapılmadı. Asgari ücretin değeri düşürüldü. KDV oranı yüzde 12'den yüzde 16'ya yükseltildi. Maduro, para birimi bolivarın değerini petrol fiyatına bağlı kurgusal bir para olan petroya bağladı. Dijital para birimi hızla başarısız oldu. Ve kaos geldi.

Tepeden sosyalizm

Bolivarcı hareketin bir kanadı işçilerden, diğer kanadı askerlerden oluşuyo. Chavez döneminde elde edilen zenginlikle birlikte parti üyesi generaller ve devlet yöneticileri ayrıcalıklar elde etti. Chavezci bürokrasi ortaya çıktı.

İşçiler, Bolivarcı iktidarı destekledi. Fakat yöneten-yönetilen ilişkisi değişmedi. İşçiler oy verip destek gösterileri yaparken, kapitalistler karşısındaki konumları da değişmedi. Bağımsız mücadeleler, hareketler ve özyönetim girişimleri ise partili yöneticiler tarafından engellendi.

Küresel kapitalizmin şok dalgaları ülkeyi vururken yaptığı planlar boşta kalan bürokrasinin verdiği kararlar, birer felakete dönüştü.

Venezuela kapitalizminin krizi, Maduro'nun aldığı birkaç yanlış kararın ürünü değildir, tepeden sosyalizm çabalarının varacağı yerdir.

Sosyalizm işçi sınıfının kendi eylemidir. İşçiler taban örgütleri aracılığıyla üretimi kontrol etmediği sürece, yönetenlerin tepeden verdiği kararlarla kurtulamaz.

Aşağıdan sosyalizmi savunduğumuz için AKP ya da ulusalcı sol gibi Maduro yönetimine ve Venezuela devletine değil, Venezuela işçilerine bakıyoruz.

Darbeyi püskürten ve sağı yenen Venezuela işçileri ortak taleplerini de kazanacak, bürokratlardan kurtulmayı da başaracaktır.

Aşağıdan çözümü imkansız kıldığı için dışarıdan müdahalelere ve darbeye hayır!

(Sosyalist İşçi)