Sheila McGregor: Günümüzde Marksizm ve Kadının Ezilmişliği

BROŞÜRLER
Tipografi
  • En Küçük Küçük Orta Büyük En Büyük
  • Varsayılan Helvetica Segoe Georgia Times

Çeviri: Özge Karakale, Berke Malgaz, Deniz Güngören

Engels ve Kadının Ezilmişliğinin Kökeni - Kapitalizm ve Aile - Ev içi emek ve kadının ezilmişliği - İşçi sınıfı ailesinin yükselişi - Kadınlar için sonuçlar - Savaş-sonrası ekonomik büyümeden bugüne - Değişimlerin ailenin biçimine etkisi - Cinsel davranıştaki değişimler - Ev içi ve cinsel şiddet - Ücretli Emeğin Merkeziliği - Ücret Kesintilerinin Etkisi

Çelişkili zamanlarda yaşıyoruz: Çağımız hem toplumun kadınlar konusunda nasıl değiştiğini, ama bir yandan da ne kadar çok şeyin aynı kaldığını gösteren örneklerle dolu. Kadınlar işgücünün neredeyse yarısını ve sendika üyelerinin yarıdan fazlasını oluşturuyor.1 İşsizlerin içinde erkeklerin sayısı kadınlardan fazla olsa da, 2009'dan bu yana kadınlar arasındaki işsizlik oranı % 19, 1 artarken bu oran erkeklerde yalnızca %0.32 artış gösterdi.2 Kadınların erkeklerden daha az kazanmasına rağmen, George Osborne'un 2010 yılından beri elde ettiği 14,9 milyar poundluk kazancın 11, 1 milyarı kadınlardan geldi.3 Hükümetin emekli maaşlarına yönelik saldırısına karşı, 30 Kasım 2011'de Britanya tarihinde kadın işçilerin katıldığı en büyük greve çıkılmasıyla, 24 Ekim 2012'de yüzlerce kadının "Patriarşiye Son" sloganlarıyla, kemer sıkma politikalarının kadınlar üzerindeki etkisini protesto etmek için Parlamento önünde eylem yapması hiç de şaşırtıcı değildi.

David Cameron "eşcinsel" evliliklerine izin veren bir yasa imzaladı ancak eşzamanlı olarak vergilerde evliliği teşvik eden değişiklikler yapmak istiyor ve kişisel olarak, kürtajın zaman sınırlamalarının daraltılmasını istiyor.4 Cameron "modern" görünmek istiyor ama toplumdaki en yoksulları yoksul oldukları için suçlarken, refah devletinde yapılan kesintileri kadınların ve ailenin telafi etmesini bekliyor. İngiltere Kilisesi kadın rahipleri bile uygun görmüyor. Müstehcenlik kültürü (Raunch Culture: Amerikalı yazar Ariel Levy'nin Female Chauvinist Pigs kitabında seksüelleştirilmiş Amerikan toplumunu eleştirirken kullandığı kavram. Levy kadınların nesneleştirildiği, başka kadınları nesneleştirdiği ve kendilerinin nesneleştirmeleri için teşvik edildiğini iddia ederek bunu "müstehcenlik kültürü" olarak adlandırır.- yayınevinin notu) her tarafa iyice yayıldı ancak aleni cinsiyetçiliğe karşı 2011 ve 2012'deki Slut- Walk gibi protesto hareketleri de var.5 Jimmy Savile'ın pedofil davranışı ile ilgili ifşaatlar bir öfke patlamasına neden olurken, BBC'nin ve diğer kurumların devam eden utanç verici cinsiyetçi kültürünü de açığa serdi. 16 Aralık 2012'de 23 yaşında bir kadının bir otobüste korkunç bir şekilde toplu tecavüze uğraması tüm Hindistan'da kitlesel gösterilere neden oldu. 

Devrimci sosyalistler sömürü ve tahakküme karşı bütün mücadelelerin içinde yer alırlar. İster kemer sıkma politikalarına, cinsel tacize, savaşın etkisine, isterse polisin ırkçılığına veya faşist örgütlerin güçlenmesine karşı olsun, her mücadele de mümkün oldukça çok sayıda gücü birleşıirmeye çalışırlar. Aynı zamanda devrimci sosyalistler, yalnızca sömürü ve tahakkümün belirli etkileriyle mücadele etmekle değil, mücadeleyi bütün tahakküm biçimlerini yaratan sömürü zincirini kırabilecek kadar ilerletmekle de ilgilenirler.

Dolayısıyla mücadeleye katılım hem bir eylem veya grevin nasıl örgütleneceğine ilişkin pratik, hem de yalnızca o belirli mücadelenin kazanılması değil, yan yana mücadele edilenlerin de kazanılması noktasında gerekenin toplumun devrimci bir şekilde dönüşümü olduğuna ilişkin ideolojik bir sorudur. İnsanlar bir mücadeleye giriştiklerinde kafalarında, içinde yaşadıkları topluma ilişkin, uğruna savaştıkları amaç ve bu amaca nasıl ulaşılacağına ilişkin bir fikirler yumağı olur. Mücadelenin nasıl ilerletileceği tartışması tüm mücadelelerin tabiatında vardır. Cinsiyetçiliğe karşı mücadeleler de bu duruma istisna oluşturmazlar. 

1975 yılında, 1967 Kürtaj Yasasını, James White Yasasına karşı savunmak için verilen ilk mücadelede, Ulusal Kürtaj Kampanyası içinde işçi sınıfı kadınlarını olduğu kadar erkeklerini de etkileyen bir sorun olarak kürtaj hakkını işçi sendikalarına taşımanın gerekli olup olmadığı tartışıldı. Sosyalist kadınların tartışmayı kazanarak bu stratejiyi uygulama konusundaki başarıları, İşçi Sendikaları Kongresi'nin önderliğinde John Corrie'nin 1979'daki kürtaj yasağı getiren yasa tasarısına karşı yapılan başarılı gösteriyi mümkün kıldı. Kadınlar bu sorunu yalnızca karma sendikalarda değil, aynı zamanda madenci ve kazancılar gibi sadece erkeklerden oluşan sendika şubelerinde de dile getirdiler. Erkek sendikacılar kadınların kendi bedenlerini üzerinde söz sahibi olmasının sendikal bir konu olduğu düşüncesiyle karşılaştılar. "Merdiven altı kürtaja dönüş yok" sloganı kürtajın ücretsiz ve yasal olmamasının en çok işçi sınıfı kadınlarını mağdur ettiğini ifade ediyordu.6 

Bugün, kadın ve erkekler cinsiyetçiliğe karşı Slutwalk eylemlerinde beraber yürüyor, kürtaj hakkını savunup, kadınları özellikle kötü etkileyen kemer sıkma politikalarına karşı çıkıyorken, insanların çoğunun olmasa da bir kısmının buluştuğu ortak nokta, kadınların başına gelenlere ilişkin "ataerkinin" suçlanması gerektiği. Ataerki kavramı erkek bireylerin davranışlarını, cinsiyetçiliği, ayrımcılığı, sendikaları ve devleti açıklayabiliyormuş gibi görünen yeterli ölçüde eğilip bükülebilir ve gevşek bir kavram. Aynı zamanda 70'lere kadar giden, Ev işi için Ücret'te olduğu gibi kadınların ezilmesine ilişkin fikirlerin yeniden canlanması ve Marx'ın Kapital'inin kadınların ezilmesini açıklamak için kullanılması söz konusu. Ancak, Frederick Engels'in kadınların ezilmesinin nedenlerini anlamaya ilişkin katkısı pek kabul görmez.7

Bu makalenin amacı üç şeye bakmak; ilk olarak, Engels'in kadınların ezilmesinin kökenlerini kavramaktaki önemi; ikincisi, kapitalizmin merkezindeki birikim güdüsünün işçi sınıfı kadınlarının toplumdaki pozisyonlarını ve işçi sınıfı ailesinin doğasını nasıl dönüştürdüğü ve üçüncüsü, ücretli işgücünün ve sınıf mücadelesinin bir parçası olmanın kadınların özgürleşmesindeki önemi.

Engels ve Kadının Ezilmişliğinin Kökeni

Erkek ve kadın arasındaki ilişki en temel olandır veya Marx'ın söylediği gibi, "insanın insanla kurduğu dolaysız, doğal ve gerekli ilişki aynı zamanda "erkeğin kadınla kurduğu ilişkidir."8 Dolayısıyla erkekler ve kadınlar arasındaki ilişki "insanlığın" ve toplumdaki eşitlik düzeyinin ölçütüdür. Buna ek olarak, kadının üzerindeki tahakküm en eski tahakküm biçimidir ve kökleri ailedeki erkek, kadın ve çocuk arasındaki ilişki üzerinden insan yaşamının en kişisel alanını şekillendirdiği için üstesinden gelinmesi en zor olanıdır.9 Bu, birçok insanın bütün insan toplumlarının kadınlar ve erkekler arasındaki eşitsiz ilişkiler üzerine kurulu olduğu ve bunun "insan doğasına", veya bütün toplumsal biçimlere özgü olduğu düşüncesine iter. Bugünkü genel geçer düşünce, Engels ve Marx'ın döneminde olduğu gibi, kadınların ezilmesinin her zaman var olduğu yönündedir.

Bununla beraber hem Marx hem de Engels, gelişimimizi tarihsel olarak ele almamız konusunda ısrarcıydı. İnsanoğlu tarihsel süreçte sosyal varlıklar olarak ortaya çıktı. Heather Brown 'un belirttiği üzere "erkekler ve kadınlar belirli sosyal ilişkilerden aracılık ettiği somut koşullar içinde var oldu ve birbirini etkiledi."10 Hem Marx hem Engels, Charles Darwin'in evrim teorisinden çok etkilenmişti ve 1876'da Engels, alet kullanımının evrimimizi tetiklemesiyle birlikte "sosyal" varlıklar haline gelmemize ilişkin argümanları ortaya koyduğu Maymundan İnsana Geçişte Emeğin Rolü adlı kısa broşürünü yazdı.11 Sonrasında, kadının ezilmesinin her aman bu şekilde süregelmeyip, tarihin bir döneminde ortaya çıktığını savunduğu Ailenin Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni adlı metni kaleme aldı. Bazı yazarlar Engels'e değil Marx' a bakma eğiliminde. Örneğin Marx, Cinsiyet ve Aile adlı mükemmel kitabında, Heather Brown Engels'in ailenin anlaşılmasına yönelik katkısını, ekonomik determinizmle malul olduğu, kadınların ezilmesini özel mülkiyete bağladığı ve "özel ve kamusal alanlar arasındaki ayrıma meydan okumayı" başaramadığı düşüncesiyle reddeder.12 Kadınların ezilmesinin, özel mülkiyetin tam anlamıyla gelişmediği Yunan ve Roma dönemlerinde ve devlet mülkiyetine dayalı Sovyetler Birliğinde de var olduğundan, Engels'in analizinin temelde hatalı olduğunu savunur.

İlk olarak, Tony Cliff Sovyetler Birliğinin devlet kapitalizmi olduğunu gösteren analizini geliştirirken, kapitalizmin sadece kapitalist bireylerin sahibi olduğu özel mülkiyetler temelinde var olabileceği görüşünü reddetmişti. Dahası, Sovyetler Birliğinde ve benzeri toplumlarda olduğu gibi, devlet üretim araçlarına sahip olup, onları kontrol ettiğinde, devlet küresel çapta diğer sermayelerle rekabet eden tek bir kapitalist gibi işlev görebilirdi, işçilerin üretim araçları üzerinde herhangi bir şekilde kontrol sahibi olmalarının engellenmesi, aynı Batıda olduğu gibi bir sınıf olarak sömürülmeleri anlamına geliyordu. Bu nedenle, Sovyetler Birliğinde işgücünün yeniden üretimi diğer kapitalist toplumlara benzer biçimde analiz edilebilirdi.13

İkinci olarak ise, Brown Engels'in komünist toplumun "cinsiyetler arası ilişkileri tamamıyla özel, yalnızca iki kişiyi ilgilendiren bir mesele haline getireceği" düşüncesine karşı çıkarak, bunun kadınların ev içinde kalmalarına yol açacağını "veya eğer toplum daha komünal olarak işlerse, bazı kadının evde kalıp ev işi yapmakla meşgul olacağı" sonucuna varır.14 Aynı metnin başka bir yerinde Engels, toplumun hangi yöne gitmesi gerektiğine bir araya gelen tüm bireylerin karar verdiği ve kadınlarla çocukların artık erkeklere ekonomik olarak bağımlı olmadığı bir toplumdan bahseder.15 Üreme işinin nasıl düzenleneceği üzerine bir şey söylemediği doğrudur, ama üretimim nasıl düzenleneceğine ilişkin de bir plan da ortaya koymaz. Bu bağlamda ilişkilerin "özel mesele" haline gelmesine ilişkin sözlerini bireysel ilişkilerin bireysel seçim üzerine kurulacağına dair bir ifade olarak değerlendirmek çok daha iyi olur.

Ne yazık ki, Marksizm ve Feminizm adlı eserinde Lisa Vogel, Engels'in kadınların ezilmesine ilişkin analizini ''hatalı bir formülasyon" olarak reddeder.16 Vogel'ın bazı eleştirileri doğru olabilir, ancak kadınların tarihsel olarak ezilmesine ilişkin önemli bir metni reddetmektedir. Engels'in argümanının ciddiye alınması gerekir. Homo sapiens sapiens'lerin ortaya çıkış süreci üç ila yedi milyon yıl kadar geriye giden uzun bir yoldur.17 1994 yılında Chris Harman, Engels'in Maymundan İnsana Geçişte Emeğin Rolü ve Ailenin Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni metinleri üzerine bir eleştiri yazısı kaleme aldı. Harman en yakın akrabalarımız olan bonobo ve goriller üzerine mevcut bilgiyi araştırarak, iki tanesi evrimimizde erkek ve kadınların ilişkileri hakkında yapılan herhangi her tartışma açısından çarpıcı olan bir dizi özelliğe işaret etti: 1) sosyal dayanışmanın seviyesi ve 2) cinsel teması başlatmada kadının rolü. Harman ayrıca" eğer erkekler onlarla özel ilişkiler kuracaklarsa, işbirliği içinde olmaları zorunlu" diye ekler.18 Philipe Brenoc ve Pascal Picq, insan evriminde cinsel ilişkilerin gelişimini inceledikleri bir kitapta, bizden evrimsel anlamda bonobolardan daha uzak olan orangutanların, yalnızca üreme değil, arzuyu da tatmin etme anlamında kayda değer bir tür olduğunu söyler: "Orangutanlar yüz yüze çiftleşir ve bizi şaşırtabilir ama, hazırlık niteliğindeki birçok hareketten zevk alırlar: okşama, dokunma, karşılıklı mastürbasyon, oral seks, genital bölgelerin öpülmesi ve birçok pratik."19 Bana göre gayet mantığa yatkın bir şekilde, zevk alma ve vermeyi içeren pratiklerin, ötekinin ihtiyaç ve arzularını kavrama kapasitesini gerektirdiğini öne sürerler.20

Maymundan insana geçişin nasıl olduğunu tam anlamıyla ortaya koymaya çalışmak atalarımızın nasıl yaşadıklarını analiz etmek için temel oluşturabilecek iskeletlerin kayıtlarının dağınık bir şekilde yapılmış olması nedeniyle karmaşık ve zordur. Bununla beraber, insanlarda, insan topluluğunun evrimin ve insanlar arasındaki ilişkilerin anlaşılmasında gösterge olabilecek bir dizi özellik bulunur.

