Kapitalizmin sonu

SOSYALİST İŞÇİ
Tipografi
  • En Küçük Küçük Orta Büyük En Büyük
  • Varsayılan Helvetica Segoe Georgia Times

Volkan Akyıldırım

21. yüzyılda eşitsizlik o kadar büyük ki kapitalistler kapitalizmin geleceğinden endişe duyuyor.

2019, IMF yöneticilerinin küresel ekonomideki yavaşlamayı ve ABD-Çin arasındaki ticaret savaşını işaret ederek, kapitalizmin küresel bir krize doğru gittiği uyarılarıyla başlamıştı.

28 Nisan-1 Mayıs tarihlerinde Los Angeles'te toplanan Milken Enstitüsü'nün yıllık küresel konferasında konuşan kapitalistler, sistemin geleceği hakkında korkularını dile getirdi.

Süper zenginlerin yatırımlarını yöneten dünyanın en büyük şirketlerinden Bridgewater Associates'ın kurucusu milyarder Ray Dalio, Wall Street'in gazetesinde kapitalizmin sonunu tartıştı.

ABD'nin dört büyük bankasından biri olan JP Morgan'ın başkanı Jamie Dimon, kapitalizmin reforme edilmesi gerektiğini söylüyor.

Milyonlarca insanın yoksulluktan kurtarılmasına dair hayırsever bir düşünceye sahip değiller. Sosyalizmden de nefret ediyorlar. Kapitalizmin ayakta kalması için sistemin reforme edilmesi görüşündeler.

Eşitsizlik

Yapılan son araştırmalara göre ABD'deki en zengin yüzde 1'in serveti, nüfusun yüzde 40'ının serveti kadar.

Kapitalizmin geleceğini tartışan kapitalistler bu oranın, 1920'lerdeki oran olduğunu söylüyor.

1900'lerin başında ortaya çıkan tekeller, devasa bir serveti ellerinde toplamıştı.

1920'lı yıllar boyunca ekonomik göstergeler normali işaret ederken, Florida'daki emlak balonu patladı.

24 Ekim 1929 günü, yatırımcılar hisselerini satıp çıktığı için, ABD borsası çöktü. Bankalar battı. Milyonlarca insanın serveti bir günde buharlaştı. Milyonlarca kişi işini ve evini kaybetti. ABD'de kıtlık ve açlık baş gösterdi.

1929 bunalımı, kapitalizmin tarihindeki en büyük krizdir. Dünyaya yayıldı ve 1930'lar denilen dönemin kapısı açıldı.

1930'lar boyunca da yüzde 1'in serveti yüzde 35-40'ınkine eşit oldu. Fakat bu durumu korumak adına dünyada olağanüstü şeyler yaşandı: 1933'te Hitler'in Almanya'da iktidara gelişi, 1941'de İkinci Dünya Savaşı'nın başlaması...

21. yüzyılda ABD kapitalizmi ve küresel sistemin gidişatını 1930'lara benzeten süper zenginler “Servetteki eşitsizlik çok aşırı, bu popülizmi besliyor” tespitini yapıyor. “Büyük bir servet açığının olduğu bir nüfusa sahipseniz ve ekonomik bir sıkıntınız varsa, neredeyse kaçınılmaz bir şekilde çatışma vardır” kabulü kolayca dile getiriliyor.

Sınıf savaşı

Kapitalistler korkuyor çünkü servet eşitsizliği, ABD siyasetini zorluyor.

En zengin yüzde 1'in çıkarlarını vahşice savunan Trump'ın karşısında, en güçlü aday Demokrat Parti'nin sol kanadının lideri Bernie Sanders.

Gelirin yeniden bölüştürüleceğini, yoksulluluğu azaltacak sosyal programları, parasız eğitim ve sağlığı savunan Demokratik Sosyalistler giderek güçleniyor.

Jeremy Corbyn liderliğindeki İşçi Partisi'nin olası bir hükümeti de İngiltere'de aynı gündemi yaratabilir.

Her iki gelişmenin de arkasında sınıf mücadelesi ve öfkeli kalabalıklar var.

İşçiler ve yoksulların sola kayışı kapitalistlere, işçi devrimleriyle geçen 1920'leri hatırlatıyor. Trump yönetiminin orta sınıflardan oy alan aşırı sağcılığıyla dünyadaki ırkçı-milliyetçi hareketlere güç verişi eklenerek 1930'lar benzetmesi yapılıyor.

Guggenheim Partners adlı dev finans şirketinin yatırımcılarından Alan Schwartz'a göre "Gelen gerçekten sınıf savaşı."  

Solda işçi sınıfının sosyal mücadelelerde belirleyici gücünü kaybettiğini, önemini yitirdiğini ya da yitireceğini iddia eden "teoriler" alıcı bulurken, patronlar, işçi sınıfını kurulu düzen için bir tehdit olarak görüyor.

Reformlar

Kapitalizmin reforme edilmesini savunan kapitalistler özellikle finans sektöründe yoğunlaşan bir azınlık.

Önerdikleri ise ne sosyal bir içeriğe sahip ne de gerçek bir iyileştirmeye benziyor.

Geçen yılki kazancı ile dünyanın en büyük Hedge Fonu'nun yöneticisi Ray Dalio'nun önerisi faizleri sıfırlamak ve yüksek borçlanmaya dayalı olarak harcamaların artırılması.

Demokratlardan gelen bir diğer reform önerisi de "yurttaşlık maaşı." Yani devletin herkese bir miktar harcayacak para vermesi.

İki yaklaşımın da merkezinde zor koşullarda yaşayan milyonlarca kişinin zenginlikten pay alması, biriken muazzam servetin eşit bir şekilde paylaşılması yok. Onların derdi arz-talep ilişkisinin bozulmaması.

