Tarihi davaya bir gün kaldı. Diktatör Evren ve dünyanın en zengin generali Şahinkaya 32 yıl sonra işledikleri insanlık suçlarının hesabını verecek. 12 Eylül'ün generallerini yargı yolunu 'yetmez ama evet' diyenler açtı. "Zamanaşımı yok yargılanacaklar" dedik yargılanıyorlar. 4 Nisan'da Ankara'da buluşalım, tüm darbecilerden hesap soralım.

50 kişiyi idam eden, 650 bin kişiyi gözlatına alıp işkenceden geçiren, sendikaları kapatan, grevleri yasaklayan darbeci Evren ve Şahinkaya sanık sandalyesine oturmamak için her yolu deniyor.

İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

SUÇ DUYURUSUNDA BULUNAN:

1-) İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi
2-) Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe girişimi

SUÇLANANLAR:
1- İdris Naim Şahin (İçişleri Bakanı)
2-) 26.02.2012 Tarihinde Düzenlenen Hocalı Mitingi Tertip Komitesi

Hocalı düpedüz bir katliamdır. 26 Şubat 1992’de Rus ordusu destekli Ermeni birlikleri Hocalı’da 83’ü çocuk, 106’sı kadın olmak üzere 613 sivili vahşice katledip bölgedeki Azerileri kitlesel bir göçe zorladılar. Hedef Karabağ’da etnik temizlikti. Böyle bir katliam dünyanın neresinde ve hangi halka karşı yapılmış olursa olsun tereddütsüz lanetlenmelidir. Cezayir’de, Ruanda’da, ABD’de, Halepçe’de, Dersim’de, 2. Dünya Savaşı sırasında Almanya ve tüm Avrupa’da, 1915’te tüm Anadolu’da da çeşitli halklar, egemen devletler tarafından benzer bir zihniyetle katledildiler.

Hrant Dink davasında mahkeme, ortadaki o kadar kanıta rağmen, sadece tetiği çeken katili ve onu azmettiren son halkayı cezalandırdığında dedik ki:

“Mahkemenin bu kararı devlet adına işlenen cinayetlerde devletin hiçbir unsuruna dokundurtmayacağının bir kez daha kanıtlanması anlamına gelir. Onlarca kez ihbarı yapılmış, polisten valiliğe, jandarmadan muhbirlerine, istihbarat birimlerinden Pelitli halkına kadar herkesin aylar öncesinden bildiği; çok sayıda devlet görevlisinin bağlantısı kanıtlanan bir cinayet davasında mahkeme, devlet görevlileri arasında sayılabilecek bir jandarma muhbirini bile adalet isteyenlere teslim etmedi.

Suriye’de Esad rejimi kan dökmeye devam ediyor. Muhalifleri tanklarla ezen, Humus’u hayalet şehire çeviren, baskıcı rejimini korumak için kendi halkına karşı savaş açan Esad diktatörlüğüne karşı Suriye halklarının demokrasi ve özgürlük mücadelesini desteklememiz gerekiyor.

Biz savaş karşıtları, Suriye’de diktatörlüğe karşı ayaklanan halkların yanındayız. Esad diktatörlüğünün bir an önce halkının önünden çekilmesini, silahları susturmasını ve yönetimi halka teslim etmesini istiyoruz.

Yeni yıla girerken, çocuk bedenlerinin F-16 tarafından bombalandığını, paramparça edildiğini öğrendik. Uludere’de 35 insan, savaş uçakları tarafından bombalandı. Yaşamlarının baharında apaçık bir devlet şiddetiyle öldürüldü. 2011′in son günlerinde, savaşın, militarizmin, şiddetin ne anlama geldiğini bir kez daha gördük. Uludere’de gerçekleşen devlet eliyle işlenmiş bir katliamdır! Ne hükümetin uzun süren sessizliğinin ardından yaptığı nobran açıklamalar, bakanların iddia ettiği “Operasyon kazasıdır” beyanları ne de  Genelkurmay’ın yapay açıklaması, bu gerçeği gizleyebilir.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, insansız savaş uçakları, Predatörlerin Türkiye’ye geldiğini müjdelediğinde, bizler, “Görmüyor musunuz, Predatörlerinizden kan damlıyor!” demiştik. ABD’nin Irak işgalinde kullandığı ve yüzbinlerce masum Iraklının ölümünde kullanılan Predatörler, Kürt sorununun adil, demokratik ve barışçıl çözümünde hiçbir işleve sahip olamazdı. Olmadı da. Genelkurmay, Predatörlerin sınıra doğru bir hareketlilik gözlediğini ve bombardımana bu bilginin yol açtığını söylüyor.