  1. Dik yürüme ve buna eşlik eden kırılganlık.
  2. Düzenli et tüketimi.
  3. Komplike araç yapımı ve kullanımı.
  4. Cinselliğin yumurtlama ve kızışma dönemlerinden ayrışması.21
  5. Tüm insan bedeninin "erojen" bölge haline gelmesi.
  6. İnsan bebeğine gebeliğin süresi.
  7. Bebeğin korunmasızlığı ve yetişkin olabilmek için gereken zaman ve toplumsallaşma düzeyi.

Bu özellikler insanların hem sosyal varlıklar olarak, hem de çift oluşturmaya yönelik bir eğilimle geliştiklerine dair önemli göstergeler. Cinselliğin üremeye bağlı olmaması aynı cinsiyetten olanların cinsel pratiklerinin potansiyellerine ilişkin önemli bir işaret. Diğer primatlarda arzu ve ötekinin ihtiyaçlarına cevap vermenin ortaya çıkması bizi, evcilleştirilmesi gereken yırtıcı erkek cinsellik pratiklerine ilişkin otomatik varsayımlara temkinli yaklaşmaya sevk etmeli.

Ailenin Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni'nde Engels, kadın ve erkekler arasındaki ilişkilerin hiyerarşik ve tahakküme dayalı olmadığı, eşitlikçi avcı-toplayıcı toplumların varlığına ilişkin kendi döneminden kanıtlar ortaya koyar. İnsan gruplarının görece yalcın bir zamana kadar bu şekilde yaşadığına ilişkin güncel bulgular bu derginin sayfalarında etraflıca gösterilmiştir.22 Bu tür toplumlar hakkındaki bilgimizden çıkarabileceğimiz birkaç önemli nokta var. Birincisi, eşitlikçi ilişkilerin temelini oluşturan şey, kadınların çocuk doğurma konusundaki bariz potansiyellerinin dışında, erkek ve kadınların cinsiyet temelli işbölümünün23 varlığı ve kapsamını umursamadan grubun hayatta kalmasına ve refahına yaptıkları bağımsız ancak asli katkılardı.24 İkincisi, kadınların çocuk doğurma rolü onların bağımsızlığına engel değildi. Üçüncüsü çocukların bakımı yalnızca biyolojik ebeveynlerin değil grubun tümünün ortak sorumluluğuydu. Dördüncüsü, en azından bazı avcı-toplayıcılar "cinsiyet" rolünün seçilmesini kabul etmişlerdi.25 Beşincisi, bu tür grupların kamusal doğası insanlar arasındaki ilişkilerin bugün çekirdek ailede olduğu gibi dört duvar arasına saklanmadığını, başkalarının görebileceği ya da işitebileceği bir uzaklıkta gerçekleştiği anlamına geliyordu.

Marksistler için aynı derecede önemli olan bir başka nokta, kadınların ezilmesinin ortaya çıkışını açıklayabilmekti. Engels tarımın ortaya çıkışına ve zamanla toplumun doğrudan yiyecek üretimine dahil olmayan bir grup ya da sınıfı idame ettirebilecek bir artık değer yaratmasını sağlayan, yiyecek üretim yöntemlerindeki değişime odaklandı. Ancak eğer pek çok avcı-toplayıcı toplumunun hem bol zamanı hem de hayatını sürdürebilmek için uygun koşulları varsa değişim neden gerçekleşmişti?26 Neden bu değişimler her sosyal sınıltaki her ailede kadının ikincil konuma itilmesine ve erkek egemen hakim sınıfların ortaya çıkmasına neden olmuştu?

Harman milattan önce 3000 yılında Mezopotamya'da sınıflı toplumların yükselişini tasvir ederken yiyecek üretimindeki birikerek artan değişimlerin, metallerin kullanımının, işlerin çeşitliliğinin, ticaretin, artan nüfusun ve savaşın yarattığı etkinin ayrıntılı bir açıklamasını yapar.27 Aynı zamanda, öküzün sabana koşulmasının verimliliği arttırırken kontrolün kadından erkeğe kaymasına neden olmasında olduğu gibi, tarımsal tekniklerdeki gelişmelerin erkeklerin tarımdaki rolüyle ne şekilde bağlantılı olduğunu da gösterir. Bu değişimlerin yanı sıra yerleşik tarım toplumlarında çocuk doğurmanın artan önemi ve depolanmış artık değerleri ve ticareti korumak amacıyla ortaya çıkan sistematik savaş kadınların bağımsızlıklarının kaybolmasına neden olacaktı. Kadının erkeğe bağımlı olduğu ailenin yükselişini, o dönemde artık değeri üreten araçların ve artık değerin kendisinin güvenliğini sağladı.28

Bir kez, bir egemen sınıf ile savaşçılar, rahipler, tüccarlar ve bunun gibi meslek sahiplerini idame etmeye yetecek kadar artık değer üretilen bir sınıf toplumuna geçiş sağlandığında artık avcı-toplayıcı toplumun "altın çağı" na geri dönüş yoktur. Bu noktadan sonra erkek ve kadınların çoğunluğu sömürüye tabi tutulur ve bütün kadınlar ezilir. Bundan dolayı Engels, ailenin ortaya çıkışını sınıflı toplumun ve devletin ortaya çıkışıyla bağlantılı olarak ele alır. Ancak bu da tarihsel olarak kavranmalıdır. Aile hakkında yazdığı bölümde Engels Ortaçağda aşkın ve tutkunun değişen doğasını İlk Çağlar ile karşılaştırarak tartışırken gelecekte kapitalist toplumun devrilmesinin ayrılmaz bir parçası olacak olan farklı yaşam şekillerinin potansiyelini öngörür:

“Öyleyse, süpürülmesi yakın görünen kapitalist üretimden sonra, cinsel ilişkilerin düzenlenme biçimi üzerine bugünden düşünülebilecek şey, özellikle olumsuz bir nitelik taşır ve öz bakımından ortadan kalkacak olanla yetinir. Ama bu işe hangi yeni öğeler katılacak? Bu, yeni bir kuşak yetişince belli olacak: yaşamlarında, bir kadını asla parayla ya da başka bir toplumsal güç aracıyla satın almamış olacak yeni bir erkekler kuşağı; kendini gerçek aşktan başka hiçbir nedenle bir erkeğe vermeyecek, ya da bunun iktisadi sonuçlarından korkarak kendini sevdiği kimseye vermekten vazgeçmeyecek olan yeni bir kadınlar kuşağı. İşte bu insanlar dünyaya geldiği zaman, bugün onların nasıl davranmaları gerektiği üzerine düşünülen şeylere hiç kulak asmayacaklar; kendi pratiklerini ve herkesin davranışını yargılayacakları kamuoyunu kendileri yaratacaklardır - bir nokta, işte bu kadar.29

Aile üretim biçiminin şeklinden baskın olan statik bir kurum değil, toplumun ve sınıfın şekillendirdiği bir çoğalma biçimidir. Engels bölümü büyük Amerikan antropoloğu Lewis Morgan'dan yaptığı bir alıntıyla sonlandırır: “Eğer ailenin arka arkaya dört biçimden ve şimdi bir beşinci biçime bürünmüş olduğu olgusu kabul edilirse, ortaya bu son biçimin, gelecek için sürekli olup olamayacağını bilmek sorunu çıkar. Buna verilmesi olanaklı tek yanıt, tıpkı şimdiye kadar olduğu gibi, toplum geliştikçe, aile biçiminin de gelişmek, toplum değiştiği ölçüde, aile biçiminin de değişmek zorunda bulunduğudur. Aile biçimi, toplumsal sistemin ürünüdür ve onun kültür durumunu yansıtacaktır.30

Kapitalizm ve Aile

Kapitalizm yaşama şeklimizi "sürekli dönüştüren" son derece dinamik bir sistemdir. Marx ve Engels'in yazıları zorunlu olarak erken kapitalizmin analizine dayanıyordu. Erken kapitalizmin işçilerin hayatlarına olan etkisi üzerine yaptıkları gözlemler, onların işçi sınıfı içinde ailenin temelinin ortadan kalktığı sonucuna varmalarına neden oldu: "Onlar ilk olarak özel mülkiyet ve ona eşlik eden miras hakkının - mülkiyeti olmayan- şehirli proleterler için anlamsız olduğunu, ikinci olarak ise kadınların ve çocukların fabrikalarda kitlesel istihdamının, kadınların erkeklere olan ekonomik bağımlılığına son vereceğini söylediler."31

Dahası, Marx arkasında gelecek nesil Marksistlere pek de yardımcı olmayan bir formülasyon bıraktı: "İşçi sınıfının yaşamaya devam etmesi ve yeniden üretilmesi, sermayenin yeniden üretilmesinin her zaman için zorunlu bir koşuludur. Ama kapitalist, bunun yerine getirilmesini, emekçinin hayatta kalma ve üreme işgüdüsüne rahatça bırakabilir."32 Bazı değersiz indirgemecilere göre bu oldukça veciz bir ifade olsa da, bu söz hakkında belirtilmesi gereken üç nokta var: Birincisi, erkek, kadın ve çocuklar savaş ve kıtlık gibi en korkunç koşullarda yiyecek, içecek ve korunacak yer arayışında olurlar. Erkek ve kadın, kadının doğum yapmaya devam etmesine neden olan cinsel ilişkide bulunurlar. İkincisi, Marx ve Engels sanayileşmenin işçi sınıfının kendisini yeniden üretme yeteneği üzerindeki etkisini değerlendirmekte başarısız olmuş olsalar bile, her ikisi de işçi sınıfının yaşama ve çalışma koşulları üzerindeki yıkıcı etkiden kişisel olarak dehşete düşmüş ve bu etkiyi bol bol belgelemişlerdi.33 Ancak ikisi de kapitalist sınıfın topluma nasıl müdahale etmeye başladığına, eski ataerkil ailenin bazı unsurlarını alıp "yeni işçi sınıfı ailesinde yeniden birleştirdiğine" dikkat etmemişlerdi.34 Üçüncüsü, Marx'ta "işçilerin işgüdüsü" gibi doğaya ilişkin her atıfın tarihselleştirilmesi ve kendi sosyal ve tarihsel bağlamı içinde anlaşılması gerekir. İnsanların yemeye, içmeye, uyumaya ve diğerleriyle ilişki kurmaya gerçekten de ihtiyacı vardır ama bunu nasıl yaptığımız belirli zamanda ve belirli yerdeki toplum tarafından şekillendirilir.35

Yani Marx ve Engels 19.yüzyılın ortalarında işçi sınıfı ailesinin kuruluş olasılıkları konusunda yanılmışlardı. Ama kitlesel kadın istihdamının kadın-erkek ilişkileri üzerinde önemli bir etki yaratacağı düşüncesinde haklıydılar. 20. yüzyılın ikinci yarısından bugüne gelen süreçte bu gelişme, 19. yüzyılın sonunda ortaya çıkan işçi sınıfı ailesi modelinin temelini ciddi bir şekilde çürüttü.

Marx ve Engels'in işçi sınıfı ailesinin analizini yapmaktaki başarısızlığı, sosyalist feministlerin ve akademik Marksistlerin onları eleştirirken işaret ettikleri nedenlerden biri. Pek çok başka neden de var. Juliet Mitchell "aile analizinde kadın sorununun gözden kaçırıldığını" savundu.36 Lise Vogel'in kendisi hem Marx hem de Engels'in "kendi dönemlerinin sınırlı ve cinsiyetçi ufkunda hapsolduğundan" bahsederek Marx'ın "kendi aile yaşamında geleneksel tutumlara sahip olan Viktoryen bir koca ve baba" olduğunu söyledi.37 Gerçekten de Engels Ailenin Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni'nde eşcinsellik hakkında yaptığı aşağılayıcı yorumu nedeniyle sıkça heteroseksüellik ve homofobiye aşırı vurgu yapmakla suçlanmıştır.38 Vogel aynı zamanda sosyalist feministlerin "ikili sistemler" teorilerini geliştirmesine neden olan formülasyonlar için de Engels'i suçluyor. Çoğu zaman sonuç Marx ve Engels'in sınıfı ve sömürüyü açıklayabilmiş -ya da açıklayabiliyoroldukları ama ataerkillik teorisi gibi başka araçlar gerektiren kadınların ezilmesini açıklayamamış -ya da açıklayamıyor-olduklarıdır. Ne yazık ki, sosyalist feministlerin ve Marksist feministlerin ikili yaklaşımı haklı çıkarmak için Engels'in formülasyonunu benimsemelerinin nedenleri,39 Engels'in formülasyonundansa, bu yazarların kadının ezilmişliği sorununu algılayışlarında yatar. Vogel'ın analizi, kısmen, kadınlar arasında sınıfları kesen ortaklık olasılığını kuvvetlendirmek ile ilgili olsa da, Vogel'ın kendisi bu yoldan gitmez.40

Fakat Marx ve Engels, kapitalizmin teorik çözümlemesini ve tarihsel yöntemini sundukları için, yaprıkları aile analizindeki eksikliklerin üstesinden gelmemizi olanaklı kılarlar. Kapital' in birinci cildinde, Marx, emek gücünün (işçi sınıfının) yeniden üretiminin sermaye için merkezi önemi olduğuna dikkat çeker:

“Emek gücü karşılığında verilen sermaye, gerekli tüketim maddelerine dönüşmekte ve bunların tüketimi ile emekçinin kasları, sinirleri, kemikleri ve beyni yeniden üretilmekte ve yeni emekçiler üretilmektedir... Bu tüketim, kapitalist için vazgeçilmez bir üretim aracı olan şeyin, yani emekçinin kendisinin üretimi ve yenidenüretimidir. Emekçinin bireysel tüketimi, ister işyerinde, ister dışarda geçsin, üretim sürecinin bir kısmı olsun ya da olmasın, bu yüzden, sermayenin ve üretiminin ve yeniden-üretiminin bir etmenini oluşturur, tıpkı bir makinenin temizliğinin, çalışırken ya da dururken yapılması gibi.”41

Bu nedenle, işçilerin yeniden üretimi, sermaye birikimi için şarttır. Fakat, [yeniden üretimin] aldığı biçim, biriktirme güdüsü tarafından önceden belirlenmiş değildir. International Socialism geleneğindeki yazarların uzun süredir tartıştığı gibi, Britanya ve diğer birçok kapitalist toplumdaki tarihsel sebeplerden dolayı, [yeniden üretim] aile tarafından yapılır; bu nedenle, aile, emek gücünün özelleştirilmiş yeniden üretimi çerçevesinde anlam kazanır. Fakat durum her zaman böyle değildir. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Batı Almanya'da (1989 öncesi Almanya, Batı ve Doğu Almanya olarak ikiye bölünmüş durumdaydı), Türk ve İtalyan Gastarbeiter (misafir işçiler) otellere yerleştirilmişti ve aileleri varsa Almanya dışında kalmaya zorlanmıştı. Güney Afrika'daki Apartheid sisteminde de benzer düzenlemeler vardı. Ayrıca, emek gücünün yeniden üretimi sürecinin bazı unsurlarını değişik düzeylerde devlet belirleyebiliyordu ve belirledi.

