Şenol Karakaş - 31 Mart’ta AKP-MHP kazanmasın diye CHP-İP ittifakına oy vermeyeceğini ilan edenlere yönelik bir safdillik suçlaması yapıldığını düşünüp kızmıştım. Böyleleri var mıdır, CHP’li olup da "Sandığa gitmeyelim, zaten hile yapılacak, zaten sandıkla değişmez" diyen pesimist kalmış mıdır bilemiyorum ama sandığa gitmeme ihtimali yüksek olan kanadın AKP tabanı olduğu çok açık.

Volkan Akyıldırım - Rusya'da sosyalist devrimin Lenin'le birlikte lideri Lev Troçki'ye 20 Ağustos 1940'da sürgünde yaşadığı Meksika'da Stalinist rejimin bir ajanı tarafından suikast yapıldı. Troçki ertesi gün hayatını kaybetti. 1927'de parti üyeliğinden atılmış ve sürgün hayatı başlamıştı. Bolşevik geleneğin sürdürücüsü Sol Muhalefet devlet tarafından imha edilmiş, "Troçkist" denilen Bolşeviklerden hayatta kalanlar toplama kamplarına gönderilmişti. Devrimciler orada yaptıkları açlık grevlerinde ölürken, dünya komünist hareketinin çoğunluğu Stalinizm’i sosyalizm olarak gördü, destekledi. 

Lev Troçki - Stalinizm, Bolşevizmin doğal sonucu mudur? Bütün gericiler bunu ısrarla iddia etmektedir ve buna Stalin de sahip çıkmaktadır. Menşevikler, anarşistler ve kendini Markist olarak gören bazı sol doktrinerlerin hepsi buna inanmaktadır. Onlar diyorlar ki: "Biz bunu zaten tahmin ediyorduk. Diğer sosyalist partileri yasaklayarak işe başladıktan sonra anarşistlerin bastırılması, sovyetlerin (işçi konseyi bağlamında) içinde Bolşevik diktatörlüğün kurulması Ekim Devrimini ancak bürokrasinin diktatörlüğü ile sonuçlandırabilirdi. Stalin, Leninizmin hem devamcısı hem de iflasıdır."

Meltem Oral - 2008’de küresel finans sistemi krize girdi ve neoliberalizmin işlemediği sistemin savunucuları tarafından bile itiraf edilmeye başlandı. Krize karşı pek çok yerde tepki gelişmiş olmasına rağmen mücadelenin patladığı yer 2011’den itibaren Ortadoğu ülkeleri oldu. Tunus, Mısır, Libya’da sıradan insanların eylemiyle on yıllarca hüküm süren diktatörler birkaç günde devrildi. Yunanistan ve İspanya’daki Öfkeliler’in, ABD’deki İşgal Et hareketinin gözü, kulağı Arap devrimlerindeydi.

Canan Şahin - 1917 Rus devriminin zaferi ne yazık ki Avrupa’da büyük sosyal demokrat partiler olmasına rağmen bir dünya devrimine dönüşemedi. Bunun sebebi 1914’te kendi ülkelerinin ordularını desteklemiş olan sosyal demokrasinin tarihsel ihanetiydi. Birinci Dünya Savaşı’nın arkasından devrimci bir dalga Avrupa’yı yine sardı. Kasım 1918’de iktidar fiili olarak Almanya’da işci ve asker sovyetlerindeydi. Ama sosyal demokrasi iktidarı tabii ki almayı reddetti ve 1919’da devrim yenildi. 

Şenol Karakaş - Türkiye’de sol geleneğin bazı kesimleri üç temel hastalıktan muzdarip: Kemalizm, Stalinizm ve popülizm. Bugün güncel siyasetlerini belirlerken, hiçbir sol grup doğrudan Mustafa Kemal’den ya da Stalin’den alıntı yaparak yol haritasını tayin etmese de, sınıflar mücadelesini kavrayışını ve örgütlenme anlayışını, en azından politik alana seslenme biçimini belirleyen, Kemalizm ve Stalinizmin hafızlarda kök salan kavramsal cephaneliği oluyor.

Marksist düşünceye önemli katkılarda bulunmuş olan Lev Troçki’nin politik hayatı boyunca kaleme aldığı yüzlerce metin vardır. Bu metinlerin büyük bir bölümü kitaplaştırılmış ve farklı dillerde basılmıştır.

Tony Cliff, Türkiye’de daha çok Rusya’da Devlet Kapitalizmi eseriyle bilinir. Sovyetler Birliği’nin sosyalist değil kapitalist bir ülke olduğunu hem ekonomik verilere, hem de işçi sınıfının SSCB’deki durumuna dayandırarak anlattığı bu kitap dışında, Cliff'in Lenin ve Troçki üzerine yazdığı kapsamlı biyografileri de var.

Matt Beaumont - 1922 ve 1923 yıllarında, Rus Devrimi hâlâ ölüm kalım mücadelesi verirken, yeni hükümette başkan yardımcısı olma görevini reddeden Lev Troçki’nin  Edebiyat ve Devrim gibi koca bir kitabı sanatsal sorunlara vakfetmesi garip gelebilir. Bu, tam da Lenin’in sağlığının hızla bozulmaya başladığı ve bunun yarattığı siyasal karmaşada Stalin’in Bolşevik Parti liderliğini ele geçirdiği dönem.

Dilara Gürcü - Çoğu zaman herhangi bir konuda teyitli bilgiye ulaşmak istediğimizde tarihsel belgeleri araştırıyoruz. Tarih yazdıysa gerçektir algısıyla ilerliyoruz. Peki ya tarih yazmadıysa? Olayları yazarken objektif değerlendirmediyse? Feminist tarihçi Serpil Çakır “Osmanlı Kadın Hareketi” kitabına bu konuyu anlatarak başlıyor...

Sibel Erduman -  İnsanları sınıflara bölen sömürü sistemini bütünlüklü bir biçimde açıklamak için insanların bir kısmını ırklarına ve cinsiyetlerine göre baskıcı, sömürücü ilişkilere mahkûm eden ırkçılığı ve erkek egemenliğini de anlamak zorundayız. Bu, sınıf analizine cinsiyet analizini ekleme veya bunların neden kesiştiğini gösterme meselesi değil; cinsiyet kavramını kullanarak sınıfı daha derin, daha tarihsel ve daha kapsamlı bir biçimde açıklamak ve dolayısıyla da cinsiyetçiliği de bütünsel bir sistem içinde yerli yerine oturtma çabasıdır...