Servet eşitsizliğinin boyutlarından şikayetçi olan süper zenginler, herkesten kazancına göre vergi alınması ya da zengin yüzde 1'in toplumsal ihtiyaçlar için özellikle vergilendirimesine sıcak bakmıyor.

Kasalarındaki parayı bölüşmek istemeyen azınlık, devletin giderek azalan tüketimi artırması ve ticari yavaşlamayı önlemesini istiyorlar.

Reformdan bahseden süper zenginler yüzde 1 içinde bir azınlık. Geri kalan kapitalistler, her türden reform fikrine karşı. Mevcut düzenin olduğu gibi gitmesinden yanalar.

Kapitalizmin yapısı

Eşitsizlik, kapitalizmin yapısından kaynaklanıyor. Üretim araçlarının özel mülkiyeti ve miras yoluyla aktarımı sonucu çoğunluğun geliri ,kendilerini çalıştıran kapitalistin belirlediği ücretle sınırlanır.

Temel güdüsü birikim için birikim olan kapitalizm, kapitalistler arasındaki rekabete dayanır. Rekabet sonucu bazıları batar, bazıları gittikçe büyür.

1900'lerin başında ortaya çıkan tekellerden 21. yüzyılın devasa küresel şirketlerine: Servetin giderek daha az kişinin elinde toplanması, tekelci kapitalizmde sermayenin merkezileşmesi ve yoğunlaşması eğiliminin de bir sonucudur.

Kapitalizme yön veren akılcılık değil, piyasanın girdapları. Diğeriyle rekabet eden her kapitalist sermayenin bir uzantısıdır. En tepedekilerin geri kalanları kurtarması beklenemez. Kapitalizm kendi kendini ıslah edemez.

Küresel iklim felaketine rağmen, kapitalistlerin karbon emisyonlarını artırmaları bunun bir örneği.

Burjuva demokrasisinde kapitalist sınıfın çıkarlarının garanti altına alınmış olması, bir azınlığın çoğunluk üzerindeki tahakkümü anlamına gelir ki otoriter yönetimler, aşırı sağ ve faşizm de servet eşitsizliği gibi kapitalizmin bağrında üretilir.

Kapitalizmin reformlarla düzeltilemez. Toplumsal zenginliğin eşitçe paylaşımı, üretim araçlarının toplumsallaştırılması, üretimde ve bölüşümde işçilerin kontrolü, tam bir demokrasiyle sağlanabilir ki bu sosyalizmdir.

Aşağıdan mücadele

Kapitalizmin tarihi boyunca gelir eşitsizliğinin azaltılması, merkezinde işçilerin olduğu büyük sosyal mücadelelerle gündeme geldi.

1990'ların sonu ve 2000'lerin başında Venezuela'da, Bolivya'da, Brezilya'da işbaşına gelen solcu hükümetler, kapitalizmi ortadan kaldırmadan, yukarıdan reformlarla geliri yeniden bölüştürdü. Latin Amerika'da neoliberalizme karşı büyüyen isyan ve aşağıdan gelişen sosyal mücadelelerin taleplerini hayata geçirerek muazzam işler yaptılar. Buna rağmen çarptıkları duvar tabi oldukları piyasanın girdapları ile üzerine gitmedikleri kapitalistlerin saldırılarıydı.

Reformist sol, işçi sınıfının yaşam koşullarını iyileştirmek için mücadele etse de bunu parlamenter alanda, kapitalistlerle uzlaşarak yapar.

Sanders ve Corbyn, eğer yönetime gelirlerse ilk karşılacakları şey kapitalistlerin saldırıları, sabotajları ve engelleme girişimleri olacak. Yüzde 1 servetini ve ayrıcalıklarını kolayca vermeye yanaşmayacak.

Zenginlerin kazançlarına göre vergilendirilmesi, yoksulluğa karşı sosyal reform programlarının hayata geçmesi, işçilerin ve emekçilerin aşağıdan mücadeleleriyle mümkün.

Onlar bir avuç, biz milyarlarız!

Merkezileşmiş devlet aygıtına sırtını dayayan yüzde 1 karşısında işçiler ve emekçiler, güçlerini üretimde tuttukları yerden ve ezici bir çoğunluk olmalarından alır.

İnsanlar bu güçlerinin farkına mücadele içinde varır. Patronların korkulu rüyası olan sınıf savaşı, büyük çoğunluğun berbat yaşam koşullarından kurtulabileceğini görmesini sağlar. Kapitalistleri sistemin sonu hakkında konuşturan, sınıf mücadelesinin geri dönüşüdür.

Kapitalist sistemin tepeden reformlarla düzeltilemeyeceğini savunan marksistler, emekçi sınıfların yaşam koşullarının bugünden iyileştirilmesi için verilen mücadelelerin en kararlı savunucularıdır.

Her biri gerekli ve karşılanabilir olduğu hâlde kapitalist azınlığın çıkarlarına aykırı olduğu için hükümetler tarafından uygulanmayan talepler için verilen mücadele, yeni bir dünyaya açılan kapıdır.

Emekçi sınıflar bu mücadele içinde devrimin gerekliliği fikrine varır ki süper zenginleri korkutan bu ihtimal.

Servet eşitsizliği ve gelirin yeniden paylaşımı üzerine kaçınılmaz olan kavganın zaferi, antikapitalist taleplerle yürütülecek aşağıdan mücadeleleri, reformları kazanmak için  devrimci mücadelelerin zaferine bağlı.

Bernie Sanders ya da Jeremy Corbyn'in solunda, aşağıdan örgütlenen devrimci partilerin varlığı, mücadelenin kitleselleşmesi, devamlılığı ve başarısının sigortasıdır.

(Sosyalist İşçi)