Kath Ennis, lrene Breugel, Chris Harman ve Lindsey German, emek gücünün yeniden üretiminin mutlaka yapılması gerektiğini, ama bu üretimin özelleştirilmiş aile biçimini almak zorunda olmadığını ikna edici bir dille tarnştılar.42 Ennis şöyle diyor:

“Eğer insanoğlunu aya göndermeyi başaran teknolojinin azıcığı aileye uygulansaydı, ev işi yok edilebilirdi. Yemek yapmak, herkesin kendi yemeğini yapmasındansa, toplumsallaştırılabilirdi. Çocuk, yaşlı ve hasta bakımının alacağı yeni biçimler, kadınların özgür kalmasını sağlayarak kendi hayatlarına yön vermelerini olanaklı kılardı.”43

Fakat Ennis haklı olarak şunu da tartışıyor: "Teoride, kapitalizm ailesiz de yapabilir," ama: "Fakat pratikte, bu, toplumda öyle temel değişimleri gerektirir ki, bunun bir gün gerçekleşeceğini düşünmek çok zor."44 Bu, sadece devasa bir yatırım değil, ayrıca ailenin temelinde yatan fikirlere saldırı ve itiraz da demektir. Bunun topyekun savaştan farklı olma olasılığı düşüktür; olabildiğince fazla insanın cephe hattında ya da üretim haccında savaşa sürüklenmesini zorunlu kılar. Benzer şekilde, öteki işverenlerle devamlı bir yarış içinde olan hiçbir işveren bu yolu seçmez. Ayrıca, oldukça açık ki, mevcut ekonomik koşullarda sermaye sınıfının aile işlerini toplumsallaştırması veya üstlenmesi için neden görme olasılığı düşük.45 Bir başka nokta da, dışarıdan aksi gibi görünse de, ailenin, emek gücünün yeniden üretiminin sürdürülmesinde sermayenin çıkarına hizmet ettiğidir.46

Ev içi emek ve kadının ezilmişliği

Kadının evde yaptığı işin artık değere doğrudan katkı yaptığı ve bu nedenle iş yerinde satılan emek gücüyle eşdeğer görülmesi gerektiği fikrini savunma çabası vardı. 1976'da Irene Breugel ve ardından Judith Hamilton ile Elana Dallas, ev işinin ücrete bağlanması talebini eleştiren ikna edici bir yazı yazdılar ve ev işinin ödenmemiş ücretli emek olmadığını belirttiler: daha önemlisi, ev işi ücreti kadını eve hapsedeceği için, odak noktası, toplumsal üretimdeki kadın işçilerin gücü ve ev işlerinin toplumsallaştırılması için mücadele olmalıydı.47 Marksist terminolojiyi kullanacak olursak, evde yapılan işin kullanım değeri var ama değişim değeri yok ve bu nedenle artık değer üretim sürecinin bir parçası değil.

Büyük olasılıkla, ev içi emeğe odaklanmanın kaçınılmaz sonucu, kocaların ve erkek eşlerin imtiyaz sahibi gibi görülmesi ve böylelikle düşmanın erkekler olduğu çıkarımının yapılmasıdır. Bu, bazı durumlarda ev işi için ücret talep edilmesine sebep olur. Uzun zamandır ücretli ev işi savunucusu olan Silvia Federici, Ground Zero'nun önsözünde şöyle tartışıyor:

“Kapitalizm, emek gücü masrafını sınırlı tutmak için ücretsiz yeniden üretim yapan emeğe ihtiyaç duyar; ve biz inanıyoruz ki, bu ödenmemiş emeğin kaynağını kurutacak başarılı bir kampanya, sermaye birikim sürecini durdurur ve çoğu kadının ortaklaştığı bir alanda sermaye ile devleti karşısına alır.”48

Federici, özgürleşmenin yolunun ücretli iş yapmaktan geçmediğini savunur.49 Bunun farklı bir türünde, örneğin Pamela Odih, şöyle tartışır: Marx'ın, ev içi emeği sermaye birikimi kategorisinin dışında tutması, "erkeklerin kadınlar üzerindeki daha genel ekonomik egemenliğinin ve hegemonyasının bir parçası."50

[Odih], ev içi emek artık değer üretmediği ve kadın işçiler de erkek işçilerle "eşit derecede" sömürüldüğü için, kadınların ezilmişliğinin her şeye karşın bütün kadınları etkilediğini göremiyor. Ev içi emeğin büyük oranda kadınlar tarafından yapılıyor olması erkekleri sermaye ile ortaklık içine sokmaz.

Aynı zamanda, kadınların ezilmişliğinin nedeni olarak ev içi işi gören argümanlar tutarsız ve tarihdışıdır, çünkü bunlar, son elli senede gerçekleşmiş değişimleri göz ardı eder. Bekar erkekler ve bekar kadınlar kendi ev işlerinin tümünü yapmak zorundadırlar.51 Bu, bekar kadınların ezilmiş olmadığı ve bekar erkeklerin düşman olmadığı, yalnızca kadınların erkek eşlerinin düşman olduğu anlamına mı gelir? Ev işi ve çocuk bakımı çiftler arasında paylaşılır. Bugün, ev işinin ve çocuk bakımının çoğunu hala kadınlar yapıyor da olsa genel olarak erkekler eskisinden daha fazla katkı yapıyorlar. Kadın ve erkeğin ikisinin de tam-zamanlı çalıştığı durumlarda ev işi ve çocuk bakımı daha eşit paylaşılıyor, ama erkekler daha çok saat ve daha uzak işlerde çalışıyorlar. Fakat ev içi araç-gereç onarımlarının çoğunu hala erkekler yapıyorlar.52 Birçok baba çocuklarıyla daha fazla zaman geçirmek isterdi. Bu, erkekler ve kadınlar ev işini ve çocuk bakımını eşit olarak paylaşmasın demek değil, kim neyi yapıyor argümanının açık seçik olan çözümü ıskalıyor olması demek: ev içi emeğin mümkün olduğunca toplumsallaştırılması. [Bu argüman], günümüz Britanya'sındaki uzun saat iş geleneğinin yarattığı stresin herkes üzerindeki yıkıcı etkisini de görmezden geliyor.

Dahası, ev içi emekle ilgili argümanlarda yürütülen mantık, iki mücadele hattını savunmaya yönelik: biri sömürüye karşı sınıf mücadelesi, diğeri ataerkilliğe karşı, kadının erkeğe karşı mücadelesi. Bu [mantık], aileyi, sermaye için emek gücünün özelleştirilmiş yeniden üretim yeri olup erkeği, kadını ve çocukları hiyerarşik bir cinsiyet ilişkileri ağı içinde hapseden yer olarak tanımlamaktan, kadının ezilmişliğini bu ailede aramaktan oldukça farklı. Bu sorunun çözümü, erkek ve kadın işçilerin toplumsal ve ekonomik değişim için birleşmeleri ve yeniden üretimin toplumsallaşması.

İşçi sınıfı ailesinin yükselişi

Marx ve Engels'in yok olacağını tahmin ettikleri işçi sınıfı ailesinin yeniden onaya çıkması, Marksistler ve ataerkillik teorisyenleri arasında önemli bir tartışmaya yol açtı. Erkek işçiler, kadınları işten uzak tutmak ve aile ücretini yürürlüğe koymak için egemen sınıfla işbirliği mi yaptılar?

Önde gelen bir ataerkillik teorisyeni olan Heidi Hartmann şunu tartışıyor: "ataerkilliğin üstünde durduğu materyal zemin, temel olarak, kadınların emek gücünü erkeklerin kontrol etmesine dayanır."53 Hartmann'a göre, erkek işçiler, sermaye ile ortaklık içinde, kadınların ekonomik olarak kazançlı olan kaynaklardan dışlanmasını sağladılar ve kadınların cinselliğini kontrol ettiler. Erkek işçiler, kadın işçilerin kendileriyle ekonomik rekabet içine girmesinden ve otoritelerine tehdit oluşturasından korktular.

Hartmann devam ediyor: "Ataerkilliğin olmadığı bir ortamda birleşik işçi sınıfı kapitalizme kafa tutabilirdi, ama ataerkil toplumsal ilişkiler, işçi sınıfını bölerek bir tarafın (erkekler) öteki taraf (kadınlar) pahasına satın alınmasına izin verdi."54

Jane Humphries, bu argümanları, "Koruma Kanunu, Kapitalist Devlet ve İşçi Sınıfı Erkekleri: 1842 Maden Yasası"nda adlı inceleme altına aldı. Bu, koruyucu koruma kanununda açıkça kadınlara değinen ilk bölümdü. Humphries, özellikle, kadınların yeraltında istihdam edildiği madenciliğin bir türünü analiz ediyor. Humphries, erkek madencilerin, yanlarında çalışmaları için kendi eşlerini ve çocuklarını tercih ettiklerini, bu tercihin hem daha güvenli olduğu hem de verilen ücret aile dışında kimseyle paylaşılmadığı için yapıldığını gösteriyor. Erkek madencinin ücreti "aile" ücreti olarak verilirdi. Aile üyeleri, birbirlerini koruyup kollamaya daha meyilliydiler, daha güvenilirdiler, çıkarılan kömürün miktarı konusunda dürüsttüler ve ebeveynler çocuklarına karşı daha az serttiler.

Erkek madenciler başkalarının erkek çocuklarındansa kendi kız çocuklarını işe almayı tercih ediyorlardı.55 Humphries'in gösterdiği bir başka şey de, erkek madencilerin, eşlerinin ve kızlarının bağımsız davranışlarına karşı çıkar gibi ya da diğer işçi sınıfı kadınlarına kıyasla onları "aşağı ev kadınları" olarak değerlendirir gibi görünmedikleriydi.56 Aile evindeki huzur seviyesi, kadının çalışıp çalışmadığından çok ailenin geliriyle ilgiliydi.57 İş hayatının "ailenin" işçiliği olarak kurulmuş olması, erkek ve kadın arasındaki kişisel ilişkilere farklı bir boyutta da etki etti: erkekler, "kendi ücretlerinin önemli oranda düşmesine sebep olan yardımcılara ücret ödemek" yerine birlikte çalışabilecekleri eş istedikleri için, evlilikler daha erken yaşlarda gerçekleşmeye başladı. Bu, ayrıca, daha geniş aileleri de ortaya çıkardı.

Humphries devam ediyor: "Kadınların istihdamı yalnızca erken evlilikleri teşvik etmekle kalmayıp, ayrıca, söylediklerine göre, eş seçimini de etkiledi. "Ev işine yatkınlık" veya "beğeni" değil de "güçkuvvet" olağan ölçüttü."58 Genç kadınlar kendi çıkarlarını savundular; 1842 kanununu derleyen delegeleri gözlemleyen biri şöyle anlatıyor: "Maden ocağında bir erkeğin bir kıza herhangi bir biçimde hakaret etmesi durumunda, kız adamın suratına bir yumruk atacaktı."59

Maden ocaklarında hayat aşırı zordu ve [burada çalışan] herkese ağır darbe vurdu, ama özellikle de çoğunluğu maden ocağında doğum yapan ve birkaç gün sonra işe dönenemziren annelere ve hamile kadınlara... Düşük ve ölü doğum yaygındı.60 Buna karşın, raporu derleyen yardımcı delegeler için önemli olan, kaza tipinin ve seviyesinin tüm madencilerin sağlığı üstündeki etkisindense -hamile ve emziren kadınlara etkisine zaten aldırış edilmiyordu -, kadın madencilerin cinsel ahlakıydı.61

Bu, onların, burjuva aile, ahlak ve cinsellik deneyimiyle şekillenmiş burjuva davranışlarını yansıtıyordu. Yarı çıplak kadın ve erkekleri birlikte görmek onları çok utandırıyordu: "Her iki cinsin de gençleri genellikle yarı çıplak iş yapar ve daha ergenliğe ulaşmadan heyecan duymaya başlarlar. Sonuç olarak cinsel birleşme sık görülür... böyle büyüyen kadınlar iffeti bir kenara iterler, iffet ne demek onu bile bilmezler."62

Daha pratik anlamda, maden sahipleri, eğer kadınların yer altında çalışmasına izin verilmezse, erkekler, eşlerinin kazanamadığı ücreti telafi edebilmek uğruna işe daha düzenli gelirler ve daha uzun süre çalışmaya hazır olurlar inancındaydılar.63 Bir başka deyişle, kadınların çalışmasını engelleyen koruyucu yasalar, erkek işçilerin disipline edilmesini kolaylaştırırdı.