Türkiye’nin üyeliğinin 60.yılında artık yeter!
NATO üyeliğinden çıkılsın!
Savaş mekanizması NATO dağıtılsın!

18 Şubat 2012 Türkiye’nin NATO’ya üye olmasının 60. yılı. Sevinmeli ve kutlamalı mıyız bu üyeliği? Elbette hayır, çünkü NATO, 60 yıl sonra bugün ne Türkiye’yi ve ne de dünyayı daha güvenli bir yer yapmamıştır.

4 Nisan 1949′da kurulan NATO, bir saldırganlık organizasyonu olarak, o günden bugüne, tırmandırılarak sürdürülen askeri güce dayalı bir sistemin ve askerileşmenin (militarizm) simgesi bir kuruluştur.

ABD savunma bakanı Leon Panetta, yeni ortaya çıkan bir rapora dayanarak İsrail’in önümüzdeki baharda İran’a saldıracağını iddia etti.

Washington Post gazetesi’nde yer alan haberde İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak'ın İran'a askeri müdahale olasılığı nedeniyle İsrail ve ABD'nin mayıs ayında planladığı füze tatbikatını ertelediği ve bu nedenle ABD'den özür dilediği belirtildi.

İsrail, yıllardır nükleer silahların ‘diğer’ ülkelerin eline geçmesinden tedirginlik duyan ve bu konuda cephe oluşturan muasır medeniyet seviyesindeki ülkelerin İran’a saldırırken yanında yer alması için uğraşırken; İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney uluslararası tüm baskılara rağmen İran'ın nükleer programından taviz vermeyeceklerini dile getirdi.

Nükleer enerji atomun parçalanmasıyla oluşur. Küçük atomlar kararlı yapıda oldukları için parçalanmaları zordur, bu yüzden nükleer enerji üretmek için ağır atomlar (uranyum gibi) kullanılır. Ağır atomlar radyoaktiftirler ve sürekli yüksek miktarda radyasyon yayarlar.

Parçalanan her ağır atom dışarıya yüksek miktarda enerji vererek diğer atomların da parçalanmalarına neden olur. Bu reaksiyon kontrol altına alınmazsa atomlar zincirleme olarak parçalanırlar ve çok yüksek miktarda enerji kontrolsüz bir şekilde açığa çıkar, ki atom bombaları da böyle çalışır.

Geçtiğimiz yıl, 11 Mart’ta Japonya’daki deprem ve tsunaminin etkisi ile Fukuşima Daiichi nükleer santralinin dört reaktöründen üçünde çekirdek erimesi meydana geldi. Bu da Çernobil kadar büyük bir nükleer kaza anlamına geliyordu.

Daha önce olan bütün nükleer kazalarda olduğu gibi yetkililer nükleer santrallerin ne kadar güvenli olduğunu kanıtlamak için açıklamalarda bulundular: “Çernobil’de büyük bir felaketin yaşanmasının nedeni, koruma kabının olmamasıydı, Three Mile Adasındaki kazada hiçbir radyoaktif madde açığa çıkmamıştı, Fransa’da nükleer atıkların yeniden işlendiği tesiste meydana gelen patlama ‘nükleer değil, endüstriyel kaza’ idi ve zaten tüp gaz patlaması olsa bile nükleer kazalara göre daha çok insan ölecekti.”