Meltem Oral - 2008’de başlayan küresel finansal kriz, on yıldır dünyanın birçok ülkesinde siyasi krizlerle el ele giden bir istikrarsızlığa yol açıyor. Birçok ülkede sağ muhafazakâr siyasetler, bu çoklu kriz ortamında güçlenecek zemin buldu. Otoriter liderler günümüzün fenomeni hâline geldi.

Sosyalist İşçi'nin 635. sayısında, 8 Mart öncesi dünyanın pek çok yerinde örgütlenme hazırlıkları yapılan kadın grevi ele alındı: ABD’de 2017 yılında ‘yüzde 99 için feminizm’ sloganıyla yola çıkan kadınlar, tüm dünyadaki kız kardeşlerine grev çağrısı yapmıştı. Çağrı dünyanın dört bir yanında onlarca ülkede karşılık bulmuş, hemen her ülkede son on yılların en büyük 8 Mart gösterisi gerçekleşmişti. Birçok ülkede kadınlar hem iş yerlerinde hem de evde çalışmayı durdurmuştu...

Faruk Sevim - Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) tarafından sürekli hak arama eylemleri yapılıyor. EYT hareketi, aylardır Anadolu’nun birçok kentinde kitlesel buluşmalar düzenliyor. Son olarak Ankara’da düzenlenen gösteriye Türkiye’nin her yanından binlerce işçi katıldı. Emeklilik için şart olan prim gün sayısını tamamlamalarına rağmen, yasada öngörülen yaşa henüz gelmedikleri için hak sahibi olamayanlar, uzunca bir süredir hak ve adalet mücadelesi veriyor.

Yıldız Önen - HDP milletvekili Leyla Güven, açlık grevinde kritik bir evreye girdiğinde cezaevinden tahliye edildi ve şimdi evinden açlık grevini sürdürüyor. Hayatını kaybetme tehlikesiyle yüz yüze.

Meltem Oral - Türkiye’de gündelik hayatın olağan akışının arka planında sanki kadınlara karşı gizli bir savaş açılmış vaziyette. Sistematik taciz, tecavüz ve cinayetler yaşanırken yargı çoğu zaman kadınların aleyhine işlemek üzere programlanmış durumda. Toplumda hakim olan her türlü cinsiyetçi fikir, bilhassa yargı süreçlerinde, kadınların üzerine boca ediliyor. Her bir davadaki fail savunmaları, mahkeme heyeti tarafından yöneltilen sorular, verilen iyi hâl indirimleri tüm kadınların hayatını etkiliyor, tehdit ediyor.

Sosyalist İşçi yazarları geçtiğimiz hafta Flormar işçilerini ziyaret etti. Aylardır direnen işçilerle röportajı Sibel Erduman yaptı.  Direnişin nasıl geliştiğini özetleyebilir misiniz? - İşveren bizimle yaptığı toplantıda işlerinin iyi gittiğini, hepimizin maaşına zam yapacağını söyledi. Sene başı geldi, zam yapıldı ama işçiler arasında ayrım yaptığını fark ettik. Sevdiklerine çok, diğerlerine az zam yaptılar. Uzun yıllardır çalışanların bir kısmına az zam yaparken yeni girenlerin bir kısmına çok zam yaptılar. İnsan kaynakları ile görüşmek istedik. Bu zamlar biz işçileri bölmüştü, iyi zam alanlar ile az alanları karşı karşıya getirdiler.

Türkiye’deki sol çevreler için çok yeni bir şey değil ama, Hollywood’tan Avrupa Parlamentosu’na dek tanınmış saygın kişilerin de tacizci olabileceğine dair kavganın ne menem bir şey olduğu hissedildi. Kevin Spacey’nin iyi bir aktör, Bertolucci ve Woody Allen’ın ünlü birer yönetmen olması tacizci, istismarcı, cinsiyetçi olmalarına bir açıklama getirmiyor... 

Türkiye’de küresel ısınmaya, nükleer santrallara, 3. Köprü’ye, HES’lere ve termik santrallara karşı mücadele denince akla hemen KEG geliyor. Küresel Eylem Grubu (KEG) Sözcüsü ve DSİP üyesi Nuran Yüce ile Türkiye’de ekolojik mücadeleler üzerine konuştuk.

KEG aktivistleri küresel ısınmayı anlatırken “Bir günde dört mevsimi yaşamak”, “Aşırı yağışlar ve görülmedik hava olaylarından” bahsediyordu. Bugünkü duruma baktığınızda tehlikenin neresindeyiz?

2000’lerin başlarında atmosferdeki karbondioksit oranı milyonda 385 parça idi. Son veriler bu miktarın 400 parçacığı aştığını göstermekte.

“Sezaryanla doğuma karşıyım, kürtajı cinayet olarak görüyorum” diyen başbakan bu açıklamasına gelen tepkilere “Her kürtaj bir Uluderedir” diyerek yanıt verdi.

Şimdi kadınlar başbakana yanıt veriyor: “Kürtaj haktır, Uludere katliam.”

Kadınlar başbakanın sözlerine büyük tepki gösteriyor. 1983’de kürtaj yasası çıkmadan önce binlerce kadın olumsuz koşullarda kaçak çalışan kliniklerde yaşamını yitiriyordu. Kürtajı yasaklamak kadınları ölüme mahkum etmektir.

Kendi halkını bombalayan devlet, halka yalan söyleyen bir hükümet

Kendi halkını bombalayan devlet günlerdir yalan söylüyor.

Katliamı “hata” diye yutturmak isteyen hükümetin emrindeki generallere bombardıman yetkisini verdiği açığa çıkıyor.

Başbakan bombardımana “doğal” diyor, Cumhurbaşkanı ile birlikte orduya övgüler yağdırıyor.

Uludere katliamının sorumlusu, bölgedeki işgalci güç ABD ordusunun verdiği istihbaratın ardından, kendi generallerine operasyon yetkisi veren AKP hükümetidir.