Humphries'in analizi, 1840'lardaki erkek ve kadın işçilerin durumunu ve sınıfların farklı çıkarlarını, hem maden sahiplerinin ve kapitalist sınıfın gözünden hem de erkek ve kadın işçilerin gözünden somut olarak inceleyen titiz tarih araştırmasının önemine işaret ediyor.

1842 yasasının getirilmesinde rol oynayan tüm etkenlere bakıldığında, Hartmann'ın erkek madenciler ile maden sahiplerini ve burjuvaziyi birleştiren ataerkil yapılar teorisinin bir mit olduğu ve araştırmayla çürütüldüğü açıkça görülüyor. Ataerkillik teorisinin diğer versiyonları için de aynısı söylenebilir; bu, [teorinin] bir ideolojiye ya da ataerkil devlet, biyoloji veya bu gibi argümanlara dayanıp dayanmadığından bağımsız olarak böyle ve bunların hepsi ciddi bir tarihsel sınıf analizine tutulduğunda çabucak yıkılıyor. Tarihsel olarak, ataerkillik teorilerinin tümünün bir amacı da işte tam olarak bu: sınıf analizininin yerine cinsiyet temelli olanı koymak ve böylece sınıfları kesen bir kadın ortaklığının erkeklerle savaşına yönelik argümanı desteklemek.64

İşçi sınıfı ailesinin nasıl ve neden ortaya çıktığına yönelik diğer ayrıntılı çalışmalar özellikle Tony Cliff ve Lindsey German tarafından ortaya konmuştur.65 İkisi de, 19. yüzyıl işçi sınıfının ve ailesinin tarihçiler tarafından yapılan araştırmalarından derinlemesine faydalanır. İkisi de göstermiştir ki, işçi sınıfı ailesini oluşturan itici güç yukarıdan gelmiş olsa da, buna, ne kadınlar ne de erkekler tarafından büyük bir direniş gösterilmemiştir:

“Yani kapitalist sınıf ile işçi sınıfının çıkarları örtüşüyordu. Fakat bu, bazı feministlerin ileri sürdüğü gibi, ataerkil bir kesişmeden kaynaklanmıyordu... işçi sınıfı erkekleri ve kadınları için sebep, daha iyi bir hayatı tüm kalpleriyle arzuluyor olmalarıydı.66

Cliff ve German, bence doğru olarak, erkeklerin ve kadınların birbiriyle ilişki yaşamak istediğini ve çok sık da çocuk sahibi olup onları iyi koşullarda yetiştirmeyi arzuladıklarını varsayıyorlar. Erken kapitalizmin biçim verdiği koşullar, gerçek anlamda erkeklerin, kadınların ve çocukların hayatını mahvediyordu ve German'ın öne sürdüğü gibi: "Koruyucu yasa ve aile ücreti talebi, bu koşullardan ortaya çıkmıştır."67

Kadınlar için sonuçlar

German, Britanya'da 19. yüzyıl ortalarında getirilen aile ücretinin, bunun sonucunda da erkekler işe gitmeye devam ederken kadınların sözde ev kurucuya dönüşmesinin bir bedeli olduğunu söyler:

“Fakat bu, işçi sınıfı ailesinin problemlerine çözüm olarak düşünüldüğünde, aşırı dar ve geriye dönük bir yaklaşımdı. Bu, kadınların yaşamak için erkeklere bağımlı olması ve erkeklerin çalışma hakkının kadınlardan daha fazla olması demekti.”68

Bunun da ötesinde, bu durum, kadın ve erkeğe yüklenen cinsiyet rollerinin, emeğin cinsel paylaşımı temelinde gelişmesine sebep oldu: ekmek getirici olan erkek işe gider ve aile kurucu olan kadın çocuk bakımından ve ev işlerinden sorumludur; tüm bunların sebebi de kadınların çocuk doğurabilmesidir. Erkek, kadın ve çocuklardan oluşan çekirdek aile, çocukların en altta olduğu bir hiyerarşik ilişkiler ağını ve cinsiyet rollerini kemikleştirmeye başladı. [Aile], hem sığınılacak liman hem hapishane, hem dayanışma hem de çatışma kaynağına dönüştü.

Fakat 1848'de Çartist hareketin yenilgisini takip eden koşullarda, egemen sınıfı, 24 saat çalışan çocuk bakım evleri, kafeler, restoranlar ve benzeri hizmetler sunarak emek gücünün yeniden üretimini toplumsallaştırması için zorlamak hiç gerçekçi değildi.69 Aksine:

“Egemen sınıfın isteği, aileyi, emek gücünün yeniden üreriminin aracı olarak korumaktı. Aynı dönemde, devletin cinselliği denetlemeye yönelik ciddi girişimleri de görülüyordu. Bu, burjuva aile yaşamı ahlakını işçi sınıfına dayatmayı amaçlayan bir egemen sınıf saldırısıydı. 1834'de çıkarılan, Yoksullara Yardım Yasası'nda değişiklik yapan yasa (the Poor Law Amendment Act), evli olmayan annelerin sosyal yardım almasını engelleyerek evlilik öncesi cinsellik pratiğini kırmaya yaradı. 1880'lerin diğer yasaları, genç kızlar için cinsel rüşt yaşını yükseltti; müstehcenliği, seks işçiliğini ve eşcinselliği denetim altına aldı. Bu yasalar, evlilik yatağını, en azından kadınlar için, cinsel ilişki için tek meşru yer yapma arzusuna yönelikti.70 Bütün bunlara rağmen, gerçeklik, işçi sınıfı ailesiyle ilgili ideolojinin beklentilerini karşılamadı. Birçok işçi sınıfı kadını, eşi aile ücreti almadığı için kendisinin hala çalışmak zorunda olduğunu fark etti. Hilary Land tartışıyor:

Evli kadınlardan haneye ekonomik destek yapmaları beklenmiyordu ve bu katkıyı yaptıklarında da, bu, genellikle "verimli iş" olarak görülmüyordu. Erkeklerin aile ücreti kazandıkları varsayılıyordu. Fiiliyatta her erkek karısını ve çocuklarını geçindirmeye yerecek kadar bir ücret kazanmıyordu. Charles Booth ve Seebohm Rownrree'nin yüzyıl biterken yaptığı yoksulluk anketleri, düzensiz ya da yetersiz ücretlerin, yoksulluğun büyük bir oranda sorumlusu olduğunu gösterdi. Aslında, düşük ücretler, işçi sınıfı ailelerinin yoksulluğunun başlıca sebebiydi. Örneğin, Booch'un tahminine göre, Londra'nın East End bölgesinde nüfusun yüzde 30'u, sadece erkeğin ücretiyle yetinemiyordu. Ekonomist Arthur Bowley'nin, 1911 verilerinden yola çıkarak yaprığı tahminlere göre, işçi sınıfı ailelerinin yalnızca yüzde 41'i bir tek erkeğin ücretine tabiydi. Erkeğin ücreti, ortalama olarak, aile gelirinin yüzde 70'ini oluşturuyordu. 71

Beklendiği üzere, bu gibi durumlarda: "Evli kadınlar aile gelirine katkı yapmanın bir yolunu bulmak zorundaydı ve fabrikada iş bulamadıklarında çamaşır yıkayarak, temizliğe giderek, evlerine kiracı alarak ve çocuk bakarak biraz kazanmak zorunda kalıyorlardı - bunların tümü, kadınların normal ev içi işlerinin uzan tılarıydı."72

Savaş-sonrası ekonomik büyümeden bugüne

Marx ve Engels Komünist Manifesto'da şöyle yazarlar: Burjuvazi, üretim araçlarını, dolayısıyla üretim ilişkilerini ve onlarla birlikte toplumun tüm ilişkilerini durmadan devrimleştirmeksizin var olamaz. Oysa eski üretim biçimlerinin olduğu gibi korunması, daha önceki sanayi sınıflarının ilk varlık koşuluydu. Burjuva çağını daha önceki tüm çağlardan ayırt eden özellik, üretimin durmadan değişip gelişmesi, tüm toplumsal koşulların aralıksız altüst olması, bitmek bilmeyen bir belirsizlik ve çalkantıdır. Tüm kalıplaşmış, donup kalmış ilişkiler, ardı sıra gelen eski ve saygıdeğer önyargılar ve düşüncelerle birlikte silinip giderken, yeni oluşanlar da kemikleşmeye fırsat bulamadan köhneleşir. Elle tutulur ne varsa uçup gider, kutsal olan her şey ayaklar altına alınır...73

1930'larda başlayan ve 1970'lerin başına kadar devam eden uzun süreli kapitalist büyüme dönemi, bugüne kadar devam eden çok büyük değişiklikleri beraberinde getirdi. 2000'lere gelindiğinde, kadınlar, çocuklar ve erkekler için hayat, bir önceki yüzyılla kıyaslandığında, birçok bakımdan tanınmayacak gibiydi.

Bu değişimlere bir bakmakta fayda var: İlk olarak işe giden kadının değişen rolüne, daha sonra da diğer değişikliklere ve işçi sınıfı mücadelesinin ve ikinci dalga feminizm ve LGBT hareketi gibi toplumsal hareketlerin etkisine bakılabilir. Uzun süreli ekonomik büyümenin kadınlar ve aile üzerindeki etkisinin, kadının ailede çocuk bakımı ve ev işi yükünü taşıdığı anlayışından yola çıkılarak değerlendirilmesi gerektiğini de vurgulamak gerekir. Kadınların işe gitmesi, kadınların hem ezildiği hem de sömürüldüğü anlamına gelir; iş hayatlarına kadın oldukları gerçeği tarafından, ezilmişliğin doğasına da sömürü sorunu tarafından biçim verilir.

Kadınlar için kilit değişim, emek piyasasına ücretli işçiler olarak girmeleridir. Bu değişim 1930'larda başladı, İkinci Dünya Savaşı'nın etkisiyle hızlandı (Rosie the Riveter [Türkçe: Perçinci Rosie], filmi savaşın bu yönünü popülerleştirmiştir) ve daha sonra savaşın ardından kısa süreliğine yavaşladı. Bu eğilim daha sonra bir kez daha hızlandı, savaş sonrası uzun süreli büyüme sırasında ve 1973'ten bugüne yaşanan çeşitli ekonomik krizler boyunca devam etti. Krizler, işleyişleri bakımından "cinsiyet körü" dür; bir işyerinin kapanma kararı öncelikle orada çalışanların kadın mı erkek mi olduğuna göre değil, krize giren sektörün hangisi olduğuna göre verilir. 1980'lerde, madenlerin, çelik fabrikalarının ve limanların kapatılması, çoğunlukla, erkeklerin işsiz kalmalarına yol açtı. Bugün [krizlerden] kadınların farklı etkileniyor olmalarının sebebi, kamu sektöründe yüksek oranda kadının çalışıyor olması ve hükümetin, sosyal devlet politikalarında kısıtlama yapması.

Bugün, artık, kadınlar, sanayi için yedek emek ordusunun bir parçası değil, modern ücretli iş gücünün kalıcı bir parçası. 1971'den 2011'e Britanya'da kadınların ekonomik hareketi yüzde 59'dan 74'e yükselirken kadın istihdam oranı yüzde 56'dan 69'a çıktı.

Aynı dönemde erkeklerin ekonomik hareket oranı 1971 'de yüzde 95'ten 2010'da yüzde 83'e, istihdam oranı yüzde 92'den 75' e düştü. 1990'lardan bugüne istihdam oranı yatay seyretti ve bugün diğer OECD ülkelerinden daha düşük.74

Aynı zamanda, kadınların hala ev işinin ve çocuk bakımının çoğunluğunu yapıyor olmaları, çalışma hayatlarının hala annelik ve aile kurucu ev kadını rollerine göre şekillendiği anlamına geliyor. Kadınlar işe giderken ezilmişliklerini kapının arkasında bırakıp girmiyorlar. İşe gittikleri zaman ezilmişliklerini de yanlarında götürdüklerini görüyorlar. [Ezilmişlik], kadınların hayatını şekillendiriyor ve bunu, bekar, evli, evlenmeden birlikte yaşayan, boşanmış ya da lezbiyen olmalarından bağımsız yapıyor. Kadınların ezilmişliği yaşadığımız dünyanın yapısında bulunuyor. Kadınlar hala erkeklerle eşit ücret almıyorlar.

Tam-zamanlı çalışan kadınlar için saatlik ücret hala erkeklerinkinden yüzde 14,9 az.75 Bu, 2011'den bu yana yüzde 1.28'lik bir düşüş. Erkek ve kadın arasındaki ücret uçurumu sektöre göre değişiyor; finans sektöründe yüzde 55'e, bankacılık sektöründe yüzde 33'e kadar çıkıyor.76

Yarı-zamanlı çalışan kadın ve erkeğin ücreti arasındaki uçurum çok daha derin, çünkü yarızamanlı kadının ücret oranı tam-zamanlı kadınınkinden daha düşük. 2005-2006'da bu oran tam-zamanlı kadının ücretinden yüzde 26 daha azdı. 1975'te uçurum yalnızca yüzde 10'du. Bunun bir sebebi, Birleşik Krallık'ta "yarızamanlı ücret cezası"nın diğer Avrupa ülkelerindekinden daha fazla olması. Çocuk yaptıktan sonra tam-zamanlıdan yarı-zamanlı işe geçerken iş değiştiren kadın sayısı daha fazla.77 Bu durum, bu kadınların, genellikle, tam-zamanlı yaptıkları işe göre daha az kalifiye olan ve daha az ücret veren işlere yönelmelerine sebep oluyor. Zaten yarı-zamanlı çalışma, daha az kalifiye olan ve daha az ücret veren sektörlerde daha yaygın:

Tam-zamanlı çalışan kadınlara göre yarızamanlı çalışan kadınların eğitim seviyelerinin daha düşük olma olasılığı, çift olma, küçük ve çok sayıda ve aileye bağımlı bulunan çocuk sahibi olma, küçük dağıtım firmalarında, otellerde ve restoranlarda ve düşük pozisyonlarda çalışıyor olma olasılığı daha yüksek. Yarızamanlı kadınların yaklaşık yüzde 25'i tezgahtar, bakıcı veya temizlikçi. Tam-zamanlı kadınların yüzde 15'i yönetici ama bu oran yarı-zamanlı kadınlarda sadece yüzde 4,4.78

Çoğu kadının yarı-zamanlı çalışıyor olmasının sebebi aile içinde çocuk bakımındaki rolleriyle ilgili.

