Roni Margulies - Fransa Cumhurbaşkanı Macron'u kastederek, Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle demiş: "Geçen bir tanesine söyledim telefonda: Siz Cezayir'de 5 milyon insanı katletmediniz mi? Önce bunun hesabını verin. Şimdi Suriye ile ilgili bana akıl veriyorsun."

Roni Margulies - Richard Nixon 1968 Kasım ayında Cumhurbaşkanı seçildiğinde, seçim vaadlerinin başında Vietnam savaşını sona erdirmek, Amerikan askerlerini memlekete geri getirmek geliyordu. Vietnam, ülkenin başlıca tartışma konusu olmuş, savaşın kazanılabileceği kamuoyunda giderek kuşkuyla karşılanmaya başlamış, savaş karşıtı hareket üniversitelerden taşarak her yanı kaplamıştı.

Roni Margulies - Dünyanın ve Türkiye'nin bugünkü hâlini yaşıyor olup şu durduğumuz yerden bakınca, 1968'i anlamak kolay değil. Bugün, tam on yıldır derin bir ekonomik krizin yıkıcı etkileri altında debelenen bir dünya ve bunun yarattığı çalkantılar, savaşlar, yoksulluk ve yorgunluk herkesi etkiliyor.

Tomáš Tengely-Evans, 1968 yılındaki isyanları inceliyor ve onların tarihin akışına etkisi ele alıyor.

1968 yılı dünya tarihinde bir dönüm noktasıydı. Kitle hareketleri hükümetleri temelden sarstı. Dünyanın farklı köşelerindeki insanlar birbirlerinin yürüttükleri mücadelelerden ilham aldılar. Otoriteye karşı isyanlar açıkça kapitalist olan Batı ile Doğu Bloğu’nun Stalinist diktatörlüklerinin ortak özellikleri olduğunu açığa serdi ve her ikisini de reddeden bir alternatifin nasıl olduğunu gösterdi.

Roni Margulies - Daha güzel, adil, eşitlikçi bir dünya isteyenler için en zor şeylerden biri, dünyaya bakıp her yanda çirkin, adaletsiz, eşitsiz rejimler ve bu rejimlerin başında canavar kılıklı egemenler olduğunu görmek. Ve daha da zor olanı, milyonlarca, yüz milyonlarca yoksul insanın bu canavarlara göz yumarmış, hoşgörürmüş, hatta bazen desteklermiş gibi pek ses çıkarmadan yaşadığını izlemek.

Faşizm, işçi sınıfını ve onun tüm demokratik haklarını ezmeyi hedefleyen bir harekettir. Bugün faşizme direnmek için, onun ne olduğuna ilişkin yaratılan yaygın kafa karışıklığını aşmamız gerekiyor.

Başbakan'ın açıkladığı demokrasi paketine iki tür tepki geldi. Birinci grup adeta "devrim" dedi, ikinci grup ise "demokrasi değil, gericilik" diye niteledi. 

Öncelikle, neden Türkiye'nin gündemine böyle bir paket girdi, onu düşünmek gerekiyor.

Bir gün birileri bir çağrı yapsa ve bir milyon insan sokaklara çıkıp "barış" için yürüse... Ivır zıvır, ama mama demeden, şu haklıydı bu haklıydı demeden; sadece "barış" için yürüyecek ve savaşı durdurmaya mecbur edecek bir milyon insan... Var mıdır?

Bence vardır. Açlık grevine yatmış 683 tane insanın bedenleri azar azar solarken, "bana ne" demeyecek; çatışmalarda ölen insanların Türk mü, Kürt mü olduğuna bakmayacak bir milyon insan vardır.

Dünya bir süredir bir dizi seçime kilitlenmiş durumda. Doğan Tarkan, yarın Yunanistan ve Mısır'da gerçekleşecek seçimleri yorumlarken, sandık ve sokak, kitlelerin bilinci ve siyasi alternatifleri değerlendiriyor:

Dünyada ve Türkiye'de Ortadoğu devrimlerini küçümseyen, ABD'nin bölgeyi yeniden şekillendirmesi olarak gören, ABD'nin 40 yıllık diktatörlerin yerine Müslüman Kardeşleri başa geçirdiğini söyleyenler ayağa kalktı. 'İşte gördünüz her yerde Müslüman Kardeşler kazanıyor' demeye başladılar.