Bu satırlar yazılırken, mahkeme Hrant Dink’in katilleri hakkında kararını açıklamış, bizler de 19 Ocak’ta İstanbul’da Taksim’den Agos’a yapılacak yürüyüşe hazırlanıyoruz.

Tıpkı Ermeni soykırımının devlet eliyle işlenmesi gibi, Hrant Dink cinayeti de devlet eliyle işlendi. Beş yıldır süren adalet komedisinin sonucu, işte, tam da bu cinayetin içindeki devlet elini kanıtlıyor.

Mahkeme, başlangıçta çizilen sınır ne ise, orada durdu. Birkaç tetikçiye, sıradan bir cinayet suçu ne kadarsa o kadar ceza verildi. Cinayetin işlenmesinde dahli olan bir örgüt bağlantısını bu mahkeme tespit edemedi. Cinayette MİT yok, silahlı kuvvetler yok, emniyet yok, ırkçı-faşist güruhlar yok, Ergenekon’un medya ayağı yok. Cinayet işlendiğinde İstanbul Emniyet Müdürü olan Celalettin Cerrah ne dediyse o: “Milliyetçi hassasiyete sahip birkaç genç tarafından gerçekleştirilen bir eylem.”

12 Eylül’ün 30. yıldönümünde yapılan anayasa değişikliği referandumuna katılanların yüzde 58′nin oylarıyla:

1) 1982 Anayasası’nın geçici 15. maddesi kaldırıldı, böylece 12 Eylül darbesini gerçekleştirenlerin hukukî dokunulmazlığı son buldu;

2) Askerlerin askerî mahkemede yargılanıp aklanmasına son veren değişiklikle darbecilerin sivil mahkemelerde yargılanması mümkün hale geldi;

3) Suç işleyen Genelkurmay başkanlarının, tıpkı seçilmiş bakanlar, başbakanlar ve sivil devlet görevlileri gibi Yüce Divan’da yargılanması yasalaştı.

Evet, oylanan 26 maddelik anayasa değişikliği paketi yetersizdi. “Yetmez ama Evet” kampanyasının iddiası, paketin yetersiz ama olumlu olduğu, bir kapı açtığı idi.