Araştırmalar, kadınların neden yarı-zamanlı çalıştıklarını genel olarak ortaya seriyor. Bu sebeplerin arasında şunlar var: ev içi koşullar, uygun fiyatlı çocuk bakımının olmaması, iş için gerekli vasıflara erişimin olmaması, emek piyasasının koşulları ve fırsatları. Bu şartlar ve koşullar, emek sektöründeki kadınlar üstünde engelleyici rol oynuyor. Ayrıca, yarı-zamanlı çalışma, hayatın belli aşamalarıyla da ilgili. Özellikle, küçük çocuğu olan birçok kadın, yalnızca yarı-zamanlı çalıştığı sürece aile ve iş hayatının sorumluluklarını ve taleplerini dengeleyebildiğini görüyor.79

2010'da tüm işlerin yüzde 29'u yarı-zamanlıydı; bunun yüzde 75'inde kadınlar çalışıyordu; yarızamanlı erkeklerde yüzde 10 artışa karşılık yarı- zamanlı kadınlarda yüzde 3 artış vardı.80 Fakat kadınların tavrı da değişiyor gibi görünüyor; bu, büyük olasılıkla, hükümetin bazı kemer sıkma önlemlerinin etkisinin sonucu.81 Örneğin, İngiltere'de İşçi Sendikaları Kongresi'nin (TUC: Trade Union Congress) yaptığı bir analiz gösteriyor ki, "yarı-zamanlı çalışan ama tamzamanlı çalışmak isteyen kadınların sayısı artarken, yan-zamanlı çalışan ve genellikle aile ve bakım sorumlulukları nedeniyle tamzamanlı çalışmak istemeyen kadınların sayısı azalıyor."82

Bir şeyi kesin olarak söylemek mümkün: Birleşik Krallık'taki erkeklerin ve kadınların çocuk bakım masrafları Avrupa'nın geri kalanından daha fazla: buradaki annelerin yüzde 66'sı çalışırken bu oran Fransa'da yüzde 72 ve Danimarka'da yüzde 86.83 Hükümetin Nisan 2011 'den bu yana uyguladığı çocuk bakımı desteği ile ilgili bazı yeni değişiklikler işe yaramıyor. Haftada 16 saatten fazla çalışan tek ebeveynlerin ve eşleri de çalışan kişilerin durumu daha da kötü. Tabii ki, bu iki kategoridekilerin ezici çoğunluğu kadın.84 "Çocuk bakım masraflarının yüzde 80'i karşılanırken bunun yüzde 70'e düşürülerek mevcut maksimum destek seviyesinin aşağı çekilmesi, haftalık ortalama destek parasını 10 sterlinden fazla azalttı".85 Aynı zamanda, düşük ve orta gelirli çift-ebeveynli haneler, kadının ücretine giderek daha fazla bağımlı hale geliyor. 1968'de kadının kazancı hane toplamının yüzde 11 'i iken 2008-2009'da bu oran yüzde 24' e yükseldi.86 Eğer bu da yeterli olmazsa, hüküm et, çocuk-bakıcı oranını 1:5'ten 1:8'e yükselterek çocuk bakım desteğini kısmaya kararlı.

[Kadınların] çalışma saatleri çocuk bakımına göre belirlense de, kadın istihdamının değişen hızı sermayenin ihtiyaçlarına göre belirleniyor. Fakat kadının rolünün giderek daha fazla ücretli emekçilik olması, devasa toplumsal sonuçlar doğurdu, beklentileri çoğalttı ve kadın hareketinin yükselişini kuvvetlendirdi. İkinci Dünya Savaşı'ndan, işçi sınıfı değişiklikler umut ederek, egemen sınıf kesimleri de devrimden korkarak çıktı. Net sonuç, refah devletinin doğmasıydı: Ulusal Sağlık Servisi (NHS), kapsamlı yardımlar, makul sosyal konut inşaatları, ulusal sigortadan ödenen yardımlar, geçici olarak işsiz kalanlar için bir güvenlik ağı, emeklilik ücretleri ve doğum hizmetlerini kapsayan bir sistem. Böylece, emek gücünün yeniden üretimindeki bazı işler toplumsallaştırılmıştı.

Daha uzun okul eğitimi ve genç kadınlar ve erkekler için yaygın üniversite eğitimi çocukların ve gençlerin hayatını değiştirirken yalnızca bir tür eğitim ve öğretim sağlamadı; ayrıca, sosyalleşme için ortam yarattı ve aileden uzak deneyimleri mümkün kıldı. Ev işlerinde, insan gücünün yerini giderek makineler alıyordu. Eskiden bütün bir günü alan ve ağır güç gerektiren yıkama işi, kıyafetleri, çarşafları ve bebek bezlerini yıkayan ve sonra da sıkan çamaşır makinelerinin kullanımıyla dönüşüme uğradı. Daha sonra, bebek bezlerinin tek kullanımlık olanları eskilerinin yerini aldı. Temizlik işi, mutfak ve banyoda kullanılan elektrikli aletler ve çeşitli araç gereçler ile hafifletildi. Zamanla, kömürle ısınmanın yerini merkezi ısıtma aldı. Bütün bu değişimler, ev işlerine harcanan zamanı azalttı, ama yine de kadınlar hala erkeklerden daha fazla ev işi yapıyorlar.88

Aynı dönem, kadınların kendi hayatlarını kontrol edebilmelerinde dönüşümü başlatan değişiklikleri de getirdi; buna cinsellikleri de dahil: güvenilir korunma yöntemlerinin geliştirilmesi, yasal kürtaja erişim, boşanmanın kolaylaştırılması ve borç alma hakkı, bu değişimlerden birkaçı. "1950'lerde, Soğuk Savaş ile daha da ağırlaşmış olan tutucu hava, yerini, toplumsal davranışların özgürleşmesine bıraktı."89 İngiliz toplumunda eşitlik genel olarak anmaya devam etti90, güven arttı, toplumsal ilişkiler iyileşti ve kadınların statüsü arttı.91 İşçi sınıfından yetişkinler, karşılıklı arzu ya da sevgi temelinde çift oldular, birbirlerini işte destekleyebilmek için değil.

1960'larda bu değişimler gerçekleşirken, işçi sınıfının güveni, kilit sanayiler olan araba yapımı, mühendislik ve maden alanlarında artıyordu. Üniversitelerde öğrenciler "Ban the Bomb" (Bombayı Yasakla: Soğuk Savaş döneminde nükleer bombalara karşı hareketin sloganı), Vietnam Savaşı ve öğrenci mağduriyetleri gibi konularda ajitasyona başlıyordu. Amerika Birleşik Devletleri'nde, insan hakları hareketi öğrenci hareketine sıçradı. Önce Almanya'da sonra da Fransa'da kitlesel bir öğrenci hareketi doğdu ve Mayıs- Haziran 1968 Fransız genel greviyle sonuçlandı.

Tüm bu mücadeleler birbirini kuvvetlendirerek dahil olan herkesin güvenini artırıyor ve çok sayıda insanın yeni fikirlerle tanışmasını sağlıyordu. Kadınların Kurtuluşu Hareketi'nin veya ikinci dalga feminizmin fikirleri, eşit olmayan ücret, iş yerinde ayrımcılık, çocuk bakımı ve benzeri problemlere karşı çıkan kadın işçilerin deneyimleriyle uyum içindeydi. Ford'un dikiş işçisi kadınlarının 1968 grevi, İşçi Partili İstihdam Bakanı Barbara Castle'ı Eşit Ücret Yasası'nı getirmeye zorladı. Stonewall'- dan doğan gay ve lezbiyen özgürlüğü ile ilgili fikirler, aynı cinse cinsel arzu duyan ama bunu açıkça dile getiremeyenlerin yüreğine dokundu.92 Kadınlar doğum kontrol hapına evlilik dışında da erişimi talep ettiler ve kadınların cinselliği ile ilgili yaklaşımlar kadınların cinsel tatmin talepleri ile birlikte değişmeye başladı. Kısa etek giymenin uygun olup olmadığı ile ilgili tartışmalar ve 1968 Dünya Güzellik yarışmasının protesto edilmesi, kadınların seks objesi olmadığını kuvvetle gösterdi. Aynı zamanda, 1970'lerde, hareketin gelişmesiyle daha görünür olan ev içi ve cinsel şiddet gibi somut sorunları hedef almak için, kadın sığınakları ve tecavüz kriz merkezleri açılmıştı.93

Değişimlerin ailenin biçimine etkisi

İş hayatına girmek ve yukarıda belirtilen değişiklikler, kadınların geleneksel anne ve ev kadını rolünde önemli değişimlere sebep oldu. 2009 Toplumsal Eğilimler raporu, 1971'den beri yaşananları açıkladı: 25 yaşın altındaki kadınların doğum oranında yüzde 20 azalma, 30 yaşına kadar evlenen kadınların oranında yüzde 51 düşüş. Yalnız yaşayan erişkinlerin oranı yüzde 6'dan 12'ye yükseldi. Tek ebeveynli haneler 1971 ve 2008 arasında yüzde 4'ten 11 'e yükseldi.

Evli çiftlerin sayısı, 2009'da, 1895'ten beri görülenin en düşüğüydü. İkinci Dünya Savaşı'nda İngiltere' de ve Galler'de 471,000 evlilik varken bu sayı 2006'da 237,000'e düştü.

Evli olmayan çiftlerle yaşayan çocukların sayısı 1999'da 1 milyondan 2009'da 1.66 milyona yükselirken, evli çiftlerle yaşayan çocukların sayısı aynı on yılda 9.57 milyondan 8.32 milyona düştü. David Wallop'un raporuna göre, çocukların çoğunluğu çiftlerde doğmuş olsa da, beş yaşına gelmeden aile dağılması yaşayan çocuk sayısı evli çiftlerde 1.12 milyonken, aynı evi paylaşan ama evli olmayan çiftlerde 1,2 milyon.94

Gingerbread'e göre, bakıma muhtaç çocuk olan hanelerin yüzde 23'ü tek ebeveyn tarafından idare ediliyor ve bunların yüzde 90'ı kadın. Bu haneler 3 milyon çocuğa bakıyor. Tek ebeveynlerin yüzde 57,2'si çalışıyor - bu, 1997'den bu yana yüzde 13'lük bir artış. Tek ebeveynlerin istihdam oranı en küçük çocuğun yaşına göre değişiyor, ama bu oran, en küçük çocuğu 12 yaşında olan ve çift olan kadınların istihdam oranı olan yüzde 71'e yakın.

Fakat İngiltere İş ve Emeklilik Departmanı'nın düzenlediği bir raporda şu sonuca varılıyor: "Yalnız ebeveyn olmak kolaylıkla, rahatça veya zevk için verilen bir 'karar' gibi görünmüyor. Bekar ve kimseyle birlikte yaşamayan yalnız annelerin seçme şansı en az görünüyor."95 Bu seçim hakkının olmayışı, Birleşik Krallık'taki eşitsizliğin sebep olduğu hasarın boyutunu gösteriyor. Tek ebeveynli ailelerden toplanan verilerin uluslararası karşılaştırmaları şunu gösteriyor: "Bekar ebeveynlerin oranı ve çocuk refahının ulusal seviyesi arasında bir bağlantı yok." İsveç'te görece yoksul olan çocukların oranı, bekar-çalışan ebeveynli çocuklarda yalnızca yüzde 6, bekar-çalışmayan ebeveynli çocuklarda yüzde 18. Birleşik Krallık'ta bu sayılar şöyle: bekar-çalışan ebeveynlerde yüzde 7, bekar-çalışmayanlarda yüzde 39.96 Aynı şekilde, toplumdaki eşitsizlik ve çocuk refahı arasında kuvvetli bir ilişki var. Bu ikisi birbiriyle ters bir ilişkiye sahip.97

13-19 yaş arası anneler genellikle "sorumsuz" olarak kınanırlar98, ama aslında, onlar, bekar ebeveynlerin yalnızca yüzde 2'sini oluşturuyorlar. Richard Wilkinson ve Kate Pickett şunu belirtiyorlar: "eşitsizliğin daha fazla olduğu ülkelerde ve devletlerde, 13-19 yaş arası doğum oranının daha yüksek olma eğilimi çok kuvvetli - bu, durumun rastlantı olarak ortaya  çıktığını söylemek için aşırı kuvvetli bir eğilim."99 Bu kişiler, ayrıca, yoksulluk, yoksunluk ve 13-19 yaş doğumları arasında da güçlü bir ilişki olduğunu öne sürüyorlar.100

Kadınların işçi olarak statüsü, birçok kazanımın altında yatmaya devam ediyor ve Marx'ın [kadın işçilerin] geleneksel ailenin altını oyacağına ve ilişkilerin eşitlenme eğilimine dair tahminini doğruluyor.101 Bugün, birbiriyle ilişkiye giren erkekler ve kadınlar evlenebilirler, birlikte yaşayabilirler, ayrılabilirler, tekrar evlenebilirler, başka biriyle heteroseksüel veya eşcinsel bir ilişki yaşayabilirler veya bekar kalabilirler. Çocuklu olanlar da aynılarını yapabilirler.

Evlilik, birlikte yaşama ve bekar ebeveynlik, çiftlerin veya bekar kadınların (ve bazen erkeklerin) yeniden üretim yükünü taşıdığı gerçeğini değiştirmiyor. Görünen yüzün altında, evlenenler ile evlenmeden birlikte yaşayıp büyük olasılıkla bugün ortalama bir düğün masrafı olan 20,000 sterlini harcamak istemeyenler arasında belki de sınıf farkları var. Kesin olan şu ki, bekar ebeveynlik yoksulluk ile mutlaka el ele gidiyor ve yoksulluk, çocukların eğitimi ve sağlığı üzerinde en büyük etkiye sahip.

Cinsel davranıştaki değişimler

Cinselliğin metalaştırılması üzerine haklı olarak çok sayıda yazı yazılmıştır, ancak cinselliğe yönelik değişen yaklaşımların insanların cinsel davranışlarını etkilediğine işaret eden göstergeler de bulmak mümkün. German diyor ki; 1930'larda öncü jinekolog Helena Wright işçi sınıfından hastalarına sevişmekten ne aldıklarını sorduğunda, çoğunluğu anlamaz bir biçimde göz kırpıyordu. Seks daha ziyade erkeklerin istediği kadınların ise katlandığı bir şeydi... Modern kadınların tepkisi ise tümüyle farklıydı. Helena Wright'ın dediği üzere, bugün, "aradaki fark olağanüstü. Kızın yüzü parlıyor ve diyor ki; 'Ya doktor hanım, muhteşem bir şey"102

Bazı belirli başka değişiklikler de olmuştur: 1950'lerde seks yapmaya başlamış kadınların yalnızca yüzde 3'ünün hayatları boyunca on veya daha fazla partneri olurken, bu oran 1970'lere gelindiğinde yüzde 10' a çıkıyordu." "Aşık olmak" ise gittikçe daha nadiren ilk cinsel tecrübenin motivasyonu olarak gösteriliyordu. 1990'larda yapılmış bir araştırmaya binaen, German şöyle devam ediyor: 16-24 yaş grubundaki, hayatında en az bir kere vajinal birleşme yaşamış kadınların yüzde 85'i aynı zamanda oral seksi de deneyimlemişti."103

Ancak piyasanın, kadınları iş hayatına çekiştiren görünmez eli her yere, insanların en kişisel alanlarına dahi zorla giriyor. Kadınların bedenleri reklamcılığın merkezine yerleştiriliyor ve kadınlar bedenlerinin reklam imgelerindeki karşılığına benzemelerini sağlayacak her çeşit ürünü satın almaya teşvik ediliyorlar. Kadınların Kurtuluşu Hareketinin etkisi sönümlendiğinden beri, bir tür yeni cinsiyetçilik dirilmekte. Seksin kendisi de diğer her şey gibi alınır satılır bir meta haline geldi; kadınlar bedenlerini, bıçak altına yatmak da dahil olmak üzere erkek hazzının nesneleri olacak şekilde yeniden biçimlendiriyorlar. Bütün bunlar, ek olarak, bir kadının cinsel olarak ne kadar cazibeli ise, o kadar güç sahibi olduğu anlatısıyla taçlandırılıyor. Judith Orr bu gelişmeler hakkında şöyle yazıyor:

"Yeni cinsiyetçiliği eskisinden ayıran da bu. Yeni cinsiyetçilik, sürecin aynı şekilde sürdürülebilmesi için, kadınların, başkalarının hazlarının nesnesi olmamak, cinsel ihtiyaç ve arzularını savunmak için vermiş oldukları kadın mücadelelerinin tarihini, dilini özümser ve tam da bu süreci sürdürmek için kullanır. Müstehcenlik kültürü bize cinselliğimizi ifade ermenin özgürleşcirilmiş bir yolu gibi satılıyor ve böylece, paradoksal olarak, bizi görülmemiş derecede çiğ ve şoke edici biçimlerde nesneleştirilmeye ikna ediyor."104

Kadınların kapitalist üretimin iş gücü içinde yer almaya başlaması, kadınların sosyal özerkliği ve 19. yüzyılda çekirdek işçi ailesinin tesis edilişinden beri görülmeyen sınırlı cinsel özgürlükler gibi bazı önemli kazanımlarla birlikte, kadınların, erkeklerin ve çocukların hayatlarını kısmen dönüştürdü. Homofobi bitmiş olmasa da, eşcinsel ilişkiler daha kabul edilebilir görülüyor. Transseksüellik ise gittikçe toplumun daha geniş kitlelerince tanınmaya başlandı.

Ancak aile, hangi biçimi alırsa alsın, hala özelleştirilmiş iş gücünün yeniden üretiminin gövdesidir. Ve kadınlar ve erkekler ne tür bir ilişki içinde olurlarsa olsunlar, hiçbirimiz çekirdek ailenin toplumsallaştırıcı gücünden kaçamayız. Çekirdek aile halen kadının başlıca rolünün, kadınların çocuk yetiştirebileceği erkeklerin ise yetiştiremeyeceği şeklinde gerekçelendirilerek, erkeğin partneri ve çocukların annesi olmak olduğu varsayımı üzerine kuruludur. Böylelikle kadın ve erkeğin toplumsal cinsiyet rolleri ve heceroseksüelliği norm kabul eden hakim görüş devam eder. Metalaştırılmış cinsellik, çocuklara ve ergenlere cinselliği öğretmeye duyulan coşkun bir arzu ile birlikte var olur. Bizim türümüz cinselliği seks eyleminin gözlemlenmesi yoluyla öğretmediğine göre, herkes kendisi elinden geldiğince deneme/yanılma yoluyla öğrenmek durumundadır ve kadınlardan ebediyen genç ve erkekler için arzulanabilir kalmalarının beklendiği bir toplumda pornografi ve uzun çalışma saatleri ile stres, tatmin edici kişisel ilişkilere dair esas beklentilerin karşılanmasını daha da güçleştiriyor.

Ev içi ve cinsel şiddet

"Ara sokaklardan beyaz bir elbiseyle geçen hiçbir kadın, bunu sermayenin çıkarını düşünerek veya gelecek neslin işçilerinin yeniden üretilmesi adına yapmaz."105 Aile hem erkeklerin hem kadınların sevilmeyi ve el üstünde tutulmayı ve çoğu zaman kendilerinin veya eşlerinin çocuklarını yetiştirmeyi umdukları bir yerdir. Ancak günlük hayatın stres ve zorlukları bu amacı gerçekleştirmeyi neredeyse imkansız kılar. Aile, kadın, erkek ve çocukların toplumsal cinsiyet rolleri ve aralarındaki hiyerarşiye yönelik, çoğu zaman aile bireyleri için katlanılmaz hale gelen beklentiler üretir. İlişkiler, sıklıkla, insanlardan üstlenmeleri beklenen yüklerin altında ezilir ve çatlar; aile kimi zaman katlanılmaz bir yerdir ve bu sebepten infilak eder.  

Ev içi ve cinsel şiddete dair olgular bunu büyük bir açıklıkla gözler önüne seriyor.106 İngiltere'de yaşanan tecavüzlerin yüzde 54'ü kadının o anda veya geçmişte beraber olduğu bir kişi tarafından işleniyor. Haftada ortalama iki kadın o anki veya geçmişteki bir partneri tarafından öldürülüyor. Hem kadın hem erkeklerin maruz kaldığı ağır cinsel saldırılar en yaygın olarak kurbanların tanıdığı birisi tarafından gerçekleştiriliyor. "Tacize uğrayan kadınların depresyon, anksiyete, psikosomatik rahatsızlıklar, yeme bozukluğu veya cinsel işlevsizlik yaşaması çok daha olası" Çocuklar için de aynı durum geçerli: "şiddete maruz kalan çocukların davranış bozukluğu, ve duygusal travma yaşama veya yetişkin olduklarında ruhsal sağlık problemleri ile karşılaşma olasılıkları çok daha yüksek. Ev içi şiddet olaylarının yüzde 75 ila 90'ında çocuklar ya aynı odada, ya da bir yan odada bulunuyorlar.  

Cinsel tacizin neredeyse düzenli olarak ve en kötüsü de kamusal alanda cereyan ediyor oluşu, kadınların işyerlerinde pek de güvende olmadıklarını bizlere hatırlatıyor, bir hatırlatıcıya gerçekten gerek varsa tabii. Jimmy Savile skandalı dehşet vericidir ve göstermiştir ki, Margaret Thatcher'a ve onun politik örgütüne yakın bir seri çocuk tacizcisi televizyon sunucusunun, genç insanları avlamasına on yıllar boyunca göz yumulmuştur. Bu BBC'ye nüfuz etmiş olan cinsiyetçi kültürün, yalnızca Savile'in çalıştığı zamanlarda değil bugünün BBC'si içinde de boyut ve kapsamlarını gözler önüne sermesi bakımından dehşet vericidir. İsmini vermek istemeyen bir televizyon yapımcısı tarafından yazılan ve Observer'da yayınlanan BBC ile ilgili bir makalede, kadınların - şakalaşma kisvesi altında- ağır cinsel imalara maruz bırakıldıkları veya "yavşak" erkekler tarafından el ile taciz edildikleri sayısız olay sıralanıyor. Ve yazar şöyle sonuçlandırıyor: " Hiçbir iş güvenliğinin olmadığı ve kanalların kendilerinin dahi cinsel tacize göz yumduğu bir sektörde, kadınların katlanmak ve çenelerini kapamak zorunda kaldıkları için istifa etmeleri pek de şaşırtıcı değil. İşte bu yüzden benim adımı bu yazının altında göremiyorsunuz ve yine bu sebeptendir ki Jimmy Savile gibilerinin yaptıkları onca zamandır yanlarına kalıyor.107  

Makalenin başında da izah ettiğim gibi, 1970'lerde feministler ve sosyalistler kürtaj haklarının savunulması için el birliğiyle başarılı bir şekilde kampanya yürüttüler. Bugün aynı derecede başarılı bir kampanyanın her türden cinsel tacizle mücadele için, sendika ve işyerlerinde yürütülememesi için hiç bir sebep yok. Cinsiyetçi dilin toplumca kabulü ile mücadele edilmelidir.108 Bu dil kadınlara güç kazandırmak bir yana dursun, kadınların erkeklere tabi olduğu ve salt cinselliklerine indirgenebileceklerini savunan fikirleri yansıtır. Cinsel taciz sorunu büyük çoğunlukla işverenin iktidarı ve kadınların işlerini veya kariyerlerinde ilerleme şanslarını kaybetmekten korkmaları ile doğrudan bağlantılıdır. Kadınlar ve LGBT bireyler mesleklerinin sendikalarına katılmaya ve sendikalarının şikayet ve talepleri ile ilgilenmelerini sağlamaya cesaretlendirilmelidirler.109 Gerçekten de kadın işçiler 1917'deki Rus Devrimi'nde, cinsiyetçi kalfaları ve işverenleri ile hesaplaştılar. Aynı şekilde, işverenler işyerlerinde cinsel tacizle savaşmaya ve "ellerine, dillerine hakim olmaya'' zorlanmalıdırlar.110

Ücretli Emeğin Merkeziliği

Marx ve Engels de, Rosa Luxemburg ve Clara Zetkin de, Lenin ve Troçki de kadın işçilerin önemi konusunda ısrarcıydılar. Sebebini Rosa Luxemburg'un kısa ve öz olarak dile getirdiği şu ifadede bulmak mümkün: "Zincirler nerede dövüldüyse orada parçalanmalıdırlar."111 Egemen sınıfın iktidarı ile rekabet edebilecek tek güç, işçi sınıfının, üretimin ve işleyen toplumun tümünün kontrolünü ele alma kabiliyetinde yatar. Kolektif olarak hareket eden işçiler güçlüdürler.

Ancak, Marx'ın devrim teorisinin de temelini oluşturan başka sebepler de vardır. Çalışıyor olmak bireyi özel yurttaş olmaktan çıkarıp bir toplumsal yurttaşa dönüştürür. İşi ne olursa olsun, maaşlı iş bireyi bağımsız araçları olan bir kolektifin parçası yapar-kendisine ait bir yevmiye veya maaş. İş, bireyi diğer işçilerle, konuşabildiği ve birlikte sosyalleşebildiği insanlarla iletişim halinde olduğu bir topluluğun içine sokar.112

Çalışmanın aynı zamanda toplumsal cinsiyet rollerine de derin bir etkisi vardır. Engels, İngiltere'de işçi Sınıfının Durumu'nda sanayileşmenin kadın ve erkeklerdeki etkilerine dair kendi gözlemlerini yazmıştır. Genç ve yaşlı kadınların nasıl da normalde birisinin karısı veya kızı olmakla sınırlı toplumsal rollerinden sıyrılıp, işten sonra doğruca pub'a gidip yevmiyelerini içerek, kocalarının ve babalarının otoritesini aştıklarına dikkat çekiyor.113 Engels şöyle devam ediyor:

"Kabul etmeliyiz ki cinsiyetlerin toplumsal konumlarında bu denli tümden bir yer değiştirme, ancak bu konumlandırmalar en başından beri yanlış yapılmış olduğu için olabilmektedir." "Eğer kadınların fabrika sisteminden sonra kocalarının Üzerlerinde kurdukları hakimiyeıin insanlık dışı olduğunu söylüyorsak, demek ki kocaların karıları üzerindeki önceden beri süregelen hükmü de bunca zaman boyunca insanlık dışıydı."114

Bu tip sezgiler modern kadının davranışının özellikle içki ve sigara içmek ve sosyalleşmek gibi konularda gittikçe erkeğinkine benziyor oluşundan kaynaklanmaktadır. Benzer değişimler kadınların evlilik içi tecavüze verdikleri tepkilerde de gözlemlenmiştir: "Bir kadının tecavüze uğradıktan sonra bir evliliği bozabilmesi de ağırlıklı olarak ekonomik faktörlere bağlıdır. Çoğu kadın, hem de yüzde 87 gibi bir oranla terk etmeyi denemiş ve yüzde 77'si başarmıştır."115

Çalışmak aynı zamanda çok sağlam bir eşicleyici olma potansiyeline sahiptir. Bir işveren ücreclere veya çalışma koşullarına saldırdığında, ceza hükümleri uygulamaya veya keyfi değişiklikler yapmaya kalkıştığında, yegane etkili mücadele aracı kolektif direniştir. Ve kolektif bir tepki üretebilmek için, toplantılar yapmak, tartışmak ve kararlar almak gerekir. Genelde en cüretli işçiler genç olanlardır.116 Örneğin, Londra Ulusal Öğretmenler Sendikasının (LNUT) Ocak ayındaki bir toplantısında, hükümet saldırılarına karşı duydukları öfkeyi dile getiren ve sendikadan mücadele talep eden kadın konuşmacılar, okul temsilcileri arasında hegemonya kurmayı başarmışlardı. İşyeri toplantılarında oylamalar yapıldığında, kadın, erkek, gey, lezbiyen, siyah, beyaz, Hristiyan, Müslüman ve ateist, herkesin bir oy hakkı vardır ve böylelikle herkes kendini diğerleriyle eşit konumda bulur. Bundan dolayı, sınıf mücadelesi kendiliğinden demokratik ve her türlü sese alan açan bir dinamik üretir. Bu sayede Marx, modern işçi sınıfının yaratılmasının sonucu olarak, kadın erkek ilişkilerinin dönüştürülmesi potansiyelinden bahsedebiliyordu.

Ücret Kesintilerinin Etkisi

Bugün İngiltere'de çalışmak yoksulluktan bir çıkış yolu olmaktan çok uzak ve bekar ebeveynlerin geçindirdiği aileler, çiftlere kıyasla iki kat daha fakir. İngiltere ekonomik olarak en eşitsiz toplumlardan birine sahiptir. Hükümetin durmaksızın uyguladığı kemer sıkma politikaları ise toplumun en yoksul kesimini korumaya yarayan araçlar tamamen törpülendiği için bu eşitsizliği daha da derinleştirmekten başka bir işe yaramıyor. Ancak kamu sektöründeki kesintiler kamusal iş gücünün yüzde 65'ini oluşturan kadınları iki kat daha ağır vuruyor. Böylece kadın kamu işçileri daha az ücrete daha çok çalışmak durumunda kalıyorlar. Sosyal hizmetlere uygulanan kesintiler en başta ve en ağır biçimde kadınları ardından da emeklileri etkiliyor.

Kesintiler, ulaşım masraflarından eğitime ve barınmaya kadar insanların hayatlarının her köşesine etki ediyor. Nisan 2013'te yürürlüğe giren barınma yasası ile, "fakir" insanları anık kiraları karşılayamaz hale geldikleri bölgelerden zorla uzaklaştırarak bir çeşit sınıf temizliği yapılması amaçlanıyor. Kâr oranlarının perakende fiyat endeksi yerine tüketici fiyat endeksine göre arttırılması yüzde 30'u devlet desteği alan kadınları, destek ile yaşama oranı yüzde 15 olan erkeklere göre iki kat daha fazla etkiliyor. Hükümet sağlık sektöründeki 50.000 kadar çalışanın maaşlarından 15 ila 20 milyar pound tasarruf edilmesini talep ediyor. Ücretsiz ruh sağlığı hizmetlerindeki kesintiler, en çok, anksiyete, depresyon geçirme veya ev içi ve cinsel şiddete maruz kalma olasılığı erkeklere göre 2 kat fazla olan kadınları vuruyor. Yaşlıların bakımına yönelik sosyal hizmetlerin bütçelerindeki kesinti ortalama yüzde 8. Bu hizmetlere ayrılan bütçeden en çok faydalananlar ise bu alanda bakıcı olarak çalışan kadınlar. 1 yaşından küçük çocuğu olan ebeveynlerin yüzde 68'ine hizmet sağlayan Sağlam Başlangıç bütçesi artık korunmuyor, gençlik çalışanlarının istihdam edildiği 3.000 mevki tıraşlanıyor. Tecavüz kriz merkezlerine verilen destek yok olmakta.117 Her açıdan ve her ölçekte, en ağır darbeyi zaten zor koşullarda yaşamakta olanlar alıyor.

Kadınların ve var olan aile organlarının yok olmakta olan devlet desteğini ikame etmesinin imkanı yoktur. Hükümet politikalarının doğrudan bir sonucu olarak, toplumun tabanında hayat gittikçe daha sert ve acımasız bir hal alacak ve bundan en ağır etkilenen bekar ebeveynler ve çocukları olacaktır.

İkinci Dünya Savaşı'nın akıbetinin, kadınların iş hayatına kazanılması ve iş gücünün yeniden üretiminin sosyal devlet ve kitle eğitim kurumları tarafından üstlenilmesi sonucunda, kadınların hayatında yarattığı dönüşümü gözlemlemiştik. Bu, çekirdek aile olgusunun ipini çekmiş ve daha eşitlikçi ve çok daha çeşitli ilişki biçimlerine alan açmak suretiyle kadın ve erkekleri büyük oranda özgürleştirerek, Marx'ın çalışmanın kadın erkek ilişkilerine etkisi ile ilgili öngörülerini doğrulamıştı. Ancak ne var ki bu eğilimler kapitalizmin krizinin gerçekleri ve ailenin iş gücünün yeniden üretimini sağlayan temel kurum olmasının devamlılığı ile sınırlanır.

Egemen sınıfın, kemer sıkma politikalarının sınırlarının ne kadar zorlanabileceğine dair bugünkü takıntısı kamuda çalışan kadın işçileri vurmaya devam edecek ancak onların gerek kamu sektöründe gerekse ekonominin genelindeki stratejik konumlarına dokunmayacak. Kemer sıkma politikaları işçi sınıfı ailesi kurumunun temelini dinamitleyecek, hükümet parçalarına ayırmakta olduğu refah devletinin yularını eline almayı umuyor. Milyonlarca insan acı çekecek. Ama direniş olacak. Ve kuşkusuz, öğrenim ücretlerine karşı öğrenci eylemlerinin, Sürtük Yürüyüşleri (Slut Walks)'nin, Occupy hareketinin, hastanelerin kapanmasına karşı yürüyüşlerin ve emekli maaşlarını protesto etmek için yapılan tek-gün grevlerinin de gösterdiği üzere çok çeşitli biçimler alacak. Ancak bugün kadınlar işçi sınıfı hareketinin tam kalbinde yer alıyor, hem de sayıca ve militanlaşma seviyesi bakımından eşi benzeri görülmemiş bir sendikal örgütlülükle. Kadın işçiler emekli maaşlarının, ücretlerin ve kamusal hizmetlerin arttırılması için ve cinsiyetçiliğe karşı kolektif güçlerini {erkeklerle beraber) kullanmalıdırlar. Devrimci sosyalistlerin ise, ister sözlü ve fiziksel cinsel tacize ister hükümetin kemer sıkma politikalarına, ister patronların ücretlere ve iş koşullarına yönelik saldırılarına karşı olsun, direnişe teşvik etme ve katılma konusunda oynayacakları rol, belirleyici önem arz etmektedir. Aynı şekilde, alacakları pozisyon, kadınların kapitalist toplumda sömürülmekte ve ezilmekte olduğu ve kadınların, kendilerini ezen ve baskı altına alan bu toplum modelini yerle bir etmek için, işçi olarak erkek işçilerle beraber sahip oldukları kolektif güçlerinin farkına varmaları gerektiği yönündeki stratejik tartışmanın, öğrencilerin, işçilerin ve işsizlerin mücadeleleri içinde kazanılmasında da temel önem taşımaktadır.

Sheila McGregor Marxism and women’s oppression today, International Socialism, Issue: 138, April 2013.  Sosyalist İşçi

Dipnotlar

1. TUC raporu,2013
2. Gold, 2012.
3. Alıntılayan Martinson, 2012.
4. www.guardian.co.uk/polirics/2012/ocr/24/sulfragette-great-granddaughrer-march-parliament.
Yakın zaman önce lrlanda Cumhuriyetinde kürtaj olması engellendiği için ölen bir kadının hikayesi parasız veyasal kürtajın önemini bir kez daha hatırlattı.
5. Slut Walk: Sürtük Yiirüyüşü. SlutWalk protesto yürüyüşleri 2 Nisan 2011 'de Kanada Toronto'da bir polis memuru olan Michael Sanguineııi'nin kadınların güvende olması için "sürtük gibi giyinmektenvazgeçmeleri" gerektiğini söylemesinin ardından başladı.Katılımcılar tecavüzü kadınların görünüşlerine atıf yaparak tecavüzü açıklamak ya da ona bahane bulmak gibi tutumlara olan öfkelerini ifade ettiler. Benzer yürüyüşler dünyanın pek çok ülkesinde yapıldı.
6. www.socialiscworker.co.uk/art.php?id=3143 Eğer hafızam beni yanılıtmıyorsa ben kadın örgütçüsü ve Woman's Voice (Kadınların Sesi)'in editörüyken bu sloganı öneren lnternational Socialists'in (Enternasyonal Sosyalistler) genel sekreteri olmuştu.
7. Bknz Federici, 2012 ve Vogel, 1983 (Yakında yeniden basılacak)
8. Alıntılayan Brown, 2012, s28.
9. Bu nokta makalenin ilerleyen bölümlerinde geliştirilecektir.
10. Brown, 2012, s28.
11. Alıntılayan Harman, 1994, s85-86.
12. Brown, 2012, sf54-55.
13. Gilf, 1974.
14. Brown, 2012, s55.
15. "Her şeyden önce, [yeni sosyal düzen] sanayinin işletilmesini ve genel olarak üretimin bütün dallarını, bir-birleriyle rekabet eden ayrı ayrı bireylerin ellerinden almak ve bunun yerine, bütün bu üretim dallarının bir bütün olarak toplum tarafından, yani toplumsal bir plan uyarınca ve toplumun bütün üyelerinin katılmalarıyla,toplum yararına işletilmesini sağlamak zorunda olacaktır.Demek ki, rekabeti kaldıracak ve onun yerine birlikteliği koyacaktır." -Engels, 1847.
16. Vogel, 1983, 6. bölüm.
17. Bu insanın gelişim çizgisinde bugüne kadar gelebilmiş iskeletlere dayanıyor. Brenot ve Picq, 2012,s85.
18. Harman, 1994. s89. En dar anlamıyla, eşeyli üreme bireylerin birbirlerine olan cinsel yaklaşımını değiştirmez.Hem bireyler arasındaki yaklaşım hem de hangi cinsel pratiklerin kabul edilebilir, hangilerinin kabul edilemez görüldüğü sosyal ve tarihsel olacak şekillenir.
19. Brenoc ve Picq, 2012, s42.
20. Brenot ve Picq, 2012, s43.
21. Bir kadının yumurtlama döneminde olup olmadığını onun bedenine bakarak göremezsiniz bu yüzden seks için "tutku"nun başka yollarla gösterilmesi gerekir.
22. Bknz Harman, 1994. Harman pek bilim insanının yanı sıra Eleanor Leacock, Richard Lee ve Colin Turnbull gibi antropologların yazılarından da çokça yararlanır.
23. Avı-toplayıcı toplumlardaki anlatılarla ilgili yapılan bir araştırma çok sayıda farklı işin kadınlar tarafından yapıldığını gösteriyor. Bknz Harman, 1994, ve McGregor,1989.
24. Marx bunu türlerin yeniden üretimi için temel önemde görüyordu ki bu benim de çoğu insanın katılacağım umduğum bir tutum.
25. Bknz Blackwood, 1985, sf27-42.
26. Aslında, Marshall Sahlins bu dönem için "orijinal refah toplumu" terimi rürermişti: alıntılayan Harman,1994,sll8.
27. Harman bu bilgi için Marksist arkeolog V GordonChilde ve C K Maisels'den çokça faydalanır, Harman,1994.
28. Harman, 1994, sfl34-139.
29. Engels, 1978.
30. Alıntılayan Engels, 1978, s97.
31. Clilf, 1984, si 96. Ayrıca bakınız German, 1981,s37, ve Harman, 1984, s5.
32. Marx, 1976, s718.
33. Marx, 1976, Engels, 1993.
34. Harman, 1984, s7.
35. Bknz Brown, 2012, sf72-76.
36. Alıntılayan Vogel, 1983, s35.
37. Vogel, 1983, s34.
38. Yunan toplumunda kadının aşağı konumuyla ilgili bir tanışmada Engels "Erkekler iğrenç oğlancılık pratiğine düşerek ve Ganymedes mitosuyla tanrılarını onurdan düşürerek, bizzat kendi onurlarını da yitirecek kadar alçaldılar." diye yazmıştı. Engels, 1978, s74. "dieWiedeıwartigkeic der Knabenliebe" ifadesinin"oğlancılığın nahoş doğası" şeklinde daha iyi çevrilebileceğine yönünde Almancadan çeviriyle ilgili bir tartışma vardır. Bundan bağımsız olarak, bu Engelsin kendi zamanının önyargılarını aşamadığı için suçlandığı bir vakadır. Bu vakada bunu yapamamıştı, ancak onun toplumun kadın ve erkekleri nasıl şekillendirdiği konusundaki genel yaklaşımı, anlayışlı bir okura analiz için gerekli araçları sağlamaktadır. 39. "Materyalist tarih anlayışına göre, tarihte belirleyici
etken, son tahlilde, maddi yaşamın üretimi ve yeniden üretimidir." -Engels, 1978, s4
40. Vogel, 1983, sl68.
41. Marx, 1 976, sf71 7-718.
42. Breugel, 1 976, German, 1981, Harman, 1984.
43. Ennis, 1974, s27.
44. Ennis, 1974, s27.
45. Ennis, 1974, s27.
46. Ennis, 1974, s26, German, 1981.
47. Vogel, 1983, s34.
48. Federici, 2012, sS.
49. Federici, 2012, s9.
50. Odih, 2007, si 1.
51. Kadınlar ortalama haftada on, erkekler yedi saat harcarlar.-German, 2007, si 12
52. German, 2007, s ll !.
53. Alıntılayan German, 1981, s36.
54. Alıntılayan Humphries, l 981, s3.
55. Humphries, 1981, sf13-14.
56. Humphries, l 981, sl 7.
57. Humphries, 1981, s15.
58. Humphries, 1981, s14.
59. Humphries, l 981, s26.
60. Humphries, 1981, s22.
6 !. Humphries, l 98 l, s23.
62. Humphries, l 981, s25.
63. Humphries, l1981, s23. Çok fazla madenci SaimMonday'i kutlar! (Saim Monday: Pazartesi günü işe gitmeme geleneği, Ç.N.)
64. Bknz German, 1981, özellikle Juliet Mirchell ve Heidi Harmann değerlendirmesi için; Harman, 1984, International Socialism'deki tartışmanın değerlendirmesi için; Molyneux, 1979, Chrisrine Delphy değerlendirmesi için.
65. Clilf, 1984, and German 1989, 2007.
66. German, 1989, s34.
67. German, 1981, s37. 68. German, 1989, s35.
69. Clilf, 1984, s202.
70. McGregor, 1989, slO.
71. Land, 1980, sB5-77.
72. Land, 1980, sf55-77.
73. Marx ve Engels, 1848.
74. "The Missing Million" raporundan -www.resolutionfoundation.org/media/media/downloads/The_Missin&._Million.pdf
75.www.fawceıısocieıy.org.uk/index.asp?PagelD=23
76.www.fawceıısocieıy.org. uk/ index.asp?Pagel D= 321
77. Benim okulumun müdürü, bir fakülte başkanının yarı-zamanlı çalışmaya geçmesini düşünmez. Bu nedenle,yarı-zamanlıya geçmek zorunda olan her kadın sorumluluklarından vazgeçmek zorundadır ve bu yüzden gelirinden önemli miktarda kesinti yapılır.
78. hııp://cep.lse.ac.uk/pubs/ download/CP 194.pdf
79. Gram, Yeandle, ve Buckner, 2005.
80. www.flexibiliıy.eo.uk /flexwork/time/parttime-2010.htm
81. Çocuk bakımına ihtiyaç duyan küçük çocuklu yetişkinler için olan vergi ve yardım sistemindeki değişikliklerin etkileşimi karmaşık. Her birey/çift,değişikliklerin kendilerini nerede ve nasıl etkileyeceğini görmek için gelirlerine dikkatlice bakmalı. Çoğunlukla,haneye daha az gelir getiren yetişkin, çocuk bakımı masrafları vb. nedeniyle boş yere çalıştığını görecek. Bknz Alakeson ve Hurrell, 2012.
82. Harris, 2012.
83. McVeigh, 2012.
84. Alakeson and Hurrell, 2012.
85. Daycare TruS<, 20 l 3.
86. www.resolutionfoundation.org/media/media/downloads/The_Missin&._Million.pdf
87. "l 960 ve l 965 arasında lisans diploması alan kadın sayısında yüzde 57 artış oldu (erkeklerde bu oran yüzde
25 idi)"-Orr, 2010, s31
88. German, 2007, si 1 l.
89. McGregor, 1989, sl2.
90. Danny Dorling, Birleşik Krallık'ra ve Fransa'da eşitlik sürecinin 1930'larda başladığını, 1970'lere kadar sürdüğünü belirtir.-Dorling, 2012, sl02.
91. Wilkinson ve Pickeıı, 2010, s58.
92. Bu sürecin kapsamlı bir analizi için, bknz Harman, 1988.
93. ilki l 976'da Londra'da açıldı-Cochrane, 2012.
94. Wallop. 2009.
95. http://statistics.dwp.gov.uk/asd/asd 5/rrep006.pdf
96. Wilkinson ve Pickeıı, 2010, s187.
97. Wilkinson ve Pickeıı, 2010, s23.
98. Wilkinson ve Pickeıı, 2010, si 19.
99. Wilkinson ve Pickeıı, 2010, s125.
100. Wilkinson ve Pickeıı, 2010, sf125 ve 142. 13-19 yaş arası gençlerin düşük özgüven nedeniyle anne olduklarını öne sürüyorlar. Bu yaş grubundaki gençler arasında gebelik oranı benzer, ama kürtaj bir çıkış yolu.
101. "Eski aile bağlarının kapitalist sistem içinde çözünmesi her ne kadar feci ve mide bulandırıcı görünse de, büyük sanayi, ev içi ekonomisi alanının dışında, toplumsal olarak düzenlenmiş üretim süreçlerinde kadınlara, her cinsren genç insana ve çocuğa önemli bir görev vererek, ailenin ve cinsler arası ilişkilerin daha üstün bir biçimi için yeni bir ekonomik temel yaratmaktadır." - Marx, l 976, sf 620-621. 102. German, 2007, s20.
103. Tüm alıntılar German, 2007, s43'den.
104. Orr, 2010, s36.
105 German, 2007, s58.
106. istatistiklerin kaynağı: www.womensaid.org.uk/core/core_picker/ download.asp?id= 1602
107. Anonyrnous, 2012.
108. "Orospu" and "amcık" gibi kelimeler bazı kadınlar tarafından da kullanılıyor ve Laurie Penny gibi kimileri bunun güçlendirici bir etkisi olduğunu savunuyor.
109. Okulların "Çocuk Koruma Görevlileri" istihdam etmesi gerekiyor ki, çocuklar ve yetişkinler çocuk istismarı şüphesinde kime rapor edebileceklerini bilsinler.
110. Bu çocukların kavga etme ve birbirlerine edepsiz laflar etme alışkanlığı geliştirdikleri okullarda kullanılan bir sözün uyarlanmış halidir.
111. Luxemburg, 1918.
112. Geçtiğimiz beş ayda aynı dönemde hamile kalmış bir grup kadının oluşturduğu bir topluluğun ön ayakolduğu çalışmadan oldukça etkilendim. Sadece kendi aralarında hamilelik süreciyle başa çıkmak konusunda tanışmıyor ama diğer kadınlara ve annelere de kendi deneyimlerini aktarıyorlardı. Bu baba olmaya hazırlanan eşleri de dahil olmak üzere diğer pek çok kişinin de hamileliğin farklı aşamaları ve onun gerektirdikleri konusunda eğitilmesini sağladı. Aynı zamanda bebeği çalışma arkadaşlarına tanıtma konusunda gayrı resmi bir gelenek de vardı. Yeni anneler ve babalar bebeklerini iş arkadaşlarına tutması için veriyor ve pek çok erkek de bu konudaki yeteneklerini gösteriyordu.
113. Engels bu konuda Avam Kamarası'ndan Lord Ashley'yi alıntılar: "Bir adam iki kızı tarafından birahaneye gittiği için azarlanıyor ve kendisine ondan emir almaktan bıktıkları söylenip "Kahretsin, başımıza kaldın" deniliyor. Kazançlarını kendilerine saklamaya kararlı olan kızlar aile evlerini bırakıp, ebeveynlerini kendi kaderlerine bırakıyorlar."-Engels,1993,s15. Marx fabrikalardaki yeni
koşulların kadınlar üzerindeki etkisi konusunda çoğu zaman muğlak yorumlar yapar. Marx ve ahlak konusunda Marx'a yakın bir analiz için bknz Brown,
2012, sf84-92
114. Engels, 1993, sl56.
115. McGregor, 1989, slB.
116. Benim çalıştığım yerde her zaman olmasa bile çoğunlukla, mücadele etmek konusunda en ner olarak görüşlerini ifade edenler genç kadınlar oluyor.
117. Tüm istatistikler Stephenson, 2011 'den alınmıştır. 

Kaynaklar

Alakeson, Vidhya, and Alex Hurrell, 2012, "Councing thecost of childcare", www.resolutionfoundation.org/medialmedialdownloads/Counting_the_costs_of_childcare_2.pdf
Anonymous, 2012, "At work it's called banter. But there's srill a culrure a culture of sex harassment in 1V',Observer (14 Occober), www.guardian.eo.uk/ media/2012/ocr/ 14/savile-tv-culture-of-female-harassment
Blackwood, E, 1985, "Sexuality and Gender in CenainNarive Arnerican Tribes: ehe Case of Cross-Gender Females", Signs: Journal ofWomen in Culrure and Society,volume 10, number 1.
Bradshaw, Jonarhan, and Millar, Jane, 1991, "Lone pare ne farnilies in ehe UK", Department of Social SecurityResearch Report 6, www.statistics.dwp.gov.uk/asd/asd5/rrep006.pdf
Brenot, Philippe. and Pascal Picq, 2012, Le Sexe, 'Hommeer l '_Evolution (OdileJacob).
Breugel, lrene, 1976, "Wages for Housework", lnternationalSocialism 89 (fırst series, June), www.marxisrs.org/history/etol/newspape/isj/1976/no089/bruegel. htm
Brown, Heather, 2012, Marx on Gender and the Farnily (Brill).
Cliff, Tony, 1974, State Capitalism in Russia (Pluto),www.marxists.org/archive/dilf/works/1955/srarecap/index.htm
Clilf, Tony, 1984, Class struggle and Women's Liberation(Bookmarks).
Cochrane, Kira, 2012, "Rape Crisis is 40--and the need is greater than ever", Guardian ( 18 December),www.guardian.eo.uk/society/2012/dec/ 18/rape-crisis-40-years-on
Dallas, Elana, and Judirh Harnilcon, 1976, "We carne to Bury Housework not to Pay for it",lnternational Socialism 90 (fırst series, July/August), www.marxists.org/ history/erol / newspape/ isj/ 1976/no090/harnilton.htm
Daycare Trust, 2013, "Childcare costs surveys", www.daycaretrust.org.UK/pages/childcare-costs-surveys.html
Dorling, Danny, 2011, So you think you know about Britain (Constable)
Dorling, Danny, 2012, The No-Nonsense Guide to Equality (New lnternationalist).
Eisensrein, Hester, 2009, Feminism Seduced (Paradigm).
Engels, Frederick, 1847, The Principles of Communism,www.marxists.org/archive/marx/works/1847 /11 prin-com.htm
Engels, Friederick, 1978 [1884]. The Origin ofthe Farnily, Private Property and the State, Engels, Friedrich, 1993 [1845], The Condition ofthe Working Class in England, (Oxford University Press).
Ennis, Kach, 1974, "Women's Consciousness", lnternational Socialism 68 (first series, April),www.marxists.org/history/ erol/ newspape/isj/ 1974/ no068/ ennis.htm
Fawcert Society, no date, "Equal Pay", www.fawcettsociety.org.uk/index.asp1PagelD=23
Federici, Silvia, 2012, Revolution at Point Zero (PM Press).
Fine, Ben, 1992, Women's Employment and ehe CapitalistFamily, (Rouıledge).
German, Lindsey, 1981, "Theories of Patriarchy", lnternational Socialism 12 (summer),www.isj.org.uk/?id=240
German, Lindsey, 1989, Sex, Class and socialism (Bookmarks).
German, Lindsey, 2007, Material Girls (Bookmarks).
Ginn, Jay, and Sue Himmelweiı, 2011, "Unkindest Cuts:Analysing the effects by gender and age", www.radstats.org.uk/ no 104/HimmelweiıGinn 104. pdf
Gold, Tanya, 2012, "lı's not in vogue, but this is a perfect storm of inequaliry," Observer (2 April), www.guardian.co. uk/ commentisfree/ 2012 /apr / 02/ women-work-perfect-scorm-inequality
Grant, Linda, Sue Yeandle and Lisa Buckner, 2005,"Working Below Potential:Women and Pare-time work",www.sociology.leeds.ac.uk/assets/ files/research/circle/wbp-synıhesis.pdf
Harman, Chris, 1984, "Revolurionary Socialism andWomen's Liberation", International Socialism 23(spring), www.marxiscs.org/archive/harman/ 1984/xx/women.html
Harman,Chris, 1988, The Fire Lası Time (Bookmarks).
Harman, Chris, 1994, "Engels and the Origins ofHumanSociery", lnternarional Socialism 65 (winter), www.marxisıs.de/science/harmeng/index.htm
Harris, Scarlett, 2012, "Women, part-time work andunderemploymenı",http://ıouchsconeblog.org.uk/2012/05/women-part-time-work-and-underemployment/
Hefez, Serge, 2012, Le Nouvel Ordre Sexuel (Kero).
Horrell, Sara, and Jane Humphries, 1992, "Old Questions, New Data, and Alternative Perspeaives: Farnilies' LivingSrandards in ehe lndusırial Revolurion", The Journal ofEconomic Hisrory, Volume 52, 4.
Humphries, Jane, 1981, "Prorective Legislarion, the Capiralist State and Working Class Men: The Case of the1842 Mines Regularion Acı", Feminisc Review, 7.
Land, Hilary,1980, "The Family Wage", Feminist Review,6.
Lenin, VI, What is to be Done?, www.marxists.org/archive/ lenin/works/1901/witbd/iii.htm
Luxemburg, Rosa, 1918, "Our Program and ehe PoliticalSiruarion",www.marxisrs.org/archive/luııemburg/1918/12/31.htm

Manning, Alan, and Barbara Perrongolo, 2005/06, "The part-time pay penalry", CenırePiece(winter), http://cep.lse.ac.uk/pubs/download/CPl 94.pdf
Martinson, Jane, 2012, "Women paying the price for Osborne'sausıerity package'', Guardian(31 March),www.guardian.eo.uk/lifeandstyle/2012/mar/30/womenpaying-price-osborne-ausrerity
Marx, Kari, 1976, Capital, volume 1 (Penguin).
Marx, Kari, and Friedrich Engels, 1848, The Manifesto of the Communist Party,www.marxists.org/archive/marx/works/1848/communist-manifesto/ch01.html#007
McGregor, Sheila, 1989, "Rape, Pornography and Capitalism" lnternarional Socialism 45(winıer). www.marxists.de/gender/mcgregor/rapeporn.htm
McVeigh, Tracy, 2012, "Wair till your mocher gers home--why full-time dads are invisible men",Observer (29 January),www.guardian.co.uk/lifeandstyle/2012/jan/29/sray-ar-home-dads-policy
McVeigh, Tracy, 2013, "Childcare costs rise 6 percent inpası ıhree months alone, says survey", Observer (20 January),www.guardian.co. uk/ money/2013/jan/20/ childcare-cosıs-rise-three-months-survey

Molyneux, Maxine, 1979, "Beyond the Domestic LabourDebate", New Left Review, l/116 Uuly-August).
Odih, Parnela, 2007, Gender and Work in Capiralist Economics(Open University Press).
Orr, Judith, 2010, "Marxism and feminism roday",lnternaıional Socialism 127 (summer),www.isj.org.uk/?id=656
Osborne, Hilary, 2012, "Gıant Thornton's annual smdy ofdivorce in ıhe UK", Guardian (31 Augusı), www.guardian,co. uk/ money/2011/aug31/divorce-family-finances
Stephenson, Mary-Ann, 2011, "TUC Women and ehe Cuıs Toolkiı",www.ruc.org.uk/equaliry/tuc-20286-f0.cfm
Standing, Guy, 201 1, The Precariar (Bloomsbury Academic).
Vogel, Lise, 1983, Marx and ehe Oppression ofWomen(Pluro Press).
Wahl, Asbjorn, 2011, The Rise and Fail of ıhe Welfare State (Pluıo Press).
Wallop, Harry, 2009, "Dearh of ehe ıradirional farnily",Daily Telegraph (15 April),www.relegraph.co. uk/women/ moıhercongue/5160857/Death-of-the-traditional-family.html
Wilkinson, Richard and Kate Picken, 2012, The SpiriıLevel (Penguin).